denizaltı

su altında hareket edebilen
deniz aracı. Denizaltılar, I. Dünya Savaşı
sırasında Almanya’nın bu aracı deniz ticaretini
engelemek amacıyla kullanmasıyla,
deniz savaşlarının başlıca unsurlarından biri
durumuna geldi. II. Dünya Savaşfnda da
denizaltılar, özellikle Atlas Okyanusu ve
Büyük Okyanustaki savaşlar sırasında bu
özelliklerini korudular. 20. yüzyılın son
çeyreğinde geliştirilen, su altında aylarca
kalabilen ve deniz yüzeyine çıkmadan orta
menzilli nükleer füzeler atabilen, nükleer
reaktörlü denizaltılar, en güçlü stratejik
deniz savaş araçları olarak kabul edilmektedir.
Deniz altında seyredebilecek bir tekne
tasarımını ilk olarak 1578’de İngiliz matematikçi
William Bourne geliştirdi. Bourne’ün
tasarladığı araç, her yanı deriyle kaplı ve
kürekle hareket edebilen bir kayık biçimindeydi.
Onun bu tasarımı hiçbir zaman
gerçekleşmedi, ama 1620’lerde Felemenkli
mucit Cornelis Drebbel, suya dalıp çıkabilen
bir tekne geliştirdi ve aracıyla Thames
Irmağında birkaç başarılı deneme yaptıSavaşta kullanılan ilk denizaltı olan “Turtle”!^*)
tasarımını, Saybrook’lu David
Bushnell geliştirdi. Amerikan Bağımsızlık
Savaşı sırasında kullanıma sokulan “Turtle”,
Eylül 1776’da Amerikan koloni kuvvetleri
tarafından, New York limanında demirli
İngiliz sancak gemisi “Eagle ”a karşı
kullanıldıysa da başarılı olamadı. İlk defa
bir denizaltının başka bir savaş gemisinibatırışı, Amerikan Iç Savaşı sırasında gerçekleşti.
17 Şubat 1864’te Güney Birliği
denizaltısı “Hunley”(*) Güney Carolina’daki
Charleston limanında demirli “Hausatonic”
korvetini havaya uçurdu.
Kullanışlı bir itme sistemine sahip ilk
denizaltıyı, İrlanda asıllı ABD’li mucit John
P. Holland geliştirdi. 1900’de ABD Deniz
Kuvvetleri’nce satın alman “Holland”(*)
adındaki bu gemi, su üstünde içten yanmalı
bir motor, su altında ise elektrik motorlarının
yardımıyla seyrediyordu. New Yorklu
gemi tasarımcısı Simon Lake’in yaptığı 12 m
boyundaki “Argonaut”(*) adlı denizaltı,
1898’de Virginia’daki Norfolk’tan New
York’a kadar 300 millik bir yolculuk yaptı.
On yıl sonra benzinli motorlardan daha
güvenli olan dizel motorlarının geliştirilmesiyle
uzun erimli seferlerin yapılması olanaklı
duruma geldi. Su altında hareket için
ise elektrik motorları hâlâ gerekliydi.
I. Dünya Savaşı sırasında denizaltılar,
tümüyle birer savaş aracı durumuna dönüştüler.
En büyük denizaltı filosuna sahip
olan Almanya, “U-boot”larıyla 10 milyon
tonun üstünde Müttefik ve tarafsız ülke
gemisini batırdı. 1939’da II. Dünya Savaşı’
nin başlamasıyla birlikte, denizaltılar daha
da etkili savaş araçları durumuna geldi. Bu
savaş sırasında Almanlar, dönemin en gelişkin
dizel ve elektrik motorlarıyla donatılmış,
75 m uzunluğunda ve 1.600 ton
ağırlığındaki “XXI Tipi” denizaltıyı geliştirdiler.
Bu denizaltı, su altında saatte 17,5
deniz mili (knot) hızla seyredebiliyor ve su
altında saatte 6 deniz miliyle iki gün, çok
yavaş bir hızla da dört gün süreyle yol
alabiliyordu. Ayrıca bu denizaltılar, su yüzeyineçıkmadan hava bataryalarını doldurabilecekleri
şnorkel (schnorchel) aygıtlarıyla
donatılmıştı. Şnorkel sayesinde denizaltı
periskop derinliğinde kalıyor ve böylece
düşman radarları tarafından belirlenme tehlikesinden
uzak kalıyordu. 1933’te HollandalI
Yüzbaşı Jan J. Wichers tarafından
geliştirilen şnorkel donanımı, karadan ya da
su üstündeki öteki araçlardan uzatılan havalandırma
borusu ile pompa aygıtlarından
oluşuyordu. Öte yandan iki dünya savaşı
arasında denizaltılara karşı birçok silah ve
aygıt geliştirilmişti. Bunların en önemlileri
denizaltı mayınları, radarlar, torpil ağları ve
gürültü yapıcılardı. Gemilerin arkasına bağlanarak
çekilen gürültü yapıcılar sesle yönlendirilen
torpilleri gemiden uzaklaştırıyorduII. Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizler,
Almanların denizaltı teknolojisindeki ilerlemelerini
uygulayarak, peroksit türbiniyle
çalışan “Explorer” ve “Excalibur” adlı deney
denizaltılarını yaptılar. Ama hidrojen
peroksitin özelliklerinin yetersizliği ve
ABD’nin nükleer enerjiyi itme sistemlerine
uygulama alanında elde ettiği başarılar nedeniyle
bu tür denizaltıların yapımından
kısa bir süre sonra vazgeçildi.
Nükleer reaktörlü denizaltıları geliştirme
çabalan ilk kez 1939 baharında Washington’daki
ABD Deniz Kuvvetleri Araştırma
Laboratuvan’nda başlatıldı. Araştırmacılar,
nükleer güçle çalışan motorların, yakıt olarak
oksijene gereksinim duymamasının,
denizaltılar için büyük öneme sahip olduğuna
inanıyorlardı. Sonunda nükleer güçle
çalışan motorların ilk örneği geliştirildi ve
“Nautilus”a(*) yerleştirildi. 98 m uzunluğunda,
3.530 ton ağırlığında olan, ön tarafında
6 torpil kovanı bulunan ve bu özellikleriyle
geleneksel denizaltılara benzeyen “Nautilus”,
17 Ocak 1955’te suya indirildi. Su
altında ve üstünde saatte 20 deniz mili hız
yapabilen ve bu hızda hemen hemen sınırsız
uzaklıklara gidebilen bu denizaltı, çağdaşı
olan dizel-elektrik motorlu denizaltılardan
oldukça üstündü. ABD’de “Nautilus”a ek
olarak, hem güdümlü füze rampası hem de
radar üssü görevi yapan yedi nükleer denizaltı
daha yapıldı. 1957’de “Nautilus”a takılan
ilk nükleer çekirdek, denizaltının
100.681 km; 1959’da takılan ikinci çekirdek
146.968 km; 1964’te takılan üçüncü çekirdek
yaklaşık 240.000 km kesintisiz seyrini
olanaklı kılmıştı. Günümüzde bu nükleer
çekirdekler ABD nükleer denizaltılarma
yaklaşık 640.000 km’lik erim sağlamaktadır.
Geleneksel denizaltılardaki ilk silahlar,
özitmeli torpillerdi. Modern denizaltılarda
ise 53 cm çapında, 6,4 m uzunluğunda torpilateşleme kovanları bulunur. Bu kovanlar
elektrikle ya da mekanik olarak elle ateşlenir.
Günümüzde en gelişkin torpiller denizaltılara
karşı kullanılanlardır. Bu torpiller,
içlerine yerleştirilen sonarların yardımıyla
hedeflerini akustik olarak bulmakta ve
elektronik kumandayla güdümlenerek hedefe
ulaşmaktadır. Denizaltıdan denizaltıya
atılan bir başka torpil de subroc’tur(*)
(denizaltı roketi). Savaştan sonra ABD ve
SSCB deniz kuvvetleri, jet ya da roket
itmeli güdümlü saldırı füzeleri geliştirdiler.
Bu füzeler denizaltının üst bölümünde yer
alan su geçirmez bir bölmede taşınmakta ve
ateşlendikten sonra su üstüne çıkmaktadır.
Bunlar değişik yörüngelerde uçarlar ve
temel olarak deniz yüzeyindeki düşman
gencilerini hedeflerler. 1950’lerin sonlarına
doğru, SSCB Deniz Kuvvetleri’nin geleneksel
denizaltıları kısa erimli balistik füzelerle
donatıldı. Bu sırada ABD Deniz Kuvvetleri,
“George Washington” denizaltısına stratejik
füze yerleştirdi. Bu denizaltı, nükleer
başlıklı ve 2.220 km erimli 16 tane “Polaris
A -l” füzesi taşıyordu. Nükleer füzelerle
donatılmış denizaltılar deniz altı savaşı anlayışında
önemli değişikliklere yol açtı. Artık
denizaltıların görevi, düşman gemilerini
batırmaktan çok, düşman sınırlarının çok
gerisindeki kara hedeflerine nükleer füzeler
atmaktı. Uzun süre su altında kalabilen ve
yüzeye çıkmadan füze atabilen denizaltılar,
artık yerleri belirlenemeyen hareketli füze
rampaları durumuna gelmiştir.
Yapım özellikleri. Denizaltıların gövde
bölümü,mürettebatı, makineleri ve donanımı
suyun basıncından koruyabilmek için
yüksek basınçlara dayanıklı sert çelikten
yapılır. Bu bölüm çoğunlukla çift duvarlıdırve duvarların arasına safra suyu ve yakıt
tankları yerleştirilir. Çift duvarlı gövde
denizaltıyı, denizaltısavarlardan atılan mermilerinteknenin çok yakınında patlaması
sonucunda oluşan basınçtan da korur. Gövdenin
üstünde, tekne boyunca uzanan ve
denizaltı su üstüne çıktığında iskele olarak
kullanılan güverte bölümü bulunur. Ama
son yıllarda geliştirilen, son derece hızlı
modern dizel-elektrik motorlu ve nükleer
denizaltılarda, tekneye su altında daha hızlı
bir seyir olanağı sağlayacak bir profil kazandırmak
amacıyla bu bölüm artık bulunmamaktadır.
Nükleer denizaltılarda çift duvarlı
gövde yapısı da kaldınlmıştır; çünkü bu
denizaltılarda yalnızca yardımcı motorlar
için gerekli olan dizel yakıtı miktarı çok
azdır, bu nedenle de yakıt tankları ile safra
suyu bölmeleri teknenin içine yerleştirilmiştir.
Denizaltının gövde bölümünün üzerinde
kumanda kulesi ya da seyir dairesi bulunur.
Eski denizaltılarda bu su geçirmez kumanda
kulesi, çarpışma sırasında komuta merkezi
olarak görev yapardı. II. Dünya Savaşı’ndan
sonra geliştirilen denizaltılarda ise
kumanda kulesinin yerini, aerodinamik profilli
ve içinde ayrıca su geçirmez bir bölmesi
bulunmayan seyir dairesi aldı. Periskop,
radar ve telsiz antenleri ve şnorkel borusu
donanımlarının yer aldığı kumanda ve seyir
bölümleri, denizaltı yüzeye çıktığında gözetleme
yeri ve seyir subayları için köprü
olarak kullanılır.
Denizaltı suya dalarken, önce safra suyu
tanklarını doldurarak, suyun itme gücüne
eşit bir ağırlık kazanır ve ardından ileri
hareketlenerek kıç tarafındaki küçük dalış
dümenlerinin yardımıyla derinlere yönelir.
Çoğu denizaltıda, döner kanatlara benzeyen
bu dalış dümenlerinden, baş ve seyir
kulesi bölümlerinde de birer çift bulunur.
Denizaltı su üstüne çıkarken, gene ilerihareketlenerek dalış dümenlerini kullanır
ve bu arada safra tanklarındaki su basınçlı
havayla boşaltılır. Basınçlı hava, denizaltının
içinde oluşturulabileceği gibi önceden
tanklarda da depolanabilir. Denizaltı derinlere
indikçe artan basıncın, deniz suyu
sıcaklığı ya da tuzluluğunda görülen değişikliklerin
ve torpil atımından sonra teknenin
ağırlığında ortaya çıkan değişikliklerin etkisiyle,
teknenin hacminde beliren değişmeleri
karşılamaya yönelik olarak, safra suyu
tankları doldurulur. Böylece tekne üzerindeki
deniz suyunun kaldırma kuvveti ile
ağırlık dengelenir.
Modern denizaltılarda kumanda bölümü,
teknenin seyrini ve ayrıca silahların kullanımını
merkezî olarak denetler; tasarım sırasında
da bu görevleri en etkili biçimde
yürütebileceği bir yere yerleştirilir. Bu denizaltılarda,
düşmanın yerini belirlemek ve
ona saldırmak için artık periskoplardan
değil, sonarlardan yararlanılır. Öte yandan
bu araçlar, seyir için gerekli olan konum
bilgilerini, herhangi bir dış kaynağa gereksinim
duymadan ve yalnızca yerçekimi ile
Yer’in kendi çevresindeki dönüşüne ilişkin
verilerden yararlanarak, son derece gelişkin
aygıtlarla, duyarlı bir biçimde elde ederler.
Su altında bulunan iki denizaltının haberleşmesi
ise radyo dalgaları üretilmediğinden
oldukça zordur. Bu nedenle radyo
bağlantısı kurabilmeleri için, denizaltıların
antenlerini su üstüne çıkarmaları gerekir.
Modern denizaltıların içi oldukça konforludur;
çeşitli elektronik aygıtlarla sürekli
havalandırılır, nemliliği ve sıcaklığı, mürettebatına
ferahlık sağlayacak biçimde denetlenir.
Elektrikli gereçlerle donatılmış mutfakları,
yatak odaları, yemek ve sinema
salonları bulunur. Öteki gemilerde olduğu
gibi denizaltılarda da, erat ile subayların
kendilerine ait çalışma ve dinlenme bölmeleri
vardır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)