deniz feneri

e n e r k u l e s i olarak da bilinir,
kıyılara yakın bölgelerde seyreden deniz
taşıtlarına yardımcı olmak amacıyla,
kıyılarda ya da sığ sularda inşa edilenaydınlatma aygıtlarıyla donatılmış ve çoğunlukla
kule biçimindeki yapı. Deniz fenerleri,
gündüzleri yapının belirgin renginden,
geceleri ise ışığının renginden, parlamasından
ya da yanıp sönmesinden tanınabilir.
Bilinen ilk deniz feneri, yaklaşık 110 m
yüksekliğindeki İskenderiye Feneri’dir. İS ilk
birkaç yüzyılda Fenikeliler ve Romalılar da,
başta Karadeniz, Akdeniz ve İngiltere’nin
Atlas Okyanusu kıyıları olmak üzere birçok
bölgede deniz fenerleri yaptılar. Roma
İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra deniz
ticareti oldukça yavaşladığından, 12.
yüzyılda ticaretin yeniden canlanmasına
değin Avrupa kıyılarında hemen hemen hiç
deniz feneri yapılmadı. Bu dönemde, önce
Fransızlar ve İtalyanlar Akdeniz’de, ardından
da Hansa Birliği, İskandinavya ve
Almanya kıyılarında fener kuleleri inşa
ettiler. 16. yüzyılın sonunda Avrupa kıyılarında
en az 30 deniz feneri bulunuyordu.
Modern deniz fenerleri 18. yüzyılın başlarında
yapılmaya başladı. Başlangıçta bu
fenerler, ağaç kuleler halindeydi, ama bunlar
şiddetli fırtınalara ve büyük dalgalara
fazla dayanmıyordu. İnşaat malzemesi olarak
taş blokların kullanıldığı ilk deniz
feneri, 1759’da İngiltere’deki sarp Eddystone
kayalıklarında yapıldı. Bu yapının
tasarımını gerçekleştiren mühendis John
Smeaton, klasik eski hiperbol eğrili mimari
biçimi ilk kez bir deniz fenerine uygulamıştı.
Smeaton’ın bu yeniliğinin başarıya ulaşması
üzerine, açık denizlerde de birçok
deniz feneri yapıldı. 1820’ye gelindiğinde
dünyada 250’ye yakın deniz feneri vardı.
Deniz feneri yapımında, ana malzeme
olarak kullanılan ve duvar örme yöntemiyle
birbirine bağlanan taş blokları, 20. yüzyılda
yerini çelik ve betona bıraktı. Bugün ise
deniz fenerleri, alışılmış, sağlam görünüşlü
silindir benzeri yapılar yerine, radyo vericiistasyonlarının kulelerine benzeyen çelik
iskeletler biçiminde yapılmaktadır.
Açık denizlerde kullanılan başlıca üç çeşit
deniz feneri vardır. Birincisi, kısmen deniz
tabanına gömülen içi boş çelik silindirlerin
(keson) içine beton doldurularak yapılanlardır.
İkinci tür deniz fenerleri, dibine beton
bir ağırlık bağlanan ve böylece deniz tabanına
oturan, üst bölümü ise su düzeyinin
üstünde kalan kuleler biçimindedir. Üçüncüsü
ise, açık denizlerdeki petrol kuyularına
benzeyen ve deniz tabanına boru biçimindeki
çelik halatlarla tutturulan ve üzerinde ışık
kulesinin yer aldığı geniş bir platformdan
oluşur.
İskenderiye Feneri’nin yapımından 19.
yüzyıla değin, deniz fenerlerinde, odun
ateşi, mum ve yağ lambaları başlıca aydınlatıcı
malzeme olmuş, 16. yüzyılda bir ara
kömür kullanılmıştır. Fener yanarken çıkan
duman, ateşi rüzgâr ve sudan koruyan
camların yüzeyini çok çabuk karartırdı. 18.
yüzyılın sonlarında, balıkyağı, bitkisel ve
madensel yağlar kullanabilen ve bu alanda
bir devrim sayılan, dumansız yağ lambası
bulundu. Bu lambalar yalnızca temiz ve
daha güvenilir olmakla kalmıyor, metal
yansıtıcılar ve büyüteçlerin yardımıyla, ışığın
daha uzaklara ve daha şiddetli biçimde
gönderilebilmesini olanaklı kılıyordu. 19.
yüzyılda prizmatik büyüteçler ve yansıtıcılar
sayesinde, bir yağ lambasının zayıf ışığı,
modern bir otomobil farının gücüne ulaşabilecek
duruma geldi. Işığın yalnızca tek bir
noktada yoğunlaşması, lambanın dönmesini
gerekli kılıyordu ve böylece döner beykmlar
geliştirilerek hemen bütün deniz fenerlerine
yerleştirildi. 20. yüzyılın başlarındagazyağı ve asetilen lambaları geliştirildi.
Asetilen lambası, ucuz, kullanışlı ve dayanıklı
olması nedeniyle bugün de bazı deniz
fenerlerinde kullanılır. Fenerleri döndürmek için kullanılan ilk motorlar, büyük
saatlerinkine benzeyen bir yay (zemberek)
sistemiyle çalışıyordu. Daha sonraları asetilen
gazından, hem motorun çalıştırılmasında,
hem de lambanın yakıtı olarak yararlanıldı.
Öteki aydınlatıcılardan çok daha güçlü ve
kusursuz olan elektrik lambaları, 1920’lerde
deniz fenerlerinin başlıca aydınlatma aygıtı
durumuna geldi. Elektrik lambalarının içinde
en güçlüsü olan karbon elektrotlu ark
lambasıyla 500 milyon mum (kandela) gücünde
bir parlaklık oluşturulabilir. Mercekler
ve yansıtıcılardaki duyarlılık sayesinde
250 W’lik bir ampul, yüzbinlerce mum
gücüne yükseltilebilir. Yaygın olarak kullanılan
ksenon flaşı, fotoğrafçılıktaki yeniden
kullanılabilen flaşa benzer ve kısa patlamalarla
yaydığı güçlü ışık çok uzaktan görülebilir.
Deniz fenerinin ve ışığının görülemediği
kötü hava koşullarında sesli uyarılar yapmak
amacıyla, eskiden top ve çanlardan
yararlanılırdı. Günümüzde ise, sirenler ve
kornalar kullanılmaktadır. Ama sesin yayılabildiği
alanın hava durumuna bağlı olması
nedeniyle birçok deniz fenerinde, telsiz ve
gemicilerin kullandığı türden sinyalleri yayan
ya da bir geminin radarını güçlendirebilen
radar kuleleri bulunur.
Aydınlatma amacıyla kullanılan ilk fener
gemisi, 1732’de Thames Halicindeki Nore
Sand’de denize indirildi ve bunu başkaları
izledi.
Modern bir fener gemisi 37 m uzunluğunda,
7,6 m genişliğinde, çelik gövdeli bir
teknedir. Genellikle yedi kişilik mürettebatı
vardır ve fener görevi gören aydınlatma
aygıtları, sıkıştırılmış hava ya da elektriklisis sinyali aletleri, telsiz kulesi ve seyir
radarıyla donatılmıştır. Fener gemisinin yalpalaması
durumunda bile ışığın yatay doğrultuda
kalabilmesi için, ışık donanımı,
kardan halkaların yardımıyla bir dengeleme
platformu üzerine yerleştirilmiştir. Çok
güçlü aydınlatma gerektirmeyen yerlerde ve
uygun korunaklı sularda, asetilen ışığıyla ve
gazla çalışan birçok insansız fener gemisi
bulunmaktadır.
Fener şamandıralan ise, haliçlerdeki kanalların
ve limanların çevresine, gemi enkazlarına
ve seyir için tehlike oluşturan
bölgelere yerleştirilir. Genellikle 1,27
cm’lik çelik levhalardan, 1,5 m’den 3 m’ye
kadar değişen çaplarda yapılır ve ağırlıkları
910 kg ile 8.200 kg arasında değişir. Şamandıralar,
bir tek zincire bağlı, iki ya da üç
tonluk beton ya da demir döküm ağırlıklarla
deniz tabanına demirlenir. Günümüzde,
cam yününden yapılmış küçük şamandıralar
da kullanılmaktadır.
Radar, loran ve öteki seyir sistemleri, 20.
yüzyılın son dönemlerinde deniz fenerlerine
olan ihtiyacı önemli ölçüde azaltmış olmakla
birlikte, bu donanımlar tümüyle kullanılmaz
duruma gelmiştir. Bugün işletilen birçok
deniz feneri bütünüyle otomatikleştirilmiş
ve gezici teknisyenler ya da yerleşik
bakım ekiplerinin sayısı azaltılmıştır. Günümüzde,
elektrikli aygıtların kullanımının
artmasıyla modern sanayide kullanılan otomasyon
teknikleri fenerlere de uygulanmaya
başlamıştır.
Sis başladığında deniz fenerlerinin otomatik
olarak sinyal vermesini sağlayan bir dizi
aygıt geliştirilmiştir. Fener gemileri ve deniz
fenerleri için gerekli enerji, genellikle bir
dizel üreteçten sağlanır. Şamandıralarda ve
küçük ışıklı işaretlerde bunun yerine bataryalarkullanılır. Uzun süre bakım gerektirmeyen,
rüzgâr üreteçleri gibi başka enerjikaynakları da geliştirilmiştir. Bilgisayarla
donatılmış modem deniz fenerleri hava
durumunu belirleyerek gerektiğinde sis sirenlerini
ve öteki donanımı harekete geçirir
ve meteoroloji verilerini kıyıdaki birimlere
gönderir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)