Deneycilik

a m p ir iz m (Yunanca empeiria:
“deney”, “deneyim”, “duyu verisi”) olarak
da bilinir, bütün kavramların ve olgulara
ilişkin bütün bilgilerin deneyimden türediğini
ya da deneyime dayandığını, dolayısıyla
her önermenin ancak deneyimle doğrulanabileceğin!
savunan felsefe akımı. Deneycilik
ve Usçuluk(*), felsefe tarihindeki başlıca
karşıt akımlardan ikisini oluşturur. Günlük
dilde ve felsefi tartışmalarda deneyim terimi
genellikle duyu organlarının uyarılmasıyla
ilişkilendirilir; ama pek çok deneyci düşünür
deneyimin yalnızca duyumlarla sınırlı
olmadığını, ruhsal durumların (örn. acı ya
da korku duygusu) bilincine varmayı da
içerdiğini belirtir. Ahlaki, estetik ya da
dinsel yaşantıların deneyim sayılıp sayılmayacağı,
deneyci düşünürler arasında tartışma
konusudur. Türkçede ve başka dillerde
“denemek” (örn. Latince experiri) fiilinden
türetilen “deneyim” (Latince experientia) ve
“deney” (Latince experimentum) terimleri
zaman zaman eşanlamlı olarak kullanılır.
Deneyci düşünürlerin bir bölümü, a priori
bilgiyi(*) ya tümüyle yadsır ya da bu tür
bilginin, geçerliliğini yalnızca sözcüklerin
anlamından alan, içeriksiz analitik önermelerle^)
sınırlı olduğunu savunur. Önermeler,
deneyim konusu olabilen nesneler arasında,
gene deneyim konusu olabilecek
bağlantıları dile getirdiği ölçüde doğru ya da
yanlış olabilir. Bu yaklaşıma göre, mantığın
a priori geçerliliğini bilimsel bir içerikle
bütünleştirmeye çalışan bir metafizik geliştirmek
olanaksızdır. Yalnızca usa dayalı bir
bilgi ve araştırma yöntemi de geliştirilemez;
çünkü şeylerin yapısı salt usla ya da düşünmeyoluyla ortaya çıkarılamaz.
Deney dışında hiçbir kavram ve bilgi
kaynağı tanımayan mutlak Deneycilik çok
yaygın değildir. Birçok deneyci düşünür,
dolaysız deneyimden kaynaklanmayan bazı
kavramların ve kavramlar arası bağlantıların
bulunduğunu yadsımaz, ama bunların
dünyayla ilgili gerçek bir bilgi sağlamadığını
savunur. Ilımlı deneyciler ise, özellikle matematiksel
önermelerin a priori ve bilgiyi
genişletici özelliğini kabul eder, ama olgulara
ilişkin önermelerin ancak deneyimle
doğrulandığında sağlam ve güvenilir olabileceğini
savunur.
Deneycilik, tarih boyunca, bir yandan
bilgiyi tekelinde tutan otoritelere, deneyimle
sınanmamış inançlara, vahye ve aşkınlık
kavramına karşı çıkarken, bir yandan da
usun tek başına ürettiği bilgilerin ya sağlam
bir temelden yoksun olduğunu ya da dünya
ve gerçek nesneler üzerinde bir bilgi vermediğini
savunmuştur. Felsefe tarihinde Deneyciliğin
etkisine bağlanabilecek bellibaşlı
görüşler şunlardır: 1) Her deneyim, nesnesiyle
ya da öznenin içinde bulunduğu koşullarla
ilgilenmeksizin, yalıtılmış durumda tek
başına kavranabilir. Dolayısıyla her deneyim,
o deneyimin öznesi olan zihinle, deneyimi
tanımlayan düşüncelerle ya da deneyimin
yaşandığı somut koşullarla ilgilenmeksizin
betimlenebilir. 2) Deneyimi yaşayan
kişi, kendi etkinliğine hiç bağlı olmaksızın,
zihnine işlenen verilerin bir tür alıcısı durumundadır.
İnsan deneyime hiçbir şey katmazher şeyi deneyimden alır. 3) Bilimsel
yöntem dışında yöntem olamaz. Dünyanın
yapısını ortaya çıkarabilmek için, her türlü
bilginin deneyimle sınanmasını sağlayacak
bir deney yöntemi geliştirmek zorunludur.
4) Deneyimin, olgularla ilgili önermeleri
doğrulaması ölçüsünde, dünyaya ilişkin her
şey olgulara indirgenebilir. Dolayısıyla aşkın
bir dünyaya ilişkin önermeler her türlü
temelden yoksundur. Öte yandan, tümellerin
gerçekliğini yadsıyan, yalnızca tikelleri
gerçek sayan Adcılıkta da(*) Deneyciliğin
etkisi görülebilir.
Deneyciliğin nedensellik kavramı, bu akımın
bilgi kuramının kaçınılmaz sonucu sayılabilir.
Deneyciliğe göre dünya, aralarında
yalnızca rastlantısal bağ bulunan zorunlulukların
değil, düzenliliklerin bir arada tuttuğu,
aşkın bir nedenle ilişkisi olmayan
nesnelerin ve durumların oluşturduğu bir
kümedir. Bu yaklaşıma göre bilim, yalnızca
olgular arasındaki bağlantıları inceler ve
gözlemlenmiş düzenliliklere dayanarak kestirimlerde
bulunmayı amaçlar. Değer yargılarının
bilimde yeri yoktur, çünkü bu yargılar
araştırmacının öznel tercihlerini yansıtır.
Deneyci düşünürler felsefe etkinliğini genellikle
bilimsel bilginin incelenmesiyle sınırlandırırlar.
Batı’da Deneyciliğin ilk temsilcileri Eski
Yunanlı Sofistlerdi. Dünyayı bir bütün olarak
konu alan kurgusal genellemelere karşı
çıkan Sofistler insan ve toplum gibi görece
somut sorunlar üzerinde yoğunlaştılar, Platon’un
temsil ettiği usçu felsefe görüşlerine
karşı çıktılar. Daha sonra Aristotelesçi usçu
gelenek içinde Stoacılar ve Epikurosçular
kavramların oluşumuna açıkça deneyci bir
anlayışla yaklaştılar. Usun doğuşta boş bir
levha olduğu görüşünü ilk kez Stoacılar
ortaya attı. Daha belirgin deneyci ilkelerden
yola çıkan Epikurosçular ise kavramlarınönceki deneyimlerin zihinde bıraktığı
izlerden oluştuğunu savundular.
Ortaçağda Hıristiyan filozofların çoğu deneyci
geleneği izledi. 13. yüzyılda Aquino’
lu Tommaso, doğuştan gelen bazı kavramlar
olduğunu bütünüyle yadsıyor ve zihnin,
bütün kavramları duyu verilerinden soyutlama
yoluyla elde ettiğini savunuyordu. 14.
yüzyılda da Ockham’lı William sistemli bir
Deneycilik geliştirerek, duyu verilerine dayanmayan
ideaların dünyada hiçbir gerçek
karşılığı olamayacağını öne sürdü. Onu
izleyenlerin geliştirdiği köktenci Deneycilik,
doğadaki nedensellik ilişkisinin, us aracılığıyla
kavranabilir bir bağlantı olmadığı,
yalnızca gözleme dayalı düzenli bir ardışıklığı
dile getirdiği savını ortaya attı. 16.
yüzyılda Francis Bacon, a priori bilginin
varlığını yadsımamakla birlikte, edinmeye
değer tek bilgi türünün, doğaya ilişkin
deneyime dayalı bilgi olduğunu savundu.
Özellikle doğanın incelenmesi ve inançların
bilgilerden ayırt edilmesi için ilkeler geliştiren
Bacon’a göre, dünyanın doğru bir
resmini çıkarabilmek için doğaya ilişkin
gözlem verilerini sistematik, hatta mekanik
bir yöntemle derleyerek düzene sokmak
gerekiyordu.
Aydınlanmanın ilk filozoflarından John
Locke, Deneyciliğe en incelmiş ve en etkili
anlatımını kazandırdı. Zihnin boş bir levha
(tabula rasa) olduğunu öne süren Locke,
zihinde doğuştan gelen idea’lar (ideae innatae)
bulunduğu görüşüne uzlaşmaz biçimde
karşı çıktı. Onu izleyen George Berkeley,
tinsel töz dışında her şeyin ancak duyularca
algılandığı ölçüde var olduğunu öne sürecek
kadar Deneycilik ile İdealizmi bütünleştirdi.
Locke’un Deneyciliğini daha da geliştiren
David Hume, insanın dış dünyada
gerçekte hiçbir bağlantı algılamadığını, yalnızca
bazı izlenimlerin kopyaları olan idealar arasında alışkanlık yoluyla ilişki kurduğunu
savundu. Hurafelere ve mucize inancına
karşı çıkan Hume, deneyime dayalı
bilgiler ile boş inançları ayırt etmeyi sağlayabilecek
ölçütler de geliştirdi.
Hume’dan büyük ölçüde etkilenmekle birlikte,
usçu gelenekten eleştirel bir anlayışla
yola çıkan Immanuel Kant, Deneycilik ile
Usçuluk arasındaki karşıtlığa son vermeye
çalıştı. “Bütün bilgi deneyle başlar, ama
bütünüyle deneyden kaynaklanmaz” ilkesine
dayanan filozof, usun deney verilerini
düzenleyici bir işlevi olduğunu vurguladı,
bilgiye deney yoluyla katılan öğeler ile
bilme yetisinin kattığı öğeleri ayırt etmeye
çalıştı.
19. yüzyılda John Stuart Mill ve Herbert
Spencer gibi düşünürler İngiltere’de deneyci
geleneği sürdürdü. Mill’e göre, matematik
de içinde olmak üzere bütün bilgiler
deneyimden kaynaklanıyordu ve tümevarım
yoluyla elde edilmişti. Matematiğin görünüşteki
zorunluluğu, matematiği doğrulayan
deneyimlerin, başka hiçbir bilgi türünde
görülmeyen ölçüde istisnasız oluşuydu.
Evrimci düşünür Spencer ise daha çok
inançlar üzerinde durdu ve eski kuşakların
deneyimle kanıtlanmış inançlarının sonraki
kuşaklara aktarıldığını öne sürdü.
20. yüzyılda Viyana Çevresi’nin Mantıksal
Olguculuğu, Deneyciliğe yeni bir yaklaşım
kazandırdı. Bütün bilimlerin paylaşabileceği
ortak bir mantık dili geliştirmeyi amaçlayan
Viyana Çevresi, metafizik önermelere,
deneyimle doğrulanabilir olmayan genellemelere
kesinlikle karşı çıktı. Viyana Çevresi
önermelerin deney yoluyla doğrulanabilirliği
ilkesine ağırlık verirken, Kari Popper’ın
temsil ettiği başka bazı deneyci görüşler de
önermelerin yanlışlanabilirliğini bilginin temelölçütü olarak kabul etti. Günümüzde
bir yandan Ludwig Wittgenstein’dan Analitik
felsefe(*) akımının, öbür yandan da W.
V. Quine ve Noam Chomsky gibi düşünürlerin
öncülük ettiği dilbilimsel araştırmaların
yönelttiği eleştiriler karşısında Deneyciliğin
temel varsayımları yeniden irdelenmektedir.
Ayrıca bak. bilgi felsefesi, bilim
felsefesi.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)