Demokrat Parti

(ABD), İngilizce d e m o c
r a t ic p a r t y , ABD’nin iki büyük siyasal
partisinden biri. Amblemi eşektir.
Demokrat Parti’nin kökeni, 1792’de iktidardaki
Federalist Parti’ye(*) karşı Cumhuriyetçi
Parti adıyla ABD’nin ilk muhalefet
partisini örgütleyen Jefferson’cı Cumhuriyetçilere
kadar uzanır. 1801-25 arasında
iktidarı elinde tutan ve 1820’lerde bölünen
Cumhuriyetçi Parti’nin Demokratik Cumhuriyetçi
Parti’yi(*) oluşturan kanadı, Andrew
Jackson’m başkanlığı (1829-37) sırasında
Demokrat Parti adını almıştır.
1790’larm başlarında Federalist Parti’nin
aristokratik eğilimlerine ve güçlü merkezî
hükümet anlayışına karşı çıkanlar, Washington’ın
başkan yardımcılarından Thomas
Jefferson’ın halk iktidarı ilkesi çevresinde
toplanmaya başladılar. Çoğunluğunu eski
Antifederalistlerin(*) oluşturduğu bu grupta
yer alanlar, yeni Federal Anayasa’nın
kabulüne (1787) karşı çıkmış ve eyalet
haklarını savunmuştu. İlk üç Cumhuriyetçi
başkan Thomas Jefferson (1801-09), James
Madison (1809-17) ve James Monroe’nun
(1817-25) her anlamıyla aristokrat kökenli
oluşu, Cumhuriyetçi Parti’nin demokrat
çizgisine aykırı gözüküyordu. Ama her üçü
de aynı liberal felsefeyi paylaşıyordu. Bununla
birlikte üç başkanın görevde bulunduğu
1801-25 arasında, Jefferson’cı Cumhuriyetçiler
eleştirdikleri Federalist kurum ve
uygulamaların pek azını değiştirebildiler.
Dış ilişkilerin doğurduğu gereksinimler karşısında
çoğu zaman Federalistleri anımsatan
milliyetçi politikalar izlediler.
1808’i izleyen 20 yıl boyunca Jefferson’cı
Cumhuriyetçiler, birleşmiş bir siyasal partidençok, kişisel ve bölgesel çıkarlan temsil
eden çeşitli hiziplerin gevşek bir koalisyonu
olarak varlığını sürdürdü ve 1820’lerde iki
ana hizbe bölündü. Ulusal Cumhuriyetçiler
adını alan hizbin önderliğini ABD’nin altıncı
başkanı (1825-29) John Quincy Adams ve
Henry Clay gibi yayılmacıların yanı sıra
Daniel Webster gibi bazı eski Federalistler
üstlendi. Sonraki 10 yılda bu hizip Whig
Partisi’nin(*) çekirdeğini oluşturdu.
1850’lerde bazı eski Demokratlarla ve
Özgür Toprak Partisi üyeleriyle birleşen bir
grup eski Whig üyesi bugünkü Cumhuriyetçi
Parti’yi(*) kurdu.
Jefferson’cı Cumhuriyetçiler arasında
Martin Van Buren’in örgütlediği muhalefet
ise Demokratik Cumhuriyetçi adını benimsedi.
Yerel ve beşeri sorunlarla, eyalet
haklarıyla, çiftçilerin çıkarlarıyla, demokratik
yöntemlerle ilgilenen çeşitli unsurların
bir araya geldiği bu hizip, Andrew Jackson’m
başkanlığı sırasında (1829-37) dönemin
eşitlikçi anlayışına uygun olarak Demokrat
Parti adını aldı.
Jackson döneminde Demokrat Parti içinde
Jefferson’cı ilkelerden en ufak bir sapmaya
izin vermeyen radikal bir kanat ortaya çıktı.
1835’te New York kentinde örgütlenen ve
hiçbir zaman ulusal bir örgüte dönüşemeyen
Locofoco Partisi büyük ölçüde işçilerden
ve reform yanlılarından oluşuyordu1840’tan sonra yalnızca New York’ta etkin
olan Locofocolar 1840’ların sonuna gelindiğinde,
daha sonra köleliğin yaygınlaştırılmasına
ilişkin görüş ayrılıkları yüzünden
Demokrat Parti’den ayrılan Barnburner
Demokratları ile birleştiler.
Jackson’m başkanlıktan ayrıldığı 1837 ile
1860 arasında, 1840 ve 1848 dışında bütün
başkanlık seçimlerini Demokrat Parti adaylan
(1837’de Martin Van Buren, 1844’te
James M. Polk, 1852’de Franklin Pierce ve
1856’da James Buchanan) kazandı. Ama,
1840’lar ve 1850’lerde Demokrat Parti içinde
kölelik sorununa ilişkin görüş aynlıkları
derinleşmişti. Jefferson Davis’in önderliğindeki
Güneyli Demokratlar köleliğin bütün
ABD’de yaygınlaşarak sürmesinden yana
çıkarken, Stephen A. Douglas’ın önderliğindeki
Kuzeyli Demokratlar halk egemenliği
ilkesini savunuyor, köleliğin sürmesi
konusunda her eyalet için o eyalet halkının
karar vermesinde ısrar ediyorlardı.
1860’taki Demokrat Parti kongresinde Kuzeyli
Demokratlar Douglas’ı, Güneyli Demokratlar
da John C. Breckinridge’i başkan
adayı gösterdiler. Parti içindeki görüş ayrılıkları
ve kölelik konusundaki bu bölünme
Demokrat Parti’yi zayıflatırken, yeni kurulmuş
olan Cumhuriyetçi Parti’nin 1860’ta ilk
ulusal zaferini kazanmasında da önemli rol
oynadı. O yıl Cumhuriyetçi Abraham Lincoln
başkan seçildi.
Lincoln’ın başkan seçilmesiyle, Güney’de
Birlik’ten (Kuzey) ayrılma yolunda girişimlerbaşladı. Aralık 1860’ta Güney Carolina
Birlik’ten ayrıldı, onu başka Güney eyaletleri
izledi. Konfederasyon (Güney) askerlerinin
12 Nisan 1861’de Birlik gemilerine
ateş açmasıyla Amerikan İç Savaşı(*) başladı.
1860 sonrasında iç savaşa ilişkin görüş
ayrılıklan Demokrat Parti’yi uzun sürecek
bir başarısızlık dönemine soktu. Savaşçı
Demokrat olarak bilinen ve İç Savaş’ın
sürmesinden yana olan Kuzeyli Demokratlar,
Güney’in aynlmasından sonra da Birlik’e
sadık kaldılar. Demokratlar arasında,
Birlik yanlılannca Bakırkafalar olarak adlandırılan
Banşçı Demokratlar ise İç Savaş’
m daha fazla sürdürülmesine karşı çıkıyor
ve Konfederasyon’a ödün verilerek bu eyaletlerin
Birlik’e yeniden katılmasının sağlanmasını
savunuyorlardı. Ama Barışçı Demokratların
parti tabanında büyük ölçüde
benimsenen uzlaşma çağrısı partinin
1864’teki başkan adayı George B. McCellan’ca
benimsenmedi. Parti içinde Barışçı
Demokratların sayıca çok olması ve görüşlerini
inançla savunmaları, Demokrat Parti’nin
uzun yıllar Bakırkafalar ile özdeşleşmesine
yol açtı.
Lincoln’ın ekonomi politikasına ve yurttaşlık
haklarını askıya almasına karşı çıkan
Savaşçı Demokratlar, İç Savaş sırasında
savaşı desteklemekle birlikte, İç Savaş sonrasında
partilerinden ayrılan bazı Cumhuriyetçilerle
birlikte Birlik Partisi’nde bir araya
geldiler. Birlik Partisi, başkanlığa yeniden
Lincoln’ı, başkan yardımcılığına da
Savaşçı Demokrat Andrew Johnson’ı aday
gösterdi.
1860-76 arasındaki başkanlık seçimleri
Cumhuriyetçilerin tartışmasız zaferiyle sonuçlandı.
1876’daki erken başkanlık seçimiise Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler
arasında başa baş bir mücadele dönemini
başlattı. Gene de 1912’ye değin, Grover
Cleveland’ın iki başkanlık dönemi (1885-89,
1893-97) dışında Demokratlar Beyaz Saray’a
giremediler.
İç Savaş sonrasında Cumhuriyetçi Parti’yi
İç Savaş ve Yeniden İnşa Dönemi’yle(1865-77) özdeşleştiren beyaz Güneyliler
20. yüzyılın ortalarına değin Demokrat
Parti’yi desteklediler. Neredeyse bir yüzyıl
süren bu bağlılığın nedeni Demokrat Parti’
nin İç Savaş sonrasında izlediği temelde
tutucu ve çiftçi yanlısı politikaydı. Büyük
sermayeye karşı olan Demokrat Parti o
yıllarda korumacı gümrük tarifelerine karşı
çıkıyor ve ucuz para politikası izlenmesini
öngörüyordu. 1896’da parti, o yıl seçimi
yitiren başkan adayı William Jennings
Bryan’ın serbest gümüş yanlısı popülist
programına ilişkin görüş ayrılıkları yüzünden
bölündü. Demokrat Partililerin çoğunun
Bryan’ın ekonomik radikalizmini desteklemesi
ise 1896 sonrasında Demokratların
azınlık partisi durumuna düşmesine yol
açtı.
ABD ekonomisinin giderek daha çok sanayileşmesi
ve şirketleşmesi sonucunda devlet
müdahalesine duyulan gereksinim 20.
yüzyılda Demokrat Parti’nin farklı bir kimlikle
yeniden canlanmasına yol açtı. 1912’de
Cumhuriyetçi oyların William Howard Taft
ile İlerici Parti adayı Theodore Roosevelt
arasında bölünmesinin de etkisiyle, Demokrat
Woodrow Wilson başkanlık seçimini
kazandı.
Yeni Özgürlük sloganıyla yola çıkan Wilson,
başka reformların yanı sıra, maliye ve
sanayi alanlarında federal denetimi artıran
yasaların çıkmasını sağladı. Wilson 1916’da
yeniden başkan seçildi. Ama 1920’lerin
bolluk günlerinde Wilson’in idealizmi,
Cumhuriyetçilerin açıkça büyük sermaye
yanlısı tutumundan daha az çekici geldi.
Demokratlar 1920, 1924 ve 1928 başkanlık
seçimlerini yitirdiler.
Hem Büyük Bunalım(*), hem de bunalımın
yarattığı sorunları çözmek için Cumhuriyetçilerin
hiçbir önlem alamaması ya da
almaması Demokrat Parti’ye yeniden uzun
süreli iktidarın yolunu açtı. 1932’de Franklin
D. Roosevelt başkan seçildi. Roosevelt’
in Yeni Düzen (New Deal) politikaları ve
siyasal becerisi, küçük çiftçileri, Kuzeyli
kentlileri, örgütlü işçileri, Siyahları ve öteki
azınlıkları, liberalleri, aydınlan ve reformcuları
bir araya getirdi. Bu seçmen koalisyonu,
Demokrat Parti’nin 1952’ye değin
başkanlığı elinde tutmasını, yeniden çoğunluk
partisi durumuna gelmesini ve 20.
yüzyılın geri kalan bölümünde Temsilciler
Meclisi ve Senato’nun en az birinde, genellikle
de ikisinde birden çoğunlukta olmasını
sağladı.
1936, 1940 ve 1944 başkanlık seçimlerini
kazanarak art arda dört kez ABD başkanı
seçilen Roosevelt’in 1945’te ölmesi üzerine
başkan yardımcısı Harry S. Truman başkan
oldu. Truman, parti içinde Strom Thurmond’un
önderliğindeki ırkçı Güneyli Demokratlar
ile Henry Wallace’m çevresinde
toplanan birçok liberalin kendisini desteklememesine
karşın, küçük bir farkla da olsa
1948 başkanlık seçimini kazandı.
Demokratlar 1952 ve 1956 başkanlık seçimlerini
yitirdiler; 1960’ta ise Demokrat
John F. Kennedy ABD başkanı seçildi.
Kennedy ve Kennedy’nin 1962’de öldürülmesinden
sonra başkanlığı üstlenen başkan
yardımcısı Lyndon B. Johnson’ın önderliğinde
medeni haklardan yana ve ırk ayrımcılığına
karşı yasalann çıkmasını sağlayan
parti, Güneyli seçmenlerin geleneksel desteğini
yitirdi. Bununla birlikte 1964’te Johnson
büyük oy farkıyla başkan seçildi. Johnson’ın
liberal Büyük Toplum projesi halktan
büyük destek gördü. Ama ABD’ninVietnam Savaşı’na katılmasına karşı gelişen
şiddetli muhalefet, Johnson’m ardındaki budesteği büyük ölçüde eritti. Bölünen Demokratlar
1968 başkanlık seçimini kaybettiler.
Demokratlann çekişmeli geçen 1968 kongresi,
daha sonra partinin 1972’deki başkan
adayı olan George S. McGovern’ın önderliğinde
parti içi kurallar ve seçim yöntemlerinde
bir reforma gidilmesine yol açtı.
McGovern 1972’de büyük farkla seçimi
yitirdi. 1976’da başkan seçilen Demokrat
Jimmy Carter 1980’de yeniden adaylığını
koyduysa da Cumhuriyetçi Parti’nin tutucu
kanadını temsil eden Ronald W. Reagan
karşısında seçimi kaybetti. 1980 seçimlerinde
Demokratların Senato’daki üstünlüğü de
sona erdi.
Demokrat Parti 1984 seçimlerine, başkan
adayı olarak Walter F. Mondale, başkan
yardımcısı adayı olarak da ABD tarihinde
büyük bir partinin böyle bir göreve aday
gösterdiği ilk kadın olan Geraldine A.
Ferraro ile katıldı. Ama 1984 seçimlerini
Reagan büyük bir farkla kazandı.
1980’lere gelindiğinde, Demokratlarca
1960’lar ve 1970’lerde savunulan liberal
reformların çoğu yasalaşmış, bir bölümü de
seçmenler için önemini yitirmişti.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)