demografi

(Yunanca demos: “halk” ve
graphein: “yazmak”), n ü f u s b İl îm olarak da
bilinir, nüfusun yapısını ve dinamik özelliklerini
inceleyen bilim dalı. Nüfusun coğrafyası
olarak da tanımlanan demografi, yaş,
cinsiyet, evlilik durumu vb’ye göre nüfus
dağılımını ve doğum, ölüm, göç hareketi
gibi değişmeleri yansıtır.
En temel düzeyde, nüfuslann nicel olarak
incelenmesidir. Başlıca ilgi alanı, insan
topluluklarının geçmişte, bugün ve tasarlanmış
bir gelecekteki sayısal artış ya da
azalışlar çerçevesinde istatistik açıdan incelenmesidir.
Bu da, verili bir nüfusu belirleyen
temel etkenleri oluşturan doğum, ölüm
ve göç hareketleri gibi değişkenlerin çözümlenmesiyle
gerçekleştirilir, ikinci bir inceleme
alanı da tanımlayıcı birtakım temel
niteliklere göre nüfusların bileşimidir. Bu
niteliklerin birçoğu başka inceleme alanlarının
da kapsamına girer. Demografinin bir
başka ilgi alanı ise verili bir toplumdaki
nüfus değişkenleri, tanımlayıcı nitelikler,
hatta tarımsal üretkenlik ya da işsizlik
düzeyleri gibi makro-çevresel değişkenler
arasındaki karşılıklı ilişkilerdir.
Demografinin, sözü edilen geniş kavramlar
çerçevesinde ele alınması biçimindeki
yaklaşım ağır basmakla birlikte, uzlaştıncı
bir bakış açısıyla bu kavramlar arasında
belirgin bir sınır çizilebilir. Demografinin
kuramsal özü, kesin biçimde tanımlanmış
nüfus değişkenleri arasındaki matematiksel
ilişkilerin incelenmesidir. Uygulama alanında
ise demografi, nüfusun oluşum ve değişim
süreçleriyle bunları sürekli etkileyen
çevre arasındaki ilişkileri çözümlemeyi
amaçlayan öteki bilgi dallarıyla ortak bir
alanı paylaşır; bu ortak alana “nüfus çalışmaları”
adı verilir. Dolayısıyla demografiçoğunlukla sosyoloji, ekonomi, istatistik,
matematik gibi alanlarla bağlarım korur.
Nüfus çalışmalarında demografi sözcüğü
ilk kez, Fransız doğa bilimci Achille Çuillard
tarafından, 1855’te yayımlanan Elements
de statistique humaine ou demographie
comparee (Beşeri İstatistiğin İlkeleri ya
da Karşılaştırmalı Demografi) adlı yapıtında
kullanıldı. Fransız akademik çevreleri,
terimi, özellikle sağlık ve ölüm oranını
etkileyen yaşam koşullarına ilişkin istatistikler
için kullandılar. Terim, çok kısa sürede
Avrupalı araştırmacılarca yaygın biçimde
kullanılmaya başladı; ABD’de ise daha geç
kabul gördü. Ancak nüfustaki artış ya da
azalışın etkilerine, bir ölçüde de nüfusun
niteliğine karşı ilgi, çok daha eski çağlarda
gelişmeye başlamıştı. Demografi uzmanlarının
temel aracını oluşturan nüfus sayımının
en azından Roma İmparatorluğu’na
değin uzandığı bilinir. Ancak demografi, ilk
kez 17. yüzyılda İngiliz istatistikçi John
Graunt’un çalışmasıyla bir bilim olarak
ortaya çıktı. Graunt, 1662’de yayımladığı
Natural and Political Observations… Made
upon the Bills o f Mortality’de (Ölüm Kayıtlan
Üzerine Doğal ve Siyasal Gözlemler),
gene demograflann temel araçlanndan olan
ölüm oranı tablolarının ilkini hazırlamıştı.
Ölüm ve vaftiz kayıtları üzerine çözümlemelerinden
yola çıkarak gerçekleştirdiği çalışmalarla,
demografi biliminin kurucusuoldu.Demografik araştırma ve çözümlemelerdeki
ilerlemeler 16. ve 17. yüzyıllar boyunca
sürdü. Ölüm oranı (yaşam) tablolan daha
gelişkin duruma getirildi; doğumda erkeklerin
ağır bastığı cinsiyet oranlan gibi belli
bazı demografik “yasalar” ya da eğilimler
saptandı; dünyanın pek çok yerinde, bu
alandaki bilgilerden yola çıkılarak ilk nüfus
tahminleri yapıldı. 18. yüzyılda yaşam sigortasının
gelişmesi ve halk sağlığına verilen
önemin artması sonucunda, ölüm istatistiklerinin
incelenmesine karşı ilgi uyandı. 19.
yüzyıla değin demografik istatistikler ve
nüfus sayımları hızlı bir gelişme gösterdi.
19. yüzyıl ortalannda Batı dünyasının büyük
bölümünde, ulusal nüfus sayımı ve
yaşam istatistikleri (doğumlann ve ölümlerin
sistemli olarak kayda geçirilmesi)
uygulamaları artık yerleşmişti. Bu durum,
demografik araştırmaların kapsamının genişlemesini
sağladı.
19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlannda demografi
alanında gerçekleşen ilerlemelerin
odak noktasını, karmaşık matematiksel teknikler
ve daha da gelişkin yaşam tabloları
oluşturuyordu. Bu dönemin büyük bölümünde
ölüm oranı araştırmaları ağırlık
kazandı, bu da doğurganlık konusunun
gözden kaçmasına neden oldu. Ama sanayileşmiş
ülkelerdeki doğurganlık oranında,
19. yüzyılın ikinci yansında önemli bir
düşüş gerçekleştiği anlaşılınca demografi
uzmanları, doğurganlık ve nüfus artışı konularına
gereken ilgiyi göstermeye başladılar.
Demografi, 20. yüzyılda, görülmedik
biçimde genişleyip çeşitlendi. Nüfus dinamikleri
ile demografi dışı değişkenler arasındakietkileşim daha geniş biçimde kabul
görmeye başladı. Örneğin, gelişmiş ülkelerde
doğurganlık oranının, genellikle üst sınıflardan
alt sınıflara ve kentsel merkezlerden
dışa doğru artış gösterdiğine ilişkin
gözlem, bu etkileşime yeterli kanıt sağlıyordu.
Doğurganlıktaki düşüş sürdükçe, I. ve II.
Dünya savaşları arasındaki dönemde de bu
konu üzerinde yeni araştırmalar yapıldı.
Bilimdeki ilerlemelerin yanı sıra yeni ortaya
çıkan toplumsal sorunlar da demografinin
ilgi alanlarını etkiledi; böylece demografi,
daha kapsamlı ve disiplinlerarası bir nitelik
kazandı. Gerek gelişmekte olan, gerek
gelişmiş ülkelerdeki nüfus sorunları da demografiye
verilen önemin artmasını sağladı.
Demografik çalışmalara yön veren çağdaş
sorunlar arasında nüfus patlaması, nüfus ve
kalkınma arasındaki karşılıklı ilişki, doğum
kontrolü hareketi, kentlerin şişmesi, yasadışı
göçler ve işgücü istatistikleri yer almaktadır.
20. yüzyılın ikinci yarısında, başta
Birleşmiş Milletler’e bağlı örgütler olmak
üzere demografi alanında daha kapsamlı ve
daha çok sayıda sorunla ilgilenen birçok
araştırma örgütü, çeşitli uluslararası kuruluş
ve konferanslar, yalnızca demografi çalışmalarına
ayrılmış yayınlar ortaya çıktı. Bütün
bu ilerlemeler, modern demografinin
olgunlaşmış, geniş bir ilgi alanını içeren ve
uluslararası nitelikte bir disiplin olarak gelişmesine
katkıda bulunmuştur. Öğrenim
gören nüfusa, emekli maaşı alanların sayısına,
hanehalkı sayısına, işgücü piyasasınınyapısına, tıbbi gereksinimlere, konut gereksinimlerine
ilişkin tahminlerin temelini nüfus
projeksiyonu oluşturur. Ama uzun vadeli
tahminlerde, nüfus projeksiyonu, tümüyle
güvenilir bir yöntem olmaktan çok,
var olan eğilimlerin değişmeden sürmesi
durumunda ortaya çıkacak sonuçlara ilişkin
bilgi sağlar. Bu yüzden demografik araştırmaların
büyük bölümü, hâlâ temel olarak
nüfus sayımlanna, yaşam istatistiklerine ve
örnekleme çalışmalanna dayanır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)