delikliler

(Foraminiferida, eskiden Foraminifera),
f o r a m In îf e r l e r olarak da bilinir,
Rhizopodea (kökayaklılar) sınıfından, sert
bir kabukla çevrelenmiş tekçekirdekli ya da
çok çekirdekli sitoplazmalarından uzanan
ince uzun yalancıayaklanyla ayırt edilen
tekhücreliler takımı. Kabuklarının çapı,
biçimi, iç bölme sayısı, kimyasal bileşimi ve
dış yüzeyi türe bağlı olarak değişir. Bazı
türler çok küçük olduğu halde bazılannın,
örneğin Mısır piramitlerindeki Eosen Bölüm
(y. 54-38 milyon yıl önce) kireçtaşlannda
bulunan Nummulite cinsinden deliklilerin
kabuk çapı 5 cm’yi aşar; Büyük Okyanusun
güney kesimlerindeki türlerin kabukları
da, okyanus adalannda yaşayan Yerlilerin
takı olarak kullanacağı kadar büyüktür. Bu
takımın üyeleri bütün denizlerde, besinlerini
oluşturan mikroorganizmaların bol bulunduğu
hemen her derinlikte yaşar.
Deliklilerin yaklaşık 4.200 kadar yaşayan,
28.000 kadar da fosil türü tanımlanmıştır.
Bugünkü deniz faunası içinde, gerek plankton
(sürüklenerek yüzen), gerek bentos
(dipte yaşayan) tipi küçük deniz canlılarının
önemli bir bölümünü oluşturan delikliler,
kayıtlara geçmiş zengin fosil kalıntıları nedeniyle
jeolojik tarihlendirmede ve. petrol
araştırmalannda yararlanılan en önemli tanıtıcı
fosillerdendir. Bu takım, delikliler
adını, bazı türlerde görülen dış gözeneklerden
değil, kabuk geliştikçe eklenen yeni bir
bölme ile eski bölme arasındaki açıklık ya
da deliklerden alır. Bu canlılar öldükleri
zaman, kireçli boş kabuklan dibe çöker ve
deniz tabanının yaklaşık yüzde 30’unu kaplayan
kalın bir katman oluşturur. Örneğin
deniz dibindeki kireçtaşı ve tebeşir kütleleri deliklilerin dibe çökelmiş kabuklarından
oluşur.
Suyun sıcaklığı, derinliği ve tuzluluk derecesi
ile ortamdaki besin ve oksijen miktan,
deliklilerin gelişmesini, üremesini ve dağı hmlannı belirleyen başlıca etkenlerdir. Bugün
denizlerde yaşayan delikliler topluluğu
dördü ılıman, ikisi soğuk denizlere dağılmış
altı ayrı fauna oluşturur.
Deliklilerin bazı türleri yalnızca eşeysiz
üremeyle (bölünme, tomurcuklanma, vb)
çoğalırsa da, türlerin büyük bölümünde
düzenli olarak ya da zaman zaman eşeyli
üreme söz konusudur. Üreme olayı, türün
büyüklüğüne ve gelişmişliğine bağlı olarak
1-3 gün arasında gerçekleşir. Küçük türlerde
eşeyli ya da eşeysiz üremeyle yeni bir
dölün oluşması bir ay içinde tamamlanır topraklar elde etmek için yalnızca Racputlarla
savaştı.
Celaleddin Firuz Halaci’nin 13 Haziran
1290’da Balaban’dan sonra başa geçen Keykubâd’a
karşı gerçekleştirdiği darbeyle hanedanlık
Muizzilerden Halacilere geçti.
1290-1320 arasında egemen olan Halaci
hanedanı döneminde Delhi Sultanlığı, bir
imparatorluğa dönüştü. Halaci kabilesi Afganistan’da
yerleşmiş olmasına karşın, köken
olarak Türktü. İlk Halaci sultanı Celaleddin
Firuz Şah da Afgan sanıldığından
halk arasında pek tutulmadı. Bu nedenle
başkente girmeye hiçbir zaman cesaret edemedi.
Damadı Cuna Han, Dekkan Platosuna
bir sefer düzenleyerek Ellichpur’u ve
hâzinesini ele geçirdi. Dönüşünde kayınpederini
öldürerek Alaeddin Halaci adıyla
başa geçti ve 20 yıl (1296-1316) hüküm
sürdü. 1297’de Gucerat’ı, 1301-12 arasında
da Racasthan’ın başlıca merkezlerini ele
geçirdi. 1307-12 arasındaki dönemde Hindistan’ın
güneyindeki başlıca Hint krallıklarını
kendisine bağlı vasallıklar durumuna
getirdi. Alaeddin’in orduları, 1297-1306
arasında da Çağatay Hanlığı akınlarmı durdurdu.
Alaeddin’in komutanlarından Melik
Naib 1308’de yağma amacıyla güney seferine
gönderildi. Bu sefer sonucunda Varangal
ele geçirildi, Krişna Irmağının güneyinde
bulunan Hoysala hanedanı devrildi ve Madura
işgal edildi. Melik Naib 1311’de ganimetlerle
birlikte Delhi’ye geri döndü.
1316’da Alaeddin’in ölümü üzerine tahtı ele
geçirmeye çalıştıysa da öldürüldü. Son Halaci
sultanı Kutbeddin Mübarek Şah
1320’de nedimi Hüsrev Han tarafından
öldürüldü. İktidarı ele geçiren Gazi Melik
(Gıyaseddin Tuğluk) Tuğluk hanedanının
ilk hükümdarı oldu.
Gıyaseddin Tuğluk’un oğlu Muhammed
bin Tuğluk (hd 1325-51) Dekkan’da Müslüman
kökenli askeri, kültürel ve yönetsel bir
seçkin tabaka oluşturmak ve Devletâbad’ı
ikinci başkent yapmak istedi. Ama Dekkan’daki
Müslüman soylular Delhi’nin egemenliğine
karşı çıktılar ve 1347’de Behmeni
Sultanlığı’nı kurdular. Muhammed’den sonra
gelen Firuz Şah Tuğluk (hd 1351-88)
Dekkan’ı geri almak için girişimde bulunmadı.
Timur’un 1398-99 yıllarında giriştiği istilalar
ve Delhi’yi yağmalaması sonucunda
konumu büyük ölçüde sarsılan Delhi Sultanlığı,
Seyyid hanedanı döneminde (1414-
51), öbür küçük Müslüman ve Hint beylikleriyle
durmadan çekişen, yöresel bir güç
durumuna düştü. Ludi (Afgan) hanedanı
döneminde (1451-1526) Afganistan’dan gelen
büyük göçmen topluluklarının da yardımıyla
bir ölçüde eski konumuna kavuştu.
Hint-Türk imparatoru Babür, 21 Nisan
1526’daki I. Panipat Çarpışması’nda Delhi
Sultanlığı kuvvetlerini bozguna uğrattı. Babürlülerin
15 yıl süren egemenliğinden sonra
AfganistanlI Şir Şah Sur’un, Delhi’de
yeniden kurduğu sultanlık, Babür’ün yerine
geçen oğlu Hümayun tarafından 1555’te
yeniden ele geçirildi. Hümayun’un oğlu
Ekber, 5 Kasım 1556’da yapılan II. Panipat
Çarpışması’nda Hintli komutan Himu’yu
kesin bir yenilgiye uğratınca, Delhi Sultanlığı
Hint-Türk İmparatorluğu’na katıldı.
Delhi sultanları daha önceki Hint siyasal
geleneklerini sürdürerek, eskiden olduğu
gibi görkemliliği egemenliğe üstün tuttular.
Hint kabile reislerini silahsızlandırıp güçsüzleştirme
ve kendilerine bağlama yoluna
gitmediler. Delhi sultanlarına Türk, Afgan
ve Hintlilerden oluşan karışık bir seçkinler
tabakası hizmet ediyordu. Hint görevlileri ve Hint vasalları her zaman kabul gördü.
Delhi sultanları ulaşım olanaklarının yetersizliği
ve uzun süren Moğol saldırılarının
etkisiyle yerel yöneticilere ve valilere zorunlu
olarak geniş yetkiler tanıdılar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)