Delany, Martin R(obison)

(d. 6 Mayıs
1812, Charles Town, Virginia – ö. 24 Ocak
1885, Xenia, Ohio, ABD), Köleliğin Kaldınlması
Akımı yanlısı ABD’li Siyah hekim.
Savunduğu Siyah milliyetçiliği ve Siyah
olmaktan onur duyma anlayışı sonraki kuşaklara
örnek olmuştur.
Ailesi çocuklanna daha iyi bir eğitim
olanağı sağlayabilmek için Pennsylvania’ya
göç ettiğinde henüz küçük bir çocuktu. On
dokuz yaşma geldiğinde, gündüzleri Pittsburgh’da
çalışmaya ve geceleri Siyahlara
ait bir kilisede öğrenim görmeye başladı.
Bu arada Köleliğe karşı militan bir mücadeleye
girerek, Siyahlann yaşam koşullarını
düzeltmeyi amaçlayan çeşitli örgütlerle ilişki
kurdu. İki yardımsever hekimin yardımıyla
dişçi ve hekim yardımcısı olarak
yetişti ve 1839’da çalışmak üzere Güney ve
Güneybatı eyaletlerini dolaştı.
Pittşburgh’a döndüğünde, Siyahların kötü
yaşam koşullarını anlatan ve kadın haklarını
savunan Mystery adlı haftalık bir gazetede
çalışmaya başladı. Büyük yankı uyandıran
makaleleri, beyazlann çıkardığı gazete ve
dergilerde sık sık yeniden basıldı. 1846-49
arasında, New York eyaletinin Rochester
kentinde, Köleliğin Kaldmlması Akiminin
ünlü önderi Frederick Douglass ile birlikte
North Star adlı haftalık gazeteyi yayımladı.
Üç yıl sonra tıp eğitimini sürdürmeye karar
verdi ve Harvard Tıp Okulu’na giren ilk
Siyahlardan biri oldu. Zamanla Pittsburgh’
un önde gelen hekimleri arasına girdi.
1850’lerde Siyahların yabancı ülkelere yerleşmesine
ilişkin çalışmalarla ilgilenmeye
başladı. 1859-60’ta Nijer Deltasında yerleşmeolanağını araştırmak üzere Batı Afrika’
ya düzenlenen bir keşif gezisine başkanlık
etti.
1856’da Siyahlara yapılan baskıları protesto
etmek için ABD’yi terk ederek Kanada’
ya gitti ve tıbbi çalışmalannı burada sürdürdü.
İç Savaş’ın (1861-65) başlarında ABD’
ye dönerek, ünlü 54. Massachusetts Gönüllüler
Alayı için asker toplanmasına yardımcı
oldu ve orduda cerrah olarak görev yaptı.
Savaşın sonlarına doğru Güney’in, köleleri
zorla askere alma planını boşa çıkarmak
amacıyla, Şubat 1865’te binbaşı rütbesiyle
ve ilk resmî Siyah subay olarak eski köleleri
Kuzey ordularına katmak ve örgütlemek
üzere Güney Carolina’nm Hilton Head
Adasına gönderildi. Nisan ayında Kuzey ve
Güney arasında barış yapılınca, Azatlı Köleler
Dairesinde görev alarak, iki yıl burada
çalıştı.
1874’te Bağımsız Cumhuriyetçilerin adayı
olarak Güney Carolina vali yardımcılığı
seçimlerine katıldı. Ama seçimleri kazanamadı
ve bu olaydan sonra konumu gidereknen İngiltere manzaralarına da hayran kaldı.
Tekniğini ilerletmek, kültür ve bilgisini
genişletmek amacıyla 1825’te Londra’ya
gitti. Orada Turner, Constable ve Sir Thomas
Lawrence ile kurduğu ilişkiden sonra
tekniği gelişmeye başladı ve o tarihe değin
Rubens’te aradığı bir özgürlük ve ustalık
düzeyine ulaştı. 1827-32 arasında “Nancy
Çarpışması” (1831, Güzel Sanatlar Müzesi,
Nancy) ve “Poitiers Çarpışması” (1830,
Louvre Müzesi, Paris) gibi tarihsel konuları
işlediği başyapıtlar üretti. Bu dönemdeki
öbür yapıtlarının konularını da İngiliz şairi
Byron’dan almıştı. Ayrıca Goethe’nin Fa-
«sf’unun Fransızca baskısı için de 17 taş
baskı hazırladı. 1830 Devrimi’nden esinlenerek
gerçekleştirdiği “Halka Yol Gösteren
Özgürlük” (1830, Louvre Müzesi, Paris)
romantik tutumunun başka bir örneğiydi.
Delacroix bundan sonra “Sardanapalos’un
Ölümü”ndeki (1827, Louvre Müzesi, Paris)
baş döndürücü renkler, “Liege Piskoposunun
Öldürülmesi”ndeki (1829, Louvre Müzesi,
Paris) katliam kargaşası ve tarihsel
konuların gösterişli bir biçimde anlatılması
gibi daha önceki resimlerinde izlenen niteliklerden
kaçınmaya çalıştı. Dramatik bir
ifade sağlamak için ne edebi eğilimlerine,
ne de tarihsel ayrıntının doğruluğuna tutsak
olmak istiyordu. İç dünyasını yüceltecek bir
gerçek peşindeydi.
Bu gerçeği 1832’de Fas’a yaptığı bir gezide
buldu. Ocakla temmuz arasında Kral
Louis Philippe’in diplomatik temsilcisi Mornay
kontu ile birlikte ülkeyi gezdi. Doğanın
coşkunluğu, atların güzelliği, yerel giysiler
ve ilkel vahşiliğin görkemi bundan sonra
anılarından hiç çıkmadı ve son yapıtlarınadeğin ona esin kaynağı oluşturdu.
Dekorasyon işleri. Delacroix ilk dekorasyon
siparişini 1833’te aldı. Bourbon Sarayı’ndaki
Kral Dairesi’nin duvarlarının resimlenmesinde
ortaya çıkan sorunları, Venedik
Okulu’ndan, Rubens’ten ve Fontainebleau’da
çalışmış olan Rönesans ustaları
II Rosso ve Francisco Primaticcio’dan esinlenerek,
renge güç vererek çözme yoluna
gitti. Kompozisyon öğelerini, en ince şiirsel
ayrıntıya kadar bütünleştirebilecek güçlü
bir renk düzeni kullandı. Bundan sonra
yaptığı duvar resimleri, Rönesans ustalannmkinden
hiç aşağı kalmaz. Özellikle Versailles’daki
tarih müzesine yaptığı “Taillebourg
Çarpışması” (1837, Louvre Müzesi,
Paris) ve “Haçlıların İstanbul’u Alışı”
(1840, Louvre Müzesi, Paris) dikkate değer
örneklerdir. Delacroix bu yapıtlarında tarih,
mit, felsefe, din ve insanoğlunun çilesini
adeta görkemli bir senfoni içinde bütünleştirmiştir.
1835-61 arasında büyük boyutlu
dekorasyon işleri üstlendi. Bourbon Sarayı
Krallık Dairesi’nin tavanını ve kapı üstündeki
frizleri çeşitli alegorik sahnelerle süsledi.
1847’de kütüphane tavanındaki iki yarım
daire ile 20 pandantifin üstündeki resimleri
tamamladı. Lüksemburg Sarayı kütüphanesinin
kubbeciği ile yarım daire ve dört
pandantifinin bezemesini de 1846’da bitirdi.
1851’de Louvre’daki Apollon Galerisi’nin
tavanında çalıştı. 1849’da Paris Belediye
Binası’ndaki (1871’de yandı) bir salonun tavanını, sekiz duvar panosunu ve 11 pencere
üstünü resimledi. Saint-Sulpice Kilisesi’ndeki
Kutsal Melekler Şapeli tavan ve
duvarlarını da 1861’de tamamladı.
Ama bu çalışmaları gerçekleştirmek için
harcadığı çabalar sağlığının bozulmasına yol
açtı. 1849’a gelindiğinde en yakın akraba ve
arkadaşlarını kaybetmişti. Bundan sonra
yalnızca düşlediklerini yaratmaya çalıştı.
Fürstenberg Meydanindaki dairesi ölümünölümünden
sonra ulusal bir müzeye dönüştürüldü.
Değerlendirme. Delacroix’mn güçlü bir
düş gücü, ince bir zekâsı ve az bulunur bir
duyarlılığı vardı. Bu özellikleriyle yüzyılın
belki de en az anlaşılan sanatçısı oldu.
İngiliz ressamı J. M. W. Turner ile birlikte
İzlenimciliğin atılgan teknik yeniliklerini ilk
kez deneyen ve modern Dışavurumculuğun
öncülüğünü yapan bir sanatçıydı. Auguste
Renoir, Claude Monet, Paul Cezanne, Paul
Gauguin, Vincent van Gogh, Odilon Redon,
Georges Seurat, Henri Matisse ve
Pablo Picasso ona çok şey borçlu olduklarını
belirtmiş sanatçılardır. Delacroix’nm
renk kullanımı ve biçimsel yaratıcılığı Tiziano
ve Rubens’inkine eşdeğer bir düzeyde
olduğu gibi, herhangi bir estetik hareket
içinde ele alınamayacak kadar da çok
yönlüydü. 1830’da bir romantik olarak nitelendirilmesi,
onu hoşnut etmemişti. O,
varlığının şiirini sanatıyla yansıtmayı amaçlıyordu.
Böylece her yapıtında biçim, renk
ve ışık açısından çarpıcı bir anlatım bütünlüğüne
ulaştı.
ÖBÜR ÖNEMLİ YAPITLARI. “Baron Schwiter”
y. 1826-27 Ulusal Galeri, Londra), Gâvur ile
Paşa’nın Kavgası” (1827, Chicago Sanat Enstitüsü),
“Arap Fantezisi” (1833, Devlet Sanat Enstitüsü,
Frankfurt am Main), “Cezayirli Kadınlar Evlerinde”
(1834, Louvre Müzesi, Paris), “Öfkeli Medea” (1838,
Güzel Sanatlar Müzesi, Lille), “Frederic Chopin’in
Portresi” (1838, Louvre Müzesi, Paris), “George
Sand’ın Portresi” (1838, 0regaard Müzesi, Kopenhag),
“Traianus’un Adaleti” (1840, Güzel Sanatlar ve
Seramik Müzesi, Rouen), “Fas Sultanı Mevlay
Abdurrahman” (1845, Augustin Müzesi, Toulouse),
“Rebecca’nın Kaçırılması” (1846, Metropolitan Sanat
Müzesi, New York), “İsa’nın Mezara Konması”
(1848, Güzel Sanatlar Müzesi, Boston), “Alfred
Bruyas” (1853, Fabre Müzesi, Montpellier), “İsa
Galile Denizinde” (1854, Walters Sanat Galerisi,
Baltimore), “Türk Kadınları Hamamda1854,
Wadsworth Atheneum, Hartford, Connecticut),
“Tanca’nın Kıyıdan Görünüşü” (1858, Minneapolis
Sanat Enstitüsü, Minnesota), “Aslan Avı” (1858,
Güzel Sanatlar Müzesi, Boston), “Rebecca’nın Kaçırılması”
(1858, Louvre Müzesi, Paris), “Aslan Avı”(1861, Chicago Sanat Enstitüsü

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)