DEĞİŞİMLER, ATILIMLAR EŞİĞİNDE BİR KUŞAK

DEĞİŞİMLER, ATILIMLAR
EŞİĞİNDE BİR KUŞAK
Soyut mu, somut mu derken genç kuşak bir çıkmaza saplandı kaldı-
Soyut edebiyatın doğal sonucu sayıldı bu. (Soyut edebiyat diye bir
deyim yok ya!) Bu, bazı sözcüklere vurgun çevrelerde çok ilgi topladı,
soyut edebiyat diye bir akımdan edebiyatımızda da söz edilir oldu. Gregory
Corso’nun kullandığı “soyut şiir” deyimi, edebiyat alanında tartışmalara
yol açtı. Çünkü bu terim, edebiyat tarihinde ilk kez kullanılı­
yordu. Çok kimse, bunun bir paradokstan öteye geçemiyeceği kanısında
oybirliği ettiler. Böyle bir adın takılmasının da bazı nedenleri vardı;
bu nedenlerden biri de, biçim cambazlıklarının arkasında – çoğu sanat­
çılarda, çoğu zaman – hiçbir içeriğin (muhtevanın) bulunmayışıydı. Aşı
boyalan kazındığında, altındaki yapının köhneliği anlaşıldı.
Ama bütün bu durgunluk, bu suskunluk, tek nedene bağlanamazdı.
Susuşun başlıca nedeni, bunlardan çoğunun köklü dünya görüşünü elde
edememiş olmalanydı. Sağlam genç kuşak sanatçılarında dünya görü­
şünün olmadığı kesinlikle söylenemezdi. O zaman sorunumuzu iki şık altında
incelemek zorunluluğunu duydum. Birinci şıktakiler, dünya gö­
rüşü olanlar: Bu sanatçılar son toplumsal gelişmelerin ve değişmelerin
sonucunda, birtakım siyasal olayların, öğretilerin etkisiyle ya görüşlerini
tamamen kökel (radikal) bir anlayışta yenilemek, ya da önceki formasyonlarına
siyasal bir renk katma çabasına giriştiler. İkinci şıktakiler
ise hiçbir dünya görüşü olmayanlardan kurulmuştur; bunlar her zaman
olduğu gibi, koyu karanlık ve şaşkınlık içinde bocalayıp durmaktadır.
İkinci şıktakilerin durumu çok tehlikelidir; onlar siyasal akımların
selinde öylesine bilinçsizce sürüklenmektedirler ki, gitgide bir sanatçı­
dan çok bir politikacı niteliği kazanmaktadırlar. Onların bilinçsizce sü­
rüklenişi yeni bir olay değildir; onların yazgısı bilinçsizce sürüklenmektir,
sanki varoluşlarının nedeni yalnızca budur. Ama daha önceden
onları edebiyat olayları etkiliyor ve sürüklüyordu, şimdi ise bu işi siyasal
olaylar yapıyor. Demek ki yöntem bir, değişen olayların türü, niteliği.
Bu dununda, özellikle birinci şıktakilerin yapacakları iş, yeni -çıkış noktaları, yeni kaynaklar aramalarıdır. Yapacakları bn eylemden
önce, seçim hakkını kullanma zamanının geldiğini anlamalıdırlar. Kendini
kabul ettirmiş, oturmuş birkaç genç kuşak sanatçısını dışta tutarsak,
pusulalarını çeviri edebiyatına göre ayarlıyanlar, ne yapacak?
Her zaman yaptıklarını. Çevrilen ister kötü, ister değersiz olsun, onu
kendi için kaynak ve baş yapıt sayacak.
Her şeyden önce, eskisine göre bir seçme zorluğuyla karşı karşıya
kaldıklarını kabul ediyorum. Eskiden yapılan seçim edebiyat kaynakları
arasındaydı, ama şimdi durum değişti. Bu seçimi edebiyat kaynaklariyle
siyasal kaynakların birinden yapmak zorunda. Demek istediğim, ikisi
arasında – genel olarak – bir yapı ayrımı var; gözden uzak tutulmaması
gereken önemli bir saptama.
Genç sanatçılardan çoğu, ilk kitaplarını yayınladılar. Bir sanatçı
için çok önemli, önemli olduğu ölçüde de sarsıcı bir olay Yayınlandıktan
sonra, yaptıklariyle nesnel olarak basbaşa kalabildiler; böylece dışardan
üçüncü bir kişi gibi eksikliklerini gördüler, yaptıklarını değerlendirme
çabasına giriştiler ve böylece yazdıklarının kendi-bilincine vardılar. Bu
ortamdan bir yazarın kurtulması oldukça güçtür, oldukça da zaman ister.
Hele bazı sanatçılar (yalnız şairler için bunu söylemek belki daha doğru
olur), ustalıklarının nereye vardığını gördüler ve burada da getirdiklerinin
kendi kendini tükettiğini algılama akıllılığına sahip olduklarını
tanıtladılar.
işte burada da, yenileşme – isterseniz değişme de diyebilirsiniz – çabaları
başladı. Yenileşme – değişme – çabalarının sancısı kendini duyurmağa
başladığı sıralarda, toplumsal olayların düzensiz ve başdöndürücü
bir hızla gidişi onları şaşırttı; ayak uydurulması gereken birtakım işler
ortalıkta dolanıp duruyordu. Bu ikisi arasında paralellik kurmadan
– başka anlamda köşesine çekilmiş ve çoğunlukla mutlu azınlıktan okuyucularla
ilgisi olan – ötürü genç kuşak sanatçısı kendini nihilizm çukurunda
buldu. Bu durum, onun durgunluk devresinin çok uzun sürmesini zorunlu
kıldı.
Bendan önce olaylara çoğunlukla dışardan bakıyorlardı; büyük toplumsal
olaylar ondan çok önce yapıldığından, bunlara karşı davranışı
bir gözlemcininkine benzerdi. Şimdilerde ise, gözlemcilik yapmaya ne
ortamı, ne de yaşayışı elverişli, olaylar onu öylesine içine almış, potasında
eritmiş ki, bunlarla yasamak ve yasmak zorunda. Sanki Anadolu’­
nun ilk kuruluş günlerinde olduğu gibi, “Taş u toprak arasında yapılageldim.”
diyecek. Bir cezbeye kapılmış gidiyor; bilinçli ya da bilinçsiz
olduğu brgünden kestirilemez.
İşte birtakımı burada yeni durumların, yeni açıların, yeni bir kültü
rü gerektirdiği kanısındadırlar. Her şeyi yeniden değerlendirecekler.

DOĞAN HIZLAN

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)