davul

ahşap, maden ya da pişmiş topraktan
silindirik bir gövdeyle bunun bir ya da
iki yanına gerilmiş deriden oluşan ve genellikle
el ya da sopayla vurularak çalınan
çalgı.
Davulun, gövdesi kum saati gibi ortadan
boğumlu olan ya da fıçıya benzeyen birçokçeşitleri vardır. Gövdesinin yüksekliği çapından
küçük olursa, buna “kısa davul” adı
verilir. Gövde bölümü, defte olduğu gibi,
rezonatör ya da tınlatıcı işlevini göremeyecek
kadar kısa olursa ahşap kasnaklı davul
adını alır.
Arkeolojik araştırmalarda davullar, Neolitik
Çağdan başlayarak çok geniş bir coğrafi
bölgede ele geçmiştir. Moravya’daki bir
kazıda İÖ 6000’e tarihlenen bir davul bulunmuştur.
En eski davullar tek yanına bir
sürüngen ya da balık derisi geçirilmiş, oyuk
bir ağaç gövdesinden oluşuyor ve elle vurularak
çalınıyordu. Daha sonra bu tür derilerin
yerini av hayvanı ya da sığır derisi aldı ve
çalmak için sopa kullanılmaya başladı. Çift
yüzlü davullarla çeşitli biçimlerdeki pişmiş
topraktan davullar daha sonra ortaya çıktı.
Tek yüzlü davulların derisi ağaç ya da metal
çivilerle tutturularak, yapıştırılarak, kenarı
boyunca açılan deliklerden tesbit edilerek
ya da kenarları gövdenin yanma döndürülüp
üstü bir kaytanla sarılarak gerilirdi. Çift
yüzlü davulların gerilmesi ise, iki yüzdeki
derilerin kenarlan boyunca açılan karşılıklı
deliklerden bir kaytanın geçirilmesiyle sağlanırdı.
Modern Avrupa davullarının çoğunlukla
her iki ucunda, iç içe geçerek birbirini
sıkıştıran kasnaklar kullanılır. Deri, kenarları
bu kasnakların arasına geçirilerek gerilir.
Davulun müzik dışında günlük toplumsal
yaşamda haberleşmeye, özellikle de dine
ilişkin çok önemli işlevleri de vardır. Büyüsel
güçler taşıdığına inanıldığından davul
çoğunlukla kutsal sayılagelmiştir. Birçok
toplumlarda davul yapımının başlıbaşına
törensel bir yanı vardır. Doğu Afrika’da
kralın davullarının, onun gücünü simgelediğine
ve onu koruduğuna inanılır.
Sümer tapınaklarında, ahşap kasnaklı devdavullar kullanılmıştır. Mezopotamya’daele geçmiş İÖ 3000’e tarihlenen bazı eşyanın
üstünde ahşap kasnaklı, yatay ya da dikey
konumda çalınabilen küçük silindirik davul
betimleri vardır. İÖ y. 4000’den kalma Eski
Mısır buluntuları üstünde de, derileri sırımdan
bir ağla gerilmiş bir davul türü betimlenmiştir.
Hint tapınaklarındaki kabartmaların
en eskisi olan Bharhut kabartmaları
arasında (İÖ 2. yy) gövdesi kum saati gibi
boğumlu bir davul göze çarpar. Biçimi gene
kum saatine benzeyen modern Hint damar
ü sunun kasnağına bağlı bir ya da iki ipin
uçları, davul döndürüldüğünde deriye çarparak
ses çıkarır. Fıçı biçimli davullarla kısa
davullara özellikle Hindistan ve Uzakdoğu’
da rastlanır. Eskiden Çin’deki savaşlarda
da dev boyutlu davullar kullanıldığı bilinir.
İlkçağda Yakındoğu’da, Yunanistan’da ve
Roma’da ahşap kasnaklı davullar kullanılırdı.
Avrupa’ya ortaçağda İslam kültürü aracılığıyla
ulaşan bu davullar daire, sekizgen,
kare gibi biçimlerde, tek ya da çift yüzlü
olur, üstlerine çıngıraklar takılır ya da kirişler
gerilirdi. Orta Asya, Kuzey Kutbu bölgesi
ve Kuzey Amerika’daki şamanların
büyüsel ve dinsel törenlerde kullandıkları
ahşap kasnaklı davulların kökeninin farklı
olduğu sanılır. Hindistan’da ve Tibet’te
görülen içine saçma konulmuş çift yüzlü
ahşap kasnaklı davullar, takırtı davulları
olarak bilinir.
Altı kapalı kışa davul betimlerine ilk kez y.
600 dolayında İran’da rastlanır. Daha büyük
davulların 10. yüzyılda bunların yanında
sözü geçerse de, 12. yüzyıldan önce ayrı
resimlerine rastlanmaz. Altı kapalı davullar
ilk başlarda pişmiş topraktan yapılıp derileri
kaytanla gerilmiştir. Daha sonra bu tür
davullar metalden, bazen de ağaçtan yapılmıştır.
Bunların Avrupa, Asya ve Afrika’dayayılmasında da İslam kültürü aracı olmuştur.
Ortaçağ Avrupa davulları konusunda bilgi
azdır; eldeki belgeler yalnızca resimlerden
ve yazılardaki değinmelerden çıkarılmıştır.
Ortaçağdan günümüze hiçbir davul kalmamıştır.
ilk yazılı vurmalı çalgı partileri 16.
yüzyıla tarihlenir ve bunlar yalnızca eğitim
kitaplarında yer alır; o zamanlar davulculardan
kendi partilerini doğaçlama çalmaları
beklenmiştir. 13. yüzyılda üç tür davul
görülür. Bunlar, altları kapalı küçük bir
davul çifti olan ve adını Arapça ve Türkçe
“nakkâre”den alan naker (İtalyanca nacchera,
Fransızca nacaires), silindir biçimli küçük
bir davul olan tabor ve deftir. Bunların
yalnızca tempo vurmakta kullanıldığı ve
defin dışındakilerin sopa ya da tokmakla
çalındığı sanılır. Yüksek sesli ve uzaktan
duyulabilen davullar ancak 14. yüzyıldan
sonra, paralı piyade birliklerinin oluşturulması
üzerine yapılmıştır. Bu birliklerin fifre
takımlarına çok geçmeden davullar da eklenmiştir.
Büyük davullar kraliyetin ve soyluluğun
simgesi sayılmıştır. Altı kapalı bir
tür davul olan timbal(*), orkestralara 17.
yüzyılın ortalarında girmiştir. Önceleri
Mehter takımının uzun davullarının taklidi
olan bas davul(*)18. yüzyılda, askeri kökenli
kirişli davul(*) ya da trampet 19. yüzyılda
orkestralarda yer almaya başlamıştır. Davulun
günümüzde de orkestra ve askeri bandolarla
popüler dans, caz ve rock müziği
topluluklarında önemli bir yeri vardır.
Doğu ve Batı Afrika’da,Malezya ve Güneydoğu
Asya’da görülen “konuşan davul”(*)
iletişim aracı olarak kullanılır, çalınırken
sözcüklerin ritim ve vurguları taklit edilir.
Sesi 30 km’den daha uzaktan duyulabilen bu
davullarla kabileler arasında hızlı haberleşme
sağlanır. Bunların en ilginç örnekleriYorubaların beş çeşidi bulunan dundun,
Asantilerin atumpani ve fonîomfron adlı
davullarıdır.egemenliğini güvence altına alıp, onlara
krallığın meşruluğunu benimsetti. Bütün
İsrail’i kendine bağlamak için önce Filistinlilere
karşı giriştiği savaşta onları kesin bir
yenilgiye uğratarak, tüm ülkenin güvenliğini
sağladı. Ardından, Kudüs’ü, İsrail’in
hem yönetim, hem de din merkezi yaptı.
Ama bütün bunlar krallığın sürekliliğini
sağlamaya yetmedi ve oğlu Süleyman’ın
ölümünden sonra krallık bölündü. Dinsel
ve kültürel açıdan çabalanysa olumlu sonuçlar
verdi ve “Davud’un kenti” Kudüs,
sonunda bütün Yahudilerin kutsal kenti
oldu.
Dinsel rolü ve önemi. İsrailoğullarının
dinsel geleneğinde Davud’un krallık soyu
ya da “hanedan”ı, Tanrı ile ulus arasındaki
ilişkinin en önemli simgesi oldu. Eski toplumlarm
çoğunda olduğu gibi, kral hem
tanrısal, hem de insani özellikler taşırdı ve
Tanrı ile halk arasında bir aracıydı. Kurtarıcı
anlamına gelen “mesih” sözcüğü de,
Davud’un soyundan gelen krallar için kullanılan
hamaşiah’dan (kutsanmış) türemiştir.
Böylece, İsrail halkı daha sonraki güç
dönemlerinde, kendini ve ülkeyi kurtaracak
bir kurtarıcı beklemeye başladı. Hıristiyanlık,
Hz. İsa’nın Hz. Davud’un oğlu olduğunu
söyleyerek, bu umudun gerçekleştiği
inancını yarattı. Hz. Davud, hem İsrail’e
siyasal gücünü veren büyük bir önder, hem
de inançlarının en önemli simgesi olarak
halkın belleğine yerleşti. Hz. Davud Kuran’da
da İsrailoğullarının peygamberi olarak
anılır. Kuran’a göre Hz. Davud kendisine
kitap indirilen ikinci peygamberdir. Ona
gönderilen Zebur vaazlardan, münacaatlardan
ve ilahiyat bilgilerinden oluşur. Zebur’
da şeriat hükümleri yer almadığından Hz.Hz.
Davud, Hz. Musa’nın getirdiği şeriata
uymuştur.
Hz. Davud, Kudüs’ü ele geçirdikten sonra,
yalnız halkı yönetmekle kalmayıp dinsel
kurumlarm da yönetimini üstlendi. Kudüs’
ün Yebusiler dönemindeki hükümdarları,
hem rahip, hem kraldılar ve Tanrı ile halk
arasında aracı rolünü üstlenmişlerdi. İsrailoğullannm
dinsel geleneğinde ise ne aracılık
rolünü üstlenen rahip-krallar, ne de yönetsel
ve dinsel merkez olan, surlarla çevrili
kentler vardı. Hz. Davud, Kudüs’ün dinsel
geleneklerini benimseyerek, bunları İsrail
toplumuna uyarladı. Hz. Davud’la başlayan
ve 400 yıl kadar süren monarşi dönemi
boyunca, İsrailoğullarının dinsel inançlarında
kral yalnızca rahip olarak değil, Tanrı ile
ulus arasındaki ilişkiyi kişiliğinde birleştiren
bir kişi olarak da özel bir önem taşıdı. Oysa
krallığının kurulmasından önceki İsrail toplumunda,
Tanrı ile halk arasında kabile
şefleri aracılığıyla bir anlaşma yapılırdı. Hz.
Davud, Kudüs’ün eski kültünü İsrail toplumuna
uyarlayarak, kendi konumunu ve
kentin dinsel anlamını ön plana çıkaran yeni
bir din geliştirdi.
Hz. Davud, Kudüs Tanrısı’na, İsrail Tanrısı
Yehova’nm adını verdi. Kudüs Tanrısı’na
daha önce verilmiş bütün adlar ise, Yehova’nm
sıfatları haline geldi (örn. “En Büyük
Tanrı” anlamına gelen El Ely on). İsrailoğullannın
Tanrısı ötekilerin yerini aldıysa
da, tapınmanın özü değişmedi. Buna göre
Yehova dünyayı yaratmış, ulusları yönetmiş
ve evrensel iktidarının bir göstergesi olarak
krallığı kurmuştu. Tanrı’nın krallığa seçtiği
ve kutsadığı Hz. Davud’un merkezi, Kudüs’teki
Sion Dağıydı. Yehova’nm tahtı da
Sion’daydı ve kral, onun naibi olarak sağındaoturuyordu. Hz. Davud böylece, Kudüs’ün
kuruluşundan beri var olan rahipkrallar
geleneğini sürdürdü.
Hz. Davud, bu yeni tapınma biçimiyle
İsrail’in krallık öncesi dönemlerini birbirine
bağlamak ve yarattığı bu yeni dini böyleceİsrail kabilelerine benimsetmek amacıyla,
Ahit Sandığı’nı Kudüs’e getirtti. İnanışa
göre bu sandık, İsrailoğullarıyla birlikte
çölde dolaşmış ve onlara yol göstermişti.
Yehova’nm İsrailoğullarıyla birlikte çarpıştığını
göstermek için sandık savaşa götürülür,
halkla birlikte olduğunu göstermek için
de çölde dolaştırılırdı. Her yıl yapılan
şenliklerin bir parçası olan hac yolculuklarında
da birlikte taşınırdı. Sandık, Yehova’
nın varlığının bir göstergesi, neredeyse
onun varlık bulmuş biçimiydi.
Krallığı, Tanrı’nın yeryüzündeki varlığının
özü ve aracı olarak gören Sion kültünün Hz.
Davud tarafından benimsenişi, dünya din
tarihi, özellikle de Batı dünyası açısından
önemli sonuçlar doğurdu. Kudüs, Kutsal
Kent; Hz. Davud ise beklenen Mesih’in
habercisi oldu. Bu inanışa göre, insanları ve
dünyayı yenilemek, yargılamak ve düzeltmek
için ortaya çıkacak olan Mesih, ya
yeniden gelecek olan Hz. Davud ya da onun
“oğlu” olacaktı. Böylece Hz. Davud, gelecekteki
mutluluğun ve barışın simgesi haline
geldi.
Musevilikte, Hıristiyanlıktan önceki son
200 yılda ortaya çıkan ve kültürel ve dinsel
baskı altındaki topluluklara umut vermek
amacıyla yazılan apokalipslerde Hz. Davud’a
simgesel bir anlam yüklenmesi, onun
Tanrı ile halk arasındaki aracı rolünü vurgular.
Hz. Davud’un “oğlu”nun üzerinde ise
daha çok durulur ve ondan ulusların tümünü
yönetmek için başa geçecek bir kişi ve
Tanrı’nm oğlu olarak söz edilir. Bu düşünce
daha sonra Hıristiyanlığın temelini oluşturmuştur

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)