Davud, Hz.

(d. Beytlehem, Yahuda eyaleti
– ö. IÖ y. 962, Kudüs), İsrailoğullarının
peygamberi ve Saul’dan sonraki ikinci kralı
(İO y. 1000-962). İsrail’deki bütün kabileleri
kendisine bağlayarak merkezi Kudüs olan
bir krallık kurmuştur. Yahudi geleneğinde,
kişiliğinde İsrailoğullarının kurtarıcı beklentisini
yansıttığına inanılır. Mutlu bir geleceğin
simgesi olduğundan, Yeni Ahit yazarları
Hz. İsa’nın Hz. Davud’un soyundan geldiğini
vurgulamışlardır. Hz. Davud İslam
inancına göre de kitap getiren dört peygamberden
biridir.
Gençliği. Boaz’la Rut’un torunu olan Yesse’nin
en küçük oğludur. İsrail’in ilk kralı
Saul’un sarayında yaverlik yaptı. Saul’un
oğlu ve vârisi Yonatan’la yakın dostluk
kurdu ve Saul’un kızı Mikal’la evlendi.
Filistinlilere karşı yapılan savaşlarda üstün
yararlılıklar göstererek büyük bir ün kazandı.
Bu durumu çekemeyen Saul, onu öldürmek
isteyince, saraydan kaçarak Filistin’in
kıyı ovasındaki Güney Yahuda’ya ve Filistin’e
gitti; orada büyük bir beceri ve
öngörüyle, krallığın temelini atmaya
koyuldu.
Ülkesinin sınır çöllerinde (Yahuda) başka
kaçakları ve buraya sığınanları örgütleyerek,
onların önderi oldu. Bu grup, halkı
haydutlardan koruyarak ya da yöreyi basan
çapulcuların peşinden gidip çaldıklarını geri
alarak, yavaş yavaş yörede herkesin sevgisini
kazandı. Kral Saul’un saldırılarından
korunmak için zaman zaman Filistin krallarına
sığınmasına karşın, Yahuda halkı, Hz.
Davud u Kral Saul’a bağlılığını sürdüren,
suçsuz bir yurtsever olarak görüyordu. Sonundaönce Hebron’daki Yahuda kabilesi,
sonra da bütün İsrailoğulları Hz. Davud’u,
Saul’a karşı ayaklanan biri değil, onun ardılı
olarak görmeye başladılar. Saul ve Yonatan,
Gilboa Dağında Filistinlilere karşı savaşırken
ölünce, Hz. Davud Hebron’daki
Yahuda kabilesine kral seçildi. Ama öteki
kabileler Saul’un oğullarından İş-boşet’e
bağlı kaldılar. Bunun üzerine Hz. Davud
İş-boşet’e karşı savaşa girişti ve İş-boşet
öldürülünce bütün İsrail’in kralı oldu.
Krallığı. Davud İÖ 1000’den 962’ye değin,
40 yıl boyunca İsrail’in kralı olarak kaldı.
Surlarla çevrili Kudüs’ü yabancı Yebusilerden
alarak, yeni krallığın başkenti yaptı.
Filistinlileri ağır bir yenilgiye uğratarak bir
daha İsrail’in güvenliğini tehdit edemeyecek
duruma getirdi ve kıyı bölgesini de krallığa
bağladı. Edom, Moab, Ammon gibi küçük
komşu krallıkları kendine bağlayarak bir
imparatorluk kurmaya yöneldi.Ama aile içi anlaşmazlıklar ve buna bağlı
siyasal ayaklanmalar, Hz. Davud’un bir
asker ve devlet kurucusu olarak gösterdiği
büyük başarıyı gölgeledi. Krallığı oluşturan
çeşitli toplulukları birbirine bağlamak amacıyla,
bunların her birinden bir eş seçen Hz.
Davud, bir harem kurdu. Böylece, üyeleri
arasında kan bağı olan geleneksel klan
yapısına göre çok değişik bir aile ortaya
çıktı. Hz. Davud’un karılarının çoğu birbirine
yabancıydı. Çocukları ise, ardıllık çizgisini
belirleyen ve anlaşmazlıkların çözümlenmesini
sağlayan ortak bir toplumsal geleneği
paylaşmıyorlardı. Bu durum, aile içinde
anlaşmazlıklara ve çatışmalara yol açtı. Hz.
Davud’un büyük oğlu Amnon, üvey kız
kardeşi Tamar’a tecavüz ettiği için, Hz.
Davud’un üçüncü oğlu ve Tamar’ın öz
kardeşi Abşalom tarafından öldürüldü. Bir
süre sürgünde yaşayan ve daha sonra babasıyla
barışan Abşalom, yaşadığı yöre halkının
kendisine olan sevgisinden yararlanarak
ve bazı saraylıları kullanarak ayaklandı. Hz.
Davud, Erden’e (Ürdün) kaçınca, Abşalom
bir süre Kudüs’e egemen oldu. Ama sonunda
yenildi ve Hz. Davud’un komutanlarından
Yoab tarafından öldürüldü. Bunun
üzerine Hz. Davud’un Bat-şeba’dan doğan
oğlu Hz. Süleyman, tahtın vârisi oldu.
Politik başarıları. Hz. Davud, İsrail’in ilk
başarılı kralıydı. İsrail’deki bütün kabileleri
birleştirip kalıcı bir hanedan kurarak, Kral
Saul’un başaramadığı işi gerçekleştirdi, İsrail
tarihi ve geleneğinde özel bir yer aldı.
Kitabı Mukaddes’in II. Samuel bölümünün
9-20. bapları ile I. Krallar bölümünün
11-22. bapları, krallığı ve kendisinden sonra
gelenlerle ilgili temel bir kaynaktır. Bu
“tarih”in, Hz. Davud’un krallığından çokkısa bir süre sonra yazıldığı konusunda
genel bir görüş birliği vardır. Belki de bu
kaynak, Batı dünyasındaki tarih yazıcılığı
geleneğinin en eski örneğidir. “Davud Ailesinin
Tarihi” ve “Veraset Tarihi” olarak da
bilinen bu yazılar, Hz. Davud’un, kişisel
önderliğine ve otoritesine dayanan bir yönetimi,
babadan oğula geçen bir krallığa
dönüştürmede karşılaştığı sorunlara açıklık
getirir.
Hz. Davud’un krallığından önceki yüzyıllarda,
İsrailoğulları gevşek kabile birlikleri
içinde toplanmışlardı. Bunların en tanınanı
kuzeyde, merkezi Şekem olan Efraim kabilesinin
egemenliğindeki birlikti. Bu dönemde
ailelerin genişlemesiyle klanlar ortaya
çıkıyor, bir araya gelen klanlar da kabileleri
oluşturuyordu. Toplumun kan bağına ve
aileye dayanan bu yapısı, Sami geleneğinin
temel özelliğidir ve bugün de Arabistan
Yarımadasında hâlâ geçerlidir. Hz. Davud’a
karşı ayaklanarak onu bir süre sürgünde
yaşamak zorunda bırakan Abşalom ve Süleyman’ın
vâris olmasına karşı çıkarak, bir
süre için tahtı ele geçiren Adoniya, iktidarın
hızla merkezileştirilmesi karşısında düş kırıklığına
uğrayan ve eski geleneklerini sürdürmek
isteyen yerel güçlerden ve kabilelerden
destek alıyorlardı. Hz. Davud’un
başa geçmek için başarıyla uyguladığı yerel
klanların desteğini alma yöntemini, oğlu
Abşalom babasına karşı kullanmaya çalıştı.
Hz. Süleyman’ın krallığı sona erince, kabile
gelenekleri yeniden canlandı ve birleşik
krallık parçalandı. Hz. Davud’un Yakındoğu’daki
eski devletleri örnek alarak kurduğu
bu krallık, İsrail’in toplumsal yapısına ve
geleneklerine yabancı olduğundan sağlam
temellere dayanmıyordu. Bu nedenle Hz.
Davud, kabilelere krallığın meşruluğunu
benimsetmek ve onların onayım almak gibi
sorunlarla karşılaştı.
İlk olarak, Yahuda kabilesini oluşturan
klanları birleştirdi; klan yapısına özgü siyasal
ve toplumsal ilişkileri ustalıkla kullanarakarasındaki ilişkiyi araştırdılar, ama kesin bir
sonuca varamadılar. 1937’de ABD’li üç
psikogenetikçi, Horatio Newman, Frank
Freeman ve Karl Holzinger, çevrenin zekâ
üzerindeki etkisini saptamak üzere, değişik
aile ortamlarında yetiştirilen tek yumurta
ikizlerini incelediler ve bu ikizlerin zihinsel
yeteneklerinin çevreden çok, genetik etkenlerce
belirlendiği sonucuna vardılar. Buna
karşılık ABD’li genetikçi Robert Plomin,
1980’de, kişiler arasındaki IQ farklılıklarının
ancak yarısının genetik özelliklerle
açıklanabileceğini öne sürdü.
inceleme yöntemleri. İnsanlar üzerinde
yürütülen uzun süreli genetik araştırmaları,
bir yandan insanın gelişmesinin çok uzun
bir zamana yayılması, öte yandan tek yumurta
ikizlerini saptayıp uzun zaman gözlemeyi
gerektirdiği için zor ve karmaşıktır.
Oysa hayvanlar üzerindeki araştırmaların
denetimi daha kolaydır ve bu araştırmalardan
önemli sonuçlar elde edilmiştir. Bilim
adamları, akraba olan hayvanları 20 kuşak
boyunca birbirleriyle çiftleştirerek, bütün
döllerin genetiksel olarak birbirine çok
benzediği hemen hemen saf bir soy elde
edebilmektedirler. 1978’de ABD’li genetikçiler
J. C. DeFries ve Robert Plomin, bu
çaprazlama deneyleri sonucunda, laboratuvar
hayvanlarında öğrenme, cinsel etkinlik,
alkole yatkınlık, saldırganlık, tat algılama
ve hastalıklara dirençsizlik gibi değişik davranışları
etkileyen genetik bir bileşenin
varlığını saptadılar.
Belirli bir özelliği incelemeyi amaçlayan
bir genetikçi, bu özelliği en belirgin biçimde
taşıyan hayvanları seçerek çiftleştirir. Kalıtım
kuramı, incelenen tüm hayvanların aynı
çevrede tutulmasına karşın, çaprazlama denemelerinde
genetik yapısı birbirinden nedenemelerinde
genetik yapısı birbirinden ne
kadar farklı hayvan grupları kullanılırsa,
seçme çaprazlamasıyla elde edilen bir davranışın
da o kadar farklılaşacağını öngörür.
Kandaşlık araştırması adı verilen bir başka
yöntem ise, bireyler arasındaki akrabalık
derecesi arttıkça, söz konusu özelliğin ortaya
çıkma olasılığının da artacağı varsayımına
dayanır. Örneğin 1978’de kandaşlık araştırmalarından
yararlanan bilim adamları,
şizofrenik hastaların ana babalarında şizofreniye
rastlama olasılığının genel ortalamanın
daha üstünde olduğunu göstermişlerdir.
Alkol bağımlılığı, ruhsal çöküntü ve benzeri
ruhsal bozuklukların kalıtımla ilişkisi de
geniş çapta araştırılmıştır. İçedönüklükdışadönüklük
ve hareketlilik gibi davranış
özelliklerinin de kalıtsal yapıyla ilgisi olduğu
sanılmaktadır.
Genetik yapı tartışması. Davranış genetikçileri
arasında en çok tartışılan konulardan
biri de, ırklar ve etnik gruplar arasındaki IQ
farklılıklarının kalıtımla ilişkisidir. Örneğin
1969’da ABD’li eğitimci Arthur Jensen,
Siyahlar ve beyazlar arasındaki IQ farklılıklarının
genetik yapı farklılıklardan kaynaklanabileceğini
öne sürmüştü. Oysa birçok
bilim adamı, Jensen’in çevresel etkenleri ve
IQ testlerinin “ırklar açısından taraflı” olduğunu
yeterince göz önünde bulundurmadığını
ileri sürerek Jensen’in bu görüşüne
karşı çıkmıştır. Ayrıca bak. zekâ.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)