davranış tedavisi

deneysel yollarla edinilmiş
öğrenme ilkelerinin ruhsal bozuklukların
tedavisine uygulanması. Bu kavram,
koşullandırma teknikleri ile kuramlarının
anormal davranışlara uygulanması konusunda
1920 ve 1930’larda pek çok yapıt yayımlamış
olan Rus fizyoloji bilgini İvan Pavlov’
un çalışmalarından kaynaklanır. Davranış
tedavisi yöntemleri öncelikle belirtilere
(davranışa) yöneliktir ve bilinçdışı süreçlerle,
kişiye yeni bir içgörü kazandırma ya da
köklü bir kişilik değişimi sağlama gibikonularla hemen hemen hiç ilgilenmez; bu
yönüyle de psikiyatri yöntemlerinden, özellikle
psikanalizden ayrılır.
Davranış tedavisini yaygınlaştıran, Massachusetts’teki
bir eyalet hastanesinde akıl
hastaları üzerinde çalışan ABD’li psikolog
B. F. Skinner’dır. Skinner, hayvanlardaki
öğrenme yollarına ilişkin çalışmalarına dayanarak,
ödüllendirme biçiminin, uyaranlara
verilen yanıtların ortaya çıkışını ve yok
oluşunu belirleyebileceği sonucuna varmıştı.
Ödüllendirmenin zamanını ve sıklığını
gösteren ödüllendirme kalıbına “pekiştirme
programı”, davranışın istenen sonuca uygun
olarak yavaş yavaş değişmesine ise “biçimlenme”
denir. Davranış tedavisindeki son
gelişmeler, bilişsel süreçlerin kolayca uyum
sağlayabileceğini göstermiştir.
Davranış tedavisinin en önemli tekniklerinden
biri olan ve sistemli duyarsızlaştırma,
karşılıklı ket vurma, söndürme, karşıt
koşullandırma gibi değişik adlarla anılan
yöntem, Joseph Wolpe ve Arnold Lazarus’
un 1950’lerde hayvanlar üzerinde yaptıkları
deneylere dayanır. Bu deneylerden birinde
kediler, kapalı mekânlarda yemek yemeyi
reddetmek üzere elektrik şokuyla koşullandırıldı.
Bir süre sonra hayvanlara, deney
ortamına biraz benzeyen mekânlarda yemek
verilmeye başlandı ve hayvanlardaki
bütün bunaltı belirtileri yok oluncaya değin,
mekânlar arasındaki benzerlikler yavaş yavaş
artırılarak koşullu korku yok edildi.
Duyarsızlaştırma olarak bilinen bu teknik
insanlara uygulandığında, hastalardan, bunaltı
yaratan durumları zihinlerinde canlandırmaları
ya da korkulan nesne ve durumun
üstüne gitmeleri istenir. Bu yöntemin en
önemli bölümü, hastanın korkuları arasındabir öncelik sırası yapmaktır; böyle bir
sıralama için başlıca bilgi kaynağı hastanın
kendisidir, ama tedavi uzmanı tanısal testler,
hastanın ailesi ya da arkadaşlarıyla
yapılan görüşmeler gibi başka kaynaklara
da dayanabilir. Çoğu kez hasta, korkularının
kaynağı olan uyaranlarla karşı karşıya
getirilerek, bu uyaranlar karşısında gevşemeye
alıştırılır. Bununla birlikte, bu yöntemin,
hastanın kendisine korku veren uyaranlar
karşısındaki tepkilerini mi azalttığı,
yoksa aynı uyarana karşı hastanın yeni ve
değişik yanıtlar mı geliştirdiği henüz yeterince
anlaşılamamıştır.
Planlı öğrenmenin ve davranış tedavisinin
gruplar üzerindeki etkisini gösteren birçok
veri toplanmıştır. Bir grup içinde duyguları
dışavurma davranışını geliştirmeyi amaçlayan,
yapılandırılmış tedavilere genel olarak
girişkenlik eğitimi denir. Bu eğitim, kişilerin
duygularını uygun biçimde ve açıkça dile
getirmeyi bir kez öğrendikten ve uygulama
yoluyla pekiştirdikten sonra, buna ilişkin
öznel duyguları da yaşabileceklerini öngören
davranışsal kavrama dayanır.
Tedavide, bunlardan başka birçok davranış
tekniğine başvurulur. Tiksindirme tedavisinin
amacı hastayı istenmeyen bir davranıştan
kurtarabilmek için, bu davranışını
kendisine acı veren ya da hoş olmayan bir
uyaranla birleştirmeye koşullandırmaktır.
Bu amaçla kullanılan başlıca uyaranlar
elektrik ve kimyasal maddelerdir. Özellikle
cinsel sapmalarda uygulanan elektrik tedavisinde,
istenmeyen davranışın her ortaya
çıkışında hastaya elektrik şoku verilir. Alkolizm
tedavisinin temel yöntemlerinden
biri olan kimyasal tedavide ise, istenmeyen
davranışla bir araya geldiğinde, örneğin
alkolle birlikte alındığında mide bulantısı
gibi kötü etkiler yaratan bir ilaç kullanılır,
istenmeyen davranışları yenmenin bir başka
yolu da, istenen davranışları övgü, sevilen
yiyecekler ve başka ödüllerle pekiştirmektir.
21 davranışçılık
Davranış tedavisi teknikleri özellikle gece
işemeleri, tikler, korkular, kekemelik, saplantı-
zorlantı nevrozları, uyuşturucu alışkanlığı,
“normal” kişilerin nevrotik davranışları
ve bazı psikozlarda oldukça başarılı
sonuçlar verir; ayrıca zihinsel özürlü kişilerin
eğitiminde de bu tedavi yöntemlerinden
yararlanılır.
Davranışlar üzerindeki özdenetim, özellikle
biyolojik geribesleme(*) yöntemleriyle
kalp atışlarının hızı, tansiyon ve bağırsak
hareketleri gibi otonom sinir sistemi işlevlerini
denetlemeyi öğrenmek açısından akademik
çevrelerden büyük ilgi görmüştür.
Özdenetim kuramı ve bunu amaçlayan tedavi,
kişisel sorumluluğun gelişmesini sağlayarak
insan davranışlarının değiştirilmesine
ve düzenlenmesine yönelik olduğu için
önemli bir gelişmeyi simgeler. Ayrıca bak.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)