Kategoriler
Anlamlı Sözler Arama Motor Kalp Kırıklığı Sözleri

Koydum sevinçlerimi önüme baktım ki hepsi AİLEM.

Kategoriler
Anlamlı Sözler Arama Motor Aşk Sözleri Çocuk Eğitimi Güzel Sözler İlginç Bilgiler İslam Kadınca Bilgiler Kalp Kırıklığı Sözleri Komik Ömrümün Geri Kalanı Özlü Sözler Sözlerin Asılları wiki

Büyü ve Gerçek Aşk

İzmir’in alaçatı ilçesine bağlı kare köyünde yaşayan 18 yaşındaki Zimay tek başına mutlu bir hayat yaşıyordu ya da yaşamaya çalışıyordu. Köylüler durmadan arkasından konuşur iftira atarlardı. Zimay uzun boylu edebli, dinine bağlı bir genç kızdı. Kimseyle konuşmaz sadece işine bakardı. Günlerden birgün köye şehirden bir baba ve oğul gelmişti. Herkes yeni gelen baba ile oğlunu konuşuyordu. Zimay’ın arkadaşı Elvan yeni gelen genç çocuğu övüyor tabi Zimay’ın umrunda değildi Elvan hiç durmadan ne kadar yakışıklı, uzun boylu, esmer daha nice yalanlar uydursada Zimay’ı etkilemeyememişti. Bu arada yeni gelen çocuk köylülerle tanışmaya başlamıştı. Yeni gelen çocuğun ismi Yusuf’tu. Yusuf köyde dolaşırken yolda bir çocuk gürdü. Yeni geldiği için herkesle tanışmak istiyordu ama bununla tanışmasamıydı çocuğun şeytan gibi suratı vardı giyinişi de çok farklıydı. Artık burada yaşayacaklarına göre herkesi tanımalıydı. Selam verdi çocuk ters ters bakarak selamına karşılık vererek hemen oradan uzaklaştı. Yusuf ne yapacağını anlayamamıştı şaşkın bir şekilde hem korkmuş hemde mutlu bir hali vardı. İnsanlar arkadaşlık kurmak istediklerinde farklı insanlar isterler kendi kopyalarını değil. Yusuf düşünceli bir şekilde yolda yürürken yol ayrımında birden karşısına Zimay çıktı Yusuf gördüklerine inanamadı bu kadar güzel bir kızın burada ne işi vardı ? Diye düşünürken Zimay Yusuf’u sollayıp geçmişti bile acaba peşinden gitsemiydi? Peki yanlış anlasaydı o zaman vurulduğu kızın kim olduğunu öğrenmeden hakaretler duyabilirdi. Yusuf bu kadar şey düşünürken Zimay hiç Yusuf’u fark etmemişti bile. Yusuf o gece hiç uyuyamadı. Sabah olduğunda hemen dün gürdüğü kızın kim olduğunu öğrenmek için köydekilere sormaya karar verdi. Yolda yürürken karsısına Elvan çıktı Yusuf vakit kaybetmeden Elva’la tanışıp dün gürdüğu kızı anlattı Elvan boşuna ümitlenmemesini onun asla buyle birşeye evet demiceğini anlattı. Yusuf çok üzülmüştü yolda üzgün üzgün yürürken birden dünki gürdüğü o şeytan suratlı çocuk çıktı gülüyordü acaba beni üzgün gürdüğü içinmiydi bunun o sinsi gülüşü diye düşündü? Benim sorunumun,derdimin çüzümünün onda olduğunu süyledi. Herkes bu çocuğa büyücünün oğlu diyormuş ama gerçek ismi Kadir’miş. Yusuf’a babasının yanına gitmemizi ve babmın senin sorununu hemen halletçeğini süylüyordu. Zaten Yusuf’un başka çaresi yoktu kabul edip babasının yanına gittiler. Evleri çok korkunç gürünüyormuş. İçeri girdiklerinde sakallı yaşlı bi adam sorununun ne olduğunu sordu Yusuf ta anlattı. Büyücü değişik malzemelerle karışım yapıp Yusuf’a bunu sevdiği kıza içirmesini, eğer sevdiğin kız başka birine aşık değilse o zaman Yusuf a aşık olucağını süylemiş. Elvan ın anlattıklarına göre Zimay ın sevdiği ya da aşık olduğu kimse yoktu. Yusuf pek büyülere inanmadığı için bu iksiri bir kızda denemeye karar vermişti. İlk köye geldiğinde bir kızla tartısmış ve kız ondan nefret ediyormuş bu kızın yemeğine biraz iksiri gizliden katmış kız gerçekten Yusuf u sevmeye başlamış. Yusuf bunu gürünce çok sevinerek hemen Zimay a da aynısını denemek için Zimayın evine gitti ama Zimay evde değildi. Yusuf ilacı içme suyuna boşalttıktan sonra koşa koşa eve giderek Zimay la birlikte olduğunda ne yapacağı hakkında hayaller kurmuş sabaha kadar. Sabah olunca koşa koşa Zimay ın evine giderek Zimay an kapısını çaldı tam selam verirken Zimay onun kim olduğunu sormuş. Yusuf bunu duyunca şaşkınlıktan ne süyleyeceğini bilemeden ama nasıl olur derken sevdiği kız yüzüne kapıyı kapatmış. Zimay tanımadığı kimseyle konuşmayan edepli bir kızdı. Yusuf haftalarca bunu düşünürken artık dayanamayıp Zimay ın evine giderek olan biteni anlattı. Yusuf un bildiğine göre senin aşık olduğun kimse yoktu ama demek ki var yoksa bu İksir işe yarar dı diye sormuş? Zimay ilkinde çok kızmış böyle birşey yaptığı için. Sonra sorusuna cevap vermeye karar vermis. Evet doğru benim aşık olduğum bir insan yok ama senin bilmediğim yada hiç anlayamayacağın birine karşı aşk besliyorum. Yusuf şaşırmış bir ifade ile hiç birşey anlamadığını suylemiş. Zimay ben yaradana aşığim Ben Allah’a karşı aşk besliyorum diyince Yusuf utancından yerin dibine girmiş ve bir daha büyle birşey yapmicağına dair söz vererek oradan ayrılmış…

MCB

Kategoriler
Anlamlı Sözler Arama Motor Çocuk Eğitimi Cuma Mesajları Ekonomi Güzel Sözler İlginç Bilgiler İslam Kadınca Bilgiler Kalp Kırıklığı Sözleri Komik Ömrümün Geri Kalanı Özlü Sözler Şiirler Sözlerin Asılları Telefon İncelemeleri Web Master Web Yazılım Programları wiki

EVRENİN SIRRI

EVRENİN SIRRI

Bazı insanlar simyacı olmak ister. Değersiz maden eşyalarını gözleri kamaştıracak kadar değerli altın, mucevherlere dönüştürmek.

Bursa’nın Alaçatı köyünde yaşayan paçaları yamalı, saçları dağınık 12 yaşındaki yusuf gibi. Öğretmeninin ona simyacılıkla ilgili biraz bilgi vermesiyle başladı. Bir sabah aylarca uğraşıp yaptığı ağaç evinde her zamanki gibi ayaklarını uzatıp hayallere dalmış haldeyken birden ayakkabısındaki yamayı farketti. Babasının zaten para sıkıntısı çektiğinden ayakkabısından bahsedip babasına yük olmak istemiyordu. Kendi içinde olduğu durumu düşünürken sinirlenip kendi kendine söz verdi büyüyünce simyacı olup kendisini ve ailesini bu yoksul hayattan kurtaracaktır. Artık daha çok çalışması gerekiyordu. Ve o günden sonra her gün biraz daha fazla çalışmaya başladı. büyük mertebelere gelecek kadar bilgin hale geldi. Yıllarca ne kadar deneme yaptıysa da hiçbir madeni altına dönüştüremedi. Artık bunun imkansız olduğunu düşünerek vazgeçti. Vazgeçtiği an eski hali ve şimdiki halini anımsadı. Hep değersiz eşyaları, değerli bir şeye dönüştürmeye çalışırken hiç fark etmediği bir şeyi farketti 12 yaşında o sözü verirken ki cahil haliyle, şimdiki bilgili hali. Asıl simyacı olmak bu olmalıydı. Sonunda hayalinin gerçekleşmiş, simyacı olduğunun farkına vardı. Evrenin sırrı, evrenin anlamı bu olmalıydı… “En büyük altın ve en değerli mücevherin ‘bilgi’ olduğunu anladı.”

MCB

Kategoriler
Anlamlı Sözler Arama Motor Çocuk Eğitimi Güzel Sözler İlginç Bilgiler İslam Ömrümün Geri Kalanı Özlü Sözler wiki

Nasıl Yaşarsan Öyle Ölürsün

Bir varmış bir yokmuş uzak bir köyde dinine bağlı bir kadın varmış. Allah’a her gün dua eder Azraili görmek istermiş. Yine Allah’tan azraili ona güstermesi için dua ederken birden kapı çalınca duayı yarıda bırakıp kapıyı açmış. Karsısında beyaz takım elbiseli elinde sarı bir karanfil olan yakışıklı bir adam çıkmış. Yarın Hatice’lere gelmesini süylemiş. Kadın birşey anlayamamış ama yinede dediğini yapıp Hatice’lere gitmiş. Hatice hanımda  ölmek üzereymiş. Herkes etrafında toplanmış, birden kapı çalmış kadın gidip kapıyı açtığında karsısında dünki gürdüğü beyaz takım elbiseli adam çıkmış. İçeri girerek hastanın yanına yaklaşmış. Kadın ve hastadan başka kimse adamı göremiyormuş. Adam hastaya usulca yaklaşmıp karanfili koklatarak hastanın canını almış. Kadın gördüklerine İnanamamış adam yarın yağmalara gel demiş sabah güneşi doğduğu gibi kadın fatmalara gitmiş. Fatma hanım hasta herkes etrafında toplanmış birden kapı sert bi şekilde vurulmuş kadın hemen kapıyı açmış karşısında ateş püsküren dev bir cehennem zebanisini görmüş. Gördüklerine inanamayan kadın, kapıyı kapattıktan sonra hemen hastanın yanına gelmişler. Hastanın etrafındaki kadınlar hiçbir şeyin farkında değillermiş. Cehennemden gelen bu dev zebani eline koca balyozu alarak hastaya yaklaşıp balyozunu kaldırıp ” Senmiydin Namaz kılmayan diyerek indirmiş. ” Hasta dehşet içinde yanlız izleyebiliyormuş, kılını bile kıbırdatamıyormuş. Tekrar balyozunu kaldirmış “Senmiydin allaha şirk koşan diyip” balyozunu indirmiş. “Senmiydin gıybet eden diyip” Son balyozuda indirdiğinde hasta acılar içinde ölmüş kadın gürdüklerine inanamamış bağırmak istemiş ama kimsenin görmediğini düşününce kendini tutmuş. Cehennem zebanisi yarın sana gelicem demiş. o gün geldiğinde kapı tekrar yavaşça çalınmış kapıyı açtığında yine o yakışıklı adam ama bu sefer elinde karanfil yerine gül varmış. kadın adamı içeri aldığı gibi hemen sormuş; Neden Hatice’ye karanfil koklatıp ruhunu aldın , Fatma’nın canını neden acı içinde aldın Azrail; Hatice hanım Allah’ın kurallarına uyan Namzını kılan iyi bir insandı ama Fatma hanım Allah’a şirk koşup herkesin arkasında konuşan kötü bir kadındı. Azrail bunları dedikten hemen sonra kadına gül ü koklatarak ruhunu almış..

MCB

Kategoriler
Arama Motor

İslâm

İslâm

 
Hazreti Muhammet’in elçiliğiyle insanlığa duyurulmuş ve yayılmış din. Kur’an’ın bir ayetinde geçen İslâm sözcüğü. Arapça “seleme” kökünden türemiş bir sözcüktür. “Allah’a bağlanmış”, “teslim olmuş” anlamına gelir. İslâm dini, Allah’a ve onun buyruklarına koşul koymadan inananların dinidir. Bu dine inananlara, “müslüman” adı verilir. Bu sözcük de, arapça “İslâm dinini kabul eden” anlamındaki “müslim” sözcüğünden türetil-
İslâm dininin kurucusu Hz. Muhammet, Arabistan’ın Mekke kentinde 571’de doğdu. Kırk yaşma kadar, döneminin geçerli uğraşlarından ticaret kervanı yöneticisi olarak çalıştı. Mekke’de herkesin sevdiği, güvendiği, seçkin, akıllı ve dürüst bir kimse olduğu için, genç yaşta “el-Emin”jlakabı verildi ve çevresindeki herkes tarafından “güvenilir” anlamına gelen bu adla anıldı.
İslâm dininin kutsal kitabı Kur’an, İslâm dininin kurucusu Hz. Muhammet’e 610 yılında, Ramazan, ayının 27’sinde vahyedilmeye başlandı. Her yıl yaptığı gibi, Nur dağındaki (Cebeli Nur) Hira mağarasında tek başına iç düşüncelere dalmış olan Hazreti Muhammet’e, Allah’ın “Cebrail” adlı haberci meleği görünerek, yeni bir dinin peygamberi olarak insanları uyarmak ve doğru yola çağırmak görevi verildiğini bildirdi. Bu yeni dinin ilkeleri Hz. Muhammet’e, bazı “ayet”lerden oluşan “su- re”ler halinde ve her zaman Cebrail aracılığıyla vahye- dildi (İslâm dininin kutsal kitabı Kur’an, bu ayetlerin derlenmesiyle, 22 yıl 2 ay 22 günde tamamlandı).
Hz. Muhammet, kendisini çok heyecanlandıran ilk vahyin gelmesi olayını önce eşi Hatice’ye söyledi; Hatice, Hz. Muhammet’in çağrısına olumlu yanıt veren ilk kadın ve ilk müslüman oldu. Onu amcaoğlu Ali ile en yakın arkadaşı Ebubekir izlediler.

Önceleri, Hz. Muhammet’e Tanrı tarafından İslâm dininin peygamberliğinin verildiği ve bu dini kurmak ve yaymakla görevlendirildiği çok az kişiye duyurulmuştu; ne var ki, özellikle musevi geleneği bu “son peygamber”؛ bekliyordu. Bu nedenle, Hz. Muhammet’in çağrısı Mekke’de heyecan yarattı. Özellikle Mekke’nin yoksul kesiminden pek çok kişi, İslâm dinini kabul ederek müslüman oldu.
Ama Mekke soyluları, Allah’ın büyüklüğüne ve Muhammet’in onun peygamberi olduğuna,inanan bu yeni dine karşı çıktılar. Bunun nedeni, pek çok puta tapan ve kendi dinlerinin törenleri yoluyla önemli çıkarlar sağlayan Mekke zenginlerinin, çıkarlarına zarar geleceğinden çekinmeleriydi. Bu yüzden, her gün sayıları biraz daha artan yeni müslümanlara karşı kent ileri gelenlerinin maddi ve manevi baskısı öylesine arttı ki, aç bırakılmak, sıcak kumlara gömülmek, işkenceler ve dayaklarla öldürülmek gibi eziyetlere dayanamayan bir bölüm müslüman, Arabistan’ı bırakıp Habeşistan’a göç etmek zorunda kaldı.
Hicret. Bütün bu güçlükler İslâm peygamberini yıldırmıyor, o ve arkadaşları, insanları yeni dine çağırmak için her tehlikeyi göze alarak çalışıyorlardı. 620’de Kâbe’yi ziyaret etmek için gelen bazı Medineliler, Hz. Muhammet’le bir dizi görüşme yapıp, ilkelerini dinledikten sonra, İslâm dinini kabul ettiler. Bu görüşmeler, Akabe’de yapıldığı için İslâm tarihine “Akabe Biati” diye geçti ve görüşmeler, sonraki 2 yılda da gene hac mevsiminde sürdürüldü. Medineli müslümanlar, Hz. Muhammet’e kendi kentlerine göç ederse onu, dostlarını ve Mekkeli müslümanları koruyacaklarına söz verdiler.
Bu anlaşmadan sonra, 16 Temmuz 622’de, Hz. Muhammet ve en yakın arkadaşı Ebubekir, peşlerinden de bütün müslümanlar, gizlice Mekke’den hicret ettiler ve Medine’ye geldiler (bu olay, İslâm geleneğinde çok
XIII. yy’da Bağdat’taI yapılmış bu minyatürde, Mekke’ye doğru yolalan bir hacılar kervanı canlandırılmıştır. Hac, Islâm’ın beş farzından biridir ve durumu belirli kurallara uygun her müslümanın, ömründe en az bir kez hacca gitmesi gerekir.
Hz. Muhammet, Mekke’de o günlerin koşullarınca gerekli olan bir site devleti kurmak için çalışmalara başladı. Hz. Muhammet’in getirdiği dine ve peygamberliğine inanmayan Mekke’deki müşriklerin (“inkarcılar”) düşmanca tutumlarını sürdürmeleri sonucu yapılan 624’teki Bedir, 625’teki Uhud ve 627’deki Hendek savaşları, müslümanlar tarafından kazanıldı.
627 yılının hac döneminde Hz. Muhammet, Medine!¡ müslümanlarla birlikte, Kâbe’yi ziyaret etmek için Mekke dolaylarına geldiyse de, Mekke ileri gelenleri kente girmelerine karşı çıktılar. Hudeybiye’de yapılan Hudeybıye anlaşması gereğince müslümanların, ertesi yıl hac döneminde Mekke’ye girebilecekleri kararlaştırıldı. Sonunda, 630’da Medine’den on bin kişilik bir kuvvetle Mekke önlerine gelen Hz. Muhammet, kenti savaşsız teslim aldı: İslâm’ı inkâr edenlere hoşgörü ve adaletle davrandığı için, aşağı yukarı bütün Mekkeliler müslüman oldular. Hicretin dokuzuncü yılında, Arabistan’ın çeşitli yörelerinden olduğu gibi, Arabistan dışından da çeşitli topluluklar, müslümanlığı kabul ederek ilk İslâm devletine katıldılar.
Bundan iki yıl sonra, 140 000 kişilik bir müslüman topluluğunun hac için Mekke’de toplanması sırasında Hz. Muhammet, ünlü “veda hutbesi”ni okuyup (bu hac dönemi, tarihlere “veda haccı” diye geçmiştir) Medine’ye döndükten birkaç hafta sonra hastalanarak, 8 Haziran 632’de öldü.
Yerine, en yakın arkadaşı Ebubekir, seçim yoluyla halife oldu ve müslümanların yönetimini eline aldı. Ebubekir’den sonra sırasıyla Ömer, Osman, Ali’nin halife seçilmelerinin ardından, Muaviye’yle başlayan, Emeviler dönemi adı verilen dönemde, büyük İslâm fetihleri sürdürülerek, İslâm devleti, bir imparatorluğa dönüştü: Hindistan’a akınlar (661-667); İstanbul kuşatması ve Kadıköy’ün Araplara geçmesi (668); Kuzey Afrika ile Mısır’ın fethi ve İslâm ordularının Atlas okyanusu kıyılarına ulaşmaları (670-709); İstanbul’un yeni kuşatmaları (674-679); Çin sınırına kadar Orta Asya ülkelerinin fethi (713); İspanya ve Orta Avrupa’ya giriş (711 – 713); yeni İstanbul kuşatmaları (717-718); vb.
750’de Emevileri devirerek halifeliği ele geçiren Ab- basiler döneminde, imparatorluğun başkenti önce Kûfe’ye (750), sonra Bağdat’a (762) aktarıldı. İmparatorluk topraklarının büyüklüğü ve çeşitli toplumların bu büyüklük içindeki çatışması nedeniyle imparatorluğun ‘genişleme hızının yavaşladığı bu dönemde, valiler yer yer bağımsızlıklarını ilan ederlerken, ispanya’da Endülüs Emevileri ayrı bir devlet kurdular.
IX. yy’da Türklerin İslâm dinini benimsemelerinden sonra, özellikle Selçuklular ve Osmanlılar dönemlerinde, İslâm dini çok daha geniş alanlara yayıldı. 1517’de Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim l’jn Mısır’ı ele geçirerek halifeliği üstlenmesiyle, müslümanlık en yaygın ve güçlü dönemini yaşamaya başladı. Çok kısa sürede de dünyanın bir ucundan öbür ucuna yayıldı.
Günümüzde dünya nüfusunun beşte birini oluşturan müslümanlar, bütün kıtalara yayılmışlardır ve özellikle ABD, Avrupa ve Afrika’da İslâm dinini benimseyenlerin sayısı gün geçtikçe arttığından, bu oranın XXI. yy’ın ilk çeyreğinde % 23’ü bulacağı yani müslüman nüfusun 2 milyara yaklaşacağı beklenmektedir.
Temel inançlar. Hz. Muhammet’in insanlar arasında yaymakla görevlendirildiği İslâm dininin temel inançla-‘ rı, “amentü” adı verilen ilkelerle belirlenmiştir. İslâm’ın amentüsü şöyle açıklanır:
Allah’a, meleklere, kutsal kitaplara, peygamberlere, kıyamet gününe, öbür dünya yaşamına ve alınyazısına inanmak, İslâm inancının başlıca koşullarıdır. Bu koşullardan herhangi biri tartışılmaz, eksiltilemez.
İslâm’ın kutsal kitabı Kur’an’dır. Kur’an yalnızca müslümanların Allah ile ilişkilerini değil, insanın öbür insanlarla olan toplumsal ilişkilerini de düzenleyen bir niteliktedir. Bu düzenleme, yalnızca ahlaksal öğütlerle değil, hukuksal buyruk ve yasalarla del yapılır. Kur’an yalnızca inanç kurallarını belirlemez, bu inançların uygulamayla ilgili hükümlerini de kapsar. Mekke’de Harem-i Şerif in ve Kabe’nin (©rtada) görünüşü. Tavanı altı ahşap sütuna oturan Kabe’nin duvarları ve zemini mermer kaplıdır ٥٠^٧ kesiminde, zeminden 1,5 m yükseklikte Haceriesved taşı yeralır. i. s. //. yy’dan ،١٧ yana var olduğu sanılan Kâbe, çeşitli dönemlerde (en son 1956’da) onarılmıştır.

Kategoriler
Arama Motor

İskender Mirza

İskender Mirza

 
Karakoyunlu hükümdarı (öl. Alancak, Nahcivan ١ 438). Koca Yusuf Bey’in oğlu olan İskender Mirza, 142©’de tahta çıkıp, Şahruh’a yenildiyse (1421) de, bundan ya- rarlanarak hükümdarlığını İlan eden kardeşi isfehan Mirza’yı yenerek yeniden tahta çıkmayı (1423) başardı. Timuroğullarıyla savaşıp, Şahruh’a yenilince (1434), OsmanlIların elindeki Tokat’a sığındı. Şahruh’un çekil- meşinden sonra ülkesine döndüyse de, ayaklanan öbür kardeşi Cihanşah’a yenildi ve Alancak kalesine sığındı (1436). Uzun bir kuşatmadan sonra kaleyi ele geçiren Cihanşah’ın askerleri tarafından öldüfüldü.

Kategoriler
Arama Motor

İskandinav müziği

İskandinav müziği

 
İskandinavya ülkelerinde (Danimarka, İsveç, Norveç ve Finlandiya) geliştirilmiş müzik yapıtlarını belirten terim. İskandinavya ülkeleri müziklerini, doğrudan doğruya güneylerindeki Avrupa merkezlerine, özellikle de Almanya’ya yakınlıkları oranında geliştirmişlerdir. Vi- kingler çağının (X. – XI. yy’da) ilk müzik örnekleri günümüze kalmamıştır. Ortaçağ düzşarkısının ve çok sesli dinsel müziğinin de İskandinavya’da geliştirilmiş örnekleri çok azdır. Çoğunlukla XVIII. yy’da Avrupa’da gelişen müzik akımlarının dışında kalan İskandinavya ülkeleri, XIX. yy. romantizm akımı içinde bir ulusal uyanış dönemi yaşamışlar ve birçok ünlü besteci yetiştirmiş-
Danimarka. İskandinavya ülkelerindeki en erken müzik gelişmesi, aralarında Avrupa’ya en yakın ülke olan Danimarka’da gerçekleşti. Ortaçağ’da bestelenen günümüze çok azı kalmış şarkılardan sonra, Protestanlığın benimsenmesiyle, Danimarka’da dinsel müzik yeni bir doğrultuya yöneldi. XVII. yy’da kral Christian IV’ün güzel sanatlar ve müziği desteklemesi, İngiliz John Dovv- land, vb. yabancı müzikçileri Danimarka sarayına çekerken, Danimarka’nın ilk büyük yerli bestecisi Diet- rich Buxtehude, meslek yaşamının çok büyük bölümünü Almanya’da geçirdi. XVIII. yy. ortalarına kadar, Danimarka müziğine operanın gelişmesine katkıda bulunan İtalyanlar, o tarihten sonra da C.E. F. Weyse, Friedrich Kuhlau, vb. Alman bestecileri damgalarını vurdu-
yy’ın ortalarında ulusçuluk akımı güçlenirken, yerli müzikçiler de özgün bir müzik geliştirmeye başladılar: Özellikle operalar besteleyen J. P. E. Hartmann, Peter Heise ve C.F.E. Horneman; marşlar ve dans müzikleri besteleyen Hans Christian Lumbye (birçok uzman tarafından Johann Strauss’la karşılaştırılır); Leip- zig’de öğrenim gören, ama Alman romantik üslubuna Danimarka’ya özgü bir biçim vermeyi başaran Niels Vilhelm Gade; vb. Danimarka müziğinin en önemli bestecilerinden Cari Nielsen’se, besteciliğinin yanı sıra orkestra şefliğiyle ve öğretmenliğiyle XX. yy. başında Danimarka müziğine egemen oldu. İkinci Dünya Sava- şı’ndan sonra, gerek Vagn Holmboe, Niels Viggo Bent- zon ve Per Nörgaard gibi besteciler, gerek Aksel Schi- otz ve Lauritz Melchior gibi tenorlar ile piyano virtözü Gunnar Johansen, uluslararası ün kazandılar.
İsveç. XVII. yy’da İsveç sarayının koruyuculuğu, İs- veç’te birkaç yerli bestecinin ortaya çıkmasını sağladı: Hândel’in büyük ölçüde etkisinde kalan, özgün beste- ler yapmasının yanı sıra, yabancı bestecilerin müzikleri- ni uyarlayan Johan Helmich Roman; vb. Kral Gustav lll’ün de müzikçileri büyük ölçüde desteklemesiyle
yy. ortalarına kadar “ikinci derece” diye nitelendi- rilebilecek bazı müzikçiler ve dönemin en gözüpek bestecisi olan, ama sağlığında yurdunda beklediği ilgiyi göremeyen Franz Berwald gibi büyük bir besteci yetiş- ti. Yerel müzik toplulukları geliştikçe İsveçli romantizm sonrası bestecileri Wilhelm Stenhammar ve Hugo Alf- ven, uluslararası alanda da seslerini duyurmayı başardı- lar. Onları izleyen Ture Rangstrom, Kurt Atterberg, Gosta Nystroem, Hilding Rosenberg, Dag Wiren, Lans- Erik Larsson, Karl-Birger Blomdahl ve Allan Pe«erson, İsveç müziğinde XX. yy’ın çeşitli müzik akımlarının ba- şarılı temsilcileri oldular. Ayrıca İsveç XIX. yy’da sopra- no Jenny Lind, XX. yy’da da tenor Set Svanholm, tenor Nicolai Gedda, soprano Birgit Nilsson ve soprano Elisa- beth Södersröm gibi önemli yorumcular yetiştirdi. Norveç. Siyasal bağımsızlığını oldukça geç bir tarihte (1905) elde eden Norveç, kültür ve sanat açısından da uzun süre komşularına bağımlı kaldı. XIX. yy’da gele- neksel folklorun, halk kemancılığı geleneğinin zenginli- ği fark edilince, Oie Bull, Halfdan Kjerulf, Rickard Nord- raak ve meslek yaşamının büyük bölümünü Danimar- ka’da sürdüren Johan Svendsen gibi ilk ulusal besteciler yetişti. XIX. yy. sonunda uluslararası müzik dehaların- dan Edvard Grieg ve büyük ölçüde onun etkisinde ka- lan Agathe Backer-Grondahl, Christian Sinding ve jo- han Halvorsen Norveç müziğinde büyük bir atılım ger- çekleştirdiler. XX. yy’da David Monrad Johansen, Far- tein Valen, Harald Saeverud, Eivind Groven ve Klaus Egge Norveç müziğine damgalarını vururlarken, sopra- no Kirsten Flagstad da uluslararası ün kazandı. Finlandiya. İskandinavya’nın en dışa kapalı ve en çok başka ülkelerin boyunduruğunda kalmış ülkesi Finlan- diya, edebiyat, müzik ve güzel sanatlar açısından uzun süre Almanya ve İsveç’in etkisinde kaldı. XIX. yy’da Rusya’nın yönetimine girdiği sırada, sanatta ulusçulu- ğun eşlik ettiği bir bağımsızlık hareketi gelişen ülkede, birçok besteci ortaya çıkmaya başladıysa da, bunların tümü, )ean Sibelius’un gölgesinde kaldı. Sibelius’un uluslararası ünü, sonraki birçok besteciyi de etkilemek- le birlikte, Aarre Merikanto, Yryo Kilpinen, ٧٥٨٠ Kla- mi, özellikle dejoonas Kokkonen gibi besteciler ve bas Martti Talvela gibi opera sanatçıları, uluslararası ün ka- zanmayı harardılar

Kategoriler
Arama Motor

İsidoros, Miletoslu

İsidoros, Miletoslu

 
i.S. VI. yy’da etkinlik göstermiş Bizanslı mimar. İskenderiye ve İstanbul (üniversitelerinde statik, kinetik ve fizik dersleri veren Miletoslu İsidoros, özellikle Trallesli Anthemios’la birlikte İstanbul’da yakılıp yıkılmış Aya- sofya kilisesini bütünüyle yeni bir plana göre yeniden yapmış (532-537) olmasıyla tanınır (Bk. AYASOFYA). Yapının kubbesi 558’deki depremde çökünce, oğlu ya da yeğeni olan Genç İsidoros tarafından yeniden yapılmıştır.
SİS
Eski Mısır mitolojisinde ana tanrıça ve bereket tanrıçası. Kral-tanrı Osiris’in eşi, Horus’un annesi olduğuna inanılan İsis, başında bir çift sığır boynuzunun çevrelediği güneş diski ya da ay diskiyle canlandırılırdı. Kültü denizciler aracılığıyla hızla yayılıp, eski Yunan-Roma dünyasında özellikleri Demeter ve Aphrodite’ninkilerle birleştirildi ve Pompei’deki !tapınağının da kanıtladığı gibi, Akdeniz havzasının başlıca tanrıçası haline geldi.

Kategoriler
Arama Motor

îsherwood, Christopher

îsherwood, Christopher

 
ABD uyruğuna geçmiş İngiliz yazarı (High Lane, Ches- hire 1904-Los Angeles 1986). Londra’da tıp öğrenimi görmeye başlayan (1928)Christopherİsherwood, çok geçmeden üniversiteden ayrılıp, Almanya’ya giderek, 1933’e kadar orada yaşadı. Nazizmin gelişmesinden önemli ölçüde etkilenip, Hitler’in iktidara gelmesinden önce Almanya’nın havasını yansıtan yarı belgesel nitelikli romanlar (Mr. Norris Changes Trains [Mr. Norris Tren Değiştiriyor, 1935]; Sally Bowles \[ 1937]; ¡Cood- bye to Berlin [Elveda Berlin, 1939;1972’de Kabare [Ca-
ABD uyruğuna geçmiş İngiliz romancısı Christopher İsherwood, özellikle Hitler iktidarı öncesindeki Almanya’yı anlattığı
romanlarıyla ün salmış, bu romanlarından Elveda Berlin,
1972’de Bob
Fosse tarafından sinemaya uyarlanmıştır.
barets] adıyla sinemaya uyarlandı]) yazdı. 1939’da ABD’ye yerleşip, senaryo yazarlığı yaptı. 1946’da ABD uyruğuna geçip, hindu felsefesini benimseyerek, bu felsefeyle ilgili kitaplar (The Vedanta and the West [Vedanta ve Batı, 1969]; vb.) ve eşcinselliği savunduğu romanlar (Tek Başına Bir Adam [A Single Men, 1964]; Christopher and His Kind [Christopher ve Onun Gibiler, 1976]; vb.) yazdı.

Kategoriler
Arama Motor

ishal

ishal

Bağırsakların çoğunlukla yumuşak ve normaldekinden daha sulu dışkı çıkararak sık boşalması. Başlı başına bir hastalık olmamakla birlikte, temelde yatan bir bozukluğun belirtisi olan ishal, bazı besinlere, aşırı alkol tüketimine, müshillere, enfeksiyonlara ya da duygusal sorunlara bir tepki olarak ortaya çıkabilir. Ayrıca, yaralaşmalı kalın bağırsak iltihabı (ülseratif kolit) ya da kalınbağırsak kanseri gibi ciddi bir hastalığın belirtisi de olabilir. Bebeklerde hızla su yitimine yol açtığı için, tehlikelidir.
Birbirinden bağımsız ya da birlikte işlev görebilen iki temel mekanizma ishale neden olur: Sindirim sisteminde aşırı sıvı birikimi; bağırsaklarda aşırı itici etkinlik. Bağırsaklarda aşırı sıvı birikimi, kalın bağırsaktan suyun emilmesini azaltan (geçişme ishali) durumların ya da kolera, vb. enfeksiyon (Bk. DİZANTERİ) hastalıklarında olduğu gibi suyun bağırsaklara salınmasına neden olan durumların sonucudur. Aşırı itici harekete sinirsel ya da kimyasal etkenler ya da bağırsakların kısmen tıkanması yol açabilir. Hafif ishaller, çeşitli ishal ilaçlarıyla tedavi edilir; ama iki günden uzun süren şiddetli ishal durumunda, temelde yatan bozukluğu belirlemek için bir hekime başvurulması gerekir.

Kategoriler
Arama Motor

İshak Hoca

 
Türk şairi ve yazarı (Bursa 1708). Şirvan’a giderek Hoca Nimetullah’tan icazet alan İshak Hocası (asıl adı Ahmet tir), dönüşünde Bursa’ya yerleşerek, Muradiye medresesinde ders verdi. Bursa’nın ileri gelenlerinden İshak Efendi adlı birinin oğlunu okuttuğu, uzun süre bu zenginle birlikte bulunduğu için “İshak Hocası” lakabı takıldı.
İshak Hocası dil, edebiyat, hadis, tefsir, vb. alanlarda onbeşe yakın yapıt vermiştir. Ama başlıca yapıtı, Zema- şehri’nin Mukaddimet ül-Edeb adlı, Türk dili tarihi açısından önem taşıyan kitabının Türkçe çevirisidir (Aksel- Ireb fi Tercemet H-Edeb adını verdiği bu çeviri (tam bir yazma nüshası Süleymaniye kütüphanesindedir), iki cilt olarak basılmıştır (1895).

Kategoriler
Arama Motor

İshak el-Mavsili

İshak el-Mavsili

 
Arap bestecisi, müzik kuramcısı şairi ve yazarı (Rey 767-Bağdat 850). Amcası ve babasından müzik öğrenen İshak el-Mavsili, Harunnurreşit’in yakın çevresine girdi. Babasının ölümünden sonra döneminin en büyük müzikçisi sayılıp, Halife el-Emin, lel-Memun, el-Muta- sım,el-Vasık ve el-Mütevekkil dönemlerinde halifelik sarayında gerek güzel sesi, gerek besteleri, gerek şiirleriyle büyük beğeni kazandı.
Başlıca yapıtları: Kitab ül-Egani ül-Kebir(Büyük Ezgiler Kitabı), Kitab ül-Ehbar Zi’l-Rumme (Zi’l Rumme’nin Bildiriler Kitabı), Kitablül-Cevahir ül-Kelam (Söz İncileri Kitabı).

Kategoriler
Arama Motor

İshak Çelebi, Kılıççızade

İshak Çelebi, Kılıççızade

Türk şairi (Üsküp 1493’e d.- Şam 1536 ya da 1537). Kılıç yapmakla geçinen İbrahim adlı birinin oğlu olan Kı- lıççızade İshak Çelebi, medrese öğrenimi görüp, Edirne, Üsküp, Bursa ve İznik’te müderrislik yaptı. Kadı olarak atandığı (1535) Şam’da öldü.
İshak Çelebi gazellerinde yalın bir dil kullanmış, söz sanatlarından kaçınmış, yaşantısını içtenlikle dile getirmeye çalışmıştır. Yavuz Sultan Selim’in kahramanlıklarını anlatan Selimname(ya da Ishakname) adlı küçük bir tarihi, İmtihan Risalesi ve Divan’\ günümüze kalmıştır.

Kategoriler
Arama Motor

İshak peygamber

İshak peygamber

İbrani peygamberi. İbrahim peygamber ile Sara’nın oğlu olan İshak, Esav ile Yakup’un babasıdır. Tevrat’a göre, İbrahim peygamber, İsmail’i değil Ishak’ı kurban etmesi için Tanrı’dan buyruk almıştır

Kategoriler
Arama Motor

isère

isère

 
Fransa’nın güneydoğu kesimimde ırmak. Alp dağların- da, 2 400 m yükseltide doğan işere önce batıya, sonra güneybatıya doğru akıp, Valence yakınlarında Rhöne ırmağına katılır; uzunluğu 290 km’dir. Elektrik üretimin- de yararlanılan ırmağın kıyısında kurulmuş kentlerin başlıcası Grenoble’dur.

Kategoriler
Arama Motor

isak

isak

Musevi asıllı Türk bestecisi ( 1745 istanbul 1814). Enderun’da tamburilik yapan Tamburi ¡sak. Selim lll’ün beğenisini kazanıp, tamburiliğinin yanı sıra sinekeman- daki ustalığıyla da ün saldı. Kuyumcu Oskivam, Zeki Mehmet Ağa, Tamburi Mehmet Ağa, vb. öğrenciler ye- tiştirip, klasik üslupla besteler yaptı.
Klasik kurallara bağlı lirik bir sanatçı olan Tamburi ؛sak’ın iki ؛edaraban|bestesi Türk müziğinin(en önemli yapıtlarındandır. Günümüze yirmi peşrevi, yirmi saz semaisi, beş bestesi, bir ağır semaisi ve üç yürük semaisi ilealtışarkısı kalmıştır. KlkTürktamburüslubununen eski temsilcisi sayılmaktadır.

Kategoriler
Arama Motor

isa Çelebi

isa Çelebi

Türk şehzadesi. Yıldırım Bayezit’in oğullarından biri olan Isa Çelebi, Ankara Savaşı’ndan ve babasının ölü- münden (1402) sonra Balıkesir yöresine çekilip, padi- şahlığını ilan etti. Mehmet Çelebi’nin Anadolu’yu pay- laşma önerisini geri çevirdi. tJlubat’ta Mehmet Çele- bi’yeyenilince önce Bizans’a, sonra da Süleyman Çele- bi’nin yanma sığ؛nıp. Bursa yakınında ikinci kez yenilin- ce, Candaroğlu Isfendiyar Bey’e sığındı. Ankara’ya dü- zenlediği saldırı başarısızlıkla sonuçlanınca, Izmiroğlu Cüneyt Bey’in yanına kaçtı. Cüneyt Bey ile Saruhan, Menteşe ve Aydın beylerinin desteğini alarak yeniden saldırıya geçtiyse de, bir kez daha yenilip, Eskişehir’de Mphmpt Çelebi’nin adamları tarafından öldürüldü.

Kategoriler
Arama Motor

İsa

İsa

 
Hıristiyanlığın kurucusu. Yaşamı konusundaki bilgiler pek açık olmayan İsa, hıristiyanlara göre tarihi kendinde toplayan bir varlıktır ve kelam onda beden haline girmiştir. Yaşamı konusundaki bilgiler, onunla aynı dönemde yaşamış ve ona inanmış kişilerin, özellikle de havarilerinin yapıtlarından sağlanmaktadır.
Incil’e göre İsa, Beytüllahim’de, Yusuf ile evli bakire Meryem’den dünyaya geldi. Celile’nin köylerinden birinde (Nasıra) odunculuk yapıp, I.S. 27-28’e doğru havarilerinden vaftizci Yahya tarafından vaftiz edildi.

 

Roma imparatoru Tiberius’un iktidarının onbeşinci yılında, Yahudiye’de peygamber olarak ortaya çıktı. Yaklaşık otuz yaşlarında, “Incil” adını verdiği “müj- de”ye inananlara Tanrı’nın saltanatının başladığını açıklayıp, Celile ve Kudüs’te kendisinin son peygamber olduğunu bildirerek, uygulamaya başladığı öğretisini mucizelerle doğruladı (kırkbir mucize gösterdiği söylenir).İyileştirme gücü olduğuna inanıldığından çevresinde büyük bölümü hastalardan oluşan bir kalabalık toplanmaya başlayınca, din yetkililerini gün geçtikçe daha çok rahatsız etti. Paskalya yortusu sırasında son kez havarileriyle yemek yiyip, hem siyasal, hem de dinsel nedenlerle museviler ve Romalılardan oluşan bir mahkemede yargılandı ve Tanrı’nın oğlu olduğunu söylediği için “kâfir” sayılarak, ölüm cezasına çarptırıldı. Roma valisi Pontus Pilatius tarafından kölelere verilen çarmıha gerilme cezasıyla öldürülmesi buyruğu .verilerek, çarmıhını elleri bağlı olarak sırtında Golgotha tepesine kadar taşıdı ve orada çarmıha gerildi. Havariler ölümünden birkaç gün sonra kendilerine göründüğünü ileri sürüp, ١hıristiyanlığı her yana؛ yaymaya koyuldu-
Kur’an’da İsa, “mesih”, “kelimetullah” diye anılır ve peygamber olarak tanınır. İsa’yı öldürmek isteyen düşmanlarının, başkasını ona benzeterek öldürdükleri ve Tanrı’nın da İsa’yı katına aldığı Kur’an’da yazılıdır. Hz. Muhammet Miraç gecesi gökyüzüne çıktığında, göğün ikinci katında İsa’yı görmüştür. Gene İslâm inancınagö- re, kıyametin kopmasından ve Deccal’ın ortaya çıkışından bir süre önce, İsa yeniden dünyaya gelecek, Dec- cal’ı öldürecektir. İsa’nın yeryüzünde kalacağı bu ikinci dönemde (40 yıl) dünyaya bolluk ve gönenç egemen olacaktır.

Kategoriler
Anlamlı Sözler Arama Motor Güzel Sözler Özlü Sözler

FAZLALIK

fazlalık

Kategoriler
Anlamlı Sözler Arama Motor Özlü Sözler

İYİKİ

ZAMAN