Anasayfa » CANLILARDA HAREKET VE YER DEĞİŞTİRME

CANLILARDA HAREKET VE YER DEĞİŞTİRME

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

CANLILARDA HAREKET VE YER DEĞİŞTİRME

Canlılarda sürünme, sıçrama, yürüme, yüzme, uçma gibi yer değiştirme yöntemleri çok büyük bir çeşitlilik gösterir. Yer değiştirebilmeyi sağlayan biyolojik mekanizmalarsa bütün organizmalarda ortaktır: kasılgan proteinlerin varlığı, sert bir iskelet yapısı (kemik, kavkı, kıkırdak) ve enerji harcanması. Canlılar, bütün fiziksel güçlüklere rağmen su, hava ve kara ortamlarının hepsinde hareket edebilmektedirler.
Yer değiştirme canlıların istemli hareketiyle sağlanır. Bu işlev, sinir sisteminin iskelet ve kaslar aracılığıyla hareketi denetlemesi sonucunda gerçekleşir. Bununla beraber hareketliliğin, hayvanlar âlemi için kesin bir ölçüt olduğu söylenemez; yaşamlarını suyun dibindeki kayalara bağlı olarak sürdüren sünger ve balanus gibi bazı hayvanlar, bu genel kuralın dışında kalmaktadır.

Omurgasızlarda, ortama uyum sonucunda gelişmiş bazı yapılar dışında, hareket için özelleşmiş belirli vücut bölümleri bulunmaz. Buna karşılık omurgalılarda iki çift hareket organı vardır. Yılan gibi ayaksız hayvanlarda bu organlar körelmiş durumdadır. Omurgalılardaki bacak, yüzgeç veya kanat gibi bazı uyumsal karakterler sayesinde hayvanlar, bütün ortamlarda hareket edebilirler. Ancak hem uçabilen, hem de perdeli ayakları sayesinde yüzebilen bazı kuşlarda, hareket tek bir özellikle sınırlı değildir. Bu şekilde bazı hayvan türlerinde, birkaç hareket şekli bir arada bulunabilmektedir. Belirli bir enerji harcanmasını gerektiren yer değiştirme, istemli olarak gerçekleştirilir. Bu şekilde hayvan daha bol yiyecek bulabilir, düşmanlarından kaçabilir ve üremek için eş arayabilir.

YER DEĞİŞTİRME

Canlıların yer değiştirmesini sağlayan eşgüdümlü hareketler

için, aktin liflerine -bunlar birhücreli veya çokhücreli bütün ökaryot organizmalarda ortaktır- sert bir desteğe (iç iskelet, dış iskelet ve birhücrelilerdeki hücre iskeleti) ve enerjiye ihtiyaç vardır. Enerji mitokondrilerde hazırlanarak ATP (adenozintri-fosfat) şeklinde saklanır. Birhücrelilerde yer değiştirme, bir hücre ek yapısı olan kamçıların hareketleriyle sağlanırken, çokhüc-relilerin büyük bir bölümünde, aktin ve miyozin liflerinin kasılmasıyla gerçekleşir.

Birhücreliler

Bütün canlılarda bulunan hücreler, ökaryot ve prokaryot olmak üzere iki çeşittir. Kılıfla sarılmış bir çekirdek taşıyan ökaryot hücre, prokaryot hücreye göre daha karmaşık bir iç yapıya sahiptir. Ökaryot hücre, hayvanlar ve bitkiler âlemindeki canlılarda, prokaryot hücreyse yalnızca bakterilerde bulunur. En basit birhücrelilerde hareket kamçılarla sağlanırken, daha karmaşık yapıya sahip protozoalar, çeşitli yer değiştirme yöntemleri geliştirmişlerdir.
Bakterilerde bulunan kamçılar, kendi başına hareke len protein liflerinden oluşur. Hareketi liflerin tabanı alan dönel bir cisimcik sağlar. Escherichia coli bakterisi nünde dönme hareketine giriştiği takdirde, yön değişt: düz bir çizgi doğrultusunda yüzer. Saatin ters yönündf ketteyse kamçılar birbirinden ayrılır ve bakteri yön d Spiroketalarsa yersolucanı gibi yer değiştirirler. Bu gru tan yarı sert bir zarla kaplı ince uzun spiral bakteriler Yalnızca bu organizmalara özgü olan bu sarmal yapı zarıyla hücre çeperi arasında bulunan, hücrenin her i bağlı bir eksen lifi tarafından sağlanır. Eksen lifini oluş liklerin sayısı, türlere göre 2 ila 100 arasında değişir. E âleminde bir başka örneği olmayan bu olayda söz kc ler içselleşmiş olsa gerektir. Spiroketa bakterisi bu lif de kıvrılıp bükülerek ilerler ve burgu hareketiyle yer c Liften de etkilenen kamçı hareketleri, diğer bakterile ğu gibi tabandaki dönel hareketten kaynaklanır. Spir da görülen bu yer değiştirme şekli, yüksek yoğunlukt; kan ortamlar için çok uygundur.

Bitkiler ve hayvanlar âleminin sınırında yer alan ökaryodarda da (bazı birhücreli suyosunları) yer değişti neği vardır. Chladomonas gibi yeşil suyosunları, kamçılı alara benzerlik gösterirler, ancak tek farkları, fotosentez kloroplastlar taşımalarıdır. Bazı türlerde kamçılı hücr koloniler halinde yaşar ve sayıları 4, 8,16 veya 32’ye u reler, salgıladıkları bir maddeyle birbirlerine yapışırla cinsi suyosunlarında hücrelerin kamçılan birbirlerinder olarak hareket eder, ancak hepsinin yönü aym olduğ içinde bütün koloninin öne doğru itilmesi sağlanır. Ve suyosunlarında hücreleri birbirine bağlayan sitoplazm ri hücreler arası iletişimi sağlar, böylece eşgüdümlü k.’ ketleriyle koloninin ilerlemesi mümkün olur.

Birhücreli ökaryotlar içinde en karmaşık yapıya pro rastlanır. Bu canlılarda hücre iskeleti, protein yapılı lifi şan bir ağ yapısı gösterir. Bu liflerden olan aktin hücre: ni korumasını sağlarken, mikrotübüllerse biçimin ol rol oynar. Bunların ikisi de hücre hareketlerinin doğır rev alır. Sitoplazmada yer alan bu karmaşık ağ, hüc
Philodina cinsi rotatorlar: kirpikli hareket organlan tekerlek gibi dönerek yer değiştirmeyi sağlar.
Peçelibaykuş (Tyto aiba): kuşun kanat çırpma hareketinin aynştınlmış resmi.
İÇİNDEKİLER

YER DEĞİŞTİRME HAREKET ORGANLARI BİYOME KANIK SİNEMAYLA HAREKETİ KAYDETME YER DEĞİŞTİRME VE ORTAM BİYONİK

– = ~ ae «kas» işlevini görür. Suda yaşayan birhücreli ; – – «ir kısmı bir yere bağlı, bir kısmıysa serbest ve halı ırr-lan kitin yapılı bir kabuğa, bazıları da (ışınlılar) çev-_ «zanan iğneciklerden oluşan bir iskelet yapısına sa-■jr: dışında protozoalar, kirpikli, kamçılı veya amipsi ; çeşidi yer değiştirme yöntemleri geliştirmişlerdir, ve kamçı harekeden. Kirpikler ve kamçılar, hücre yü-ı : .ıvan mikrotübüllerden oluşan ince uzantılardır. Kam-

— itlerden daha az sayıda ve çok daha uzun olmalarının ;r-lan ve mekanizmaları birbirine çok benzer.

. ir- suyu döverek hareket etmelerine rağmen kamçılanır dalgalanma şeklindedir. Bu hareket, lif boyunca yayı-,Bi: n= – ;’ sınüzoidal dalgalarla sağlanır. Protozoalarm alt sınıfla-

– jtlz, t-.i ver alan kamçılılar (öglena gibi) ve kirpikliler, adlarını mı. -:;- -:_£rden almıştır. Birhücreli protozoalarm en karmaşık •«er- oluşturan kirpikliler, hücre yüzeyini kaplayan bin-trs sayesinde hareket eder ve besinlerini «ağız» bölgesi-m . -erebilirler.

%mcsi hareket. Bu hareket şekline, kökbacaklılar sınıfından ,nr.r ..’: i rastlanır. Amipler, sürekli olarak şekil değiştirerek ve ■IBE-:1 -‘ i ırssmda hücreden dışarıya doğru uzanan yalancı ayak-,anrr_’ restek alarak yer değiştirirler. Yalancı ayaklar sitoplaz-•m,,-. – . .yan geçici uzantılardır. Sitoplazmanın hareketi sağlayan <rs_ :;r-iSnne kapasitesi bu yalancı ayakların düzenli olarak d-_. r rsn çekilmesine bağlıdır. Amiplerde, hücrenin en dışında «r ~sr. re hareketten sorumlu olan hücre zarının altında, bol rzji~.’-î aktin lifi bulunmaktadır.

Caklıücreliler

1 : _T_rrelilerin larva evrelerinde kirpik hareketlerine rastlanır. ^_-_îruîi bir yere bağlı olarak sürdüren ve protozoalara ben-::r.- rrsteren süngerlerde, larva kirpikler sayesinde hareket ■ü – • -_£der ve yosun hayvanları gibi diğer bazı türlerde de ay-

– r; —< bulunmaktadır. Buna göre erişkin evrede yaşamını ta-rj_- ;_ sabit olarak sürdüren bir hayvan, larva evresinde hareket -i” – erektedir.

1 : – rrjcrelilerde, hareketi sağlayan liflerin oluşturduğu ağ ya–. i Eİan meydana getirir. Bunlar omurgalılardaki düz kaslara —Buna karşın yumuşakçalar ve eklembacaklılarda, omur-::r=ic iskelet kaslarına benzeyen çizgili kaslar görülür. Bu i ;_înn özelliği, ancak sert bir gövde içinde bulundukların-„ . görebilmeleridir. Omurgalılarda kaslar, hayvanın kemik : _=l<elet çatısına bağlıdır. Omurgasızlardaysa kaslar, içte ve-; ;3 yer alan sert destek yapılara (kabuk, kutikula veya di-

– : ;zek olmayan yapılar) tutunmuştur. Sertlik verebilecek ka-_ ■ “isır.ç sağlayan bir sıvıyla dolu borular bile destek işlevi gö-

– Halkalısolucanlarda ve derisidikenlilerde böyle yapılara -.İrmaktadır.

1 — urgalılarda yer değiştirmeyi sağlayan kasların hepsi iskelet irdir. Çizgili kasların kasılması ince aktin lifleriyle, kalın mi-İnerinin iç içe geçmesiyle sağlanır. Bu tür lifler düz kaslar-_ : ı bulunur ve iskelet kaslarındakine benzer kasılmalara neden . -_5r. Böceklerde, en kalın liflerin ortasında bir boşluk bulunur. :_t lif vardır: yavaş kasılmayı sağlayan tonik lifler ve hızlı ka-.myı sağlayan fazik lifler. Tonik liflere kırmızı rengini veren rglobin (yani oksijen) yedeği, yavaş ve uzun süreli kasılmayı , z-i:. Bu lifler aynı zamanda vücudun dik tutulmasından da so-_.dur. Daha beyazımsı renkli fazik liflerse, çok hızlı kasıldık-

– .rm oksijen yedeklerini çok çabuk tüketirler. Anî harekeder -. _5er sayesinde gerçekleştirilmektedir. Bu iki kas çeşidine ge–: _k!e memelilerde rastlanır.

Crkinos gibi sürekli yüzen bazı balıklarda, tonik ve fazik lifler . r; kas grupları içinde yer alır. Bu balıklar sabit hızla yüzdükle–.rre, yalnızca tonik lif içeren kas gruplarını kullanırlar. Aynı şe-_;e pek çok mürekkepbalığı türünde de yüzme kasları, tonik ve -j ;-k kas tabakaları şeklinde yapılanmıştır.

Hareket organlarından yoksun omurgasızlarda kas ettirdiği. Selenterelerin Hidra cinsinden olanlarında, çeperi oluştu-ır- ıç ve dış tabakalar, kaslara benzeyen hücreler içerir. Bu iki ta–. ,<a arasında bulunan sinir lifi ağı, elektriksel sinyaller ileterek asılmaların eşgüdümlü olmasını deneder. Bu şekilde Hidra ol-r_kça karmaşık bir dizi etkinlikte bulunabilir: avını dokunaçlarıyla yakalayıp ağız boşluğuna iletmek, yüzmek, ayağının üzerin-re kaymak veya dokunaçlarından destek alarak takla atmak.

Yassısolucanların yumuşak gövdesinde çok sayıda kas bulunur roylamasına, yanlamasına, dairesel ve sırt-karın kasları gibi). Bu .–ayvanlar, çekmen, yani vantuz şeklinde yapışkan bir organa saliptir. Minik ahtapotlara benzeyen temnocephalia cinsi solucan-
KİRPİKLERİN VE KAMÇILARIN HAREKETİ

i– 2
kirpik hareketi

hayvanın ilerleme yönü
kamçı hareketi
lar, tırtıl gibi hareket ederler: arkadaki çekmenlerini ve öndeki hareketli dokunaçlarını birbiri ardınca yere yapıştırırlar. Dokunaçlarının hepsi sinir sistemine bağlı olan bu hayvanlar, sürünme yeteneğine de sahiptir.

Halkalısolucanlara gelince, bunların metamer adı verilen bir dizi ardışık bölütten oluşan gövdesi, iki yanlı bakışım özelliği gösterir. Sülükler gibi çok gelişmiş türler dışındaki bazı hayvanlarda, harekedi uzantılar bulunabilir. Sülükte gövdenin bir bölümünün kasılmasını hemen bir gerilme izler ve böylece vücut hareket edebilir. Bu hayvanlarda ayrıca vücudun her iki ucunda çekmen (vantuz) adı verilen iki emme organı bulunur. Arka çekmeniyle sıkıca tutunan hayvan, gövdesini uzatarak ön çekmeniyle yeni desteğine yapışır ve daha sonra da arka bölümünü buraya toplar. Mesela solucanlar sınıfından yersolucanı, çok sayıdaki bölütlerinin kasılmalarıyla ilerler. Bazı bölüt grupları kasılırken, diğerleri uzamaktadır. Karındanbacaklı yumuşakçalardan sümüklüböcekse, bol kaslı geniş ayağı üzerinde kayarak ilerler. Hareket sırasında ayağı bir baştan bir başa geçen kas kasılmaları dalgaları bazı türlerde arkadan öne, bazılarındaysa önden arkaya doğru iletilir. Önden arkaya doğru iletimde, toprağa yapışık kalan boylamasına kaslar, arkadan öne doğru iletimdeyse, topraktan ayrılan kaslar kasılır.

Yassısolungaçlı yumuşakçalar (istiridye, midye) yumuşak, bö-lütsüz ve az hareket eden bir gövdeye sahiptir. Kuma gömülü bulunan kabuk gelgit alçaldığında kapanıp, yükseldiğinde açılır ve ancak beslenme sifonu dışarda kalır, iki kabuğun açılmasını, bunları birbirine bağlayan kuvvedi bir yaklaştırıcı kas sağlar. Bu yumu-şakçaların hepsinde, kumun içine saklanmaya veya midye örneğinde olduğu gibi, sert bir desteğe tutunmak için lifler salgılamaya yarayan, bol kaslı zengin bir ayak bulunur. Hayvan bu şardar oluşmadan da yavaş yavaş yerinden ayrılıp, ilk konumundan biraz daha uzağa yerleşebilir. Bu havyanlarda hareket için özelleşmiş uzantılar yoktur. Oysa halkalısolucanlarda veya eklembacaklılarda, mesela böceklerde gerçek ayak veya kanat yapıları gelişmiştir.
Denizanaları da, plankton dahil bütün diğer organizmalar gibi, bulunduklan ortama uyum sağlamış özel bir morfolojik yapı gösterirler.
BAKTERİ ESCHERİCHİA COLİ

dönme hareket ; – -; – k
– kamçıların üo–e bakterinin

Yılan hiçbir üyesi (kol ve bacak) bulunmayan ve sürünerek yer değiştiren bir canlıdır. Balık yanal yüzgeçleri sayesinde yüzer. Kafadanbacaklı yumuşakçalardan mürekkepbalığında yüzme kastan, tonik ve fazik kas tabaka/an halinde yapılanmıştır.
İNSANIN İKİ AYAK ÜZERİNDE YÜRÜMESİ

İnsangillerin evrim sonucu ortaya çıkışından önce rastlanmayan iki ayak-lıhk ilk olarak üç milyon yıl önce aus-traiopitekusta belirdi. Ondan sonra da dört ayak ve iki ayak üstünde duruşlar giderek değişime uğradı. İnsan ve ona en yakın hayvan olarak kabul edilen şempanzenin anatomik karşılaştırılması yapıldığında, bacak kas-lanndan çoğunun rolünde değişiklik olduğu görülür. İnsanda kalçanın dengesini ve bacakların kumandasını sağlayan pek çok kas grubu şempanzede ileriye itme görevi yapar. Butlar ve kalça bölgesi kaslan şempanzede itme işlevini sağlarken insan da dengelemede rol alır. Şempanzede yürüme sırasında kalçayı geren kaslar insanda bacağı açma işlevini kaybederek, hareketi denetleme rolünü üstlenmiştir. İki ayak üzerinde yürümenin en çok zorladığı iskelet bölgesi olan uyluk boynu, şempanzede daha kısa ama daha sağlamdır ve bu şekilde ağaçlardaki ve yerdeki akrobatik hareketlerin zorlamalarını kaldırabilir. İnsanda uyluk boynu daha az dayanıklıdır. Uyluk boynunun direnci, yalnız iki ayak üzerinde yürümede devreye giren uzaklaştıncı kaslar tarafından sağlanır.

Vücudun yapısını oluşturan iskelet ve kaslar hayvanın hareket yeteneğini belirler. Yer değiştirmenin niteliği anatomik yapıya göre belirlenir. Her biri farklı bir hareket etkinliğine sahip kaslar ve kemikler, bu şeldlde özgün bir hareket niteliği kazanır.
HAREKET ORGANLARI

Yer değiştirmek için kullanılan vücut uzantıları, ilk olarak hal-kalısolucanlarda ortaya çıkmıştır. Ancak bu uzantıların gerçek organlar halinde özelleşmiş şekillerine, eklembacaklılardan itibaren rastlanır (kabuklulardaki ayaklar, böceklerdeki bacaklar ve kanatlar gibi). Omurgalılardaysa, yaşanan ortama uyum sağlamış olan hareket organları büyük bir çeşiüilik gösterir.

Omurgasızlar

Halkalısolucanlarda (Annelida) gövde, bölüt adı verilen ardışık halkalardan oluşmuştur. Bu hayvanlar, her bölütün yan taraflarından çıkan kas yapısındaki uzantılar (yalancı ayak) sayesinde yürüyebilir, hatta nereislerde olduğu gibi, hacmi artıran uzantılar sayesinde yüzebilirler.

Hareket organlarının çeşitlilik gösterdiği eklembacaklılarda, eklemlerin niteliğini dış iskelet belirler. Örtenek kaim ve sert bir kutikulayla kaplıdır. Eklembacaklılarda bölütler, halkalısolu-canlarda olduğu gibi birbirine benzemez. Her bölütün yanlarından, ön ve arka olmak üzere iki bölümden oluşan birer çift, hareketli uzantı çıkar. Günümüzde yaşayan türlerin büyük bir bölümünde, özellikle karın bölgesinden çıkan uzantıların sayısı fazla değildir. Dolayısıyla bacakların sayısı türlere göre değişmektedir. Malacostraca takımında göğüs bölgesinden genellikle beş tane hareketli uzantı çıkar. Bunlardan ilk ikisi, hayvanın yürümesini veya yüzebilmesini sağlayan kuvvetli kıskaçlara dönüşmüştür. Bu hayvanlardan bazıları (yengeç) suyun dışına çıkabilirken, bazıları da (pavurya) yumuşakçaların kabuklarında yaşar.

Kırkayak gibi çokbacaklılarda, bacaklardan her biri, bir öncekinden hemen sonra toprağa değerek hareketin dalga halinde yayılmasını sağlar. Hayvanın bir ucundan diğerine ulaşan bu dalgalanma görülmeye değer. Bacaklar saniyeyle ifade edilebilen kısa aralıklarla çifter çifter ve birbiri ardınca hareket eder. Bu hareketlerin karmaşıklığı hayvanın geri geri gitmesini engeller, çünkü ayakların yapısı yürümekten çok, toprağı eşelemeye uygundur.

Böceklerde bacaklar aynı yapı özelliklerini korumakla beraber (kalça, uyluk, uyluk yumrusu, baldır ve ayak) yaşama şekliyle bağlantılı olarak büyük bir çeşitlilik gösterir. Danaburnuda kazıcı, çekirgelerde sıçrayıcı, yüzen böceklerde yüzücü ve yapışıcı, yürüyen böceklerdeyse yürümeyi sağlayan (altı adet) bacak bulunur. Böcekler uçma yeteneğine sahip yegâne omurgasız hayvan sınıfıdır. Böceklerde kanatlar, göğüs bölgesine eklemlenen organlardır. Oysa kuşlarda ve yarasalardaki kanatlar bacakların değişime uğraması sonucu ortaya çıkmıştır.

Omurgalılar

Omurgalılardaki hareket organlan, hareket için özelleşmiş iskelet yapılarından meydana gelir. Gövdeyle birleşen eklemli parçalardan. oluşan ve yapılarda iskelet kaslan, sinirler ve kan damarları bulunur. Omurgalılarda iki tür hareket organı vardır: yüzgeçler ve bacaklar.

Yüzgeçlerin iç veya dış tarafında, kemik veya kıkırdak yapılı iskelet bölümleri bulunur. Yüzgeçler tek ve çift olmak üzere iki gruptur. Sırt, karın ve kuyruk bölümünde yer alan tek yüzgeçlere sırt, anüs ve kuyruk yüzgeçleri adı verilir. Hareketi sağlayan başlıca yüzgeç olan kuyruk yüzgeci gövdenin bitiminde yer alır ve hayvanın eksen iskeletiyle bağlantılıdır. Göğüs ve kalça bölgesinde yer alan çift yüzgeçlerse harekete nadiren katılırlar.

Dörtayaklılann çift bacakları

Dörtayaklılarda bulunan hareket organları, önde veya arkada olmalarına göre farklı isimler alır. Bunların yapısı üç bölümden
oluşur: stilopot (kolkemiği veya uyluk kemiği), iki kemikti şan zögopot (önkol için önkol, dirsek, baldır için kaval ve kemiği) ve otopot, yani ayak veya el. Otopodu oluşturan < yıdaki küçük kemik, ayrıca üç bölüme ayrılır: bilek, tarak ^ mak kemikleri. Bu organlan oluşturan bölümlerin birbi. oranlarındaki değişikliklerle, farklı hareket çeşitlerine uyuı lamak mümkün olmaktadır. En fazla değişime uğramış ola ça, en uç bölümde yer alan otopottur. Yukarıda saydığım tün bölümlerde, iskelet ve kas yapıları bir arada bulunmal

Dörtayak üzerinde yürümeye uyum. Bu tür yürüme ( likle memelilerde görülür: bacak uzar, otopot gittikçe uzu ayak yassılaşarak yere basar ve parmak sayısı azalır. Suayj domuzda dört, geyik, inek ve zürafadaysa iki parmak bulur tadır. Parmaklar tek sayıda da olabilir; nitekim atlarda bir tel gedandaysa üç parmak vardır. At gibi toynaklı hayvanlard caklar tırnaklar üzerine basar.

Sıçramaya uyum. Arka ayaklarda uyluk kemiği, kaval 1 ğine oranla biraz daha uzundur. Kurbağalarda olduğu gibi b kemiği küçülerek, kaval kemiğiyle kaynaşabilir. Buna karşın şan gibi dörtayaklı sıçrayıcı hayvanlarda ön ayaklar normal larım korumuştur. Kanguru gibi iki ayaklı sıçrayıcılardays ayakların boyutları belirgin olarak küçüktür.

Ağaçlara tırmanmaya uyum. Bunun için kol ve bacakla yük iskelet değişikliklerine uğramamıştır. Bazı kemirgenler, maklarının ve kimi zaman da pençelerinin elverişli nitelikle: yesinde tırmanabilmektedir. Mesela bukalemunda baş parı diğer dört parmağın karşısında yer alır. Orangutan ve gibon sa, el ve ayaklar kanca şeklindedir.

Uçmaya uyum. Uçmaya uyum sağlamak için çok sayıd; ğişim ortaya çıkmıştır: bir kolkemiği, bir dirsekkemiği ve bı:
Memelilerde üye (el, ayak) çeşitleri: Tarihöncesi hayvanlannda bulunan ü\ (resmin ortasında) evrim geçirerek, bir üyeyi oluşturan parçalann oranlan değişikliğe uğrayarak farklılaşmış, bunun sonucunda farklı hareket şekilleri ortaya çıkmış ve farklı ortamlara uyum sağlanabilmiştir.

•Sü
bb ~ ; -T-ier. oluşan kanatta (ön ayak), arka ayaklardan farklı t – : “_zra üç parmak bulunur. Elin bulunması gereken yer-

İİP……..e – –.ılenyle kaynaşmış halde çok sayıda kemik bulunur.

fc -r ı:; yalnızca üç tarak kemiği gözlenebilmektedir. Görül-: – : .şiarda uçmaya uyum göstermek için, iki ayaklılığa y-arskaıiştir.

tîîyan memelilerde görülen palet şeklindeki yassılaş.-mu, . – ; r.s yapısı genellikle birbirine benzer. Stilopot ve zögo-fgc— – . ‘..maya karşılık otopot uzamıştır, ancak parmak ke-i i -“iş yoktur. Penguen ve otari bu duruma örnek verine-. . 3 ; -^sgillerde ön üyeler korunmakla beraber, arka üyeler

3* ____—-jş, hatta kaybolmuştur. Foklarsa, sürekli olarak arka-

» £nran «ayak»larla suyu iterek yüzerler.

I – . rî-inn birçoğunda üyeler körelmiş, hatta tamamen 4Pt. – burumdadır. Ayaksız amfibyumlar, yılanlar gibi, suda

• . i; vaşayan sürüngenler veya kazıcı hayvanlarda bu duru-

“!®5i .. – —

Hareketin incelenmesi

incelenmesi, yaşam bilimlerinde deneysel yönte-ft- ;: î-ıjümesiyle başlamıştır. Bu inceleme alanı, bilim ve sine– . -jrjr^nin çeşitli aşamalarından geçmiş, labora tu varlarda llSİ;- : -; – – kullanılmasıyla hareketin yavaşlatılmış şekilde iz-err ■ ■’£ parçalara ayrılarak değerlendirilmesi mümkün ol–. Aslında bilim adamları, bu teknolojik gelişmelerden ön-

– . – • ir sonemde hareket problemi üzerinde düşünmüşlerdir.

– i ‘i: sa Vinci, hayvanlardaki hareketlerin incelenmesinden

… -_=l<anik kuralların açıklanması gerektiğini savunmuştur.

. ;: — mekaniğin kurucusu olan Galileo, cismin serbest düş–1 ; ■ _r_unu ortaya çıkartmıştır. Bunun ardından da, memeli-: taşıyıcı kemiklerin oranlarını yorumlamak için, madde-e- ı1 zamklılığı üzerinde çalışmıştır. Descartes İnsan Üzerine m _ Traite de l’Homme) adlı eserinde insanı canlı bir maki-k ;-ı_% ele alır. Deneylerin ikinci planda kaldığını düşünerek,

, – .. ır-r.a önem vermeyen Descartes, insanın bir denklem içi–= : – rştrılebıleceğini öne sürer. Biyometri, biyofizik ve biyo–: .. temellerini atan da kendisidir.

BIYOMEKANİK

i.rs bir kaldıraçlar sistemi olarak kabul eden Giovanni Borelli,

– – ~ ıkariğin kurucusudur. Bu kaldıraçlar sisteminde kaslar, yapı-ir ı ırantılı olarak birtakım kuvvetler ortaya çıkarırlar. Borelli, yü-

– : – aşlarda ağırlığın etkisiyle parmakların kendiliğinden kapan-

‘-aymı bu şekilde açıklamıştır. 1679’da Kraliçe Rristina’ya ithaf -t_r i=£ri *Hayvanların Hareketi Üzerine» (De Motu Animalium) ile ‘ir bilim dalının ortaya çıkmasına öncülük etmiş, hareket siste-
m ıra Apış mellifera) türünden (B) bir böceğin kanadının şeması (A) ve j ~:ejj damarlar: orta damar (1) ve yan damar (2). Kanatlann kalkması (C) rvr –s ~s titreştirici kasların kasılmasıyla sağlanır (3); kanatlann indirilmesi Jf. boylamasına titreştirici kaslar kasılır (4). Uçuş sırasında annın kanadı, a» r; zsızeyen karmaşık bir şekil çizer (5).
CANLILARDA HAREKET VE YER DEĞİŞTİRME

miyle ilgili araştırmaların yolunu açmıştır. 1891’de piseher, 1926’da da Paul Henri Vallois onun izinden gitmiştir, insanda eli, dizi ve yürümeyi incelemek içinde araştırma gruplan kurulmuştur. Günümüzde, hareket biriminin dengesini ve harekede dengenin eşzamanlılığını sağlayan altı biyomekanik bileşen tanımlanmaktadır: hafifçe dönme, kalçanın taşıyıcı olmayan tarafa tartınması, sonra yana doğru yer değiştirmesi, destek almak sırasında dizin bükülmesi, ayak ve bileğin hareketi, dizin ve bileğin eşgüdümlü harekeden.

Biyomekanikçilerin 1948’de yaptıkları çalışmalardan yola çıkan Viel, Perele, Peyranne ve Escault, aynı yıl, düz bir yüzey üzerinde normal yürüyüşte iskelet bölümlerinin harekederini tanımladılar: ayağın yerden destek alması, bu desteğin bellenmesi, bir vücut parçasının diğerlerine göre yer değiştirmesi. Bugünse kızılötesi ışınlara duyarlı üç kamera sayesinde veriler bilgisayarlarda değerlendirilmekte ve farklı vücut bölümlerinin yörüngelerini belirleyebilmek için, sinematografik kayıdar kullanılmaktadır. Günümüzde bu tür deneysel çalışmaların gerçekleştirilebilmesi, sinemacılık alanındaki gelişmelere bağlıdır.
SİNEMAYLA HAREKETİ KAYDETME

Fransız fizyolog N. Vincent ve M. Goiffon, görmenin yerine duymayı koyarak çalışma yaptılar ve bir atın her bacağına değişik tınılarda çanlar bağladılar. Böylece her bacağın hareket ritmi ve düzenine göre şekillenen, özgün bir senfoni elde ettiler. Bununla beraber hareket mekaniği, ancak sinemanın gelişimiyle görünür hale geldi. Bu konuda iki kişi öncülük etti: 1851’de Kaliforniya’ya gelen Ingiliz fotoğrafçı Eadweard Muybridge (1830-1904) ve Fransız fizyolog Etienne Jules Marey (1830-1904). Sinemayla kayıt alanındaki ilk araştırma konusu, hızlı hareketlerin analizi olmuştur. Tırısa kalkmış bir atın harekederindeki değişimlerin incelenmesi sonucunda, ilk sinema örneği sayılabilecek hareketli resim doğmuştur. Tırıs giden bir atın belirli zaman aralıklarında hiçbir destek noktasına dayanmadığı, 1872’de Muybridge tarafından ortaya koyulmuştur. Daha sonra bu çalışmalarım genişleten Muybridge, 1886’da Pennsylvani-a Universitesi’nde, birçok memeli hayvanın ve bazı kuşların harekederini incelemiştir. 24 elektrofotografik alet yardımıyla, hayvanların hareketi sırasında düzenli aralıklarla alınmış bir dizi fotoğraf sayesinde eşeğin sıçraması ve çifte atması, kedinin anî kaçışı, filin yürümesi ve bebeğin emeklemesi incelenebilmiştir.

Marey, 1873’te hareket fizyolojisiyle ilgili «Hayvansal Makine» (La Machine Animale) adlı eserini yayımladı. Muybridge’in 1878-1879’daki başansım gördükten sonra da, onun bu fotografik gözlemleme yöntemini, kuşların uçuşunu izlemek için uyarladı. 1882’de College de France’da, saniyede on iki pozdan oluşan bir dizi fotoğraf çekebilen bir makine geliştirdi. Aym yıl icat ettiği kro-nofotoğraf sayesinde de, art arda çekilmiş bir dizi pozu aym levha üzerinde bir araya getirerek, hareketi çözümleyen bir «çoklu» görüntü elde etmeyi başardı. 1894’te, kullandığı yöntemi açıklayan ve insanın koşması, atın dörtnala gidişi, kuşun uçuşu sırasında çekilmiş fotoğrafları içeren «Hareket» (Le Mouvement) adlı eserini yayımladı. Bu iki öncünün harekedi resim üzerindeki çalışmalan, sinemanın da temelini oluşturmuştur. Bazı araştırma laboratuvarla-nnda hâlâ kullanılan bu teknoloji sayesinde çıplak gözle ayırt edilemeyen olaylar gözlenebilmiş ve yürüme, uçma, sıçrama, tırmanma gibi eylemler, hareketin dinamiği açısından ifade edilebilmiştir.
Dressel’ln bu resmi, hareketi aynmlaşî’a’ ~ çalışmalanndan

YER DEĞİŞTİRME VE ORTAM

Hava, kara, su gibi ortamların hepsinde, hayvanların hareket edebilmek için yenmeleri gereken fiziksel güçlükler bulunur. Bu amaçla her hayvan kendine göre çözümler getirmiş, anatomi ve fizyolojisine bağlı olarak özgün yer değiştirme yöntemleri geliştirmiştir. Birçok hayvan kendine özgü ortamda elverişli bir evrim geçirmiş olmakla birlikte, diğer ortamlarda da hareket edebilme yeteneği edinmiştir.
Kara ortamı

Kara ortamında havanın direnci kendini gösterir. Vücudun kitlesiyle yerçekiminin bir sonucu olan ağırlık, hayvanı aşağı doğru çekerken, ortamın direnci yere gömülmesini engeller. Nihayet ilerletici kuvvet de hareketi başlatır. Omurgalılarda hareket, üyelerin iki temel hareketi yinelemeleriyle gerçekleştirilir: kaldırma ve indirme. Kaldırma sırasında hareket organı, yerle temas ettiği noktadan ayrılarak yeni bir temas noktasına yönelir. Daha sonra da yeniden indirilerek uç bölgesiyle yere basar ve böylece gövde ilerletilmiş olur. Hayvan daha hızlı yer değiştirdiğinde, hareketin temel eylemlerinin devri sıklaşır. Ancak bu durumda, devrin içindeki kaldırma süresi hemen sabit kalırken, indirme süresi kısalır. Buna göre hayvanlar hızlarını artırmak için ya adımlannı açar ya da devirlerin sıklığını artı-nrlar. İki çeşit gidiş vardır: simetrik gitmek (yürüme ve tırıs) ve asimetrik gitmek (dörtnal). Her ikisinde de gidiş, yere basan arka ayağın önünde, aym taraftaki ön ayağa çarpmayacak kadar boşluk kalacak şekilde düzenlenir. Omurgalılarda, bu durumun önüne geçmek için çok çeşitli stratejiler geliştirilmiştir: köpekler yanlamasına adım atar, zürafa ve deve gibi çok uzun bacaklı memelilerse aym taraftaki bacaklanm eşzamanlı olarak ilerleterek rahvan giderler. Suse-menderleri, kertenkeleler ve kaplumbağalarda bacaklar aynk durur ve bu duruş sayesinde vücutlan, ilerlerken iki yana doğru eğilebilir.

Böcekler aym taraftaki ilk ve son bacaklarla, karşı taraftaki ikinci bacağı aym anda basarak yürürler. Diğer üç bacak da sacayağı şeklinde dengeyi sağlar. İlerlerken sağa ve sola doğru hafif zikzaklar oluşur. Sıçrayıcı hayvanların çoğunu omurgalılar ve böcekler oluşturmaktadır. Bu hayvanlarda sıçrama genellikle insandaki gibidir: bacaklar önce kıvrılır, sonra da anîden gerilerek açılır. Sıçanlar, bacaklarında bulunan bir çeşit yay mekanizması sayesinde sıçrarlar. İki ayaklılıksa yalnızca insanlara ve kuşlara özgüdür. İki ayak üzerinde yürüme, devekuşu, kivi ve emu gibi bazı hayvanların tek hareket şeklidir. Koşucukuşlar sınıfına giren bu iri ve genellikle uzun bacaklı kuşlar, uçma yeteneğinden yoksundur. Bacaklarını yalnızca yürümek, koşmak veya sıçramak için kullanmayan bazı hayvanlar da vardır: Namibya Çölü’nde yaşayan Carpamchne cinsi bir örümcek, yokuş aşağı inerken tekerlek gibi yuvarlanır, kendini tehlikede hissettiği anda bacaklarını kıvırır ve yokuş aşağı inmek için sekiz adet ışınsal uzantısını kullanır. Aşağıya indiğinde yeniden normal yürümeye başlar.
Su ortamı

Su, ilerlemeye karşı dikey doğrultuda bir direnç gösteril renç, balığın yüzüşüne göre negatif veya pozitif olabilir; yi se suyun yoğunluğuna ve hayvanın ilerlemek için harcadı vete bağlıdır. Bununla birlikte balıklann tek hareket aracı • değildir. Mesela vatoz veya yılanbalığı gövdenin tamamı: lamasına dalgalandırarak, yani yılanlann harekederine ber kilde yüzerler. Yanlamasına dalgalı yüzme, su ortamında ■ ğiştirmenin en yaygın türü gibi görünmektedir. Ayrıca baz larda, yalnızca gövdenin üçte birlik arka bölümü harekete Sandıkbalığındaysa kuyruk yüzgeci tek başına itmeyi sağl reket kasılmanın şiddetine ve sıklığına bağlıdır. Bazı balıl şırttcı hızlara ulaşabilmektedir: yılanbalığı 5 km/sa, alab. km/sa, barrakuda 34 km/sa. Büyük balıklarda hız daha da kazanır: orkinosta 80 km/sa, sombalığındaysa 25 km/sa. I dışında suda hareket eden başka canlılar da vardır. Knidli raklar, mürekkepbalıkları ve denizanaları tepkili yüzme) değiştirirler. Bu hareket tarzında, içeri alınan bir miktar su si anî olarak dışarı itilir. Aynı şekilde, kızböceğinin suda yi larvaları da suyu anî olarak anüsten dışarı atarak hareket t tedir.

Yaşamlannı su içinde sürdürmeyen pek çok hayvan da j yeteneğine sahiptir. Supireleri, ördekler, sukaplumbağalar guenler ve foklar, kürek çekme şeklinde yüzer. Kol ve baca suyu aralıklı olarak itmek için kullanan insan da bu grub; edilebilir. Deniz kaplumbağalarında ve penguenlerde ön a; kürek işlevi görecek şekilde yassı ve geniştir. Ördeklerde v< murlarındaysa, parmaklar arasmda bulunan perdeler suyu için gerekli yüzeyi sağlar. Yaşamlarım tamamen veya kısr rak suda geçiren her hayvan yüzücü değildir. Yengeç veya 1; gibi denizin dibinde yürüyen hayvanlar, ucunda çekmenle] nan ve suboruları sistemine bağlı olan beş adet ayak sayı sert yüzeylere tutunabilirler.

Hava ortamı

Uçmak için gerekli özelleşmiş yapı genellikle kanattır. L için iki kuvveti yenmek gerekir: hayvanı aşağıya doğru çeke çekimi ve hayvanın ilerlemesine karşı koyan hava direnci.’ kimini dengeleyen taşıyıcı kuvvet, hayvanın taşıyıcı yüze; ni kanadan tarafından sağlanır. Yeterli taşıyıcı kuvvetin eld lebilmesi için, kanatların belli bir açıyla havayı kavraması gı Normal şartlarda kanatlar, düşük gelme açıları için yeterli t kuvveti ve minimum bir hava direnci sağlayabilir. Bununla ber hayvanın boyu da büyük önem taşır. Yalnızca boyutlar lı olan iki kuştan ağır olanı, hafif olamn hızına erişebilmek iç ha fazla güç harcamak zorundadır. Kanat çırpma sıklığı da h mn boyutuyla ilişkilidir. Ağırlığı 12 kg’a ulaşan büyük kuş saniyede beş defa kanat çırpılması yeterlidir. 5 g ağırlığında librideyse kanat çırpma sıklığı saniyede yüz kadardır. Böcel de saniyedeki kanat çırpma sayısı nadiren 15-20’ye kadar di lir. Uçmanın kanat çırparak uçuş, süzülerek uçuş ve durağar gibi değişik çeşideri vardır. Kanat çırparak uçma havalar sağlar. Kuğu ve ördek sürekli kanat çırparak uçar. Küçük 1 genellikle süzülerek uçuşa başvurur. Bu uçuşta kanadar iki) açık tutularak hava akımlarından yararlanılır, ancak giderek seklik kaybedilir. Çok geniş kanatlara sahip albatros, süzi uçuşun en iyi örneğini verir. Büyük bir güç yedeği bulunan 1 ri, bu sayede durağan uçuş gerçekleştirebilir. Uçarken yal kanadar değil, tüyler de kullanılır. Tüylerin de telek, örtü tü hav tüyleri olmak üzere çeşideri vardır. Uçmak için kullanıl;
y ….. J‘.. \

‘M? ‘
Uçan sürüngen. Mezozoyik çağda ortaya çıkan pteranodontiann ilkel kanatlan, uçma işlevi için özelleştiklerini doğrulayan özelliklere sahipti.
Kulaklıfolya (manta) yer değiştirirken suyun içinde âdeta uçar.

statlarda ve kuyrukta bulunur. Örtü tüyleri vücut ~.r Bunların altında bulunan hav tüyleriyse, araların-

ir….. ; – aava sayesinde vücut sıcaklığının korunmasını sağ-

— .-s kuşun havalanması ve ileriye doğru itilmesinde

– . ‘’ :a.<lerde en yaygın yer değiştirme şeklidir. Uçma sı-….. . ;-__an kaslar organizmanın en güçlü kaslarıdır ve kizir •.. i- ağırlığının yüzde 24’ünü, arıdaysa yüzde 13’ü-… İv. gelişmiş böceklerde kanatların kalkması için, gö-

-1 “ağlı kasların kasılarak, bölütün sırt ve karın yüzle-…..- -i -./aklaştırması gerekir. Boylamasına kasların kasıl-

■ . _zleri birbirinden uzaklaştırır ve kanatlar aşağı iner. :: . a~a nedeniyle kanat çırpma asenkrondur. İlkel böcek-

■: erklerinde görülen senkron hareketse daha farklı bir

■ a~ : gerektirir. Mesela kızböceğinde, kanat çırpmayı dermanda aygıtı», kanatların tabanında yer alır.

:~a sırasında bir pervane gibi hareket eder. Dengenin aa özellikle kanatların hareketiyle sağlanır. Karasinek

– -: j sbi böceklerin iki çift kanadı vardır, ama bir çifti kö–: __|e dönüştüğü için iki kanat çalışır, kelebekteyse ka-

…… : :;a de iş görür. Kızböceğindeyse iki çift kanat farklı şe-

– . -—aştır. Kanat zarının damarlardan oluşan ince bir is-; r Kanadın ön kenarı, daha kalın damarlarla ve bir kıv-

; : -alaştırılmıştır.

– – .1 /vanlar yalnız böceklerle kuşlardan ibaret değildir.

– : “urgalı hayvanlar da vardır ve bunlar genellikle para-

– -,-_z: uçuşu yaparlar. Paraşüt uçuşunun temeli, serbest -; r.::a havaya karşı direnç oluşturan geniş bir yüzeyden

… arasına dayanır. Bu şekilde bir yandan alçalırken bir katedilebiliyorsa, planör uçuşundan söz edilir. Uça-

-…… _ar^ı içinde en çok tanınanı uçanbalıktır. Bu balık, pla-

. ,-a elverişli göğüs yüzgeçleri ve yeni bir hamle için ge-a sağlayan kuyruk yüzgeci sayesinde uzun sıçramalarla

■ irdir. Bazen bu planör uçuşu, dalgaların üzerinden se-.. a;, alabilir. Güneydoğu Asya’da yaşayan ve bir çeşit kur-; – zephorus, el ve ayak parmakları arasındaki geniş per-

tsaade kısmî bir paraşüt uçuşu gerçekleştirir. Madagas-a .avsia’da ağaçlarda yaşayan bazı kertenkele türleri, yas–. r;-.-deleri ve parmakları arasında bulunan perdeler saye-: ; uçuşu gerçekleştirebilmektedir. Orta ve Güney As-

– ; a_armda da uçarsincap denen dev bir sincap yaşar. Bu sin-

; bacakları arasındaki deri kıvrımını (patagium) gererek . :_ş-j gerçekleştirir ve iniş yaptığı ağacın kabuğuna pen-_ r-tunur. Aynı şekilde bir patagiuma (uçma derisine) sa-. – . arasaysa kanat çırparak uçar. Myotis myotis adı verilen araanrı» türünden yarasanın kanat açıklığı 40 cm’ye ulaşır ris on iki defa kanat çırpabilir. İlk uçan hayvan arkeop-aşık 150 milyon yıl önce yaşamıştır. Sürüngen ve kuş .r.ra bir arada taşıyan bu hayvanın boyu, hemen hemen a a *r. kadardı. Kemik iskeletli ve tüylerle kaplı uzun bir kuy-;.raamüzde yaşayan kuşlarınkine benzeyen tüyleri bulunu-. : ar.at parmaklarının ucunda pençeler vardı. Bu hayvanın kısmen ağaçlarda geçirdiği, kanatları ve ayakları yardı-; aaçlara tırmanıp kendim aşağı bırakarak planör gibi süzü-. rrağu düşünülmektedir.
CANLILARDA HAREKET VE YER DEĞİŞTİRME
BİYONİK
İnsan hep uçmayı düşlemiş ve bu düşünü gerçekleştirmek için de bazı sistemler icat etmiştir. 1960’ta ABD’nin Ohio Eyaletindeki Dayton şehrinde yapılan ilk kongrede bu bilimsel tasarı için Binbaşı Steel’in önerdiği şu tanım kabul edilmiştir: «İşlevleri açısından doğal sistemleri kopya eden yahut bu sistemlerin özgün niteliklerini veya onları andıran özellikleri örnek alan sistemlerin bilimi.» Burada doğanın taklit edilmesi veya yeniden yaratılması söz konusudur. Uçan makinesinin projelerinde yarasadan esinlenen Leonardo da Vinci biyoniğin ilk uygulayıcılarından sayılabilir. İnsanın uçmak için kuşları taklit etmeye çalışması da doğaldır. Bir uçak maketiyle dünyada ilk başarılı uçuşu gerçekleştiren Felix du Temple 1857’de, «Kuşların uçuşunu taklit ederek havada hareket eden aygıt» adıyla icadının beratını aldı. Bu makette süzülerek uçan bir kuştan esinlenen Temple, yirmi yıl boyunca 17 m’lik bir araç yapmaya çalıştı, ama başarılı olamadı. Buna karşılık Le Bris, Albatros adlı planörüyle uçarken çok daha şanslı oldu. Albatros gibi ince uzun kanatlara sahip bir planör geliştiren Le Bris, 1856’da atların çektiği bir arabanın yardımıyla havalanarak ilk planör uçuşunu gerçekleştirdi. 1893’te Ot-to Lilienthal, kanatları yarasanınkine benzeyen bir planörle aynı başarıya ulaştı. 1890’da ilk olarak motorlu bir alet içinde insanın uçmasını sağlayan Clement Ader ise icadının beratını «Uçak adlı kanatlı hava yolculuğu aracı» adıyla aldı. Uçağının kanatları yarasanın ön ayakları gibi eklemlenmiş bir iskelete sahip olduğundan, istenildiğinde açılıp kapatılabiliyordu. Aletin ilerlemesi, buharlı bir motora bağlı dört parçalı bir pervane tarafından sağlanıyordu. Günümüzde kullanılan planörler kuş kanatlarının özelliklerini taşıdığı gibi, uçakların kanatları da değişken bir yüzeye sahiptir. İnsan havacılığı geliştirerek hava ortamına egemen olmakla kalmamış, denizaltıları icat ederek deniz ortamını da fethetmiştir.

Yaşamın sularda başladığı ve hava ortamının hayvanlar âleminin en son egemenlik kurduğu ortam olduğu bir gerçektir. Ama yer değiştirme yöntemleri arasında birbirinden türemiş olmak gibi bir bağlantı yoktur. Su, kara ve hava ortamlarındaki yer değiştirme yöntemleri büyük bir çeşitlilik göstermektedir.

Her hayvan anatomi ve fizyolojisiyle bulunduğu ortama uyum gösterir. Birhücrelilerdeki kasılgan proteinler çokhücreli-lerde de bulunur, ama farklı bir yapılanma gösterir: sinir sisteminin denetimi altında bulunan ve enerji gerektiren hareket, bu proteinlerin oluşturduğu kas dokusunun kasılmaları sonucunda gerçekleştirilir. □
Uçansincap. Ağaçlarda yaşayan uçansincabın uçma derisi, hayvan kendini boşluğa bıraktığında açılarak onun planör uçuşuyla yer değiştirmesine olanak verir.
Benekli ktrlangıçhaltğt. Göğüs yüzgeçlerinin kalemleri serbesttir ve hareket organı işlevi görür.
Leonardo da Vinci, kuşlar üzerinde gerçekleştirdiği gözlemler sonucunda bir dizi proje yarattı: burada katlanabilir kanatlı ve motorla çalışan bir uçma aletinin eskizi ve kanatlan taşımaya çalışan bir insan görülüyor.
AYRICA BAKINIZ

—► eüsu balıklar —► ıraa böcekler —► mm hücre —► B5SD kabuklular —► ikîkii kas —ınmı kuşlar —► [bssi memeliler —*• m omurgalılar —► Kaslı solucanlar


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.