ÇALLI (İbrahim)

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

türk ressamı (Çal 1882-İstanbul 1960). ilk ve orta öğrenimini Çal ve İzmirde yaptıktan sonra İstanbul’a gel-di, uzun yıllar çeşitli işlerde çalıştı. De-şenlerini gören Şeker Ahmed ?aşanın deste-ğiyle Sanayii Nefise mektebine girdi (1906). Dört yıl sonra Maarif nezaretinin açtığı yarışmada birinci olarak birkaç arkadaşıyle ?aris’e gönderildi. Güzel Sanatlar okulunda F. Cormon’un atelyesiride dört yıl çalıştı. Birinci Dünya savaşının başlaması üzerine Türkiye’ye dönerek Sanayii Nefise’ye öğret-men oldu. Fransız izlenimciliğinin tesirinde kalan Çallı bu tekniği tam anlamıyle uygu-lamadıysa da o zamana kadar Türkiye’de geçerli olan resim anlayışını kökünden değiş-tirdi, إل!ءآل bir çığırın başlıca temsilcisi oldu. Kendinden öncekiler tabiatı bütün teferru-atiyle kopya ederek, fazla parlak renkler-den kaçınırlarken Çallı rahat, serbest fırça vuruşlarıyle parlak renkleri kullandı, ?ey-zajlar, natürmortlar, portreler ve kompozis-yonlar yaparak hemen her türde eser ver-di.
İlk eserlerini, Beyoğlu’ndaki GalatasaraylI-lar yurdunda sergiledi (1914). Almanya’ya yaptığı bir inceleme gezisi (1920) sırasında izlenimci anlayışında değişmeler oldu, soyut-lamaya yöneldi: Cami Avlusu, Mevlevıler (1922) serisi, Dikiş Diken Kadın, Hatay, İstiklâl Savaşında Zeybekler (1923), Türk Topçularının Mevzie Girişi, Nü (1923); Balıkçı Kayığı, Çayır ve Keçiler, Manol-yalar, Atatürk, İnönü Yahya Kemal Portreleri (Resim ve Heykel müzesi, is-tanbul), Luxembourg Bahçesi (?aris, 1911), eserlerinin arasında önemli yer tutar. (M) ÇALMAK geçi, ve geçz. f. Başkasına ait olan bir şeyi gizlice almak: Çitler alçak, kapı da harap. Köpek de yok. Gidip gene çalarım (Ömer Seyfeddin). Bunu, kazanç adı altında insanlardan çalmış (H.R. Gürpı-nar). II Herhangi bir müzik âletini çeşitli $ekillerde kullanarak ses çıkarttırmak: Ke-man çaldım ömrümde ilk defa (Grhan Ve-
li). Piyano çalmak. II Bestelenmiş bir mü-zik parçasını bir çalgı veya orkestra ile icra etmek: Chopin’in ölüm marşını çaldı-lar (N. Ataç). ار [Kapıya] Vurmak, tıklat-mak: İster istemez komşu evlerin kapılarını çaldım (A.H. Tanpınar). II Kaldırarak yere vurmak, çarpmak: Bu herifi Bandırma’da yere çalıp tuz buz etmeliydi (K. Tahir). II Sürmek: Pir merhem çalmazsa yaralar azar (?ir Sultan Abdal). II Bir şeyin bir par-çasını verev veya çapraz olarak kesmek. II Bir şeyi andırmak, yakın olmak: Kapıdan içeriye saçları kızıla çalan bir kadın girdi (R.H. Karay). Dilleri farsçaya çalsın di-ye uğraşmışlar (N. Ataç). ا) [Cansız nes-neler için] Ses vermek: Çaldı bir eski saat (N. F. Kısakürek). Zil çaldı. Çan çalıyor. II Esk. Darbe indirmek, vurmak: Çalalım kılıncı kanlar saçalım (Köroğlu).


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.