ÇAKMAK

Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cerahat mikroplarından ileri gelen ve yer yer kabarcık şeklinde gelişen deri hastalığı. || Uçuğumsu çakmak. Bk. UÇUK. || Bockmart çakmağı, üstderide, kılların yakınında gelişen çakmak çeşidi. (Çakmağın bu çeşidi kan çıbanından farklıdır; çünkü kan çıbanı kıl kökü ile onu saran altderide meydana gelir.)
— ANSiKL. Çakmak, streptokok denilen mikroplardan ileri gelir, önce bir kabarcıkla başlar; daha sonra irinle dolan kabarcık çabucak kurur, sarımtırak veya esmerimsi bir kabuk bağlar. Kabarcıklar vücudun herhangi bir yerinde çıkabilir. İrinle aşılandığından kolayca vücuda yayılabi-
akmak؟ gazlı
akmaklar؟
benzini¡
çakmak
kavli
çakmak
ÇAK
ÇAKMAK ؛*۴٠١٢ mareşal
!{akmakta؟
balta$ı (٠ yontmataş devri e$eri
lir ve «çakmak» denen hastalık halini alır. Çakmak, seyrek olarak stafilokoklardan da ileri gelir. Krem kıvamında iri bir kabar-eık şeklinde belirir ve yavaş yavaş kabuk bağlar. Bebeklerde gdrülen kabarcıklı çak-mak, mercimek veya ceviz iriliğinde açık renkli döküntüler şeklinde olur; daha çok bebelerin gövdesinde, kol ve bacaklarında görülür.
— Vet. Çakmak, özellikle domuz ve kö-pekte, çok seyrek olarak da at ve sığırda görülür. Kuruyan kabuklar bir hafta sonra kıllarla birlikte dökülür. Yerinde yeni bir üstderi oluşur. Yaralar tomur tomur olur. Antisepsili sıvılar ve yumuşatıcı merhem-lerie tedavi edilir. (L)
ÇAKMAK, esk. Cedidiye, iç Anadolu ve Akdeniz bölgeleri sınırında (Konya ili, Ereğli ilçesi) bucak merkezi; 683 nüf. Ereğ-li-Ulukışla kara yolu üzerinde bulunan kö-yün demiryolu istasyonu da vardır; yüksl. 1135 m. —Bucak, 9 355 nüf.; 9 köy. (M) ÇAKMAK (Seyfettin). Bk. MELlKrzzAHJR.
ÇAKMAK (Mustafa Fevzi), türk mareşali; Türkiye cumhuriyeti kuruluş devrinin Mus-tafa Kemal ve ismet Paşalardan sonra üçüncü önemli şahsiyeti (İstanbul 1876-ay.y. 1950). Babası Çakmakoğullarından topçu albayı Ali Bey; annesi VarnalI Müftü Ha-cı Bekir Efendinin kızı Hasene Hanım. Beş yaşında Rumelikavağı mahalle mekte-bine başladı, oradan Sarıyer Hayriye mek-tebine geçti. 10 Yaşında, Selânik Rüştiye mektebine gitti, bir yıl sonra İstanbul So-ğukçeşme askerî Rüştiyesine, 1890’da da Kuleli Askerî idadîsine geçti. Bu sırada müftü dedesi Hacı Bekir Efendiden Arap-ça, Farsça, fıkıh konularında ders alarak yetiştirildi. 1893’te Harbiye mektebine gir-di, orayı bitirince Erkânı Harbiye mek-tebine geçerek 1898’de mezun oldu. Stajını bitirince de Metroviçe tümeni kurmay baş-kanı olarak ilk görevini aldı ((11 nisan 1899). 1901’de kolağası (kıdemli yüzbaşı); 1902’de binbaşı oldu. Bundan sonra Taşlıca (Sırbistan) mutasarrıflığı ve kumandanlığı (1908), mürettep Kosova kolordusu kurmay başkanlığı (1910) yaptı, o yıl yarbay oldu. 1911’de genel kurmay başkanlığı 5. Şube müdürlüğüne getirildi; İtalya’ya karşı Batı Rumeli’yi savunmak üzere teşkilâtlanan Garp ordusu kurmay başkanı olarak 6 ekim 1911’de ikinci ordu müfettişliği em-rine verildi. 9 Mayıs 1912’de Arnavutluk ve Rumeli’nin ıslahı için Dahiliye nazırı Ha-cı Adil* Bey başkanlığında toplanan ku-rulda görev aldı. 29 Eylül 1912’de, Balkan savaşı seferberliğinin başlangıcında, Vardar ordusu kumandanlığı harekât şubesi mü-dürlüğüne tayin edildi. 1913’te ikinci ni-zamiye tümeni kumandanlığına, albay ola-rak getirildi. 1915’te Çanakkale cephesin-de, geçici olarak Anafartalar grubu ku-mandanı oldu ve başarılı hizmetleri sebe-biyle çeşitli liyakat, imtiyaz, harp madal-yaları ve nişanlar aldı. Çanakkale harekâtı bitince Doğu cephesinde 2. Kafkas kolor-du kumandanlığına tayin edildi (1916). 1917’de önce Diyarbakır 2. Ordu kuman-dam; sonra Filistin 7. Drdu kumandanı oldu. Sina* savaşlarındaki hizmetleri sonu-cunda nişan ve sefer kıdemi alarak ferik-liğe (korgeneral) yükseltildi (1918); aynı yıl İstanbul Genelkurmay başkanlığı karar-gâhına tayin edildi; bir yıl sonra 1. Ordu kıtaları müfettişi oldu (1919). 3 Kasım 1919’da OsmanlI devleti hükümeti kararıyle Anadolu’ya gönderilecek heyete katıldı, o yıl Askerî şûra üyesi seçildi. 3 Şubat 1920’-de Harbiye nazırı olan Fevzi Paşa, Ana-dolu’da mili؟ mücadelenin teşkilâtlanması için gerekli silâh, araç ve gereçlerin akta-rılmasında önemli hizmetlerde bulundu. 8 Nisan 1920’de Damat Ferit Paşa kabinesi-nin kurulmasından önce istifa ederek Ana-dolu’ya geçince, İstanbul hükümeti tara-fından Millî kuvvetlerin tertipçi ve teşvik-çilerinden sayıldı; rütbesinin kaldırılması, nişanlarının geri alınması ve idamı hak-kında ferman çıkarıldı (26 mayıs 1920). Büyük Millet meclis] tarafından 3 mayıs 1920’de Millî Müdafaa vekilliğine ve Vekil-ler heyeti başkanlığına seçilen Fevzi Paşa, İkinci İnönü zaferinden sonra birinci ferik (orgeneral) oldu (3 nisan 1921). Sakarya savaşından önce Genelkurmay başkan ve-killiğine getirildi (3 ağustos 1921), 2 tem-muz 1922 tarihine kadar aynı zamanda Ve-
killer heyeti başkanı olarak da görev yaptı. Sakarya zaferi üzerine Büyük Millet meclisinin kararıyle kendisine mareşallik rütbesi verildi (31 ağustos 1922), 29 ekim 1923’te de asaleten Genelkurmay başkanlığına getirilen Çakmak 1925 yılı sonuna kadar Kozan milletvekilliğini de beraber sürdürdü ve sonra milletvekilliğinden ayrılarak Genelkurmay başkanlığında 1944 yılına kadar kaldı; o yıl yaş haddini doldurduğu için emekliye ayrıldı.
Kurtuluş savaşındaki çeşitli hizmetlerinin ardından, Türkiye’de çok partili siyasî hayat başlayınca, mareşal Çakmak bu defa sivil olarak birinci planda yer aldı, önce yeni kurulan Demokrat partiyi destekledi, bu partinin gelişmesine önayak oldu ve 1946 seçimlerinde Demokrat parti listesine bağımsız aday olarak girdi, İstanbul milletvekili seçildi. Yöneticileri ile bağdaşamadığı için 12 temmuz 1947’de Demokrat partiden ayrıldı ve Millet* partisinin kuruluşuna katıldı (19 temmuz 1948); bu partinin şeref başkanı oldu. Siyasî hayatı askerlik hayatı kadar başarılı geçmeyen mareşal Çakmak, Teşvikiye sağlık yurdunda
10 nisan 1950’de öldüğü zaman cenaze töreni az rastlanan bir kalabalık tarafından, tekbirlerle kaldırıldı; Eyüp mezarlığına defnedildi. Çakmak’a gösterilen bu büyük ilgi, o günlerin siyasî yorumcuları tarafından Cumhuriyet Halk partisine karşı gösterilen ilk açık direniş olarak yorumlandı ve C.H.P. nin ilk büyük siyasî yenilgisi olarak gösterildi.
Mareşal Çakmak başarılı meslek hayatı boyunca her zaman kendini yetiştirmek için çalışan, iradeli, ahlâklı, faziletli bir insan olarak bilinen çalışkan, alçak gönüllü, sağlam karakterli, imanlı bir kumandan olarak sevildi ve sayıldı. Garbî Rumeli’nin Suret-i Ziyaı ve Balkan Harbinde Garp Cephesi Hakkında Konferanslar (1927), Büyük Harpte Şark Cephesi Hareketleri (1936) adlı iki kitabı vardır. (-» Bibliyo.)
ÇAKMAK (Mustafa, Koca — da denir), türk güreşçisi (Zara, Sivas 1909). Güreşe İstanbul’da başladı ve Kumkapı kulübünden yetişti. 1932’den 1948’e kadar Millî güreş takımında yer aldı. Bu arada beş defa Balkan şampiyonu, iki defa da Avrupa İkincisi oldu. Halen güreş antrenörlüğü yapmaktadır. (M)
ÇAKMAK dağı, Türkiye’de çeşitli tepelerin adı. En tanınmışı, Doğu Anadolu’da Karasu-Aras dağları üzerinde Karayazı ilçe merkezi kuzeyinde yükselir; 3 060 m. (L) ÇAKMAKTAŞI blş. i. Paleolitik devirde ve daha sonraları âlet yapmak için kullanılan bir cins taşa verilen ad. Bk. ANSI KL.
— Jeol. Çakmaktaşı damarı, içinde kızılımsı çakmaktaşı bulunan kil ve çakıl veya kum taneleri gibi yabancı maddelerin karışımı. (Normandiya’daki tebeşir tabakalarında bulunur.)
— Sil. 1845’e kadar kullanılan çakmaklı tüfeklerde, tetik çekilince düşen horoza çarparak kıvılcımlar meydana getiren, böylece tüfek içindeki barutu ateşleyen çakmaktaşı parçası. (Çakmaktaşı, silâhlarda XVIII.yy.a kadar kullanıldı; bu çağda, Saint-Aignan ve Bougival bölgelerinden çıkarılan çakmak-taşları yontulmağa başlandı. Çakmaktaşları, önce bez, sonraları kurşun biı kılıf içinde, horozun altına düğru meme ağzına yerleştirilirdi. Bir taşla, aşağı yukarı elli kere ateş edilebilirdi.)
— ANSiKL. Prehist. Tarihöncesi devirlerde kullanılan âletlerden çoğunun ilkel maddesi çakmaktaşı idi: muştalar, çeşitli kesici ve sivri uçlu âletler, tırmık ve kaşağılar, kazı kalemleri, ok uçları v.b. Tarihöncesi insanları âlet yapımında, yuvarlak çakıllardan sonra, bazen çok uzaklardan taşıyıp getirdikleri çakmaktaşlarııu kullandılar. Neolitik devirde ise, işlemesi daha kolay olan in situ çakıl taşlarını bulmak için, çok sayıda kuyudan meydana gelen gerçek anlamda maden ocakları kurdular (Belçika’da Spiennes, Aveyron’da Mur-de-Barrez v.b.). Çakmaktaşları, önemli ticaret malzemeleri arasındaydı ve çıkarıldıkları bölgeden yüzlerce kilometre uzağa sevkediliyor-du; bu yüzden Britanya’da, Anglo-Norman adalarında ve İsviçre’de, Grand-Pressigny
(Touraine) atelyelerinde yapılmış âletler bulundu. Ancak bu çakmaktaşlarına, taşınmalarını kolaylaştırmak için bir ufaltma işlemi uygulanıyordu. Tarihöncesi çağlarda çakmaktaşına biçim vermek için kullanılan bütün usuller, bugün deneme yoluyle bulunmuştur. önceleri, «çekirdek» denilen çakmaktaşı bloklarının kenarlarından, dikine darbeler vurarak küçük ve kalın parçalar koparılıyordu. Böyle devamlı vurmak suretiyle, kesici ağzı tırtıllı olan bir «çiftyüz-lü» elde ediliyordu. Ağaç tokmaklar kullanarak, bu çiftyüzlüler inceltilebiliyor ve kesici ağzı daha düzgün bir hale getirilebiliyordu. Levallois tekniğiyle özel olarak hazırlanmış çekirdekten, üçgen biçiminde ilk sivri uçlu âletler yapılabildi. Sonraları üst paleolitik devirde, git gide daha ince ve daha çok ؛ayıda bıçak yapımıyle, çok yönlü bir sanayi doğdu; bunun yanı sıra kemik sanayii (mızrak, zıpkın v.b.) gelişti. Bir kiloluk çakmak taşından, abbeviliyen çağın insanı 10 sm, mustieriyen çağın insanı
2 m, magdaleniyen çağın insanı ise 20 m boyunda kesici âlet elde edebiliyordu, bu da tekniğin nasıl evrime uğradığını gösterir. (LM)
ÇAKO (Andon). Bk. ÇAJUPİ. ÇAKOZLAMAK geçz. f. Argo. Anlamak, farketmek: Bu çıfıt doktorun, bizi cıgara-dan, esrardan kesmek için benim kahpeden bir eşek yükü para aldığını biz çakozla-madık mı? (K. Tahir). [M] ÇAKRA i. («tekerlek» anlamında sanskritçe k.). Geniş anlamda çember, disk. (Bu kelimenin geniş, çeşitli ve sembolik anlamları vardır. Çakra genel olarak tekerlek [hükümdar arabasının, tanrısal arabanın veya herhangi bir taşıt aracının tekerleği] anlamına gelmekle beraber Buddha yasasının [darmaçakra] ve öğretilerinin tekerleğiyle Tanrı Vişnu’nun Güneş çemberinin bir sembolü olarak kullanılmaktadır. Ayrıca evrenin varlığını da belirler.) [L] ÇAKRAVARTİN i. («çarkı döndüren kimse»). Evrene hükmeden varlığı göstermek için kullanılan sanskritçe kelime. Hükümdar arabasının takdis töreni sırasında, güneşin evren içindeki devrini andıran bir şekilde ülkesi etrafında dönmesinden dolayı tekerlek anlamına gelen Çakra kelimesinden alınmıştır. (L)
ÇAKRÎ, 1782’den bu yana Bangkok’ta hüküm süren Siyam kral sülâlesi. Hanedanın adı, delirdiği için görevden çekilen kral P’ya Tak’ın (1767-1782) yerine geçirilen ve sonradan Rama I diye anılan general Çao P’ya Çakri’den gelir. (L)
ÇAKŞIR i. İnce kumaştan yapılmış erkek şalvarı: Kiminin giydiği çakşır, kiminin bez şalvar (M.Â. Ersoy). Kız çocukları kapı eşiklerinde sakız çiğner, çakşırı yırtık, yalınayak başı kabak oğlanlar […] kâğıttan gemi yüzdürürler (H.E. Adıvar). || Paçalı güvercin ve diğer kuşların ayaklarındaki tüyler.
♦ Çakşırlı sıf. Çakşır giymiş olan. |؛ Ayakları tüylü [kuş]. (M)
ÇAL, esk. Demirciköy, Içbatı Anadolu’da (Denizli ili) ilçe merkezi; 2 925 nüf. Büyük Çökeles dağının (1 840 m) kuzeydoğu eteğinde, Büyük Menderes ırmağı orta çığırma hâkim bir yerde kurulmuştur; yüksl. 830 m. 66 km’lik bir yolla il merkezine bağlanır.
— Çal ilçesi, 1521 km2; 58 577 nüf. Büyük Menderes’e doğru yönelen alçak dağlar ve tepeler arasına giren yer yer geniş tabanlı vâdileri kapsar. Halkın geçimi başta tahıl ekimi olmak üzere tarıma (buğday, pamuk, tütün, haşhaş v.b.) ve küçükbaş hayvan yetiştirmeğe dayanır. Dokuma tezgâhları (bez kilim). Yer yer ormanlar. İlçenin merkez, Baklan ve Bekili bucakları içinde 51 köy ve
4 kasaba (Bekili 5 982 nüf., Akkent veya Zeyve, İsabey ve Süller) bulunur. (M)
ÇALA zf. (çalmak fiilinden). Halk dili. Defa, kez. || Bir an, bir ara.
— Dil. bil. Yazı dilinde klişeleşmiş olarak bazı deyimlerde kullanılır. Belli isimlerden önce gelerek fiile bağlanır ve isimle ilgili bir çabukluk, süreklilik, dikkatsizlik anlamı katar: Çala kalem yazmak, çala kaşık yemek, çala kürek açılmak, çala paça yürütmek, çala pala sallamak, çala kamçı gitmek. (M)
Foto. MEYDAN; LAROU8SE
mare;al Fevzi ÇAKMAK
im kampanyasında؟bir se


Paylaşmak Güzeldir Sende Paylaşır Mısın?

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.