Budapeşte’den Gelen Bir Feryat Dilekçesi

Budapeşte’den Gelen Bir Feryat Dilekçesi

20. yüzyılın başlarında Budapeşte'yi gdsteren bir gravür.

20. yüzyılın başlarında Budapeşte’yi gdsteren bir gravür.

Peşte İslam Cemaati Reisi ve Budapeşte üniversitesi Türkçe Hocası Abdüllatif Efendi tarafından 1 Temmuz 1921 tarihinde Sadaret’e gönderilen ve kendisine “münasip miktar tahsisat” verilmesini istediği ve geçen ay yayınladığımız feryat dilekçesi, Osmanlı Devleti’nin Budapeşte Başkonsolosluğu tarafından 2 Temmuz 1921’de Osmanlı Hariciye Nezaretî’ne (Dışişleri Bakanlığı’na) gönderilmişti. Hariciye Nezareti; 1 Ağustos 1921’de bu dilekçeyi Sadaret’e değil, Meşîhat’a (Şeyhülislamlığa) göndererek; hem Abdiillatif Efendi’nîn “vazifesi ve memuriyetinin ne olduğu”nu sormuş, hem de “eğer Abdüllatif Efendi’yi bu memuriyete Meşihat tayin etmişse, ilmiye bütçe- sinden kendisine münasip miktar maaş verilmesi “ni istemişti. Meşîhatın, Nezaret’in bu yazısına 17 Eylül 1921’de olumsuz cevap vermesi üzerine Abdüllatif Efendi; son bir ümitle 11 Mayıs 1922’de Budapeşte’den Sadaret’e yeni bir dilekçe daha göndermişti: “Yüce Sadaret makamına arzuhalimdir; 1909 Senesi Mart’ından itibaren Macaristan’da; eskiden beri Budapeşte’de yaşayan Müslümanlar ile Bosna Hersek ve Bulgaristan’dan gelen epeyce mühim miktarda bir İslam Cemaati’nin dinî hizmetlerini yapmakta ve burada bulunan bazı İslam müessesesinin de muhafazasına itina etmekteyim. Bu vazifeye tayin edildiğim zaman Şeyhülislam Cemaleddin Efendi merhumun; bana hitaben, yüce hükümetimizin yardım ve takdirlerinden hiçbir zaman ve hiçbir sebeple mahrum olmayacağımı beyan etmeleri üzerine vatanımı bırakıp, buralara çok şerefli ve büyük bir emel ile geldim ve vazifeme dört elle sarıldım. Bendeniz İstanbul’da Fatih dersiamlarından Muğlalı Fetva Emini Ali Rıza ve Batumlu Hafız Abdülla- tif efendiler hazretlerinin ders halkalarında ulum-ı âliyeyi (İslâmî ilimleri) muntazam bir şekilde ikmal ettim. Her iki zattan da icazet aldığım gibi, yeni açılmış olan Dârulfiinun’a (üniversite) da iki sene devam ettim. Anadilim olan Türkçe’den başka, Arapça, Farsça ve Macarca’yı da biliyorum. Ayrıca Budapeşte Dârulfünunu’nda Türkçe de okutmaktayım. Çok büyük bir üzüntü ile arz ederim İd; buraya tayin edildiğim zamandan beri, tebaası (vatandaşı) olduğum hükümetimizin bana vaat ettiği yardımlardan külliyen ve daima mahrum kaldım. Geçim meselem tahammül sınırlarını aşınca ve süreldi acılar içinde bir cemaatin dinî hizmetlerini yerine getirmenin mümkün olmadığına kanaat getirince; Sadaret makamına tekrar tekrar müracaat ederek; birazcık olsun yardım yapılmasını istirham  eyledim. Şimdiye kadar Sadaret’e gön- derdiğim dilekçelerin tarihlerini arz ediyorum:

4 Kasım 1918

1 Temmuz 1921

6 Aralıkl921

Benim bu durumuma Osmanlı Devleti’nin Budapeşte başkonsolos- lan da bizzat gözleri île görerek yakından şahitlik etmişlerdi. Başkonsoloslarımız da muhtelif tarihlerde Osmanlı Hariciye Nezareti’ne bu konuda yazılar gönderdiler.Onların gönderdiği yazıların da tarih ve numaralarını arz ediyorum:

22 Nisan 329 (5 Mayıs 1913) Numara 8842

19 Teşrin  Evvel 329 (1 Kısım 1913 Numara 9092)

15 Kanun-i Sani (Ocak) 1920 Numara 1461)

14 Eylül 1920 / Numara 14806

3 Şubat 1921 / Numara 149/7

1 Temmuz 1 9 2 1 /Numara 15119

Sıkıntı ve ihtiyacım artık benim için dayamlamayacak bir duruma, son sınırına geldi. Osmanlı hükümetinden beklediğim yardım öyle sanıldığı gibi çok da fazla değil. Zaten devletimizin mâliyesinin durumu da hepimiz tarafindan biliniyor. Bendenize ayda otuz lira kadar bîr şey gönderilir ise; bununla geçimimi az da olsa sağlamam, nefsimi köreltmem mümkün olahilir Binaenaleyh ifasına âcizane vesile olduğum vazifenin Orta Avrupa’da Müslümanlara İslâmî ve umumi hizm et gibi itinaya değer olan bir noktaya ait olduğunu düşünerek; şu son dilekçemin Sadaret makamı tarafından dikkate alınmasını sizden istirham a bir kez daha cesaret ediyorum Bu konuda emir ve ferman, emir sahibi efendimiz hazretlerinindir. 12 Mayıs 1922 Macaristan İslam Cemaati Reisi A bdüllatif” Bu dilekçe acaba dikkate alınmış mıdır? Maalesef alınmamıştır. Çünkü Osmanlı Devleti yıkılmış, tarihe karışmıştır. Erzurumlu Abdüllatif Efendi ise sonradan Müslüman da olan Macar Nezihe Hanım’la evlenerek, ömrünü onun yardımları ile Budapeşte’de sürdürmeye devam etmişti. Büyük sıkıntılar çekmesine rağmen Budapeşte’deki vazifesine dört elle sarılarak devam etmiş, Budapeşte Camii imamlığı ve Gülbaba Türbesi tiirbedârlığı yapmanın yanında; Budapeşte’de bir yayınevi ve kitapçı dükkânı da açarak birçok İslâmî kitap ve dergi neşretmişti. 1946 yılında ise orada vefat etmişti. Mezarı Budapeşte’dedir. Kendisine Tanrısever soyadı verilen Abdüllatif Efendi’nin eşi Nezihe Hanım onun vefatından sonra zor durumda kalınca, 15 Eylül 1948’de devrin Cumhurbaşkanı ism et İnönü’ye onun İslam’a ve Türkiye’ye olan hizmetlerini anlatan bir mektup göndererek yardım istemişti. Ancak 0 da kocası gibi hiçbir yardım alamamıştı2. Bundan sonra ona ne olduğunu bilmiyoruz

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)