Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Bu işlemi aynı negatif

Bu işlemi aynı negatif üzerinde, fakat başka başka kontra maskelerle ve başka renkli filtrelerle tekrar ettiğimiz zaman, meydana renkli bir negatif gelir, bundan basılan görüntü de pozitif olur.

Siyah – beyaz bir fotoğraf üzerine yapılan bu fotoğraf hilesinin orijinali renkli olan fotoğraf veya vesikalara da uygulanabileceğinin kabil olduğu kolayca anlaşılır, yalnız burada işlemlerin karmaşıklığı artar.

Siyah – beyaz veya renkli bir orijinalle işe baş­landığı vakit, laboratuvardaki bütün işlemler bitmeden renklerin değişiklikleri meydana çık­maz ve renklerle yapılan bu hilenin önceden gözle görülememesi en büyük güçlüğü teşkil eder. Sonuçlar yalnız kararsızlıkla, tereddüt içinde, arka arkaya yaklaşımlar sayesinde, bilim­sel bir yönteme dayanmayarak ve bir işlemin ayniyle bir daha tekrar edilmesine imkân olmayacak şekilde elde edilir. Bu fotoğrafçılık hilesi, kızıl ötesi ışınlarla çalışan film alanında elde edilen bilimsel keskinlikten çok daha fazla düşünsel olasılıklar meydana getirir. En son elde edilen görüntü yalnız nadiren onunla uğraşan­ların tam arzularına uyar ve onlar da “bir parça yakın” ile tatmin olmak zorundadırlar, çünkü renklerin sonsuz nüanslarına (farklılıklarına) hakim olmak çok güçtür. Pratik alanda bununla uğraşan operatörün alışkanlığına dayanan ve birçok uzun denemelere ihtiyaç gösteren bu çalışma, hem yavaştır, hem özel zenatçılık ister, hem de çok fazla duyarlı film tüketen bir iştir.

İşte bu güçlükleri ortadan kaldırmak için W-Color Şirketi çok karışık optik ve elektronik ortak bir yöntem geliştirdi ve bu sayede bir orijinal filmden veya vesikadan bir anda bir çok sayıda değişik renkli kopye elde etmeği başarmış oldu.

Başlangıçta ele alınan fotoğraf, eş yoğunluk analizi sayesinde maksimum 5 maskeye veya kontra maskeye ayrılmakta, bunlar ayrı ayrı “ilmekte ve optik yoldan birleştirilmek- sorıucu, çok parlak gerçek bir ‘ şeklinde oluşturur, ki böyiece onu nek, isteğe göre değiştirmek ve sonra da 24 x 36 mm veya 6X7 cm boyunda fotoğraf haline getirmek kabil olur.

Burada bir analiz, öğelerine ayırma ve sentez, yeniden düzenleme süreci söz konusu olduğu için, ilk evre nakledilecek fotoğrafın analiz edilmesinden oluşur, bu sayede hangi ayrıntıların, bölgelerin, çizgi veya ışıkların izole edileceği, kuvvetlendirileceği veya hafifletileceği

VHJ

Tutankamon’un gamma ışıklarıyla alınan fotoğrafında, genç kiralın tüm saçları derhal dikkatimizi çekmekte, bununla birlikte yüzün tatlılığı ve profilin inceliği de göze çarpmaktadır. İkinci bir kez fotoğrafın kuvvetli noktalarını oluşturan ayrıntılarına bağlı kalınır : tam yerine oturmuş göz, tümün dengesini sağlayan kulak gibi, ancak bunlardan sonra örülmüş sakalın, arka ve ön örgünün farkına varırız.

Eş yoğunlukların analizi bizi, görüntünün aynı değerde ne gibi elemanları olduğunu anla­mamıza doğru götürür ve “seçme vesikalar” adını alan beş maske-kontra maske’nin gerçekleşme­sine müsaade eder, bunlar da makinenin aydınlık olan beş yoluna konulur. Bu beş seçme vesika gammagrafinin değişik bileşikleri sayesinde elde edilir. Bunlar birbirlerinden tamamiyle ayrı olarak renklendirilir ve birbiri üzerine konulur ve üstlerinden ışık verilmesi esas görüntünün değişik renkli resimlerinin elde edilmesini sağlar.

Bununla beraber aynı bir şeyin siyah – beyaz fotoğrafı ile renkli fotoğrafının değişik duygu ve heyecan verdiği hatırdan çıkarılmamalıdır, zira bütün renkler aynı kuvvete ve aynı değere sahip değildirler. Aynı bir alan kırmızı, mavi veya yeşil olduğuna, hatta çevresinin rengine göre bize başka başka değerlerde gelir. Siyah – beyaz bir vesikanın etkisini korumak için, pratik olarak daima eş yoğunlukların gerçek durumunu onları hafifletmek veya aynı yoğunluktan bazı eleman- ian eklemek suretiyle değiştirmek gerekJ/d/r, o halde seçme vesikaların gerçekleştirilmesi sıra­sında bazı gri değerleriyle oynamak gerekir, böyiece arzu edilen son etki meydana gelir. Eş yoğunlukların analizi yalnız bir hareket noktası­dır. Bu yüzden yapılan bu renk hilesinin amacı çok kez, orijinal dokümana başka bir görünüş vermek için belli bir etkinin araştırılmasından ibarettir. Aynı zamanda e* yo&unlukUua da. laboratuvarda değiştirilmesi çok kez gereklidir.

bir zaman değişmez, içinde bir sıfır olan ün kod numaraları ise iki esas rengin laurışımını gösterir. Böylece örneğin 903 hiç bir anlaşmazlığa meydan vermeden saf, doymuş sarının, 1/3 mavi ile karışmış olduğunu ve içinde hiç kırmızı bulunmadığını gösterir, tahmin edileceği gibi böyle bir renk sarımtrak açık yeşildir. Hickethier’in renklerin “toplamalı sen­tezi” üzerine çalışan elektronik W-Color sistemi­nin tüm esasını oluşturan sayısal düzen bir rengin derhal komplemanter rengini bulmak imkânını da verir, çünkü böyle iki sayının toplamı daima 999’dur. Açık sarımtrak yeşil’in (903) komple- manteri (tümleyeni) koyu kırmızımtrak mordur (096), içinde sarı yoktur ve saf doymuş kırmızı ile 6/10 mavi vardır. Bu, aynı zamanda doymuşluk­larından başka esas renklerin açıklık ve koyuluk derecesini de anlamağa imkân verir, bundan başka toplamalı sentez ile yaratılan ara renkleri de. Böylece saf sarı 900, açık yeşil 903, orta yeşil 906 ve koyu yeşil 909 olur ki, bu arada 901 ve 902 … gibi ara renklerden de geçilmiş olur.

W-Color’un toplamalı (additive) sentez siste­miyle çalışması demek, kullanılan fi litrelerin üç esas renk olan sarı, kırmızı ve mavi değil, buntefın komplemanter renklerinden oluştukları demektir ki, bunlar kırmızı, turuncu, yeşil ve mavi-mordur ve bunların karışımı beyazı verir, lambaların şiddetindeki çeşitlilikler filtre edilen renklerin doyma düzeylerini üreten bir etkendir. Bu üç renkten karmızı. yeşil, mavı-mor’dan başka fHtre taşıyıcıları ayrıca beyaz bir filtre ile donatıl­mıştır.

Bu filtrenin konulması Alfred Hickejthier sistemindeki üç rakamlı numaralamayı dört rakama çıkarmakta ve esas bin rengin her birini yeni on derece ile “sulandırmağa” imkân vermektedir. 10.000 renkle çalışmak özellikle dört renkle çalışmağa alışmış profesyonellere büyük bir üstünlük sağlamış olacak ve pastel renklerin çeşitliliğini daha da çoğaltacaktır. Operatör bir renk kutusunu seçtikten ve numara^ törü üzerinde herhangi bir rakam tuşuna bastık­tan sonra ne olacaktır?

Filtre taşıyıcılarını taşıyan levha, disk, xenon lambası önünde saniyede 50 devir yapacak şekilde dönmeğe başlar. Bir filtrenin önünden her geçişinde lamba kendisine verilen programı izleyerek operatör tarafından belirlenen bir doyma derecesine göre değişik şiddette bir ışık (aydınlık) yayar (veya hiç yaymaz) ki bunun süresi binde bir saniyeden azdır. Her ışığın yanışında seçme film renklenir ve optik sistemle görüntüsü bir ekrana yansıtılır. Lambanın yaydığı bu ışıkların birbirini izlemesi devamlı bir ışık etkisi yapar. Bütüh bunlar sanki dört lambanın ışığı dört değişik filtreden geçerek aynı zamanda seçme filmi aydınlatırmış gibi görünür.

Bu şekilde tasarlanmış olan W-Color tesisi fotoğraf hilesini doğrudan doğruya görünür hal| getirmeye imkân verir. Tesisi işleten operatör yaptığını görür ve verimli şekilde çalışabilir. Bir görüntünün bütün değişiklikleri sayı ile saptanır ve bu yüzden istenilen her değişiklik istenildiği kadar çoğaltılabilir. W-Color sisteminin renkleri­nin metodik şekilde çeşitlendirilmesi, onun bir çok birbirinden farklı alanlarda uygulanma olanağını bulmasına neden olmuştur, örneğin makine herhangi bir renkli kâğıt motifinden, (siyah – beyaz veya renkli), büyük bir incelikle, hiç bir israfa sebep olmadan, ana materiyal, hassas yüzey, poz süresi v.s. ve beş seçme vesika grubundan meydana gelen bir milyardan fazla renk nüansı yaratmak imkânına sahiptir, aynı zamanda dekoru isteğe göre değiştirmek şartiyle. Bu bütün izlenim alanları için geçerlidir : Dokuma kumaşlar, kadifeler ve halılar, aynı zamanda maketlerin yapıldığı malzemelerle pro­paganda afişlerinde dekorasyonda renk incele­melerinde, mimarlıkta … o bundan başka renkli bir çevred# bufunan renkli bir cismin boyanma­sıyla ilgili ortaya çıkan bütün problemleri çözmek imkânını verir. Bir taraftan da tıp alanında kullanılabilir, çünkü en güç radyografi­lerin çok iyi okunur hale gelmesine yardımcı olmaktadır.

W-Color tesisi renkler üzerinde yapılacak araştırmalarda da çok faydalı ve orijinal olmak­tadır, çünkü o örneğin istatistik bakımından kayıt edilmesi gereken herhangi bir etki veya görün­tüyü hatırlamak olanağına sahiptir. Bu sayede o yalriız gözle görülen olayların daha iyi bir şekilde anlaşılmasını sağlamaz, aynı zamanda her biri­mizin renklere karşı olan hassaslık ve tepkileri­mizin meydana çıkmasını sağlayacak bir seri renk testlerinin vaoılmp^mı d* sağlar ha+ta o pünlük yaşantımızda renklerin üzerimizdeki etkisini bile meydana çıkarır.

Büyük ilgi çeken bir takım incelemelerin sonunda onun insanın yarınki çevresini bilimsel ve duygusal açıdan değiştireceğinden artık kim­senin bir kuşkusu olmayacaktır.

SCIENCE ET VIE’den

 

W-Color makinesi, üzerinde programlanabi­len renkli 5 kutunun bulunduğu bir mermer levhadan meydana gelir, ayrıca bunların içinde beş ışık kaynağı ve değişik filtreler vardır ki, bunlar seçme vesikaları aydınlatırlar. Bu kutular slayd projektörleri rolünü oynarlar, her biri kendi görüntüsünü ayrı bir ekranın üzerine gönderir. W-Color sisteminde ekran yerine birçok ayna kullanılır ve sonunda gördüğümüz görüntü gerçekleşir. O büyük bir netlik ile fotoğrafa çekilecek şekilde tamamiyle belirlenmiş bir mesafede bulunur. Mikrometrik bir ayarlama sayesinde beş seçme filmin (veya vesikanın) tam üst üste aynı yüzeye konulabilmesi ve ilk görün­tünün yeniden aynen oluşması sağlanır.

W-Color sisteminde aydınlık veren ışık kaynağı yanıp sönen bir xenon lambasıdır, o Malta Haçlı hareket mekanizması ile çalışan olağanüstü elektronik bir projektörün içindedir, özel motörü de ATAÇ Şirketi tarafından adım adım geliştirilmiş ve Paris’te son fotoğraf sergisinde sergilenmişti.

Çalışması bir stroboskop’unkine benzeyen bu lamba devamlı olarak sabit bir renk sıcaklığı sağlar, ki bu da elde edilen renklerin kalitesini güvence altına alır.

Bütün renk kutuları birbirinin aynıdır. Her beşi beraberce ve birbirine bağımlı olarak çalışırlar. Onlar bir renk programcısına (bilgisa­yar) bağlanmıştır, o da bir operatörün emri altındadır ve her seçme filmin renklenmesinin, onun isteğine göre değişik olmasında onu serbest bırakır. Alfred Hicketlier’in bin renkten meydana gelen numerataj sistemine göre kodlanmış bulu­nan bu elektronik renk programcısı (program- meur) W-Color sistemini tamamiyle rasy yapan bir buluştur.

Hickethier sisteminde bin rengin her biri kırrmzı-magenta ve mavi-cyan’dan meyd gelen üç esas renkten üç rakamlı bir koda kodlanmıştır, bu üç rakam karışımı mey-J getiren her rengin bileşimini açıklar. İlk ra1 her zaman sarının, İkincisi kırmızının ve üçü de mavinin oranını bildirir. Her ana renk 0′ 9’a kadar 10 rakamla gösterilen 10 yoğu derecesine bölünmüştür, sıfır hiç bir re bulunmaması (yani beyaz) demektir, 9 maksimum doyma, yani tam renk anlam gelmektedir. Derece 1, % 10 değil, % 11, koyuluk demektir, derece 2, % 22,22 ve böylece derece 9, % 99,99’a (yuvarlak % kadar gider. 3 esas rengin 10 doyma derecesi karışması tam 1000 değişik çeşit bileşim meyd getirir ve bunların numaralanması 000’dan kadar gider. Hickethier sisteminde 3 rak yapılan bu numaralamada bunlar bir r karışımında kullanılan sarı, kırmızı ve m boyaların onda bir sayısını gösterir, örneğin 372, 3/10 sarı, 7/10 kırmızı ve 2/10 mavi karışmasıyla meydana gelen rengin simgesidir

Bir parça tecrübe ile bu sistem, renkl arasındaki kuramsal ilişkiler hakkında in* somut bir fikir verebilir, aynı zamanda numarasına göre bir rengi gözönüne getirmek kabildir. 000 beyaz, 333 açık gri, 666 orta gri, da siyahdır. 3 aynı rakamdan meydana gelen sayı daima griyi ve doyma derecesini verir. B‘ çift sıfırlı sayılar esas bir tek rengin do derecesini ve bu rengin ne olduğunu gösterir, sarı, kırmızı ve mavinin kod numarasındaki

ashington’daki büyük başkan bize toprak­larımızı satın almak istediğini bildiren bir haber yolluyor. Büyük Başkan bize aynı zamanda dostluk ve iyi niyet dolu sözler de gönderiyor. Bu dostça bir davranıştır, zira biz onun bu dostluğa ihtiyacı olmadığını pek iyi biliriz.

Biz onun istediğini düşüneceğiz, zira eğer biz satmağa razı olmazsak, belki o zaman da beyaz adam tüfeğiyle gelecek ve bizim topraklarımızı zorla alacaktır.

Gökyüzü nasıl satılır, ya da satın alınır, ya toprakların sıcaklığı? Bunu tasarlamak bize yabancıdır. İnsan havanın tazeliğine, suyun şakırtısına sahip olmazsa, onu nasıl satabilir? Siz onu bizden nasıl satın alabilirsiniz? Biz kararı­mızı vereceğiz. Seattle Reis ne söylerse, Was- hington’daki Başkan bunun doğruluğuna emin olmalıdır, tıpkı beyaz kardeşimizin mevsimlerin tekrar geleceğine güveni olduğu gibi. Benim sözlerim yıldızlara benzer, onlar hiç bir zaman sönmez.

Bu dünyanın her bir parçası ulusum için kutsaldır, pırıldayan her çam yaprağı, her kumsallık kıyı, karanlık ormanlardaki her sis, her

 

geçit, vızıldayan her böcek ulusumun düşünce ve yaşantılarında kutsaldır. Ağaçların içinde yükse­len özsuyu kızılderili adamın anılarını taşır.

Beyazların ölüleri, yıldızların altında gezmek için uzaklara giderken doğdukları topraklan unuturlar. Fakat bizim ölülerimiz bu büyülü dünyayı hiç bir zaman unutmazlar, çünkü o VataV-

^>YLND’ü\opTâKNıarın’bır parçasıyız ve onlar da bizden birer parçadırlar. O güzel kokan çiçekler bizim kızkardeşlerimiz, geyik, at ve büyük kartal da bizim erkek kardeşlerimizdir. Yüksek kayalık­lar, yeşil çayırlar, tayların ve insanların vücutla­rının ılık sıcaklığı hepsi aynı bir aileye aittir.

VVashington’daki büyük başkan bize toprak­larımızı satın almak istediğini bildirdiği zaman, işte bizden bütün bunları beraber istemektedir, böylece de o bizden çok şey istemektedir.

Büyük Başkan bize bir yer vereceğini ve bizim orada rahatça kendi kendimize yaşayabile­

 

 

değilmiş gibi görünüyor. Bir kaç gün önce ölen bir insanın kötü kokuları duymadığı gibi.

Fakat biz size topraklarımızı satarsak, unut­mamalısınız ki, hava bizim için kıymetlidir ve hava hayatta tuttuğu her şeyle ruhunu paylaşır.

Rüzgâr babalarımıza ilk nefeslerini vermişti ve son nefeslerini de alan odur. Çocuklarımıza da yaşama ruhunu o vermelidir. Eğer biz toprakları­mızı size satarsak, onu özel ve mübarek bir şey olarak kıymetlendirmelisiniz, orada beyaz adam da çayır çiçeklerinin üzerinden geçen rüzgârın onların kokularıyla nasıl tatlı koktuğunu duyma­lıdır.

Topraklarımızı satmak üzerinde daha düşü­neceğiz ve eğer buna karar verirsek, bunun bir koşulu olacaktır: Beyaz adam topraklarımızdaki hayvanlara kardeşleri gibi muamele etmelidir.

Ben bir vahşiyim ve başka türlüsünü anlaya­mam. Ben şimdiye kadar beyaz adam tarafından bırakılmış, çürümüş binlerce manda gördüm. Ben bir vahşiyim ve demir atın (lokomotif), sırf hayatta kalmak için öldürdüğünüz mandadan daha kıymetli olduğunu anlayamam.

Hayvanları olmadıktan sonra insanların ne kıymeti vardır. Eğer bütün hayvanlar onu bırak­salardı, insanlar ruhlarının yalnızlığından ölmez­ler miydi? Hayvanların başına gelenler çok geçmeden insanların da başına gelecektir. Hayat­ta her şey birbirine bağlıdır. Toprağın başına gelen, onun oğullarının da başına gelir. Sizler çocuklarınıza ayaklarının altındaki toprakların bizim büyük babalarımızın külleri olduklarını öğretmelisiniz. Toprağa kıymet vermeleri için onlara, toprağın bizim atalarımızın ruhlarıyla dolu olduğunu anlatınız.

Çocuklarınıza, bizim çocuklarımıza öğretti­ğimiz şeyleri öğretiniz. Toprak bizim annemizdir. Toprağın başına gelenler onun çocuklarının da başına gelir. İnsanlar toprağa tükürürlerse, kendi kendilerinin yüzüne tükürmüş olurlar. Zira biz biliyoruz ki, toprak insana değil, insan toprağa aittir. Her şey, bir aileyi birbiriyle birleştiren kan gibi birbirine bağlıdır. Herşey birbirine bağlıdır. Toprağın başına gelen oğullarının da başına gelir. İnsan hayatın dokusunu yaratmamıştır, o, onun içinde yalnız bir liftir. Siz dokuya ne yaparsanız, bunu kendinize yapıyorsunuz demektir. Hayır, gündüzle gece bir arada yaşayamazlar.

Bizim ölülerimiz dünyanın tatlı ırmaklarında yaşamağa devam ederler ve ilkbaharın yavaş adımlarıyla tekrar geri dönerler, onların ruhu gölün yüzeyini çalkalayan rüzgârdadır.

Beyaz adamın topraklarımızı satın almak hususundaki isteğini düşüneceğiz. Fakat benim ulusum soruyor, beyaz adam neyi satın almak istiyor? Gökyüzü ve toprakların sıcaklığı, koşan antilopların çabukluğu nasıl satın alınabilir? Biz size bütün bu şeyleri nasıl satabiliriz, siz de bunları nasıl satın alabilirsiniz?

Kızıl adam bir kâğıt parçası imzaladığı ve bunu beyaz adama verdiği için siz bu topraklarla istediğinizi yapabilir misiniz? Havanın tazeliğine ve suyun pırıltısına sahip değilsek, onları size nasıl satabiliriz? Sonuncusu öldükten sonra mandaları yeniden geriye satın alabilir misiniz?

Biz teklifiniz üzerinde düşüneceğiz. Biz, satmağa razı olmadığımız takdirde, beyaz ada­mın tüfeğiyle gelip topraklarımızı alacağını

 

ormanlarla seviniriz. Bilmiyorum, bizim davranı­şımız sizinkinden farklıdır. Derelerin ve ırmakla­rın içinden geçerken pırıldayan sular yalnız su değildir; onlar bizim atalarımızın kanlarıdır. Biz size bu toprakları sattığımız zaman, bilesiniz ki, onlar kutsaldır ve sizin çocuklarınız da onların kutsal olduklarını ve göllerin berrak sularında oynaşan her yansının benim ulusumun yaşantıla­rına ait masalları ve öyküleri anlatmakta oldukla­rını öğrenmelidirler.

Suların çıkardığı sesler benim atalarımın sesleridir. Irmaklar bizim kardeşlerimizdir, onlar bizim susuzluğumuzu giderirler, bizim kayıkla­rımızı taşır ve çocuklarımızı beslerler. Toprakla­rımızı sattığımız zaman, bunu hatırınızda tutma­lısınız, ve çocuklarınıza öğretmelisiniz : Irmaklar bizim kardeşlerimizdir, sizin de. Ve siz şimdiden başlayarak ırmaklara iyiliğinizi esirgememelisi­niz, öteki her kardeşe karşı da.

Kızılderili adam onun topraklarına giren beyaz adam karşısında her yerde geriledi, nasıl ki sabahın sisi dağlarda doğan güneşin önünden kaçar. Fakat bizim babalarımızın külleri kutsal­dır, onların mezarları mübarek topraklardır, bütün bu tepeler ağaçlar dünyanın bu kısmı bizim için mübarektir. Biz beyaz adamın bizim düşünümüzü anlamadığını biliriz. Toprağın her parçası onun için birdir, çünkü o gece gelen ve yerden ihtiyacı olan şeyi alıp giden bir yabancı­dır. Toprak onun kardeşi değil düşmanıdır, onu elde ettikten sonra ilerlere gider, babalarının mezarlarını geride bırakır ve onlarla bir daha

ilgilenmez. O toprağı çocuklarından ça. gene ilgilenmez. Babalarının mezarları ve ç~ larının doğum hakkı çabukça unutulur. O olan toprağı ve kardeşi olan gök yüzünü satı ve talan edilecek şeyler gibi, ya da koyunlar parıldayan inciler gibi satın almak için kul Onun açlığı dünyayı saracak ve geride her çölden başka bir şey kalmayacak!

Ben bilmiyorum, bizim düşünüşümüz : kinden farklıdır. Sizin şehirlerinizin görü kızılderili adamın gözlerini ağrıtır. Belki bu bir vahşi olmasından ve bu gibi şeyleri anlay masından ileri gelir!

Beyazların şehirlerinde sessizlik denen bir yoktur. Orada ilkbaharda oluşan yapra seslerini, uçuşan böceklerin vızıltılarını işi bir yer de bulamazsınız. Fakat bütün benim bir vahşi olmamdan ve bunları anlay marndandır. Gürültü, patırtı bizim kulakları adeta tahkir eder. Kuşların ötüşünü, ya geceleyin su başında kurbağaların bağırış işitmedikten sonra dünyada ne vardır, kızılderili bir adamım ve bunu anlayamıy indiyanlı bir gölün üstünden gelen rü mülâyim gürültüsünü sever, öğleyin y yağmurun temizlediği, taze çam yaprakl ağırlaştırdığı rüzgâr kokusundan hoşlanır.

Kızıl adam için hava kıymetlidir, çünkü şey aynı solunumdan pay alır: hayvan, ağaç insan, hepsinin teneffüs ettiği hava ay Beyaz adam teneffüs ettiği havanın f

 

(muhayyile) ne gibi hayalleri ateşlediğini bilsey­dik, evet belki o zaman onu anlayabilirdik.

Fakat biz yaban insanlarıyız ve beyaz adamın düşleri bize saklıdır. Ve onlar bize saklı oldukları için de biz kendi yollarımızdan gideceğiz. Çünkü biz her şeyden önce her insanın — kardeşlerinin- kinden ne kadar farklı olursa olsun— istediği gibi yaşama hakkını tanır ve sayarız.

Bizi birbirimize bağlayan şeyler çok değildir. Biz sizin teklifinizi düşüneceğiz. Eğer ona evet dersek, bu sırf bize vadettiğiniz yeni toprakları güvenlik altına almak içindir. Belki orada kısa günlerimizi kendi alıştığımız şekilde geçirebi­leceğiz.

Son kızılderili bu dünyadan gittiği ve onun hatırası, yalnız bir bulutun sonsuz çayırların üzerindeki gölgesi olarak kaldığı zaman, babala­rımın ruhu bu kıyılarda ve ormanlarda yaşamağa devam edecektir. Çünkü onlar bu toprakları seviyorlardı, yeni doğan bir çocuğun annesinin kalbinin atışını sevdiği gibi.

Size bu toprakları sattığımız zaman, siz de onları bizim sevdiğimiz gibi seviniz, onlarla bizim ilgilendiğimiz gibi, ilgileniniz. Onları bugün bulduğunuz gibi hatırlayınız. Ve bütün kuvvetinizle, ruhunuzla ve kalbinizle onları çocuklarınız için koruyunuz ve Tanrının hepimizi sevdiği gibi, siz de onları seviniz.

Çünkü biz bir şey biliyoruz: Tanrımız aynı Tanrıdır. Bu dünya mübarektir. Beyaz adam bile ortak kaderimizden kaçamaz. Belki biz hepimiz kardeşiz. Zaman bunu gösterecektir.

K OSM O S ’tan

bilmekteyiz. Fakat biz vahşi insanlarız. Beyaz adam ise, geçici olarak iktidardadır ve o kendisini bütün dünyanın kendisine ait olduğu, tanrı sanmaktadır.

Bir insan annesine nasıl sahip olabilir? Biz topraklarımızı satın almak hususundaki teklifle­rinizi tekrar düşüneceğiz. Gece ve gündüz beraber yaşayamazlar, biz, sizin, başka toprak­lara göç etmemiz teklifinizi düşünüceğiz. Biz uzakta ve sükûn içinde yaşayacağız. Günlerimi­zin kalan kısımlarını nerede geçireceğimiz önem­li değildir. Çocuklarımız babalarını gururları kırılmış ve yenilmiş gördüler.

Savaşçılarımız utandırıldılar. Yenilgiden son­ra günlerini miskince geçirdiler, vücutlarını tatlı yemekler ve kuvvetli içkilerle zehirlediler. Gün­lerimizin geri kalan kısmını nerede geçireceğimi­zin bir önemi yoktur. Zaten geriye de pek fazla zaman kalmamıştır. Bir kaç saat, bir kaç kış, sonra eskiden bu topraklar üzerinde yaşayan insanlardan, kendi uluslarının mezarlarında ma­tem tutacak bile kimse kalmayacaktır, o ulus ki bir vakit sizinki gibi kuvvetli idi ve geleceğe ümitle bakıyordu; oysa şimdi ormanlarda başı boş dolaşmaktan başka yapacak bir şeyleri olmayacaktır.

Fakat ben ulusumun çökümüne neden ağla­yayım. Uluslar insanlardan oluşurlar, ve başka bir şeyden değil, insanlar da denizdeki dalgalar gibi gelip geçerler.

Onlara yol gösteren ve onlarla dostun dostla konuştuğu gibi konuşan bir Tanrıya sahip olan beyaz adam bile herkes için belirlenmiş olan alınyazısından kaçamayacaktır. Belki biz hep kardeşleriz. Yalnız biz, beyaz adamın da bir keşfedeceği bir şeyi şimdiden biliyoruz. B Tanrımız da aynı Tanrıdır. Sizler belki b topraklarımıza sahip olduğumuzu düşündüğ gibi ona da sahip olacağınızı düşünüyorsu fakat buna muktedir olamayacaksınız. O in* rın tanrısıdır, kızılderililerin de, beyazların d topraklar onun için kıymetlidir. Onları y* mak, onların yaratıcısını hor görmek deme

Beyazlar da bir gün bu dünyadan gidec dir, belki de bütün öteki ırklardan daha ç yataklarınızı zehirlemeğe devam ediniz ve gece kendi çöplerinizin içinde boğulacaksın

Fakat batışınızda her tarafa parlak bir yayacaksınız, bu sizi bu topraklara getiren ve bu ülkenin ve kızılderili adamın hakim olm emreden Tanrının kudretinin ateşinden gel tir. Bu kader bizim için bir muammadır.

Bütün mandalar öldürüldükten sonra, y atları evcilleştirildikten, ormanların en köşeleri, binlerce insanın ağır kokusuyla dol tan, sevimli tepelerin görüntüsü konuşan tel kirletildikten sonra … çalılıklar nerede? Ka* dular! Kartallar nerede? Gittiler! O hızlı lc< taya ve ava “Allahısmarladık” demek, ne d tir? Bu yaşamın sonu ve sırf daha fazla ha* kalmanın başlangıcıdır! Tanrı bizim hayva ve kızılderililere hâkim olmamızı istedi, her* bunun özel bir sebebi olacaktır, fakat bu bizim için bir muammadır. Belki beyaz ad nelerden rüya gördüğünü, uzun kış gec çocuklarına hangi ümitlerini anlattığını, on sabahın özlemini çekmeleri için imgelemle

 

A

lıp evinizde derhal kullanabileceğiniz iİk güneş ocağı bu yakınlarda Amerika’da piyasaya çıkacaktır. Köşebent demirlerinden yapılmış, bahçelerdeki çimen biçme makinesi, bisiklet ve buna benzer şeylerin konulduğu basit, küçük sundurmalara benzeyen bir sundurma, evin arkasındaki boşluğa veya bahçeye konmakta ve yeraltı külhanları aracılığı ile ısıyı evin için vermektedir. O evin ihtiyacı olan bütün ısı verecek değildir, zaten öyle bir amacı da yoktur Onun görevi yardımcı bir ısıtıcı olarak yak. giderlerini % 50, hatta bazı bölgelerde % W kadar düşürmektir. Yakıt durumunun ve fiatlar nın kritik bir hal aldığı bu günlerde bu kadarı bi

 

Siyaha boyanmış

kolektör

bardakcıklan

 

Kolektör levhasuun sıcaklığı tarafından kontrol edilen üflcyici

Alüminyum reflektör levhaları güneş ısısının toplanmasına sebep olur. Kullanılmadıkları zaman katlamp kapanırlar.

Çakıllann arasında geçen S şeklindeki hava akımı

Eve giden sıcak hava

 

 

 

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.