Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Bir Milletin Satılan Tarihi

Bir Milletin Satılan Tarihi1

1931 yılı Mayıs ayında, İstanbul Defterdarlığı Maliye Arşivi evrakının bir bölümü, kuru ot ve paçavra fiyatına, okkası üç kuruş on iki paraya Bulgaristan’a satılmıştı. İşte, o kıymetli arşivin enteresan hikâyesi ve son durumu…

Efsanesi kaybolsa kıyamet koparanlar Tarihini okkayla satan milleti görsün (Midhat Cemal Kurıtay)

Milletlerin hafızası durumundaki arşivler, korunması ve gelecek nesillere aktarılması gereken önemli miraslardır. Bu sebeple eski belgelerin kıymetini takdir seviyesine erişen devletler, bu vesikalar için sağlam binalar ve tesisler inşa ederler. Tasnif edilip ilim âleminin istifadesine sunulması için de uzmanlar tayin ederek geçmişin karanlıkta kalan taraflarını aydınlatmayı vazife edinirler.

Osmanlı Devleti’nin 96 milyon belge ve 374 bin defterden oluşan devasa arşiv külliyatı, işin ehli ve gayretli kişilerden oluşan komisyonlarca tasnif edilse de bu komisyonların ömrü ve komisyon üyelerinin sayısı yeterli olmadığından, tasnif işi sürekli inkıtaya uğramıştır. Bu ise arşivde sürekli, tek tip ve yeterli bir tasnifin yapılmasına imkân vermemiştir. Haddizatında bir arşivin sadece tasnif edilmesi yeterli değildir. İlk yapılması gereken iş, arşiv malzemesini tek çatı altında toplayıp uygun nem ve sıcaklıkta muhafaza etmektir. Lâkin bizde tasnif işi fasılalarla devam etse de evrakın uygun şartlarda muhafazasına ehemmiyet verilmemiş, tarihimizin hayat kaynağı olan arşiv malzemesi uzun yıllar Ayasofya ve Sultanahmet mahzenlerinde çürümeye terk edilmiştir.

Karanlık odaların tozlu raflarında terk edilen arşiv malzemesi ise bir süre sonra güve, nem ve sıcaklığın etkisiyle istifade edilemez hale gelmiştir. Arşiv belgelerinin güvelenme$i, nem ve rutubetten çürümesi sizi şaşırtmasın. Çünkü on yıllarca ihmal edilen ve bu yönüyle ‘sahipsiz* hissini veren bu kıymetli hazine, başına gelen akıllara zarar bir vakayla dünya tarihinde eşine ender rastlanır bir felakete de maruz kalmıştır.

Nedir Bu Felaket?

1931’de Osmanlı Arşivi’nin başına, bütün ihmalkârlıkları örtbas edecek, telafisi imkânsız bir felaket gelmiştir: Hurda kâğıt fiyatına yabancı ellere satılmak. Evet, ilk anda okuyanı şaşkına çeviren ve ulamakta güçlük çekilen bu akıl almaz hadise; bu milletin geçmiş ve gelecek nesillerinin malı olan, bu toprakların kıyamete kadar sahibi olduğunun tapusu mesabesindeki arşivlerinin başına geldi. 1931 yılı Mayıs ayında, İstanbul Defterdarlığı Maliye Arşivi evrakının bir bölümü, kuru ot ve paçavra fiyatına, okkası üç kuruş on iki paraya Sofya yakınlarında faaliyet gösteren isveçli Ermeni Berger ailesine ait Srnee Berger kâğıt fabrikasına, kâğıt hamuru yapılmak üzere satılmıştır.

Kıymetsiz Denilerek Sıtılan Evraktan Birkaçı

Muallim Cevdet Bey ve İsmet İnönü'ye yolladığı rapor

Muallim Cevdet Bey ve İsmet İnönü’ye yolladığı rapor

– Üç yüz elli sene evvelki bir askerî vesika:
1096-1099-1101 senesi Viyana seferine dair parçalanmış yol masarif defteri، Bundan hangi tarih kitabı bahseder? Bu ne mühim vesikadır? Hangi askerî tarihçi buna muhtaç değildir?
– Uygurca anahtar: Dünyada ancak üç müze ile yalnız Ayasofya kütüphanesi kadim Uygurca metinlere maliktir. Şimdiye kadar bir Türk âliminin Uygurca metinleri halle yarayacak bir anahtar yaptığı meçhul idi. İşte bu vesika o müşkili hallediyor. Bu, nasıl satılır? Arşivi satan komisyona göre Uygıırcanın hiç ehemmiyeti yoktur! Çünkü Mâliyeyle alakası yoktur!
– Zırhlı Orhaniye’nin 1869 yılına ait mühimmat defteri: Bu da Bahriye’ye aittir, çürüktür, Maliye ile alakası yoktur, denilerek satılmıştır… belki de hiç görülmemiştir.
– Sırbistan’da ilk fethettiğimiz Niş Kalesi’ne dair kayıtlar.
– Gazi Mihal evladının Plevne’deki vakfına ait bir kayıt.
“Bunun için de:
“l- Bütün dairelerin mahzenlerinde lüzumsuz zannedilen evrak ve defterleri müzeler idaresine devrettiriniz٠ Bu büyüklüğü siz yaparsınız*
“2′ Tarihî evrak ve defter satışını men için iki satırlık kanun yaptırınız
“3- Lütfen Bulgar sefiri ile görüşünüz٠ Âsâr-ı kadimenin (Eski eserlerin) iadesi beynelmilel kaidedir٠ Eğer iadesine imkân yoksa on binlerce vesaiki kağıt fabrikasında hamur olmadan bari Bulgar Arşiv Dairesine naklettiriniz٠
“4- Vesikalar okkası üç kuruşa Bulgarlara verileceğine, ekalli (en düşüğü) on kuruştan alacak Turkler hazırdır٠ Fakat, Hazine4 Evrak satılır mı?
“5- IstanbuVa teşrifinizde muhtelif mahzenlerde yatan Türk vesikalarının hali harabîsini, müsaade buyrulursa bizzat iraeye (göstermeye) cüret edeceğim.
“6y Kıymeti bilinmeyip atılan Türk ebrulannın Avrupa’da yüzlerce liraya satıldığını arz için numuneler takdim ediyorum. (17/5/193İHBCA, 0300010000W014642-5)”
Satış Durduruluyor
uallim Cevdet’in bir feryadı andıran yukardaki raporu İsmet İnönü’ye ulaşmıştır. İsmet İnönü yazdığı genelgede arşiv satışının durdurulmasını emretmiştir:
 İstanbul Defterdarlığında eski ve lüzumsuz diye satılan evrak arasında çok kıymetli bazı tarihî vesikalar bulunduğu anlaşılmıştır. Bilumum dairelerin evrak mahzenlerinde de birçok kıymetli vesika bulunacağı şüphesiz ve bunun takdiri uzmanlara ait bulunduğundan gerek merkezde ve gerek vilâyetlerdeki evrak mahzenlerinde bulunan muamelesi son bulmuş eski ve yeni bilcümle evrakın hiç bir bahane ile ve hiç bir suretle zayi edilmesine meydan verilmemesi, bilâkis muhafazalarına itina edilmesi için icap edenlere emir ve tebliğ buyurulmasını ehemmiyetle rica ederim,

-1721 yılma ait ve Hatice Sultan’m mührüyle Defterdarlığa gönderilen fevkalade mühim bir mutfak defteri. O devirde Türk yemeklerinin çeşidini, hububat ve eşya fiyatları tarifesini gösterir. Türk sanayi ve kültürü itibariyle pek mühim olan bir mutfak defterinin

komisyonca demek hiç kıymeti yokmuş. Kim bilir böyle ne kadar mutfak defteri uçup gitti.

-1735 yılma ait defterdar vesair mühim Maliye memurlarının mühürleriyle vergi nişanlarını içeren bir levha. Mühürcülük sanatı ve maliyecilik noktasından buna kıymet biçilir mi? Tarih kitaplarımızda bu vesikaların bir tanesi geçmemiştir.

-1721 yılma ait ve Hatice Sultan’m mührüyle Defterdarlığa gönderilen fevkalade mühim bir mutfak defteri. O devirde Türk yemeklerinin çeşidini, hububat ve eşya fiyatları tarifesini gösterir. Türk sanayi ve kültürü itibariyle pek mühim olan bir mutfak defterinin

komisyonca demek hiç kıymeti yokmuş. Kim bilir böyle ne kadar mutfak defteri uçup gitti.

-1735 yılma ait defterdar vesair mühim Maliye memurlarının mühürleriyle vergi nişanlarını içeren bir levha. Mühürcülük sanatı ve maliyecilik noktasından buna kıymet biçilir mi? Tarih kitaplarımızda bu vesikaların bir tanesi geçmemiştir.

İbrahim Hakkı Konyalı ve özellikle Muallim Cevdet’in devrin bürokratlarının icraatına kahramanca muhalefet eden cesur yazı ve raporları, a^*ıca Manisa milletvekili Refik Şevket ince’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdiği önerge üzerine, hükümet bu konuda teşebbüse geçmiş ve satışın devamı ismet İnönü’nün yukardaki genelgesiyle durdurulmuştur.

21 Mayıs 1931’den itibaren müfettişler, defterdarlıkta konuyla alakalı memurları sorgulasalar da soruşturma açılan Maliye yetkilileri özrü kabahatinden büyük a^nma vermişlerdir. Sorumlularsa Recep Peker’in b^bakanlığı döneminde çıkan umum! af sebebiyle ceza almamışlardır.

Diğer önemli girişim ise Manisa Mille^ekili Refik Şevket ince tarafından yapılmıştır. TBMM’ye verdiği soru önergesi (31 Mayıs 1931) Maliye Bakanı Mustafa Abdülhalik Renda tarafından şu şekilde cevaplanmıştı (6 Haziran 1931):

“Yeni harflerin kabulü münasebetiyle bu evrakın kıymet’i tarihiyeye haiz olmayanlarını yakmak mevzubahis oldu. Vekalette düşünüldü ki bunlar imha edileceğine, memleket dâhilinde şuraya buraya atılacağına kağıt fabrikalarına satalım dendi.”

Arşivlerin başına gelen bu felaket, aslında bir ha^*ın doğmasına da vesile olmuştur. Bu hadiseden sonra arşive ilgi artmış, hadisenin üzerine ısrarla giden Muallim Cevdet’e tasnif komisyonu kurma görevi verilmiş, Macar Türkolog Pekete’nin getirilme ortamı bu vesileyle hazırlanmıştır. Gerçi Osmanlı Arşivi hususundaki hayırlı teşebbüsler ya böyle feci hadiselerin akabinde ya da dış baskılarla ortaya çıkmıştır. Nitekim 1987’de bakayan ve bu^n devam eden arşiv faaliyetleri

Ermeni Sorunu’nun uluslararası arenada ciddi bir tehdit unsuru olması üzerine başlamıştı.

Anlayacağınız, ba‘de harâbi’l-Basra…

Belgeler Geri Alındı mı?

1

Bulgaristan’a satılan belgeleri tekrar almak için teşebbüslerde bulunulduysa da sonuç alındığı söylenemez. Bulgarlar, ilişkilerin zedelenmemesi için satılan 200 balya evraktan, devede kulak mesabesindeki 53 çuvalını geri vermişlerdir.

Belgelerin durumunu kontrol maksadıyla 1993 yılında Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığından iki memur Bulgaristan’a gönderilerek arşiv belgelerinin miktar, muhteva, saklanma şekli ve tasnif durumlarının tespit edilmesi sağlanmıştır.

Bu çalışma sırasında belgelerin Bulgaristan’a intikali ile ilgili yeni bilgiler edinilmiştir. Türkiye tarafından hurda kâğıt olarak satılan belgelerin Bulgaristan hükümeti değil, Bulgaristan’da Sofya yakınlarında faaliyet gösteren ve İsveçli Berger ailesine ait Smee Berger kâğıt fabrikası tarafından kâğıt hamuru yapılmak üzere satın alındığı öğrenilmiştir. Türkiye’de gazetelerde çıkan haberler üzerine Bulgaristan Konsolosluğunda görevli Bulgar Panço Doref, gelen malzemenin adi kâğıt olmayıp önemli Osmanlı belgeleri olduğunu kendi hükümetine bildirmiştir. Bunun üzerine Bulgar yetkilileri, Türkiye’den kâğıt yapılmak üzere, adı geçen firma tarafından satın alman bu belgelere, Sofya tren garında el koymuş ve kâğıt fabrikası yetkililerinden satın almışlardır. Bu suretle belgeler kâğıt hamuru olmaktan kurtulmuştur.

Osmanlı Arşivi emektarlarından Prof. Dr. Atilla Çetin’in İbrahim Hakkı Konyalı’dan aktardığına göre, esasında belgelerin hurda kağıt olarak satışı kıymetli evrakın götürülmesi için bir kılıftı! Kim bilir, zamanla ortaya çıkacak yeni belgeler, nice karanlık hususu daha aydınlatacaktır.

Ahmed Refik Bey:

Bir işitiyoruz ki Sultanahmet’teki evrak 200 balya olarak satılmış. Bu evraktan yere dökülen ve çocuklar tarafından yirmi kuruşa satılanlarını gördüm.  Acaba bunlar mühim vesikalar değil mi? Esasen Osmanlı Arşivi de bu çeşit belgelerden ibarettir. Yirmi senedir Osmanlı Arşivi’nde çalışıyorum. Arşiv vesikalarına dayanarak yazdığım bütün kitaplar Alman, İsveç,Leh (Polonya), Macar ve Bulgar dillerine tercüme edildi. Hatta büyük nişanlar da gönderildi. Bu kitaplara verilen ehemmiyet, benim kudretimden ziyade onlarda kullandığım vesikaların haiz oldukları kıymet içindir. (“Satılan Vesikalar” Vakit, 25Mayıs 1931)

SATILAN  ARŞİV BELGELERİ HAKKINDA NE DEDİlfR?

Sultan Üçüncü Mustafa:

Sultan 3.Mustafa
(Hacıoğlupazarı ile Babadağı arasında Divan-ı Hümâyûn kalemine ait defterlerin nakli ile ilgili, kadı, naip, ayan, eşraf ve zabitana fermanla şöyle hitap eder) “.٠. Zikrolunan defâtir (defter¬ler) Devlet-i Aliyye’nin hâzinesi mesabesinde olmağla, muhafazasına takayyüd ve ihtimam (onu iş edinip ziyade dikkat etmek) cümlenize vacip ve lazım idüğü, ve iyazen billahi teâlâ (Allah korusun, Allah’a sığınırız) bir varakma ve bir harfine hata ve zarar erişmek lazım gelir ise, cevabına kâdir olamayacağınızı gereği gibi mülahaza ederek defatir-i merkûmeyi (adı geçen defterleri) kasaba derûnunda metin ve mahfuz (sağlam ve korunmuş) kârgir bir mahalde..٠ vazedüp ٠. emnen ve sâlimen… hıfzolunduğunu tahrir ve îlama mübaderet eylemenüz (defterlerin zarara uğramaksızm muhafaza edildiğini yazılı olarak bildirmenizi.”

Evkaf Bakanlığı zamanında, her ilim için ayrı bir kütüphane kurmaya kalkışan  bakanın

emriyle, Ayasofya Kütüphanesi arabalarla nakledilirken meşhur Ebussuûd Efendi tefsirinin birinci cildi sokağa düşmüş, o zaman bu cildi bir hıristiyan amelebaşı bulmuş ve nihayet bu kıymetli kitabı o cahil amelenin elinden Vâmık Şükrü Bey almaya muvaffak olarak kütüphaneye iade ettirmişti. Koskoca kitap ciltlerinin bile maruz oldukları bu tehlike darmadağınık evrakın naklinde tabii pek müthiş bir nisbet alabilir. Herhalde bu cihetlere fevkalade dikkat etmek şartıyla bir an evvel tasnif işi ehline tevdi edilip kâinata karşı yüzlerimizi kızartan bu hacaletâver (utanç verici) hâle artık bir nihayet verilmelidir. (“Çürüyen Hazineler”, Vakit, 16 Haziran 1931)

Köprülüzade Fuat Bey:

Tarih Encümeni namına Milli Eğitim Bakanlığına bu satış işi hakkında müracaat ettik. Hiçbir yerde hiçbir zaman tarihî vesikalar satılmamıştır. Bir kısım arkadaşımız sokaklardan toplanan kıymetli vesikaları manavlardan, dilenci çocuklardan onar, yirmi beşer kuruşa satın almışlardır. Hâlbuki bu onar, yirmi beşer kuruşluk kitapların bugünkü kıymeti 200-300 liradır. Hazine-i Evrak’a (arşiv) bir tarihçi bin müşkülatla girerken bugün aynı yerdeki evrakın yok pahasına satılması çok acınacak bir haldir. Tarihi vesikalar küreklerle toplanarak balya yapılmış ve bu balyalardan 200’ü Bulgaristan’a gitmiştir. Bunu satanlar, “Boş kâğıtlardır, ehemmiyetsizdir.” diyorlar. Şu

halde boş kâğıt yerine memleketin tarihi vesikaları satılmıştır. Bu ise çok büyük bir cürümdür. Sebepleri hakkında savcılık, alakadar bakanlıkların ehemmiyetle alakadar olması, faaliyete geçilmesi lazımdır. Çünkü bu bir memleket meselesidir. (“Boş Kâğıt Yerine”, Vakit, 20 Mayıs 1931)

Mükrimin Halil (Yinanç):

Ben Paris’teki millî arşivde epeyce meşgul oldum. Bu arşivin ihtiva ettiği mânâ şâyâm hayrettir. Ve içinde yüzlerce erbâtn ilim sabahtan akşama kadar tetkikat ve tetebbuatta (araştırma) bulunuyor. Keza Paris’te bulunan diğer evrak hâzineleri de bu şekilde belgelerle doludur. Bize gelince bizde maalesef vesikaların eski eser türünden olanları bile muhafaza edilmemiştir. Yazılı kitaplar bile muntazaman toplanıp tasnif olunmamıştır. Bittabi evrak hâzinelerine de lüzum görülmemiş, öteden beri devlete ait vesikalar öteye beriye gayrı muntazam şekilde yığılmış, bir kısmı çürümüş, tabiatıyla kendilerinden istifade imkânı kalmamıştır. Mademki asrı (çağdaş) bir millet ve medeni bir cemiyet olmak istiyoruz. Bunun için maziden kalan her nevi belgeyi muhafaza etmek mecburiyetindeyiz. (“Çürüyen Hazineler”, Vakit, 19 Haziran 1931)

Bu çalışma Bulgaristan Ulusal Kütö^anesi’nde bulunan Osmanlı arşiv belgelerine dikkat çekmek amacıyla hazırlanmıştır. Bulgaristan A^iz Kiril ve Methodius Ulusal Kütöphanesi’nde bulunan Osmanlı arşiv belgeleri ile ilgili daha kapsamlı çalışmaların yapılması hem genel olarak Osmanlı tarihi açısından hem de Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü bölgelerin yerel tarihi açısından büyük önem taşımaktadır.

Not: Bu yazıda katkılarını gördüğüm Kırklareli üniversitesi, ?marhisar MYO öğretim Görevlisi Ahmet Aitay’a teşekkür ederim.

Panço Doref’in Araştırmaları Neden Önemli?

Çok iyi Türkçesi olan, Bulgar tarihi araştırmacılarından Panço Doref Galatasaray Lisesi mezunudur. Manastır ve Makedonya milletvekilliği yapmıştı. Bu dönemlerde, İttihat ve Terakki’nin güvenini kazanmak ve Türklerle Hıristiyanlar arasında iyi ilişkiler tesis etmek gayesiyle Osmanlı Terakki Partisi’ni kurdu. İttihat ve Terakki’nin pek önem vermediği bu parti, 1910 yılındaki silah toplama girişimine karsı çıkınca kapatıldı. Balkan Savaşlarından sonra Makedonya’da komitacılık yapan Panço, bilahare Bulgaristan’a göç etti.

Panço Doref, 1928 yılından sonra Osmanlı Arşivi’nde çalışmış, genellikle Bulgaristan tarihi ve Ermeni meselesi ile ilgili araştırmalarda bulunmuştu. 1931 yılındaki evrak satışından önce, Osmanlı arşivlerinde Bulgaristan hakkında pek çok kıymetli vesika olduğuna dair Bulgaristan hükümetine mektuplar yazan Panço, evrakların satışından sonra da bu belgelerin Bulgaristan Millî Kütüphanesi’ne nakli konusunda önemli rol oynamıştır.

“BU ŞUURLU BİR İHANETTİR!”

Devlet arşivlerine yıllarını vermiş uzman hocamız  Çetin’e, satılan arşivi sorduk:

Bu “Şuurlu olarak o belkeleri almışlar. Bana ٠ bunu ilk görenlerden biri olan Konyalı anlattı. ‘Bu şuurlu bir ihanettir’ dedi. Bir Bulgar albayı itiştirilmiş, edilmiş. Geliyor, maliye depolarında ‘bunlar işe yaramaz’ vs. diyor. Hâlbuki albay gelip uzun süre isti^arat yapmış, işbirlikçileri bulmuşlar; ekibiyle ayırmış önemli belgeleri, diye anlattı. Gayet iyi Türkçe biliyor, belgeleri de okuyor, insanlara yanaşmasını biliyorlar. Onlar maliye ile anlaşıyorlar, o zaman Defterdar Şeftk ve bir de vali muavini var, ?azlı Güleç; sonra vali de oldu o kişi. Onlarla görüşüyorlar. Bunu Konyalı’dan dinledim. Hatta belgelerin trene eklerken yere dökülmüş fotoğrafının filmini, cama çektikleri bir fotoğrafı gösterdi. 1980 yılında evine gittik, uzun uzun anlattı, o fotoğrafı bana vermek istedi. Ben nerede saklayacağım dedim, sorumluluk almadım. Uzun uzun anlattı bize. Bir de Muallim Cevdet görmüş.

Bulgarların iyi Türkologları var, onlar hemen el koydular, işe yarar belgeleri ayırdılar, milli kütö^anelerine aktardılar. Sonradan gördük ki; Bulgarlar çok iyi sahip çıkmışlar, çok iyi affetmişler ve bizdekinden daha iyi korunmuş. Bütün yabancı ülke arkologları belgeleri çok iyi korurlar; kendi malları gibi. Şimdi Osmanlı arşivini götürmüşler Kağıthane’de rutabetli depolara, çürütecekler!”

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.