Bir eşi daha bulunmayan 3000 yıllık mucize

FİRAVUN’UN OMRU UZADI!
Fotoğrafta bir başka Firavunu, Mısır Kralı 2. Ramses’in mumyalanmış cesedini görüyorsunuz. Bu cesed, geçtiğimiz yıllardaki olağanüstü bir çalışmayla çürü-mekten kurtarıldı. Ramses’in 2. doğuşu olarak kabul edilen bu operasyona 102 uzman katılmasına rağmen, çalışmalar ancak 6 yılda ta mamlanabilm iştir. Acaba mumyalar da hi çürürken, hiç korunmamış bir cese din 30 asır boyunca dayanması, bir mucize değil midir?

Musa Aleyhisselama karşı muharebe eden Firavun, gark olacağı (boğulacağı) zaman imân etmiş. Gerçi, sekerat (ölüm) vaktinde o imân makbul değil. Fakat o makbul olmayan imâna, imânın mâhiyetine hürmet için bir mükafat olarak Cenab-ı Hak, o Firavun’un bedenine necat vereceğini haber veriyor… İşte bu ayetin (Yunus Suresi 92. âyet) bir mucizesi olarak, o gark olan firavunun cesedi aynen bulunmuş. Şimdi Londra’da bir müzede muhafaza ediliyor. Seyyahlar onu temaşa ediyorlar. (Seyrediyorlar.)

Risale-i Nur Külliyatından Ankara Üniversitesinde verilen Konferans—Sayfa 35

Bir eşi daha bulunmayan 3000 yıllık mucizemucize

dünyada bir eşi daha bulunmayan 3000 yıllık mucize. British müzesinde sergilenmekte olan bu cesed, insan idrâkinin sınırlarını zorluyor.

Üç bin yıllık mucize
3000 yıllık bir cesed düşününüz. İlaçlanmamış, mumyalanmamış, dondurulmamış. Fakat buna rağmen vücud bozulmamış, etler dökülmemiş, tüyler kaybolmamış, Kur an-ı Kerim’in bir hükmünü teyid etmek için, yüce bir kudret tarafından asırlar boyunca muhafaza edilmiş.

Şu anda İngiltere’deki bir müzede teşhir edilen ve gören gözleri dehşete düşüren bu mucizenin Türk efkar-ı umumiyesine ilk defa duyurulmasıyla, önemli bir gerçeği daha sergilemiş olduğumuza inanıyoruz.
Yard. Doç. Dr.Celâl EDIZ

Londra’daki ünlü British Müzesi’ni secde vaziyetinde duran bir insana ait-

gezenleri dehşet içinde bırakan ve dik- tir. Bu cesedin bütün organları

katle izlenen bir bölüm vardır. Mumya- tamdır. Hatta başındaki sararmış

lar Bölümü. saçları ile sakalları dahi rahatlıkla

Bu bölümdeki en dikkat çekici cesed görülebilmektedir,

ise, cam bir fanus içinde bulunan ve Cesedin en hayret verici özelliği

ise mumyalanmamış oluşudur. Bilindiği gibi mumyalanmış cesedlerin iç organlarından bazıları çıkarılmış ve diğer kısımları ilaçlanmış durumdadır. Oysa ki bu cesede el sürülmemiş ve hiçbir kimyevî muamele yapılmamıştır.

Acaba cesedlerin birkaç haftada tamamen bozulduğu bilinen bir gerçek iken, bu cesed nasıl olmuş da 30 asır boyunca çürümemiş ve dağılmamıştır?

Ve mumyaların dahi zamanla bozulduğu bilinirken, dünyada bir eşi daha bulunmayan bu cesedin bozulmama-sındaki sır nedir?

Bu sırrın çözümünü mukaddes kitabımız Kur’an’a bırakıyor ve 1400 sene öncesinden bildirilen ve günümüzde açıklığa kavuşan bu hadiseyi, âyetlere dayanarak açıklıyoruz.

Hadisenin anlatıldığı âyet-i kerîmelerin numaraları tek tek verilecek ve bunların mealleri, kelimesi kelimesine aktarılacaktır. Böylelikle mukaddes kitabımızın büyük bir mucize olduğu bir kere daha ispatlanmış olacaktır.

Ele alacağımız âyetler, Hz. Musa’nın (A.S.) firavun ile olan mücadelesini, ibretli bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Hz. Musa (A.S.) M.Ö. 1200 yıllarında yaşamış ve hayır ile şer arasındaki mücadele, onun zamanında da devam . etmiştir.

Bilindiği gibi firavun, onun can düşmanıdır. Bir rüyasında, doğacak bir erkek çocuğun daha sonra kendisini öldürüp saltanatına son vereceğini gören firavun, yeni doğan ve doğacak olan bütün erkek çocukların öldürülmesini emretmiş, fakat Cenab-ı Hak, Hz. Musa’yı (A.S.) muhafaza ederek, onu ileri yaşlarda peygamberlikle şereflendirmiştir.
Firavunun Hz. Musa (A.S.) ile olan mücadelesi, onun peygamber olmasından sonra daha da hız kazanmıştır. Firavun’un Hz. Musa (A.S.) ile ona îman eden Beni İsrail kabilelerine karşı büyük bir zulme başlaması üzerine, Hz. Musa (A.S.) ve ona tâbi olanların, Mısır’ dan çıkıp gitmelerine taraf-ı İlâhiden müsaade verilir. Bundan haberdar olan Firavun, çok kuvvetli bir ordu ile onları takibe başlar. (1).

Hz. Musa (A.S.) bu takipten kurtulmak için, Cenab-ı Hakkın şevkiyle Kızıldeniz kenarına kadar gelmişti. Önlerinde düşman gibi deniz, arkalarında ise deniz gibi düşman vardı. İşte bu dehşetli vaziyette iken Hz. Musa (A.S) asasını denize vurmuş ve ordusunu, Cenab-ı Hak’ın emriyle ikiye ayrılan denizden geçirerek selâmete ulaştırmıştı. (2)

Firavun ve askerleri, Kızıldeniz’i boydan boya kaplayan bu mucizeyi dehşetle görmüşler, ancak kin ve düşmanlıklarını yenemeyerek takibe devam etmişlerdi. Sözde, kendileri de ikiye ayrılmış olan denizden geçebileceklerdi. Nitekim deniz önceleri kapanmadı. Fakat firavunun ordusu, dalgaların duvar gibi çevrelediği yolun ortasına geldiğinde, deniz birleşmeye başladı ve ordu, firavun dâhil tek bir kişi dahi kurtulamadan sulara gömüldü. (3)

Yûnus Suresinin 90 ve 91. âyetleri, bu hâdiseyi şöyle anlatıyor.

“İsrailogullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri, haksızlık ve düşmanlıkla artlarına düştüler. Firavun boğulacağı anda İsrailoğul-larının imân ettiğinden başka (Yâni Allah’tan başka) bir ilâh olmadığına inandım, artık ben de müslüman-lardanım”dedi.

Fakat Cenab-ı Hak firavunun îmanını kabul etmemiş ve ona Cebrail (A.S) vasıtası ile şöyle hitap buyurmuştur:

Ona: “Şimdi mi inandın, daha önce baş kaldırmış ve bozgunculuk etmiştin.” dendi (4).

Aynı surenin 92. âyetinde ise, şöyle buyrulmaktadır. “Felyevme nünec-ciyke bibedenike…”

Suda gark olan Firavuna der. “Bugün senin gark olan (Boğulan) cesedine necat (Kurtuluş) vereceğim” (Sözler-373)

“Tâ ki, senden geridekilere bir ibret olasın. Ve şüphe yok ki, nas-tan (insanlardan) bir çokları bizim âyetlerimizden (Delillerimizden) elbette gafillerdir.” (5)

Evet, Kur’an haktır ve hakikattir. Ve hiçbir hükmü yanlış çıkmamıştır. Âyetlerde gayet bâriz bir şekilde belirtilen firavun hâdisesi de, bunun bir başka örneğidir. Çünkü aradan asırlar geçmiş ve dünyada bir başka eşi daha bulunmayan o cesed, 3000 yıllık bir mucizeyi gözler önüne sermek üzere asrımızın sahillerine atılmıştır.
Cebelein mevkiinde bulunan cesed, onu kızgın kumlar arasından çıkaran İngiliz araştırma ekibi tarafından ülkelerine götürülmüş ve British Müzesine kaldırılmıştır.

Cesedlerin yaşını tesbit etmekte uygulanan metodların, günümüzde kesin bir sonuç vermediği kabul edilmektedir (6). Fakat Karbon 14 metodu

nun uygulandığı b u cesedin en az 3000 senelik olduğu, yani Hz. Musa (A.S.) devrinde yaşadığı bilinmektedir.

İlmî araştırmalarla birlikte âyet ve tef-sirlerde, hâdiseyi teyid eder mahiyettedir.

Meselâ 1144 yılında vefat eden Zemahşeri, Yûnus sûresinin ,92. âyetinin tefsirini aynen şu şekilde yapmakta ve kendisinden 8 asır sonra bulunacak olan bu cesedi, âdeta görür gibi tasvir etmektedir.

“…. Seni, deniz kenarında bir köşeye atacağız… Cesedini tam, noksansız ve bozulmamış halde, çıplak ve elbisesiz olarak, senden asırlar sonra geleceklere bir ibret olmak üzere koruyacağız (7).

Ayet ve tefsirlerde, firavuna ait cesedin “tam” olacağının bildirilmesi, onun mumyalanmamış durumda olacağını isbat etmektedir. Çünkü mumyalanmış, cesedlerin iç organları eksiktir. O halde dünyada bir benzeri dahi bulunmayan bu cesed, âyet ve tefsirlere bu noktadan da uygunluk arz etmektedir.

Evet, bir cesedin 3000 yıl muhafaza edilmesi, mukaddes kitabımızın sahibi olan Rabbimizin kudretine, elbette ağır gelmeyecektir. Ancak bizler, o secde vaziyetindeki cesedden ibret almalı ve Rabbimizin kudreti karşısında secdeye varmalıyız.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)