Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

BEYAZIT DEVRİ

BEYAZIT DEVRİ

(1481 -1512)

A — CEM OLAYI II. Btyazıt ve Cem Sultan:

Ih’ln ölümünden sonra onun vasiyeti üzerine Amasya’da bulunan •|lu Beyazıt İstanbul’a gelerek padişah oldu (1481). Bu sırada kUçük oğlu Cem Sultan Karaman valisi bulunuyordu.

.7, fair, edip ve aynı zamanda cesur ve savaştan zevk alan bir şehzade kilinden dolayı bazı devlet büyükleri padişahlık hususunda onu Be-tarcih ederlerdi. Nitekim Beyazıt’la padişahlığım istemeyenler — bun» nda Sadrazam Karamanı Mehmet Paşa vardı — onu bu işe kışkırt-de onların kışkırtmalarına ve saltanat hevesine kapılarak padişahlığı •İmaya kalktı. Asker toplayarak Bursa’ya geldi. II. Beyazıt tarafından latı kuvvetleri yenerek Bursa’ya yerleşti. Adına hutbe okuttu. Para bas-lonra, büyük halası Selçuk Hatunu II. Beyazıt’a göndererek imparator-İM arasında pay edilmesini, yani Anadolu’nun kendisine bırakılmasını I Fakat Sultan Beyazıt bu teklifi şiddetle reddetti. Bunun üzerine iki aavatfa hazırlandılar. II. Beyazıt ordusunu alarak Anadolu’ya geçti, O Otranto’dan dönen Gedik Ahmet Paşa, II. Beyazıt’ın yanına geldi. Pa-•rdunun komutasını ona bıraktı. îki ordu Yenişehir ovasında karşılaştı-Vayı Cem kaybetti. Konya’ya çekildi. Fakat Gedik Ahmet Paşa, onun bırakmadığından orada da tutunamadı. Ailesini ve maiyeti halkını ala-9tnluk sultanına sığındı. Mısır’da büyük bir törenle karşılandı, Mısır’da «(ire içinde hacca gitti. Hacdan döndüğü zaman Karamanoğiu Kasım v* daha bazı kimselerden mektuplar aldı. Bunlar, Anadolu’da duru* Uygun olduğunu yazıyorlardı. Buna aldanan Cem, tekrar Anadolu’ya Kaıım Beyle birleşerek Konya’ya yürüdü. Fakat gene yenildi. H. Beya> “ti rağmen, Sultan Cem’e elçiler göndererek padişahlık iddiasından va Itl’yu istemekten vaz geçtiği ve Kudüs’te oturduğu takdirde her türlü SI vereceğini bildirdi. Fakat Cem Sultan isteklerinde ısrar etti. Bultuit Harsekzadc Ahmet Paşa, Cem üzerine gönderildi. Cem Sultan bu

d« Rumeli’ye geçmek üzere Rodo» şövalyelerine »iğindi. Şövalyeler kendin İçel kıyılarından alarak Rodos’a getirdiler. Cem burada da büyük bir törı karşılandı. Cem’in amacı Rodos’tan Rumeli’ye geçmek, oradan toplaya^ kuvvetlerle İstanbul üzerine yürümekti. Fakat bu emeline eremedi. Zira Beyazıt, Rodos şövalyeleri ile anlaşmıştı. Bu anlaşmaya göre şövalyeler, C Sultanı hapsedecekler, buna kargılık II. Beyazıt da onlara, Cem’in ma: olmak üzere yılda 45 000 düka altını verecekti.

Şövalyeler, Cem’i Rumeli’ye geçirmek bahanesiyle Rodos’tan kal d. Tak Fransa’ya götürdüler. Kendisini orada yedi yıl şatodan şatoya dola dılar. Cem’e b« hapis hayatı çok zor geldi. Şövalyelerin elinden bir t kurtulamadı. Cem’in Hıristiyanların elinde bulunması Avrupa’da önemli sorun oldu. Fransa ve Macar kralları onun vücudundan yararlanarak Osırii devleti aleyhine Haçlı seferleri düzenlemeyi düşündüler. Nihayet şövalye Cem’i İtalya’ ya getirdiler. Orada üç yıl kadar dolaştırdıktan sonra Paya İnosan’a teslim ettiler.

Cem üç yıl da papanın yanında kaldı. Bu sırada Fransa Kralı VIII m İtalya’ya bir sefer yapmış, VIII. İnosan’m yerine geçen VI. Aleksancbr jiya’yı sarayında kuşatmıştı. VIII. Şarl, İtalya seferinden sonra büyük bir H seferi yapmak, Kudüs ve İstanbul’u almak istiyor, bu hususta Cem Sulta kendisine çok faydası dokunacağını umuyordu. Bundan dolayı papa ile yap anlaşmaya, Cem’in kendisine teslim edilmesini koşullamış, papa da bunu ka etmişti. Bir deyişe göre, papa bu sırada II. Beyazıt ile de anlaşarak om aldığı büyük bir para karşılığında Cem Sultanı zehirlemeye razı olmuş onu, VIII. Şarl’a tealim ederken etkisi zaman geçtikçe görülecek bir zeh zehirlemijti.

Cem, VIII. Şarl ile birlikte Napoli’ye geldiği zaman hasta idi. Orgda tnlığı daha çok arttı. Tedavisine çalışıldı ise de kurtulamadı. Nihayet bu sa nat kurbanı talihsiz şehzade, Napoli’de öldü (25 şubat 1495). Cenazesi so oradan getirilerek Bursa’ya gömüldü.

B — II. BEYAZIT DEVRİMİN BAŞLICA DIŞ OLAYLARI

11 — II. Beyazıt Devrinin Siyasal Olaylarına j

Genel Bir Bakış:

31 yıl süren II. Beyazıt devri, dış siyaset bakımından sönük geçmiş! Bunda padişahın kişiliğinin etkisi çok olmuştur. Zira II. Beyazıt çok yumuş huylu, sofu bir padişahtı (bkz. Resim: 4). Savaştan hoşlanmazdı. Vakt daha çok okumak ve ibadet etmekle geçirirdi. Bundan dolayı II. Beyazıt zan nı, Fatih devrinin arkasından gelen bir duraklama devri sayılabilir. Bunuj birlikte bu devirde de bazı siyasal ilişkiler ve savaşlar olmuş, Boğdan ve M o? ya sefer yapılarak Fatih devrinde alınamayan bazı kaleler ve limanlar e edilmiştir. |

Hlll devrinin Adlın ballıca-

III

* Memluk 1MB . 1491) •• «•n samımla îaulmaya yü* .inli • Memluk İl, Beyazıd za bUabUtün botunun başlıca şunlardır:

luldarin, Fa-;• iu yollan tekliflerini

‘.lüklerin Dul-|fleri arasında kavgalara ka*_ ve Ramazan-egemenlikleri ik Ut em eleri.
Ctm Sultan ve Karamanoğuîlannı himaye etmeleri,

Hindistan hükümdarlarından II, Mahmut Şah tarafından Osmanlı gönderilen elçiyi Cidde’de yakalayarak padişah için gönderilen bir kısmını elinden almaları.

İlandaki nedenler yüzünden çıkan savaş 1485’te başladı. Savaşla» || Toros bölgelerinde ve Çukurova’da oldu. Osmanlılar, Memlukleı •İti bUyiik sefer yaptılar. Fakat esaslı bir sonuç elde edemediler. Mem-4tha çok başan kazandılar. Dulgadıroğullarını kendileri tarafına çekti’ Anadolu’ya kadar girerek Hersekzade Ahmet Paşa ordusunu yendileı ••ir ettiler.

iki taraf için yok yere can ve mal kaybına yol açan bu savaşlar httkUmdnrı Sultan Osman’ın araya girmesiyle sona erdi. Yapılan anla» §f«ı 0*manlılar bu savaşta girmiş oldukları Çukurova memleketlerim % Tarsua gibi) — Mekke ve Medine evkafına ait olduğu için — t.ekrai |ar« bıraktılar. Bu suretle Osmanlı – Mumluk ilişkileri şimdilik «onu (■t İki devlet arasındaki çekişme bitmedi. Bir süre sonra, Yavuz Sultan padişahlığı zamanında, MumHık devletinin tarihe karışmalıyla

S) Oamanlı – Varndlk Savtfi (1499 – 1502) ı U. Bayarıt zaman Oamanlılarla Venediklilerin aralan tekrar bozuldu. Boana beylerbeyi ! * dar Pa|a, Kuzey Venedik topraklarına girerek büyük ganimetlerle dön Bu arada Arnavutluk ve Dalmaçya kıyılarında Venedikliler elinde ka kaleler alındı. Denizde de bazı başarılar kazanıldı. Kemal ve Burak reisi de içinde bulundukları Osmanlı donanması, Mora’da Venediklilere bıraki kalelere saldırdılar.- Kalelerin imdadına gelen bir Venedik donanması »avaşıldı. Bu savaşta Burak Reisin gemisine iki Venedik gemisi rampa etra( Burak Reis bu iki gemiyle kahramanca çarpıştı. Nihayet düşman gemileri kurtulamayacağını anlayınca kendi gemisini ateşledi. Düşman gemileriyle likte battı (1499). Zaferi kazanan Osmanlı donanması, bundan sonra Mor# Venediklilerin elinde bulunan tnebahtı (Lepante), Modon, Koron kalel ’ ve Navarîn limanını aldı. Bu arada Gedik Ahmet Paşanın Otranto seferi ■onra elimizden çıkan Ayamavra ve Kefalonya adaları da geri alındı. V dikliler, Osmanhlarla başa çıkamayacaklarını anlayınca barış istediler. , mavra adası ile aldığımız yerler bizde kalmak üzere barış yapıldı (1502

3) Osmanlı – İran İlişkilerinin Başlaması: II. Beyazıt zamanında koyunlu devleti tüm yıkılmış, yerinde Şah İsmail tarafından Safevîîer ad yeni bir devlet kurulmuştu (1501). Şah İsmail aslen Türk olup anne t fmdan Uzun Hasan’ın torunu, baba tarafından ise Erdebil şeyhi Şeyh Saf din’e bağlı idi. Bundan dolayı kurmuş olduğu devlete Safevîîer adı verilmiş

Şah İsmail’in büyük dedesi ve babası Şiî mezhebinin ileri gelen şey1 tindendir. Bundan dolayı İran ve Azerbaycan’da büyük bir manevî etki vardı. Şah İsmail atalarının bu etkisinden faydalanarak az zamanda h metini büyülttü ve taraftarlarını çoğalttı(*). Sonra II. Beyazıt’m ge“ yönetiminden yararlanarak Anadolu’yu da yönetimi altına almak istedi. B ’ ya birçok Şiî propagandacıları gönderdi. BunlaT daha Timur istilâsı siTasn’ Anadolu’da oldukça taraftar kazanmış olan Şiîliği yaymaya ve Şah İs için propaganda yapmaya başladılar, özellikle Hamideli ve Teke tarafları kendilerine kuvvetli taraftarlar buldular.

Padişah önce bunlara ses çıkarmadı. Fakat bir süre sonra işin ciddil anlaşıldı. Kızılbaşlar, Şah İsmail’in kışkırtması üzerine Anadolu’da büyük isyan çıkardılar. Devlet, isyanı zorla bastırdı. İsyanın elebaşısı olan Salık öldürüldü. Bu arada Sadrazam Hadım Ali Paşa da öldü. Bunun üzerine devi Anadolu’da bulunan Şiîlerin bir kısmını yeni alınmış olan Modon ve Kor şehirlerine sürmek zorunda kaldı. Bu Şiî hareketi padişahın gevşekliğini ff terdiğinden II. Beyazıt’ın oğulları saltanat kavgalarına başladılar.
(*) Şah İsmail’e taraftar olan kimseler, yani Şiîler, başlarına kırmızı keçeden ya mı§ bir külah giydiklerinden, bizim tarihimizde bunlara Kızılbaş adı verilmiştir.

|ı ityaııt’m Tahttan Indlrllma*!, Yavuz’un . «rflfah Olması:

■ll« II, Beyazıt’ın hayatta Üç oğlu vardı. Bunlardan büyük o|ltı t* Ut, Manila’da; ortanca oğlu Şehzade Ahmet Amaıya’da; küftlll Salim iıe Trabzon’da Sancak beyi bulunuyorlardı.

İran’a yakın olduğu için Şah İımaıl’in amaç ve arzulannı dahi

I, babaunın ona kargı gevsek davranmasına kızıyordu. Eıaaen bu lal büyükleri de Beyazıt’ın ihtiyarlığım ileri sürerek onun yarini Ahmet’i padifah yapmak istiyorlardı. Halbuki Selim, kendili padi|ah “Ulunda idi. Bu haberi duyunca hemen harekete geçti, önce babı* umeli’de kendisine bir sancak verilmesini istedi. Usule uygun olma* reddedildi. Buna kızan Selim, Trabzon’dan kalkarak Kefe Sancak oğlu Süleyman’ın (Kanunî) yanına gitti. Orada kuvvet topladıktan yn*’yı ayarak Trakya’ya geldi. Devlet büyükleri ve padişah şaşırdılar ll^mak amacıyla Köstendil sancağını verdiler. Selim çekildi. Fakat ‘racam Hadım Ali Paşa olduğu halde bütün devlet büyükleri Şehza-rt padişah yapmaya kalktılar. Bunun üzerine Selim, babasına isyan §«ri döndü. Baba – oğul Çorlu yakınında bulunan Karıştıran ovasında (tltuttular. Selim ve taraftarları kahramanca dövüştüler. Buna rağmen illdi. Tekrar Kefe’ye kaçtı. İşte bu »ırada Anadolu’da Şahkulu isyanı Sednizam Hadım Ali Paşa öldü. Bu, Şehzade Ahmet taraftarı idi. Jmın birçok kimseler Selim’in şiddetinden korkarak gene Ahmet’i yapmak istiyorlardı. O sırada Manisa valisi bulunan büyük Şehzade gull.n da İstanbul’a gelmiş, padişah olmak için yeniçerilere baş vur-Fakat asker ne Şehzade Ahmet’i ve ne de Korkut’u istiyordu. Onlaı “il luvafinda Selim’i görmüşler ve onun kahramanlığını beğenmişlerdi-İtin yeniçeriler, Selim’e taraftar oldular. Askerin Selim’i istemesi üze-Deyn/ıt, padişahlıktan çekilmeye karar verdi. Selim, İstanbul’a geldi. ||l padişahlığı ona terk etti (1512). Kendisi de istirahat etmek üzeri» ‘ «’ya giderken yolda Hançaym denilen yerde öldü.

3-XV. YÜZYILIN SON YARISINDA osmanli İmparatorluğunun KURUMLARl, KÜLTÜR VE UYGARLIĞI

A — KURUMLAR

Dtvl«t Yönetimi:

V, yüzyılın son yarısında Osmanlı devleti büyük bir imparatorluk halına (fcİM He rita: 2). İmparatorluğun başında Osmanlı soyundan gelen ve » «ultan, padişah, hünkâr ya da hakan denilen bir hükümdar bulu-

nuyordu.’ Osmanlı padişahlarına bu devirde «Sultan-iilberreyn ve Hakan ix!ıreyn>, yani karalann sultanı ve denizlerin hakanı derlerdi.

Osmanlı devletinde padişahlık genel olarak babadan büyük oğula g di. Fatih, yapmış olduğu ünlü Kanunname’sinde padişahlığı mutlak bir hük darlık haline getirdi. Kanunname’sinin ceza kısmına koyduğu kardı ş k maddesi ile padişah olanlara gerektiği zaman kardeşlerini öldürmek hak yetkisini verdi (bkz. Okuma: 1).

Osmanlı devleri merkezden yönetilirdi. Fatih’ten itibaren deviet___ kenti İstanbul oldu. Padişahlar İstanbul’da Fatih tarafından yaptırılma-başlanan Topkapı Sarayında (bkz.. Resim 5) otururlardı. Bu saray aynı manda devlet yönetiminin de merkeziydi. Divan burada Kubbealtı deni yerde toplanırdı.

14 — Osmanlı Devletinin Merkez Yönetimi:

a) Divan ve Divan Üyeleri: Osmanlı devletinin merkez örgütünde ‘ en önemli ödev Divan tarafından görülürdü. Burada bütün deviet ve meni ket isleri görüşülür ve karara bağlanırdı. Divanda bulunan ve konuşmala’ katılan kimselere Divan erkânı (üyeleri )ı derlerdi. Bunlar rütbe ve proto «ırasına göre beş kısma ayrılmakta idiler:

1) Vezirleri Osmanlı devletinin kuruluşu sırasında vezir h;ı tane i Sonra iktiyaç karşısında sayılan arttı. Fatih zamanında bunların sayısı d oldu Vezirlerin en büyüğüne Vesdr-i âzam ya da Sadrazam derlerdi, padişahın mutlak vekili idi ve onun’ mührünü taşırdı.

divanın do^al f. Üç tu$ ta-dtt&meli. ki-Mmur kürk kaplı kaftan giyer-Irlara, ma «9 ye-l’tar (bkı. Parça İUfdl. Sadrazamın başka ayrıca öde-

İcarler: R.ütbe.
bakımından

ara gelirlerdi kadar divan-paker vardı. Bu Mnra biri Rumeli,

i olu kazaskeri lara »ayıları ikiye tunlardan Rumeli Htfcbece daha ile-

larler divanda bü-bakarlardı. tanda kendi koda divan kurar-

iHyatleri içindeki kadı ve müderrisleri (profesör) görevlere atarlardı. Ifü^anbul, Bursa ve Edirne kadüarmm atamalantu sadrazam kendisi
Defterdarlar:

devrinde Utıya çıktı.

haedarlar maliye iğlerinin en büyük memurları idiler. Devletin gelir rlarinl, yani bütçesini hazır!arlardı. Maliye hakkmdaki dilekleri önce tarafından incelenir, ondan sonra padişaha arzolunurdu.

Nişancı: Bir tane idi. Padişah ferman ve beratlarının üst kısmın* ^ramnı (bkz. Resim: 3) çekerlerdi. Nişancı olan zat aynı zamanda ra iğlerine de bakardı. Fethedilen bir araziyi yazmak, dirlikleri lıjpu defterine işlemek, kayıtlan düzeltmek bunların ödevlerin
I Bir tane idi. XV. yüzyılda divanın doğal üyesi değildi, bakımından padişahın en hüviik vardımcıs; idi. Fatih
Resim: 8 — Sadrazam (Besmî kıyafet).
Bunlar da Fatih devrine gelinceye değin bir tane . diğeri Anadolu defterdarı olmak üzere

nuyordu.’ Osmanlı padişahlarına bu devirde «Sultan-iilberreyn ve Hakan ix!ıreyn>, yani karalann sultanı ve denizlerin hakanı derlerdi.

Osmanlı devletinde padişahlık genel olarak babadan büyük oğula g di. Fatih, yapmış olduğu ünlü Kanunname’sinde padişahlığı mutlak bir hük darlık haline getirdi. Kanunname’sinin ceza kısmına koyduğu kardı ş k maddesi ile padişah olanlara gerektiği zaman kardeşlerini öldürmek hak yetkisini verdi (bkz. Okuma: 1).

Osmanlı devleri merkezden yönetilirdi. Fatih’ten itibaren deviet___ kenti İstanbul oldu. Padişahlar İstanbul’da Fatih tarafından yaptırılma-başlanan Topkapı Sarayında (bkz.. Resim 5) otururlardı. Bu saray aynı manda devlet yönetiminin de merkeziydi. Divan burada Kubbealtı deni yerde toplanırdı.

14 — Osmanlı Devletinin Merkez Yönetimi:

a) Divan ve Divan Üyeleri: Osmanlı devletinin merkez örgütünde ‘ en önemli ödev Divan tarafından görülürdü. Burada bütün deviet ve meni ket isleri görüşülür ve karara bağlanırdı. Divanda bulunan ve konuşmala’ katılan kimselere Divan erkânı (üyeleri )ı derlerdi. Bunlar rütbe ve proto «ırasına göre beş kısma ayrılmakta idiler:

1) Vezirleri Osmanlı devletinin kuruluşu sırasında vezir h;ı tane i Sonra iktiyaç karşısında sayılan arttı. Fatih zamanında bunların sayısı d oldu Vezirlerin en büyüğüne Vesdr-i âzam ya da Sadrazam derlerdi, padişahın mutlak vekili idi ve onun’ mührünü taşırdı.

divanın do^al f. Üç tu$ ta-dtt&meli. ki-Mmur kürk kaplı kaftan giyer-Irlara, ma «9 ye-l’tar (bkı. Parça İUfdl. Sadrazamın başka ayrıca öde-

İcarler: R.ütbe.
bakımından

ara gelirlerdi kadar divan-paker vardı. Bu Mnra biri Rumeli,

i olu kazaskeri lara »ayıları ikiye tunlardan Rumeli Htfcbece daha ile-

larler divanda bü-bakarlardı. tanda kendi koda divan kurar-

iHyatleri içindeki kadı ve müderrisleri (profesör) görevlere atarlardı. Ifü^anbul, Bursa ve Edirne kadüarmm atamalantu sadrazam kendisi
Defterdarlar:

devrinde Utıya çıktı.

haedarlar maliye iğlerinin en büyük memurları idiler. Devletin gelir rlarinl, yani bütçesini hazır!arlardı. Maliye hakkmdaki dilekleri önce tarafından incelenir, ondan sonra padişaha arzolunurdu.

Nişancı: Bir tane idi. Padişah ferman ve beratlarının üst kısmın* ^ramnı (bkz. Resim: 3) çekerlerdi. Nişancı olan zat aynı zamanda ra iğlerine de bakardı. Fethedilen bir araziyi yazmak, dirlikleri lıjpu defterine işlemek, kayıtlan düzeltmek bunların ödevlerin
I Bir tane idi. XV. yüzyılda divanın doğal üyesi değildi, bakımından padişahın en hüviik vardımcıs; idi. Fatih
Resim: 8 — Sadrazam (Besmî kıyafet).
Bunlar da Fatih devrine gelinceye değin bir tane . diğeri Anadolu defterdarı olmak üzere

devrinde „

kamca kazaskerlerdi hatta İstanbul kac dan sonra gelirdi, nunî devrinde rnüfj bunların hepsinden tün tutuldu. Bizde

■ tülere Şeyhülislâm ;~j nın verilmesi

yüzyılda I. Mahmut manmda ( î 730 – 17 olmuştur. (Resim: 7] Müftüler, pad tarafından atanırla: Devletçe yapılan işi divanda verilen barış ve idam kara: nnın din ve şeriata ;un olup olmadı! karar verirlerdi, tülerin bu karaTİar Fetva denirdi. PadişaJ lar ve onların vekilli olan sadrazamlar mî tüden fetva almacı kimseyi idam ettırenM lerdi.

b) Divanın Toplanması ve Çalışması: Divan barış zamanında, tatil güf Seri dışında, her gün sabahtan öğleye değin sarayda Kubbealtı denilen yer* toplanırdı. Fatih devrine gelinceye dek divana padişahlar başkanlık eda| lerdi. Fatih’ten sonra padişahlar divan başkanlığını sadrazamlara bıraktıla kendileri divan konuşmalarım divanın toplandığı Kubbeaitı’na açılan kafes arkasından dinlemeye başladılar (bkz. Resim: 8).

Fatih Kanunnamesinde divanın nasıl toplanacağı yazılmıştı. Dıvanjj toplanması, dağılması özel bir törenle yapılırdı. Divan konuşmaları bittikte •ontH önce sadrazam Ant odasına giderek orada padişaha o günkü divç kararları ve yapılan işler hakkında açıklamada bulunurdu. Bundan sonra divaj üyeleri i.ep birlikte padişahın huzuruna çıkarak işleri ve daireleri hakkınç açıkJamabtr yaparlardı, (bkz. Resim: 9).

Divan dağıldıktan sonra sadrazam kendi dairesine gider, günlük ça!ı| malarına orada devam ederdi. Buraya önceleri Pafakapısı derlerdi. Son* adı ı-infüışprek Babıâlî oldu (bkz. Resim: 10), Diğer vezirler ve divan üyeî* de kendi duirelerinde özel divan kurarlardı.
TARlH
_____________
Besnu; 7 — Şeyhülislâm (Müftü-Resmi kıyafet).
H
xv|

il
«rdan yönetilen eyaletlere gelince: Bunlar da iki yönetim bölUmUh* İta İdi: 1) Rumeli Beylerbeyliği, 2) Anadolu Beyler bay UŞİ
I — Kubbe altı (Resimde gördüğünüz yerde divan kurulur ve duvarüaiü fcıîe» arkasından da padişahlar divan konuşmalarım dinlerlerdi!.
Onn anlı devleti, devrinin en iyi yönetim sistemine sahipti. Memlekeı’ I# ba fcl» birtakım eyaletlere. eyaletle? saracaklara. sancaktar da kaz» vt Fatih devrinden sonra Onmanh devleti fetihler ve istilîılor fok genişledi. O zamana kadar merkezden yönetilen eyaletlere. Baftlr fn da hükümetler adı verilen bİT yenisi daha eklendi. Bunlar iç t$!*v Hrboıt olup, siyaset bakımından Oaınanlı devletine bağlı idiler. Buıı-lylnri padişah tarafından atanır ve gerektiğinde değiştirilirdi Eflak v«r buylerine Voyvoda denirdi.

Nilk devrinde üç bağlı beylik ya da hükümet vardı: 1) Kürem Hn ISİîtk. Btyliği, 3) Boğdan Beyliği. Bunlardan Kırım hanlığı Çent’*:’ «oyun-in ve padişah tarafından atanan hanlar tarafından yönetilirdi» Mü*” bıı devletti. Askerî bakımdan kuvvetli olan Kırım hanlığı savaşlardı» IMİI drvletine yardım ederdi.

KumalI’cJ«ki eyu-4«t v* ■■ncakİBT Ru-

m*U beylerbeyinin, Anadolu’daki eyalet v« »almaklar ise Anadolu beylerbeyinin «ınri altında idiler. Beylerbeyi iki tuğ, aancak beyleri ise bir tuğ çekerlerdi. Kamları Kadılar yö-urtifierdi Bunlar aynı zamanda adalet idlerine de bakarlardı. Ayrıca her sancak ve kazada gü-venliği sağlayan bir Subay» bulunurdu.
İstanbul başkent oîdkığu için özel bir

yivneîîr.ıi vardı. İstanbul’un güvenliğini» Yeniçeri. Ağası ile Subay- Belediye iş-
lerın.- Şehir Emini, . iğlerine ^

Taht kadısı bakardı.
Resim: t – ün uttan <K*eu»üs> nö-nm şaşan* tam axertad« padl$a& o«*rur *•# divan topIaKtuuıâaa mira tadrasam v« dli«r 41raa tyalarlal İttırada kabul adardl).
de
16 — Toprak Yönetimi:

Osmanlı devletinde toprak, onun üzerinde çah?.ara halkın malı idi. Top-ş tftk sahipleri arazilerini istedikleri gibi ekip biçerlerdi. Elde ettikleri ürünleİ kendilerin^: ait olurdyı. Yalnız bu ürünlerin >er*l vergisi olan öbürünü (onda bınnı). ferağ ve intikal halinde ödenmesi gereken harçlarını toplamak, almajj ve arazini herhangi bir nedenden dolayı boş kalırsa bunu bir baçka fcimsey<j (apıılamnk hakları devlete aitti.

Oxmanh devletinde fethedilen arazinin alanı, ormanları, çayırlan, evler içinde yaşayan innanlan bİT deftere yazılırdı. Bu ifle Nişancı bakardı. Böy* Imve deftere yazılan arazi, K^lirine göre bazı parçalara ayrılır ve devlet taral (ındMiı gerekli kimselere verilirdi. Oamanlı devletinde toprak beg bölüme avn-iird.. Al Dirlik. 2) Vakıf. 3) Ocaklık. 4) Yurtluk. S) Mukataa.

Betim: 10 Bataâll
1) Dirlik: Maa» karşılığı olarak memur ve sipahilere verilen araziye Birdi, birlikler de gelirlerine göre a) Hm, b) Zeamet, c) Tımar olmak lı uç kısma ayrılırdı s

•) Has: Yıllık geliri 100 000 akçeden çok olan dirliklere denirdi. Bun-jntli-ihiara, padişah ailelerine, şehzadelere, divan »yelerine, beylerbeyi jmıif.ık beylerine verilirdi. Has sahipleri dirliklerinin iîk 5 000 akçesini di n<-ı imleri için ayırırlar, geri kalan gelirlerinin her 5 000 akçesi için atı, hl ve fuvaş gereçleri tam, atlı bir asker (Sipahi ya da Cebeli) beslerlerdi, (■t /aır.anında bu askerlerle savaşa giderlerdi.

b) Zeamet: Yıllık gelirleri 20 000 akçe ile 100 000 akçe arasında olan İlklen* denirdi. Bunlar da gene has sahipleri gibi sipahi veya cebeli besler-*1. Zeametler ikinci derecedeki devlet memurlarına ve savaşlarda yararlık

en askerlere verilirdi.

c) Tımar: Yıllık geliri 3 000 akçe ile 20 000 akçe arasında olan dirlik* de i ursar denirdi. Tımar sahipleri yıllık gelirlerinin ilk 3 000 akçesini

dİ t’.eçanleri için ayırırlardı. Buna Kılıç tımarı denirdi. Geri kalan gelirin

1 OOil akçesi için de bir cebeli baslerlerdi.

T imarlar başlıca üç kısma ayrılırdı: î) Eşkinci tıman, 2) Mustahfaa r», 3) Hizmet tımarı. Bunlardan eşkinci tımarları savaşlarda yararlık göt* n «»korlere, mustahfaz tımarlan cami imam ve hatiplerine, hizmet tımar* f| |*r, bazı saray adamlarına verilirdi.

2) Vakıf Arazi: EğeT fethedilen arazinin gelirinin bir kısmı ha vır kli» )|rıııu (cami, medrese, hastane, imarethane, kervansaray gibi) avrıhym

jwe böylr nııı/ıvr V İtli wr»y
liman
11 — Yemlçen Atan.
ı firnıruı.
kıflar padiyuh!;» , zirler ya d,! zenı kimseler farahnd yapılırdı ve bunla kimse dokunamai (bkz. Tamamlayıcı giler),

3) Ocaklık Ara Kale ‘ muhafızlar^ (Dizdar), tersane m raflarına ayrılan ara ye denirdi.

4) Yurtluk Ara| Sınır boylarında 1
_££
arazının
vr
bu sınırlan kimselere .yurtluk. . o; rak verilirdi. Böjı araziye yurtluk arı denirdi.

5) Makata® : Yulii rida saydığımız diJ biçim araziden ba ka devlet elinde kı lan
îazsriff adır
tltiaama verilen miti araziye de mukatam denirdi.

17 — Ordu;

Fatih devrinde Osmanh orduwu her bakımdan devrinin cm düzenli lq orduyu haline gelmişti. Bu devirde Osm&nb ordusunun bütün örgütü ve kanııj lan yapılmış ve sağlam temeller»* bağlanmıştı. Osmanh ordusu başhc,. üç hüyi kola ayrılmakta idi: A) Kapıkulu Askerleri. B) Eyalet Askerleri C> Yş dımcı Kuvvetler ve Akıncılar. Şıındı bunların örgütlerini kısaca inaelcyçlizj

A — Kapıkulu Askerleri: Bunlar devletten maaş (ulufe) alırlar; IstaS bul’dft ya d» mutt boylarındaki kalelerde ottırurlarcfı. fvapîkuhı askerleri,’ bakımındım iki sınıfa ayrılırlardı: 1 —- Kapıkulu Piyadeleri, 2 — Kapıku Süvarileri.

1 — Kapıkulu Piyadeleri: Bunlar devletin temel askerleriydi!»! Ba lıca yedi ncnft* ayrılmışlardı: 1 — Acemi Oğlanlar, 2 Yeniç<?rıUl 3 — Cebeciler, 4 — Topçular, 5 — Top arabacıları, 6 — Humharacıl*

7 — Lazımcılar.
, mü…
O

Resim: 12 — Kapıkulu Süvarisi.
Bunlardan en önemlisi Yeniçeri ocağı idi. Bu ocağın komutanına Yeni-Aim denirdi (bkz. Resim: I I. 12, 13). Acemi Oğlanlar ocağı, Yeraiçeri-kftlırlayan asker ocağı idi. Cebeciler, yaya askerlerin silâhlarını onaran, ~«n ve cephanelerini hazırlayan ve saklayan bir ocaktı. Komutanına .tayı denirdi. Topçu ocağı, top döken, savaşlarda top kullanan ve top-«it gereçleri hazırlayan bir ocaktı. Komutanına Topçubaşı denirdi, bacı ocağı, top arabalarını, nakliye arabalarını yapan ve bunlara ait gereç-htmrlayan ve toplan taşıyan bir sınıftı. Komutanına Arabacıbaşı denirdi, bırncı ocağı; havan toplannı ve elle atılan humbaralan ve bunlara ait Itri hazırlayan bir ocaktı. Komutanına Hum bar acı başı denirdi Lağımcı İle. kale kuşatmaları sırasında fitil döşeyerek kaleyi yıkan teknik bir

I, Komutanına Lağımcıbaşı denirdi. Bundan başka ordunun hazarda ve tit suyunu sağlayan Saka ocağı vardı. Bunların komutanına da Sak«b«yı l(.

Bu yedi ocak içinde Oamanlı ordusunun en gözde sınıfı, ordunun temeli fftkfrdeği olan Yeniçeri Ocağı idi. Bu ocak 1. Murat Bey zamanında İM ■ 1389) kurulmuştu (bkz. Tarih, Lise II. Ortaçağ, Emin Oktay). Bu kaynağı Acemi oğlanlar ocağı idi. Bunların esasını Hırıstiyanlardan inip çocuklar teşkil ederdi. Devlet her yıl Turnacıbaşı, Yayabaşı denilen İ||« görevli bazı memurları eliyle Hıristiyanlardan askerliğe elverişli yeteri İl «ocuk toplardı. Bu çocuklar önce Tımarlı beylerinin yanlarında hizmet ‘§f, lürk ve Islâm eğitimi aldıktan sonra Acemi Oğlanlar kışlattırın gider-t Btı kışlalar Edirne, Gelibolu, Fatih’ten sonra da İstanbul’da açılmıştı,

Burada da iyi bir aşk eğitim gören Acemi lanlar, Y eniçeri ocağır açılan boşlukları doldul lardı.

Y eniçeri ocağı, Ortaya (bölük) ayrılr Ortaların bir kısmı Iag bul’da; bir kısmı da^ boylarında otururlardı, tanbul da yeniçerilerin çok kışlaları vardı. Buij rın en büyüğü Etyemezi] idi.

Y eniçeriler daima lalarında otururlar, bir disiplin altında yaş lardı. Kendilerine her ayda bir defa maag (ulufl verilirdi. Ulufe dağıt büyük törenle yapılırj Yaşlan ilerleyen, ya da_ yaşlarda sakatlanan ye
çeriler, emekliye aynlırı
2 —- Kapıkulu Süvarileri: Bunlar da yeniçeriler gibi devletten uk alan askerlerdi. Atlı idiler. Bu ocağın örgütlenmesi I. Murat zamanında b( lamış, li. Murat zamanında (1421 – 1451) tamamlanmıştır. Kapıkulu *üd rilen altı bölük idiler: 1) Silâhtar, 2) Sipah, 3) Sağ ulufeciler, 4) Sol cin çiler, S) Sağ garipler, 6) Sol garipler. Atlı oldukları için İstanbul dolaylannc Bursa. 1/mıt ve Edirne gibi İstanbul’a yakın eyalet ve sancaklarda otururlar*! Savaî «ıtınatunda padişahın yanında ve onun hizmetinde çalışırlardı.

B) — Eyalet Askerleri (Tımarlı Sipahini) t Dirlik sahiplerinin, yani Zeamet ve Tımaı sahiplerinin besledikleri askerlerde? (Cebeli va da Sipa meydanı» gelen orduya Eyalet askeri ya da Tımarlı ipahtsi denilirdi. Sipaİ ler devletten maaı» almazlardı. Bunlann her türlü giderlerini dirlik aahiplâ verirlerdi. Bir sava» zamanında dirlik sahipleri toplanarak bağlı oldukları sal cak beyinin komutasına girerlerdi Böylece devlet, hâzinesinden bir şey hfi camadan, büyük bir orduya sahip olurdu. Fatih zamanında Eyalet askerleri* sayısı I 00 000’i bulmuştu.

C) — Yardımcı Kuvvetler ve Akıncılar: Osmanh ordusunun ydkanİ adlarım öğrendiğimiz iki sınıf askerinden başka bir de yardımcı kuvvetli
Kesim: 13 — Bir yeniçeri (Ressam Bellini tarafından çizilmiştir).

, Hunimin bağında Şerhatkulu süvarileri ya da Akıncılar denilen atlı ‘*1 ur lirdi.

Jtım ılıır amir boylarında otururlar, düşman memleketlerine akınlar. v*r

V Jjir uavaş zamanında ise, düşman gerilerini vurmak, kaçan düşmanı İli ok vc çevirmek, düşman memleketlerine akınlar yaparak etrafa korku

■ «illi içler görürlerdi. Fatih devrindeki fetihlerde Türk akıncılarının Ki/metleri görülmüştü. Bu devrin akıncıları içinde Turhanbeyoğulları, ‘pullan, Malkoçoğullan, Mihaloğullan pek ünlü idiler, innıılı ordusunun en önemli yardımcı kuvvetlerinden birisi de Azap lgıı askerlerdi. Bunlar yaya idiler. Savaşlarda en ön safta dövüşürler, kuvvetlerini oyalayarak ordunun sağ ve sol kanatlarında bulunan sipa-«Ilınman kuvvetlerini sarmalarına yardım ederlerdi. Azaplardan başka Müsellemler, Garipler ve Yürükler gibi geri hizmetlere bakan daha pattlııncı kuvvetler de vardı. Ayrıca bir savaş zamanında Bağlı hükü-in I Kırım, Eflak ve Boğdan) askerleri de Osmanlı ordusuna yardım İldi Bunların içinde en önemlisi Kırım ordusu idi.

Donanma:

Diıımnlı donanmasının da BgeHşmeg^Jb^ğlaLdlığji^de^jB!£ğ^|s^^aayB^aj!^ devinir ilk defa İstanbul’ unTetmsîra8ind£^40^parçalık tir donan-Vtlruıin getirilmişti. Bunun ancak 150 parçası savaş gemisi, diğerleri ise >« «rmileriydi. Sonraları Gelibolu, İzmit ve İstanbul tersanelerinde Vene-y« Çmcviz savaş ve nakliye gemileri örnek tutularak daha esaslı gemiler Vrnedik savaşları sırasında Osmanlı donanması büyük hizmetler goril ılr vır de yetişen kaptanlarımız içinde (bunlara Reis derlerdi) Fatih Hİn amirallerinden olan Baltaoğlu Süleyman Bey ile Hamaa Bey ve ‘“»iiı^Jfîvrinin amirallerinden olan Burak Reia ile Kanal Rek önlü idiler, Mİhi, Kemal Reis, Akdeniz’de dolaşmış, özellikle Ispanyollara katfi Ab…r, Müslümanlannı korumuştur. Burak Reis de, daha önce gordil-| yıln il. Beyazıt devrindeki deniz savaşlarında ve hele Venedik savuf-*11 l>ııyiik yararlık göstermiş ve bu savaşta il)iııı«’nr.

Maliye İşleri ve Para: ‘**4

Kumlu? devlinde ilk kez Orhan Bey za- »

(Ulu (î 324- 1360) Akçe adı verilen gü-■tklmlrr basılmıştı. Osmanlı devleti Fatih $

İt* urlinceye dek altın para bastırmadı. m

f ilk drf» altın parayı Fatih bastırmıştır H*«iın: 14).

J(V, yüzyılın «on yarısında Osmanlı dev- aesinı; 14 _ ffaüh’ln dkkeıi

Uti gok /pııgin bir imparatorluk olmuştu. Devletin başlıca gelir kayna |Unlnt(U:

a) Müslümanlardan alınan öşür ve hayvan vergisi.

b) Hıristiyan ve Musevîlerden alınan haraç ve cizye.

c) Savaşlarda elde edilen ganimetlerin beşte biri, ç) Gümrük, maden, orman ve tuzlaların gelirleri.

d) Bağlı beyliklerin yolladıktan vergiler ve hediyeler.

Devletin bütün geliri defterdarlar tarafından hesap edilir ve mas

da gene onlar tarafından hazırlanan cetvelllere göre yapılırdı. Devleti^ büyük masrafı Kapıkulu askerlerine vu ulemaya verilen maaşlardı. XV.’ yılda devletin geliri masraflarından pek çoktu. Artan para ile de camı, rese, kervansaray, han, köprü, hamam, yol ve imarethaneler (aşevi yapılırdı.
B — KÜLTÜR VE UYGARLIK 20 — Sosyal Durum:

Osmanlı imparatorluğu iki büyük zümre halktan meydana geliyoij Bunlardan birincisi Türk ve Müslümanlar, İkincisi ise istilâ ve fetihlerle m znanlı yönetimine giren Hıristiyanlar ve Musevîler’di.

Hırıstiyanlar içinde Slavlarla Rumlar çoğunluğu teşkil ediyorlardı. Fa İstanbul’u fethettiği zaman, Rumlara din ve mezhep, mal ve mülk özgürfl vermişti, Esasen Türkler, yönetimleri altında yaşayan milletlerin din ve tuşlarına karışmazlardı. Bununla birlikte, Osmanlı devletinde Müslüman]J Hıristiyan ve Musevîler arasında hukuk bakımından ayrılıklar vardı. Tüdj ve Müslümanlar, memleketin efendisi, sahibi idiler. Devlet işleri, tarım, »a ve ticaretle uğraşırlardı. Hıristiyan ve Musevîler ise biraz daha fazla v| verirler, buna karşılık askerlik etmezler, işlerinde tüm serbest olurlardı.

Tüıkler hiç bir millete zorla Müslümanlığı kabul ettirmeye çalışrı hırdı. Eğer bu böyle olmasa idi bugün tüm Rumeli halkı hep Müslüman olr oiurlıırr!-. Yalnız, Rumeli’deki Hıristiyan nüfusu azaltmak amacıyla, her| Hıristiyan çocuklarının gürbüzlerinden yeteri kadar çocuk devşirilirdi. çocuklar daha önce de gördüğümüz gibi, özel bir eğitim gördükten «re işjj Türk ve Musliinıan olduktan sonra bit kısmı Acemi Oğlanlar kışlalarına. I kısmı du •— daha çok zeki ve yakışıklı olanlar — Enderun demle» »a okulun» «önderilirlerdi. Bununla birlikte, Osmanlı devletinin hoşgörülü, letli yönetimi Hıristiyan ve Musevî halk üzerinde çok iyi bir etki yapr Bazı Hıijatiyanlar da, o devıe göre oldukça ağır olan cizye ve haraçtan tulmak, ya da kendilerine kapalı ulat» devlet memurluklarına girebilmek Müslüman olurlardı. Fatih devrine gelinceye kadar devletin bütün ışlerij Türk ve Müslümanların ellerindeydi. Fatih devrinden itibaren somadan N lüman olanlar da devlet hizmetine girmeye ve hatta sadrazamlığa kadar

• bafladılar

*.m Pm«. nukK» hm gibi. Bun-birinci» Rum,

Hırvat idi).

devrinde kımdiliklerin-_lıiuiHnlığı ka-tnl «t Boşnak-;ıw Bosnahlar :t Bundan Hm^kliler, Ar-vfr Bulgar-İM»))» da Müs-lık ynyılmıştır.

nlı devletinde Müslüman Hıno’ivHn, kim nUmı, herkese Hunitdi. Son-İm muit yalnız Dlntı olmayandın kullanıldı.

‘.Itıan tf«ya daha

liritıı m*nat ve ticaretle uğraşırdı. Hıristiyanlar ve Musevîler ise, ticaret •lU n»-ı;inirlerdi. Bununla birlikte, Sırplar ve Bulgarlar daha çok çift-M «ohunlıkla uğraşırlardı. Türklerin önemli bir işleri de askerlikti. Fakat flnUı İm zorunlu değildi. Bununla birlikte Tımarlı sipahisi olmak için ■lııınk gerekti. Genel olarak bilginler sınıfı da Türk’tü.

|{|ltim ve Öğretim İşleri. Medreseler ve Enderun:

:himuIi devletinde eğitim ve öğretim işleri dine dayanmaktaydı. En «*• eltin kurumlan medreselerdi. Bunları padişahlar, vezirler ve diğer |»ı yaptırırlardı. Medreseler daha çok camilerin yanlarında kurulurdu. Killi lntnnlml’da Fatih camisinin iki tarafında Sahn-ı Seman denilen bir mrdrese yaptırmıştı. Medreselerde öğretim iki kolda yapılırdı. Iliılıln din dersleri (Kur’an, kelâm, tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve m»n-Ulln ti koldu ise astronomi, matematik, tıp gibi dersler okunurdu. Birinci flkaıılar, imam, hatip, kazasker, müftü ya da müderris (profesör), Man çıkanlar ise, mühendis, doktor ve mimar olurlardı.
Resim: 15 — Fatih Sultan Mehmet’in kaftanı (Topkapı Müzesi).

Kesim: 18 — Çinili K5gk (İstanbul).
Fatih devrinde Osmanlı devletinin en yüksek medresesi olan Fatih senesinde öğretim uç dönemde tamamlanırdı. Bunun ilk dönemine Ha orta dönemine Dahil, yüksek dönemine de Sahn derlerdi. Fatih medresesi

o devrin en yüksek bilginleri ders verirlerdi. Bunlar arasında Molla Giir Molla Hiisrev, Ali Kuşçu, Molla Zeyrek, Mirim Çelebi, Hocazede ve Ha ude pek ünlü idiler.

Osmanlı devletinin Önemli bir öğretim kurumu da sarayda bulu Enderun Mektebi idi. Bu, devlet memuru yetiştirmek için kurulmu Enderun’u devşirme çocukların en zeki ve yakışıklı olanlan alınırdı. Bun Enderun’da çok sıkı bir eğitim ve öğretim gördükten sonra önce saray metlerimle çalışırlar, sonra sancak beyi olarak taşraya giderlerdi, Bu me riyetlerdr ilerleyerek divan üyeliğine ve sadrazamlığa kadar yükseliri (Mahmut Paşa gibi).

22 — DiS ve Edebiyat:

XV. yüzyılın son yarısında Türk dili üzerinde çalışmalar devam Türk dili fetihlerle Balkanlarda ve Anadolu’da yayılarak bir imparator dili haline geldi.

XV yüzyılda Avrupa’da özellikle İtalya’da, Rönesans hareketleri lamıştı (bkz. 2. Ünite). Fatih devrinde Venediklilerle ve diğer İtalya

Htfityin olun aıkı

Ilı hümnnizma Irrııııo ve Rö-|lı Onmnnlı iın-flıı(‘uıı<İM da ya-|fıa yol uçtı. Esa-lllııntıııl öteden Mivük biı kiîl-d*ıkr/iydi. Fa» (tnınnda ise biliyi !k bn Türk -kültü* merkezi «■drhiyat \n-İCÜzel sanatlar !• çalınmalar galifti. Fatih’in d« bilgin ve Muinleri ve şairim» ve gözetirdi.

(t. Beyazıt ve IdlİMiı da şairdi-Unlar, bulunduk-fltmnklarda şair dlninlrri korudu-BöyMikle Fatih it Omnanh im-
Reslm: 17 — Fatih Camisi
B#*üa: 18 — Beyazıt

Kesim: 18 — Çinili K5gk (İstanbul).
Fatih devrinde Osmanlı devletinin en yüksek medresesi olan Fatih senesinde öğretim uç dönemde tamamlanırdı. Bunun ilk dönemine Ha orta dönemine Dahil, yüksek dönemine de Sahn derlerdi. Fatih medresesi

o devrin en yüksek bilginleri ders verirlerdi. Bunlar arasında Molla Giir Molla Hiisrev, Ali Kuşçu, Molla Zeyrek, Mirim Çelebi, Hocazede ve Ha ude pek ünlü idiler.

Osmanlı devletinin Önemli bir öğretim kurumu da sarayda bulu Enderun Mektebi idi. Bu, devlet memuru yetiştirmek için kurulmu Enderun’u devşirme çocukların en zeki ve yakışıklı olanlan alınırdı. Bun Enderun’da çok sıkı bir eğitim ve öğretim gördükten sonra önce saray metlerimle çalışırlar, sonra sancak beyi olarak taşraya giderlerdi, Bu me riyetlerdr ilerleyerek divan üyeliğine ve sadrazamlığa kadar yükseliri (Mahmut Paşa gibi).

22 — DiS ve Edebiyat:

XV. yüzyılın son yarısında Türk dili üzerinde çalışmalar devam Türk dili fetihlerle Balkanlarda ve Anadolu’da yayılarak bir imparator dili haline geldi.

XV yüzyılda Avrupa’da özellikle İtalya’da, Rönesans hareketleri lamıştı (bkz. 2. Ünite). Fatih devrinde Venediklilerle ve diğer İtalya

Htfityin olun aıkı

Ilı hümnnizma Irrııııo ve Rö-|lı Onmnnlı iın-flıı(‘uıı<İM da ya-|fıa yol uçtı. Esa-lllııntıııl öteden Mivük biı kiîl-d*ıkr/iydi. Fa» (tnınnda ise biliyi !k bn Türk -kültü* merkezi «■drhiyat \n-İCÜzel sanatlar !• çalınmalar galifti. Fatih’in d« bilgin ve Muinleri ve şairim» ve gözetirdi.

(t. Beyazıt ve IdlİMiı da şairdi-Unlar, bulunduk-fltmnklarda şair dlninlrri korudu-BöyMikle Fatih it Omnanh im-
Reslm: 17 — Fatih Camisi
B#*üa: 18 — Beyazıt CamûJ

p»T»torlu|unrU parlak bir Rftnesan» hareketi gftrüldU.

Bu yll/yılın ikinci yarısında Divan edebiyatı klaaik teklini almaya bl ladı. Şiirde Faraça, Arapça kelime ve tamlamalar. Türkçenin yerini alaıi Divan «debiyatı, Halk edebiyatından tüm ayrıldı. Yalnız yüksek sınıfın ani dıgı bir edebiyat türü haline geldi.

23 — Güzel Sanatlar:

XV. yüzyılın ilk yarısında’ Bursa. Edirne gibi merkezlerde canlanan güil aanatiar bu yüzyılın son yansında İstanbul da parlak devrine ulaştı, özelli! mimarlık çok gelişti. Osmanlı – Tiirk mimari tarzı meydana geldi. Bu tlfl fetih ve istilâlarla. Balkanlara. Anadolu’ya ve sonraki yüzyıllarda Surijfl Mısır, Irak ve hatta Hindistan’a kadar yayıldı. 1

Osmanlı – Türk mimarîsinin klasik devri Fatih zamanında başlar 1 zamanla gelişerek XVI. yüzyılda en olgun devrine ulaşır. |

Fatih devrinde İstanbul’da eski Bizans kiliselerinden bazıları camii çevrilmekle beraber, bu arada Osmanh – Türk mimarî tarzıyla da güze] cafll ler, saraylar ve köşkler yapıldı Fatih kendi adına şimdiki Fatih camisin yerinde bulunan bir cami ile Çinili Köşk’ü yaptırdı (bkz. Resim; 18). Çembj litaş’taki Atik Ali Paşa ve Davut Paşa camileri yapıldı. Bunlardan Fatl camisinin mimarı olan Sinaneddin Yusuf ile Mimar Ayas ve Mimar Keınl leddin, Istanbul’un ilk büyük mimarlandır. ‘

XV. yüzyılın son yansında yetişen en büyük Türk miman Mimar YakU Şah’tır(*) İstanbul ve Edirne’deki Beyazıt camilerinin miman olan bu zij yapmış olduğu eserlerle Bursa tarzındaki ilk Osmanlı – Türk mimarîsinde! ayrılarak, Osmanlı > Türk mimarîsinin klasik devrini açmıştır, ’

Fatih devri, resim bakımından da önemlidir. Zira ileri görüşlü bir pacl şah olan Fatih, dinin yasak etmesine rağmen. Venedik’ten getirttiği ressail Çentil»’ Bellini’ye kendi portrelerini, madatyalannı ve İstanbul’un çeşitli yel leriniıı ııı.nı/uralarını yaptırmıştır (bkz. Resim: l). Fakat yerine geçen oğl II. Beya /ıi, h.ıbnHt kadar ileri görüşlü olmadığı için bir süre sonra bu git çalışmalar durmuştur. |

XV. yüzyılın son yarısında Çinicilik, kakmacılık, oymacılık gibi süslen) sanatları, yan (hat) KrlişnıcHİnr devam etmiştir 11. Beyazıt devrinde Amal yalı Şeyh Hamdullah gibi büyük bu hattat yetişmiştir. j
(•) Değerli bilgin merhum Rıfkı Melul Meric’in son zamanlarında bulduğa vesikaya göre, İstanbul ve Edirne’deki Beyazıt camilerinin mimarının Yakup Şah oldı anlaşılmıştır.

TAMAMLAYICI BİLGİLER
p- Ytktf Ne Demektir ve Vakıfların Ne Gibi önemi Vardır t

T ı İnlim memleketlerinde hükümdarlar, büyük devlet adamları ye zengin îîuıdan yaptırılan cami, medrese, hastane, kervansaray, imarethane (afevi), şaptı» |ibi hayır kurumlannın yaşaması için ayrılmış bulunan han, hamam, tarla, bahçe gibi gelir getiren yerlerin ve akarların gelirlerinin yapılan hayır ina bırakılmasına vakıf derler. Bu gibi hayır kurumu kuran kimselere, yani nlara da vâkıf denir.

(lar, dinî ve sosyal bakımdan çok yararlı tesislerdir. Eskiden, şimdiki gibi, 9e lıalk eliyle kurulmuş birtakım sosyal, kurumlar (Kızılay, Çocuk Esirgeme Vnrnm Savaş Demeği gibi) olmadığından, sosyal yardım ve dayanışmayı İçin vakıflar yapılırdı.

! yapanlar, tesis ettikleri vakıfları niçin ve hangi amaçlarla kurmuş olduk-fcllnUna nasıl ve kimler tarafından yönetileceğini gösteren bir şartname hazır-feunu şahitlerle tespit ettikten sonra Şer’l mahkeme sicillerine kayıt I,

anlı devletinde pek çok vakıf kurumlan vardı. Bunlann yönetilmesi için, özel-Ifah vakıflarının, özel yönetim kurullan kurulmuştu.

İftar ve bunlara ayrılmış olan mülk ve akarlar dinî birer nitelik taşıdığından İR ölümlerinden sonra miras malı gibi paylaşılamaz ve bu mallara devlet da, her ne sebeple olursa olsun, el konamazdı.

lılı devleti zamanında kurulmuş olan vakıfların ve özellikle padişahlar tara-paptınlmış olan camilerin ve diğer vakıf mallarının çoğu imparatorluğun İlkelerinde bulunmakta idi. Bundan dolayı imparatorluk dağıldıkça vakıf arazi •rw> çoğu elden çıktığından vakıflar zamanla işlemez hale gelmiş ve bakım-haiM|> olmuş ya da hileli yollarla vakıflıktan çıkarılmıştır. Bu yüzden impa-y(kıldığı zaman elimizde pek az vakıf kurumu kalmıştı, bunlar da bakımsız ve I.

hüviyetin ilânından, Şer’iye ve Evkaf Bakanlığının kaldırılmasından sonra Mkıflan ıslah etmek ve yaşatmak için Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuş £ vakıflar bu genel müdürlüğe devredilmiştir. Şimdi mevcut vakıf kurumlu gnnol müdürlük eliyle işletilmekte ve yararlı bir hale getirilmiş bulun-
s» hluttbnl’un Fethinden Sonra Ayasofya Ne Olmuştur?

f > Fatih’ten sonra Fatih Sultan Mehmet, ilk cuma namazını büyük bir törenle :*ıfa kılmış ve buranın cami haline getirilmesini buyurmuştur. O zaman Aynisini süsleyen mozaikler ve fresklerin üzerleri badana ile örtülmüş, güzel al*ıı İle kapatılmıştır. Bu tarihten sonra Ayasofya, İstanbul’un en büyük ■uıy, Iniyiik dinî törenlerin çoğu bu camide yapılmıştır. Ayasofya, Osmanlı lu|ıı devrinde zaman zaman onanlmış ve bugüne kadar yaşaması sağlan-Abılülmecit zamanında İtalya’dan getirilen bir mimara cami esaslı bir taınlı »dirilmiş ve o zaman mozaiklerin ve fresklerin üzeri yeniden sıvanarak n,

.hurlyptln ilânından sonra da gene cami olarak kullanılan Ayasofya, 1038 Atalüık’ıin arzusu üzerine Bizans müzesi haline getirilmiştir. Bu tarihten inilı lılr onarım gören Ayasofya’nm içindeki sıvalar ustalıkla kaldırılmış ve İl v» freskleri olduğu gibi meydana çıkarılmıştır. Şimdi Ayaaofya bir müie çilere açık tutulmaktadır.

NOT. I’nlılılcıı ««»ura Rumoli lıimııı geno uzun bir tıüro kule olımık kull t«f, Kımınh lıiNiiM XVIII. yüzyıl sonlarına kıuliir hu durumunu korumuş, bııncî? Ihmul ve Imkımsuhk yüzünden hnıap bir hale gelmiştir. Üstelik hisunn avl «İn hiıuıkım ııhyup evler yapılmış ve burası bir mahalle haline gelmiştir,

(,’unıhıııiyotlu ilânmdian sonra, bütün tarihî eserlerimize olduğu gibi, Rum rıtiK ıİm ıını-ın verilmiş ve onarım programına alınmıştır. Son zamanlarda esaalı ıe»iuı<< .-dilen» Rumeli hisarı bugün Topkapı sarayı müzesine bağlı ayrı bl olntnlı /.ıvınelçilcre açılmış bulunmaktadır. Gene bu arada Fatih zamnnında kulu (»oRiiiiını korumak amacıyla Boğaz’ın en dar yeri olan Kilid-ü) Bahir yiM ;le uyu» isimle yapılmış bulunan ünlü kale ile Yedikule hisarı da onarılan

OK UMA : 1

FATİH KANUNNAMESİ
Fatih Sultan Mehmet, padişahlığının son zamanlarında kendinden önceki Osmanlı padişahlarının devlet ve memleket yönetimine dair yaptıkları kanun ve tüzükleri bir araya getirmiş ve buna yeni kanun ve tüzükler ekleyerek kendi adıyla söylenen Kanunname-i ÂUi Osman’ı vücuda getirmiştir. (Bu kanunnamenin elle yazılan asıl nüshası Viyana Kütüphanesinde bulunmaktadır. İstanbul’da eşi yoktur.) Ancak daha sonra Kanunî, bu kanuna mali ve askerî daha birçok maddeler re yeni tüzükler ekleyerek daha büyük bir kanunname vücuda getirmiş, fakat adını değiştirmemiştir. Bunun da adı Ka-nunname-i Âl-i Osman’dır.

Fatih Kanunnamesinin hazırlanmasında Fatih devrinin son sadrazamı Ni-gancı Karamanlı Mehmet Paşanın himmeti olmuştur. Kanunname’yi kaleme alan zat ise Tevkiî Leyszade Mehmet bin Mustafa isminde bir nişancıdır.

Kanunnamenin başında besmeleden sonra: «Bu kavun, bu kanunname, atam ve dair m kavnvudnr ve benim dahi kanunundur, Evhid-ı kiramım neden ba’da neslin bunmıla âmil ola,lar% denmektedir. Bu kanunname üç kısımdan oluşmaktadır:

1 — «Meratib-i âyan ve erk An lıcya-mndadır.»

2 — «Selâtin-i iznm’a lâzım olaıı tertip ve âyan beyamndadır.»

3 — «Ahval-i ceraim ve her ehl-i mansıbın âidleri beyamndadır.»

Birinci kısımda: Sadrazam ve vezirlerden itibaren kazaskerler, defterdarlar
ve Nişancı gibi diğer devlet memur protokol sırası, alacakları aidat sö su edilmektedir.

İkinci kısımda: Saltanat 1 bayram ve diğer günlerde yapıla rasim söz konusu edilmektedir. Ba’ divanın nasıl toplanacağını, diva nının nasıl ve kimler tarafından nacağını, divandan ilk ayrılan v« usulünü ilk çıkaran padişah kendiı ğu için, divan müzakerelerinin nal dişine bildirileceğini de bir düzen’ muştur: «Evvelâ bir Arz Odası fr eenab-ı şerifim pes perdede oturuş tada dört gün vüzerâm ve kadta rim ve defterdarlarım rikâb-ı hüm ma arza girsünler.» demiştir.

Gene bu fasılda padişahların le ve nasıl yemek yiyeceği, seferle bayram günlerinde nasıl merasim y, cağı da gösterilmiş ve kimlerin padİ huzuruna çıkabilecekleri ve hangi memurlarının padişahın elini öpme’ saadesine nail oldukları bildirilmişti nun için Kanunname şöyle demek ttnuic-i şahanem budur ki, eyyam, dv divan odası pişgâhmdaki umumi dana b’r taht kurulsun ve râsime-i pusi orada icra olunup, vezirlerim, askerlerim, deftardarlanm arkamda1 mak lâzım gelir. Hâcem, vezirlerin askerlerin önünde kaim bulunae Çavuşlar ile maaş muhassıslan olmasın sancak beyleri ve mütefe el öpmek resmini ifa edeceklerdir.* tih kendisiyle vezirlerinin yemek

irtııi|lıı llıınun İçin (tiyle | ıh »ılf t m ıı İm umun zdt-ı gıı-Hhl* hiç kbnnttnin tınım «(-tİ>>ılnl t kii ırııııı mıtkuddnma HlftHİıınıııı kıılnıl vtmigter idi. ti İHğvı’llun.t l’nıliçıılı mührü İMİ «OyİMtılgl.ir: cMiihr-i hü•> ftflM ıl/ıınıııı muhafazasında İHttln* K\’ihı> ka/ımımuIc iktiza mı ıı n mı ıh'{lr ularımın hu-‘tf# kıi/mııniH,* ‘

HRIIIVIiiM (Igüııi’U bölümünde

|»r« »Killscok e»-

MM tllvmı erkanının ve diğer Urlumun ulıırnldan aidat ve
U«*«ont>hl(>r di* i((!(it<ii’IIııılytlr y« K»tı« htl* ııııln hur birinin Mnnlun »IH kon UMU odılmigUr.

Fatih’in koydu&u ccznUrm mi AneRI» Hicrinden biri, kıırdoşj katlini K<‘>’C’ktlrMt maddedir: tlier kime-uveıje lci, rııldt. v» lk f adımdan saltanat mü yense r ola, karm* dağların nizaın-ı âlem için bitletmek mil> nasiptir. Ekııcr-i ulemâ Ucviz itmiştir. Anınla âmil ulalar.*. Bundan başka knn pahası adıyla suç işleyenlerden ahnncak cerimler de gösterilmektedir. * Subayda, rvrnın alacakları kan pahası kati için 9 000 akçe, göz çıkarmak için 1 50U akçe, bağ yarmak için 500 akçedir.»
DEĞERLENDİRME SORULARI VE ÖDEVLER
|««ll pmllanh ıılrnuş, İstanbul’un İlin n» ttllıi hazırlıklar yapmış-

l’un kıısnlılması sırasında ‘İN durumu nasıldı?

| riMaıl kuşatılmış ve nasıl îet-BM(lur?

il’tm fethini» cihan tarihi ve terli» bnkıınındun ne gibi öne-

Ul’uıı fotlıl sırasında Anadolu “tııll’ııln «lyn.sal durumu nasıl-

rttvrlnılö Rumeli’de nereler ıııujlııı? ı1ııvı imli’ Anadolu’da nereler (IHIHII9 ve kimlerle savaşlar 1(1 ıı?

ı(#><riıııin denizlerde kimlerle t y»|jılnıi8 ve nereler fethedil-t

n« mmım ve nasıl ölmüştür?

‘Oı vb ılcvrJııln Osmanlı tarifain-«llıl rfi-! vı> önemi yardır? ıılnrının ın’iirnl nedir ve bu olay İ«|iMiıııııstır?

Miı.ıl ılcvıinin özelliği nedir?
Bu devirde kimlerle savaşlar yapılmıştır?

II. Beyazıt, tahttan nasıl indirilmiştir?

XV. yüzyılın ikinci yarısında Osman-

lI devlet yönetimi nasıldı?

XV. yüzyılın ikinci yarısında merke* yönetimi nasıldı?

Memleket yönetimi nasıldı?

Toprak yönetimi nasıldı?

XV. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı ordusunun örgütü nasıldı? Donanmanın durumu nasıldı?

XV. yüzyılın ikinci yarısında devletin mail durumu nasıldı?

Sosyal durum nasıldı?

XV. yüzyılın son yarısında OsmanlIların eğitim ve öğretim iğleri nasıldı? Dil ve edebiyat nasıldı? Bu devirde yetişen başlıca sair ve yazarlarımız kimlerdir?

XV. yüzyılın »on yarısında Osmanl» devletinde ne gibi sanat eserleri yapılmış ve hangi büyük mimarlar yetişmiştir?

Fatih Kanunnamesinin özelliği nedir? (bkz. Okuma 1.)

İM

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.