BATI DİLLERİNDE İHYA :

İhyâu ‘Ulûm’un tamamı veya büyük bir kısmı henüz hiçbir batı
diline çevrilmemiştir. Zamân zaman bâzı muharrirlerimizin yazı­
larında, birtakım hocalarımızın konuşmalarında sarf ettikleri «İhyâbellibaşlı batı dillerine çevrilmiştir» yollu iddialar — maalesef— gerçeğe
uymamaktadır. Biraz aşağıda belirteceğimiz gibi, İhyâ’nm
kırk kısmından pek az kısımları İngilizce, Fransızca ve Almancaya
çevrilmiş olup, onlar da sırf müsteşriklerin ve akademik çalışma yapanların
istifade edebileceği bir şekilde, gâyet az miktarda basılmış
olup mahdut kütüphânelere dağıtılmıştır.
Biz müslümânlar, bâzan mesnedsiz sözlerle kendi kendimizi
avutup uyutuyoruz. Bunlara birkaç misâl vereyim :
(1) «Profesör Moris diyor ki: “Kur’ân üstün bir kitâbtır”.» Bu
cümleyi müslümân bir muharririn kitâbında okumuştum. Muharririn
ve eserinin ismini vermiyeceğim… Ama bahs edilen profesör
Moris kimdir? İsminin tamamı nedir? Nerede ve ne profesörüdür?
Bu sözü hangi kitâbında veyâ makalesinde sarf etmiştir? Kitâbm basım
yeri, tarihi, sahife numarası nedir?… Bu hususlarda tek harflik
bilgi yoktur… Kaynaklar gösterilmeden, «Profesör Moris veyâ
Akademi âzasından Mösyö Piyer dedi ki…» diyerek zikr edilen
meçhul veyâ mevhum cümlelerle İslâmiyet propagandası yapılamaz.
Zâten dinimizin böyle şeylere ihtiyâcı yoktur. Başkalarından alı­
nan her söz ve fikir için kaynak gösterilmesi, kitâb ismi, sahife numarası
verilmesi zarurîdir.
(2) Bernard Shaw, Lamartine, Goethe gibi bâzı meşhurların
Islâmiyeti nıedh ettiklerini iddia ederken de mübalâğaya kaçanları­
mız vardır. Bernard Shaw, henüz hayâtta iken, kendisine isnad edilen
medhiyenin « authentic» [ sahih] olmadığını beyân etmiştir. İngiltere’de
Woking’te neşr edilen «The Islamic Review»in — yanılmı­
yorsam— 1949 yılma ait nüshalarından birinde, mecmuâ idaresinin
mektubuna yazdığı cevâbta bunu açıkça belirtmiş ve « İslâmda
reform yapılmasının şart olduğunu» yazmıştır. Fakat bâzılarımız
hâlâ «Bernard Shaw “İngiltere’de demokrasi kemâline geldi. Bundan
sonrası Islâmiyettir” diyor…» diye yazar ve konuşuruz. Meşhur
Goethe bir yandan Islâmiyeti medh etmiş, öte yandan Voltaire in
Peygamberimiz aleyhindeki çok edebsizce ve müfteriyâne piyesini
(Mahomet) almancaya tercüme etmiştir.
Bâzı Avrupalılara hidâyet nasib olmuş ve hak dîne girmişlerdir.
Lord Headley, ressam K. Dinet, Marmaduke Pickthall, Muhammed
Esed ve diğerleri gibi. Onlarla iftihar ederiz. Fakat B. ShawGoethe, Lamartine gibi karışık ve bulaşık (son ikisi farmasondur)’
meşhurların, «Profesör Moris» (?!) veyâ «Mösyö Piyer» (l?) gibi
meçhullerin vâki veyâ gayr-i vâki inedhiyelerine fazla ehemmiyet
verilmemelidir. Usûl-i hadis ilim ve metodunu ortaya koyan bir medeniyet
ve kültürün mirasçıları olan bizlere bu davranışlar yakış­
maz. İslâmî neşriyât ve tebligatta ciddiyet ve vakar esastır.
(3) «Almanya’da, bilhassa gençlik arasında İslâmiyet kütle hâ­
linde yayılıyor…» gibi cümleler de çok mübalâğalıdır. Evet tek tük
rnüslümân olan vardır. Fakat kütlevî bir yayılma mevzuubahis değildir.
Biz müslihnânlar ne gibi hizmetler yapıyoruz ki?.. Avrupa’­
nın büyük şehirlerinde İslâm kültür merkezleri mi açtık? İslâmiyet’i
anlatan kitâblar, risâleler, dergiler, gazeteler mi çıkarttık? İslâm
misyonerleri mi gönderdik? örnek müslünıân işçi, talebe ve münevverlerimizle
batıklara nümûne mi olduk?… Hayır liı^jirini yapmadık.
Sonra da efsânelerle kendimizi avutuyoruz. Halbuki, sâdece
İngiliz misyonerlik teşkilâtı hır ist iy anlığın kutsal kitâbl arını tam H75
dile veyâ lehçeye çevirtip, bastırıp dağıtmıştır. (Bilgi için «The
Gospel in many Tongues. Specimens of 875 languages in which The
British and Foreign Bible Society has published or circuhıtcd som e
portion of the Bible. Londra, 1965 baskısı. 213 s.» kıt âbından bilgi
edinilebilir.) Üzülerek bildireyim ki, hâlen bir milyondan farla Türkün
bulunduğu Batı Avrupa ülkelerinde misyonerler, bahâîler, Yahova
Şâhitleri geniş ve kesif bir sapıttırma faaliyeti içindedirler.
Gerçekleri bilmiy enlerim iz ise «Avrupa rnüslümân oluyor…» efsâ­
nesiyle avunuyorlar.
Müslümanların realist olmaları re bu avuntuları bırakıp, asrın
vâsıta ve metodlarıyla” ciddi, verimli, müessir İslâm misyonerliği
[tebligatı] faaliyetlerine girişmeleri şarttır. Bu da; bir « zihniyet» ve
«kültür seviyesi» mes’elesidir. İnzaallah böyle münevverlerimiz dc
yetişir.
Duyurmayı gerekli gördüğümüz yukarıdaki gerçeklerden sonra,
İhyâ’nın batı dillerine çevrilen kısımları hakkında bilgi verelim:
1— Hans Wehr. «Al – Gazzâlî’s Buch vom G ottvertra.n, das
35. Buch des Ihyâ ‘Ulum ad-D in», Halle/Saale. M. _Y iemeyer
1940. 142 s. (lhyâ’nın 35 ci kitabının Almanca tercüme t. Yâni 402 — L. Bercher ve G. – H. Bousquet, «.Le livre des bons usages
en matière de Mariage. Extrait de l’Ihyâ’ ‘ouloûin ed – dîn, ou
Vivification des sciences de la foi», Paris, A. Maisonneuve, 195S.
129 s. (îhyâ’nın «Nikâhın Âdcibi» Kitâbi’nm Fransızca tercümesidir.
Eserin 40 da l ’idir.)
3 — « Some religious and moral teachings of al – Ghazzaliy
being brief extracts from his İlıyâ – u – ulûm – id – din». Freely rendered
into English by Syed Nawab Ali. With an introduction by Alban
G. Widgery. Baroda (Hindistan) 1921. 175 s. (Bu eserin 3 0 -3 9
uncu sahifelerinde İmâm Gazâlî’nin kitâblarının bir listesi mevcuttur.
İkinci baskısı 1946 da Lahor’da Shaikh Mulıammad Ashraf yayınevi
tarafından yapılmıştır. Bu baskıda «The Seven Valleys, extracts
from Minhajulabidin» ilâvesi vardır.) Kitâb, İhyâ’dan serbest
şekilde tercüme usûlüyle süzülmüştür.
4 — «Worship in Islam; being a translation, with commentary
and introduction, of al – Ghazzâli’s Book of the Ihyâ’ on the
Worship», by the Bev. Edwin Elliot Calverley. Madras (Hind.)
1925. 250 s. (thyâ’nın kırkta biridir.)
5 — «Von der Ehe; das 12. buch von al – Gazâlî’s Hauptwerk»,
iibersetzt und erlaeutert von Hans Bauer. Halle/Saale, M .
Niemeyer, 1917, 130 s. (İhyâ’nın kırkta biri.” Jhyâ’ıvr 1 ° vet kitabı­
nın Almanca tercümesi.
6 — «İJber Intention, reine Absicht und Wahrhaftigkeit; das
37. Buch von al – Ghazâlî’s Iiauptwerk». Von Hans Bauer. Halle!
Saale, M. Niemeyer, 1916. 103 s. (Ihyâ’nin 37 nci kitabının Almancasi.)
7 — «UObligation d’Ordonner le Bien et d’interdire le Mal».
Livre XIX – Vol. Il de l’Ihyâ’ ‘ulûm al-dîn. Traduction Française
par L. Bercher. Tunis 1961. 99. s. (îhyâ’nin «Emr-i mârûf nehy-i
münker» kitâbının fransizeasi.)
8 — ihyâ’nin 9 uncu kitâbım H. Kindermann almancaya çevirmiştir.
Leiden (Hollanda) 1924.
9 — G. – H. Bousquet, « Ihyâ’ ‘Ouioûm ed – dîn ou Vivification
des Sciences de la Foi» unvanıyla İhyâ’nın tamamının tahlil ve fihristini
fransızca olarak neşr etmiştir. Librairie Max Besson, Paris’
1955, 466 s. Bu eser thyâ’nın pek kısa ve kuru bir hülâsası sayılabi•lir. Bousquet gâyet az arapçcı bilir. Kitabı, başkalarının yardımıyla
hazırlamıştır. Bu zât «Les Mormons» (P.U.F. Serie: Oııc Sais – je?
no. 388, Paris 2. ed. 1967) adlı eserinde İslâm peygamberi hakkında
bir ilim ve edeb mensubuna yakışmıyaeak saygısızlıklarda bulunan
ciddiyet ve otoriteden uzak bir kişidir.
10 — «Die Dogmatik al – Ghazâli’s, nach dem 11. Buche seines
Hauptwerkes», H. Bauer. Halle 1912.
11 — «Zum Titel und zur Abfassung von Ghazâlî’s lhjâ.» II.
Bauer. Der Islam dergisi 4, 19IS.
12 — «Erlaubtes und verbotenes Gut, 14. Buch von al – Gazali’$
Neubelebung des Religionswissenschaften». II. Bauer. Halle 1922
13 — «U ntersuchungen zu GazzalVs Kit âb at – Tauba». S. Wilzer.
Der İslam dergisi, cild 32 – 34, Berlin 1957 – 59.
14 — «Über die guten Sitten beim Essen und Trinken». 11.
Buch von al – Gazzâlî’s Hauptwerk. Übers, u. bearb. als ein Beitr. zur
Geschichte unserer Tischsitten v. Hans Kindermann. Leiden, Brill
1964. XXIX, 330 s.
15 — «Die Wunder des Herzens. Ein Beitrag zur Religionspsychologie
des Islam. Aus al-Gazzâlî’s Hauptwerk.» Mainz 1960. 225 s.
İhyâ hakkında İspanyolca ve Felemenkçede de bâzı küçük ve
noksan tercümeler mevcuttur. Suzanna Wilzer’in Almanca ve W.
McKane’nin İngilizce bâzı araştırma ve tercümeleri de yukarıdaki listemize
ilâve edilse bile, İhyâ’nın batı dillerindeki kısmî tercümelerinin
azlığı ve halkın meçhulü olduğu gerçeği değişmez. Kanaatimizce,
batı halkları İhyâ’nın tam ve harfi bir tercümesinden fazla istifâde
edemezler. Onlara, İhyâ’nın tek ciltlik —ve Avnıpalı psikolojisine gö­
re hazırlanmış— bir hülâsası (veyâ serbest tercümesi) verilmelidir,
îhyâ müslümânlar için yazılmıştır. Bugünkü Avnıpalı ise hıristiyan
veyâ dinsiz veyâ agnostik veyâ marksisttir. Yapılacak tercüme ve kı­
saltmada bu husûsun göz önüne alınması şarttır. Avmpa inşânı umumiyetle
macldi refah içindedir. Karnı toktur, mesken sıkıntısı, işsizlik
korkusu yoktur. Bol para kazanmaktadır. Fakat ruhen boş ve kupkurudur.
Ona İslârnm mistik [ tasavvufî] hayâtının hazîneleri gösterilse
— Allah’ın hidâyetiyle — bâzıları rnüsliimân olabilir. İslâmiyeti
Descartes mantığı çerçevesine hapsederek sırf akılcı ve faydacı vepek «naif» bir tefsîr tarzıyla batıklara anlatmağa çalışan Hindli – PakistanlI
veyâ Arap selefîlerin metodlan pek yavan, pek ruhsuz, pek
kurudur. «İslâm, kapitalizm, sosyalizm, sosyal adalet, Endülüs Medeniyeti
şöyleydi, İslâm bir İdeolojidir…» gibi özentili modern terminoloji
kalabalığıyla yapılan acemice müslümânlık propagandası batılıya
tesir etmez. Size cevâbı hazırdır: «İslâm kapitalizmden, sosyalizmden,
komünizmden, faşizmden, üstün diyorsunuz… O hâlde siz
müslümânlar, İslâm Dünyâsı önce kendiniz bu nizâmı niçin tatbik
etmiyorsunuz? Niçin kapitalist ve komünist ülkelerden daha gerisiniz?
Niçin kargaşalık içinde yüzüyorsunuz?… Önce kendiniz İslâmî-
yeti tatbik edin, lâfla değil işle, amelle, eserle karşımıza çıkın…»
İslâm dünyâsı ve bilhassa genç ve aydın müslümânlar büyiik bir
fikir ve mefhûm kaosu [kargaşalığı, hercümerci] içindedirler. Gerek
müslümânlara, gerekse batılılara hitâben yapılan bâzı İslâmî tebliğ
yayınları gâyet metodsuzdur, hattâ yanlış metodlar üzerine kuruludur.
İslâmiyet her şeyden önce bir inanç, ibâdet ve ahlâk sistemidir;
yâni dindir. Dünyâ nizâmı oluşu bundan sonra gelir. Halbuki bâzilarımız
inancı, ibâdeti, ahlâkı ikinci plâna atıyor ve «İslâm, sosyalizm,
nizâm, ideoloji, kapitalizm, komünizm, sosyal adalet…» diye karmakarışık
bir apolojetik [müdafaa ve övme] faaliyetine girişiyor. Dinimizi,
içerideki yerli dinsizlere ve batılılara beğendirmek için münasebetsizce
te’vîllere, yersiz izahlara bile başvuruluyor.
Bu yol çok yanlıştır. Aşağılık kompleksinin ve İslâm’ı zanıâna
uydurma gâyret-i fâsîdesinin eseridir.
Kendi kardeşlerimize ve diğer insânlara İslâmiyeti hakkıyla öğ­
retmek ve sevdirmek istiyorsak, bütün bu özentileri terk edip, büyük
ehl-i sünnet imamlarının metodlarmı iakib etmeliyiz. Bizce İlıyâ ki tâ­
bi, dinimizi müslümânlara ve insânlara sevdirecek en doğru metod
üzerine kurulmuştur.
Evet, önce îmân, ibâdet, ahlâk… Önce Allah’ı ve Resûlullah’ı tanımak
ve itâat etmek… pnce ihlâs, ilim ve ahlâkî faziletler edinmek…
Önce yüksek İslâm karakterine sâhib olmak… Önce şükrü, sabrı, tevekkülü,
takvâyı, verâyı [nefisle olan] büyük cihâdı öğrenmek… Önce
nefs-i emmâre esâretinden kurtulmak… Önce gıybeti, riyâyı, hasedi,
nifakı, gafleti, dîni dünyâya âlet etmeyi terk etmek… Önce namazı
dosdoğru kılmak… Önce ezân okunur okunmaz câmileri hıncahınçdolduracak cemâat şuuruna erişmek… Önce birlik, itâat, biât nedir
bilmek ve tatbik etmek…
Sosyal, mosyal, kapitalizm, ideolojiksel, nizâm, pusulayı ilk defa
biz bulduk, Avrupa’da lıelâ bile yokken bizde her yerde hamamlar
vardı….. ve şâire gibi fikirler daha sonra gelir.
Ebedî saâdet, biiyiik kurtuluş için önce îmân, ibâdet, ahlâk şarttır.
Şahıslarımızı, toplamlarımızı ıslâh etmeden dünyâya nasıl nizâm
verebiliriz?
Bütün okudukları ve tavsiye ettikleri kitâblar birkaç Mısırlı, PakistanlI,
Necidli selefî’nin kuru, akılcı ve’inhisarcı eserlerinden ibaret
o lan cereyan ve hareketlerin metodlarıyla kalkmamayız. Bu metodlar
Arap dünyâsında ve Pakistan’da İslâm dâvâsını çıkmaza sokmuştur.
Doğru metod İmâm Gazâlîlerin, ehl-i sünnet imârnlarınm metodudur.
İşte bu düşüncelerledir ki, İhyâ’yı büyük ümidler ile nesr ediyoruz.
Bu millet, bu gençlik İhyâ’yı ve benzeri eserleri okur ve tatbik
ederse — Allah’ın izin ve yardımıyla— kurtulur. Zilletten izzete çıkar.
Beklediğimiz mes’ud inkılâbın plânı bu kitâbtadır. İmânımızı ehl-i
sünnet ölçülerine göre tashih edeceğiz; namazı ve cemâati titizlikle
ikaame edeceğiz [ yerine getireceğiz]; dinimizi öğreneceğiz; sünnetleri
İhyâ, bid’atleri imha edeceğiz; olgun ve şuurlu müsliimânlar olacağız…
İhlâs sahibi olacağız… Bakın ondan sonra güneş ne çabukdoğacak, sabah ne parlak olacaktır.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.