Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Ayın İkiye Bölünmesi Mucizesi

PEYGAMBERLİĞİN onuncu yılındaydı. İtiraz ve inkârlanna
devam eden Mekkeli müşriklerden Ebû Cehil, Muğıre,
Âs… gibi şımarık kimseler Resûlüllah’ı susturmak
için akla hayale gelmedik oyunlara başvuruyor, imkânı
dışında isteklerde bulunuyorlardı.
İşte böyle bir istek ve ısrarlarını da Mina’da toplu halde
iken yaptılar. Resûlüllah’a yaptıkları teklif şöyle idi:
– Madem ki Allah seni kendisine Peygamber seçmiş,
emirlerini tebliğe me’mur tayin etmiştir. Söylediklerin hep
O’nun emirleridir. Öyle ise sen Allah’ından şu gökteki ayı
ikiye bölmesini iste. Gözlerimizin önünde parmağınla işaret
ederek ayı ikiye ayır. Biz de ondan sonra sana iman
edip, Allah’ın gerçek elçisi olduğuma şahidlikte bulunalım.
Ebû Cehil ve arkadaşları böyle bir isteğin normal olamayacağını
biliyorlardı. Bildikleri için de Resûl-i Ekrem
Hazretleri’ni güç durumda bırakıp, tebliğini te’sirsiz hale
getirmeyi düşünüyorlardı. Ancak, Rabbimiz dilerse bunun
da olacağını akıllarına getirememişlerdi.
Resûl-i Ekrem Hazretleri ise bu isteklerine karşı şu
teklifte bulunuyordu:
– Peki, sizin dediğinizi yaparsam, ayın ikiye bölündü­
ğünü gözlerinizle görürseniz bana iman edecek misiniz?
Allah’ın son nev^amberi olduğuma sahidlik vaDacak mısınız?
Mina’daki kumluğun üzerinde yanyana oturan müş­
rikler önce biribirlerine bakıştılar. Sonra da cevap verdiler:
– Elbette. Sen parmağınla işaret et, gökteki şu ayı ikiye
böl. Biz hemen sana inanıp iman edeceğiz!
Resül-i Ekrem Efendimiz bütün varlığıyla Rabbinin
kudret ve himayesine bir daha sığınmış, insanlann tasavvurunun
üstünde bir ruh haline girmişti. Anlaşılan Rabbimiz
Resûlünün isteğine izin verecekti. Nitekim mübarek
elini kaldırıp parmağıyla aya şöyle bir çizgi çeker gibi işarette
bulundu. İşte ne oldu ise o anda oldu. Hazır bulunanlar
hayret ve dehşetle ayın ikiye bölündüğünü gördü­
ler. Gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi baka kaldılar.
Resûlüllah ise gayet sakin ve vakur idi. Gökte ikiye
ayrılmış halde görünen ayın halini bizzat kendisi de seyrediyor,
aynı anda da yanında bulunan sahabelerini şahid
tutuyordu:
– Ey Ebâ Seleme, ey Erkâm! Şahid olun, şâhid olun!
Evet, şâhid olmuşlardı. Sadece mü’minler değil, o anda
orada bulunan teklif sâhibi münkirler de şahid olmuş­
lardı. Hattâ hayret ve dehşetten gözleri faltaşı gibi açılmış
vaziyette bakakalmışlardı. Diyecek hiç bir şey bulamadıklarından
derin bir sessizlik çökmüştü kendilerine.
Resûlüllah’ın şahid tuttuğu ashabı ise coşan imanları
sebebiyle tekbir alıp Mina vadilerini inletmişlerdi.
– Allahü Ekber, Allahü Ekber, Resûlüllah son Peygamber!
Teklif sahibi müşrikler bir müddet ne diyeceklerini bilemez
halde şaşkın vaziyette beklerden Ebû Cehil bir çıkış
yolu bulmuş ve arkadaşlarının hayretini de azaltacak bir
te’vile sapmıştı:
– Ebû Tâlib’in yetiminin sihri, semâya da te’sir etti.3U, aevam eaegeıen sınırıennaen Dinaır. ¡şaşırmayasınız.
Ebû Cehil’in küfür arkadaşları bile önce bu te’vile pek
tibar etmediler:
– Gözlerimizin önünde bizim isteğimizle oldu. Sadece
aarmağıyla işaretten sonra meydana geldi., demek istedierse
de Ebû Cehil’in te’villi itirazı onları susturmuş, nihayet
onlar da bunun bir sihirden ibaret olduğunu iddiaya
necbur kalmışlardı.
Mina’da bu büyük mu’cizeye şahid olduktan sonra
iaha fazla oturmayıp kalkan müşrikler, ayrılırken şöyle
diyorlardı:
– Yarın sabah Mekke’ye gelen yolculardan soracağız.
3akalım onlar da görmüşler mi bunu?
Gerçekten de ertesi sabah Mekke’ye gelen gece yolcuarından
sorduklarında aldıkları cevap gayet açık seçikti:
– Biz gece ayın ikiye bölündüğünü hayretle gördük.
Bunun şimdiye kadar görülmemiş bir şey olduğunu dü­
şünerek, acaba yeni bir Peygamber mi geldi diye düşünmeye
başladık.
Ne yazık ki küfür gönülleri, gözleri görmez etmiş,
imandan mahrum sineler hakka lâyık olamamışlardı.
Bundan sonra gönderdiği müstakil bir sûreyle ayın
ikiye ayrıldığını, müşriklerin buna da sihir dediklerini
Peygamberimize haber veren Rabbimiz, hem O’nu teselli
etmiş, hem de kıyâmete kadar gelecek mü’minlere bu hâ­
diseden ibret almalarına işârette bulunmuştur:
İnşikak-ı Kamer Mu’cizesini (Mektubat) kitabında etraflı
şekilde izah eden Bediüzzaman, mes’eleye hem akıl,
hem de nakil açısından pek güzel izahlar getirmiş, tatmin
pHiri hilfMler vermiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.