AVRUPA’NIN KADERİNİ TAYİN EDEN SAVAŞ

AVRUPA’NIN KADERİNİ TAYİN EDEN SAVAŞ

1

Endülüs’ün tarihinin yanında Ortaçağ Avrupası için çok önemli bir savaştır Puvatya… Batı Avrupa’nın en büyük gücü Frank Krallığı ile karşı karşıya kalan Müslümanların destansı mücadelesi, Endülüs’ü ve İslam davasını daha iyi anlamamızı sağlıyor…

İspanya’nm fethi bir devrin başlangıcıdır. Târik Bin Ziyâd’ın Vadi Lekke savaşıyla başlayan ve asırlardır unutulmayan bu destansı mücadelesi Endülüs tarihinde “Valiler Dönemi” olarak bilinen devirde de devam etmiştir. Müslüman fatihlerin gazalarıyla Hristiyan İspanyol şehirleri fethedilirken aynı zamanda İslam orduları Frenk topraklarına da sefer düzenlemeye başladılar. İslam fetihlerinin ilâ-yı Kelimetullah’m bütün dünyada yayılması maksadıyla Kuzey Afrika çöllerinden Endülüs’e gelen Emevi ordularının, İber Yarımadası’ndan sonra Fransa’ya sefer düzenlemesi Ortaçağ tarihinde çok mühim bir yer teşkil eder. Katolik Avrupa’nın batıdaki büyük krallıklarından biri olan Vizigot Krallığı’nın Müslümanlarca yıkılmasından sadece 21 yıl sonra İslam fetih hareketinin kuzeye yani Fransa’ya yönelmesi Hristiyan dünyası için tam bir felaketti. Bu yazıda İslam tarihinde çok mühim bir yere sahip olan Belâtu’ş-Şühedâ (Puvatya) Savaşı’nın destansı hikâyesini anlatacağız.

İslam Fetih Hareketi ve Moso b. Nasayr’ın Büylik ideali

Müslümanların durmadan ve yorulmadan devam ettirdikleri fetih programının çok daha iyi anlaşılabilmesi için dönemin şartlarını iyi tetkik etmek ve bununla beraber İspanyayı fetheden Târik b. Ziyâd’m komutanı olan Kuzey Afrika valisi Musa b. Nusayr’m büyük idealini bilmek gerekiyor. İslam Devleti’nin doğu hudutları 8 . yüzyılda Çin’e kadar uzanıyordu. Batıda ise Kuzey Afrika’dan sonra İspanya’mn ve daha sonra da Fransa’nın fethinin planlanması Müslümanların mahallî hâkimiyet fikrinden cihan hâkimiyeti fikrine intikal ettiklerini göstermektedir. Yine bununla beraber dönemin en büyük İslam komutanlarından biri olan Musa b. Nusayr’m İspanya üzerinden doğuya doğru gidip Kostantiniyye’yi fethettikten sonra Şam’a ulaşma projesi de Fransa’nın fetih programına dâhil edildiğini göstermektedir.

Avrupalılarca çizilen bir haritada İslamiyet'in yayılışı

Avrupalılarca çizilen bir haritada İslamiyet’in yayılışı

Endülüs’le Valiler Devri

İslamiyet’in nuruyla şereflenen nice memleketlerden sonra İspanya topraklarının da Müslümanların hâkimiyetine girmesi, fetihlerin artarak devam etmesini sağlamıştır. Fethedilen Endülüs’te adaleti, huzur ve asayişi gören gayr-i Müslim tebaanın İslam hâkimiyetini kısa sürede kabullenişi dolayısıyla Endülüs hızlı bir İslamlaşma devresine girmiştir. Endülüs Fatihi Târik b. Ziyâd’m ve komutanı Musa b. Nusayr’m Halife’nin davetiyle Şam’a dönmesinin ardından Endülüs, kimi zaman Halife ve Kuzey Afrika valilerinin kimi zaman da Endülüs ileri gelenlerinin atadığı valilerle yönetilmiştir. 731 yılında Kuzey Afrika valisi Ubeydullah b. Habab’m, Abdurrahman el-Gafıkî’yi Endülüs’e vali olarak tayin etmesiyle Endülüs’te yeni bir devrin ilk hamlesi gerçekleşmiş oluyordu.

Abdurrahman el-Gaflki’nın Valiliği

731 yılında Endülüs valiliğine atanan Abdurrahman el-Gafikî aslında bu vazifeye ikinci kez getirilmişti. Halife Ömer b. Abdülaziz tarafından Endülüs valisi tayin edilen Semh b. Malik’in 721 senesinde Tarrasone’de şehit edilmesinden sonra ordunun kumandanlığını üstlenen Abdurrahman el-Gafikî 2 ay sürecek olan ilk valilik tecrübesini yaşamıştı. Aradan geçen 10 yıldan sonra ikinci kez Endülüs valiliği vazifesine atanan Abdurrahman el-Gafikî’nin yüreğinde bitmek tükenmek bilmeyen bir cihâd ateşi yanıyordu. Abdullah b. Ömer’den hadîs-i şerîf rivayet eden ve tabiinden olduğu söylenen Abdurrahman el- Gafikî güzel huylu ve adaletten ayrılmayan bir devlet adamıydı. El-Makkarî’nin Nefhu’t’Tîb adlı eserinde cihattan asla geri durmayan, gece gündüz gazayı düşünen bir kimse olduğu anlatılmaktadır. Abdurrahman el-Gafikî, muhtelif bölgeleri ziyaret ederek halkla iyi ilişkiler kurdu. Yönetimi sırasında adaletli ve liyakatli kimselerden istifade etti. Hristiyanlara kiliselerini ve ellerinden alınan emlaklarmı geri verdi. Herkesin gelirine göre eşit miktarda vergi koyan Abdurrahman el-Gafikî orduyu yenilemiş, sınırları tahkim etmiş ve muhtemel bir isyan hareketine karşı her zaman hazır olarak beklemiştir.2

Abdurrahman el-Gafikî’nin en büyük hayali, Musa b. Nusayr’m düşüncesi olan Batı Avrupa’nın tamamını fethetmek ve sonrasında kuracağı büyük İslam ordularıyla batıdan Kostantiniyye’ye doğru çok büyük bir fetih hareketi başlatmaktı. Fakat kendisinden önce görev yapan valiler döneminde ortaya çıkan bazı içtimai problemler askerî seferlerin gecikmesine sebep olmuştu. Onun valiliği Endülüs tarihinde parlak bir dönem olarak kabul edilmektedir. Abdurrahman el-Gafikî kısa bir süre sonra, fetihleri devam ettirmek maksadıyla kuzey seferine çıkmaya karar verir.

El-Arcu’l-Kebire (Baole-Fraasa) Seteri

100.000 bin kişilik büyük bir orduyla Fransa seferine çıkan Endülüs valisi Abdurrahman el’ Gafikî Endülüs’ün kuzeyindeki hudut şehirlerinden biri olan Benblüne’ye vardı. Vizigot döneminde adı Pamplona olan bu şehir Pirenelerin batısında bulunmaktaydı. Hristiyan Frenk topraklarına düzenlenen büyük seferin ehemmiyetinin farkında olan Abdurrahman el’Gafiki Miladi 732 senesinde Boncesvalles geçidini geçerek Bordeaux’ya doğru ilerledi. Aqutaine Dükü Eudes’in kontrolünde olan Arles şehrini kuşatan Abdurrahman el’Gafiki şehri zorlanmadan fethetti. İslam ordularının Arles’i fethetmelerinden dolayı büyük endişe duyan dük, şövalye kuvvetleriyle Abdurrahman el’Gafikî’nin karşısına çıkmak üzere Garonne ve Dordogne nehirlerinin birleştiği bölgeye doğru yola çıktı.

Bordeaux’un Fethi

Abdurrahman el-Gafikî’den önce Semh b. Malik 721 yılında yine Pire neleri aşarak Septimania eyaletinin merkezi Narbonne’yi fethetmişti. Lâkin savaş meydanında karşısına çıkmaya cesaret edemeyen Aqutaine Dükü Eudes sefer dönüşü Semh b. Malik’e pusu kurarak onu şehit etmişti. Yıllar önce yapılan bu savaşın intikamını almak isteyen Abdurrahman el-Gafikî ile Aqutaine Dükü, Garonne’de karşı karşıya geldiler. Bu savaşta Eudes’in ordusu korkunç bir yenilgiye uğratıldı.

Güney Fransa’da cereyan eden bu savaş hakkında Târîhu Gazavâti’hArab adlı eserde şunlar anlatılmaktadır: “Bu savaşta Müslüman Arapların cesareti öyle bir noktaya ulaştı ki bazı Arap tarihçileri onları önüne çıkan her şeyi yerinden koparıp atan şiddetli bir rüzgâra veya kendisine çarpan her şeyi kesen bir kılıca benzettiler.”

2

İslam mücahitleri bu zaferden sonra kendilerinden çok daha emin bir şekilde Bordeaux’ya doğru ilerledi. Şehir ufak bir direniş ile ele geçirildi. Garonne hezimeti sonrasında kuzeye kaçan Dük Eudes Müslümanlara karşı tek başına duramayacağını anlayınca Frank Kralı Charles Martel’den yardım isteyecekti.

Aqutaine Dükü Eudes (Edward Oilier, 1890)

Aqutaine Dükü Eudes (Edward Oilier, 1890)

Puvatya Savaşina Doğru

Abdurrahman el’Gafikî ordusuyla beraber kuzeye doğru harekâtına devam etti. Önüne çıkan kale, şato ve şehirleri teslim aldı. Poitiers şehrini de zapteden İslam orduları bu şehrin yakınlarında bulunan Saint Martin katedralini de ele geçirdi. Katolik dünyası için bu katedral çok mühim bir yere sahipti. Hristiyanlar arasındaki anlaşmazlıklardan istifade eden el’Gafikî kısa sürede bütün Aqutaine’da kontrolü ele aldı. Garonne’de Müslümanlardan canını zor kurtaran Dük Eudes, Charles Martel’den yardım isteyerek, aksi takdirde bütün Fransa’nın İslam hâkimiyetine gireceğini söylemişti. Franklar bütün imkânlarını seferber ederek hazırlıklar yapmaya başladılar. Kral Charles Martel İslam ordularına karşı bütün Fransa’yı yardıma çağırdı. 2Franklar ve Cermenlerden oluşan kalabalık bir şövalye ordusuyla Tours şehrine hareket eden Charles Martel Katolik kilisesinin desteğini de arkasına almıştı. İslam ordusunun öncü birlikleri ve Frank ordusu Loire nehri civarında ilk kez karşı karşıya geldi. Abdurrahman el’Gafikî ordusunu Tours ve Poitiers arasındaki düzlüğe çekti ve savaş hazırlıklarına başladı. İslam ordusu Fransa’nın fethi için çıktığı bu büyük seferde Tours’a gelinceye kadar pek çok zorlukla karşılaşmıştı. Valilik merkezi Kurtuba’dan uzakta olunması sebebiyle en büyük sıkıntılardan birisi ordunun yiyecek içecek ve savaş aletleri gibi ihtiyaçlarıydı. Dönemin şartları düşünüldüğünde Hilafet merkezinden yaklaşık 10.000 km uzakta, ikmal problemleri yaşayan ve birçok şehit vermiş olan bir orduyu ayakta tutan hususiyeti Batılı tarihçiler yanlış şekilde değerlendirmişlerdir. İslam ordusunun ganimet için savaştığını söyleyen bu zihniyete karşı yine batılı ilim adamlarından İngiliz şair Southy şunları söylemektedir: “Sayılamayan topluluklar… Arap, Berberi, Acem, Kıptî ve Tatarlardan müteşekkil… Hepsi aynı bayrak altında toplanmışlar… Onları coşkun bir iman ve köklü bir asalet bir araya getiriyor. Ve onlar daima ileriye atılacaklar… Ta ki mağlup Garp, Şark gibi oluncaya kadar! Hz. Muhammed’in (s.a.v.) adına saygıdan dolayı baş eğinceye kadar! Mücahitlerin komuta ettiği ordular, tarif ettiğin gibi senin insanlarını battıkları cehaletten kurtarmak içindi… Onların içinde İslam şerefine ulaşmış Berberîler vardı. Onların içinde tevhîd dinine Azîz ve Hamîd olanın yoluna dönen Acemler vardı. Ve onlar muhakkak doğru din olan İslamiyet’e girmişler, zulüm ve karanlıklara isyan etmişlerdir. Ancak onların hepsi İslamiyet’in nurunda birleşmişler ve Hz. Allah’ın lütfuyla kardeş olmuşlardı. Onların (Müslümanların) derdi daha önce Şark’ı soktukları gibi Garb’ı da Yüce Allah’ın dinine sokmak, bütün beşeriyete, insanların gerçek ve tek olan ilahına baş eğdirmek ve Hz. Muhammed’in (s.a.v.) elçiliğini kabul ettirmek, onun güneşinin evlerinizin hepsine doğmasını sağlamak… Onlar sizin hidayetinizin pahası olarak ve sizi ateşten kurtarmak için canlarını Yüce Allah’a vermeye azmetmişlerdi…” Evlerinden ve ailelerinden çok uzaklarda Yüce Allah’ın dini olan İslamiyet için savaşan mücahitler Abdurrahman el-Gafikî’nin komutasında, Hristiyan ordusuyla Moussais-La- Bataille denen yerde karşı karşıya gelmişti.

Avrupa’nın Kaderi Bu Savaşta

Tours güneyi ve Poitiers ovasında iki ordunun karşı karşıya gelmesiyle Puvatya Savaşı (Belâtu’ş-Şühedâ, 10 Ekim 732) başlamıştı. İlk taarruzlarda Müslümanlar şiddetli hücumlarla Frankların ön safını yardılar. Ne var ki Frank ordusunun aldığı savaş düzeni bu başarının devamına izin vermedi. Franklar, saflarını dörtgen biçimde sıralamışlardı. Her bir saf aşıldığında arkasından bir diğeri geliyordu. Savaş günlerce devam etti. Savaşın çok şiddetli olduğu bir mahalde aslanlar gibi çarpışan komutan Abdurrahman el-Gafıkî yanağına isabet eden bir okla ağır yaralandı ve çok geçmeden şehid oldu. İslam ordusunun kumandanının şehid olduğu haberi bir anda bütün cephelere yayıldı. Buna rağmen Müslümanlar akşam karanlığına kadar çarpışmaya devam ettiler. İslam ordusunun komutanları, durum değerlendirmesi yaptılar ve geri çekilmenin daha uygun olacağım kararlaştırdılar. Askerler çok yorulmuş ve pekçoğu şehit olmuştu. Komutan Abdurrahman el-Gafikî’nin şehid edilmesi de derin bir üzüntüye sebep olmuştu. Bu vaziyet üzerine sabaha karşı İslam ordusu güneye doğru geri çekilmeye başladı.

2

Puvatya Savaşı Sonrası

Savaşı Puvatya Savaşı Ortaçağ için çok önemli bir hadisedir. Zira Müslümanlar bu savaşta Batı Avrupa’nın en büyük gücü olan Frank Krallığı ile karşı karşıyaydı. Eğer bu savaş Müslümanlar lehine gelişseydi ve Frank orduları mağlup edilseydi o devirde İslam ordularını Avrupa’da durdurabilecek başka bir güç kalmıyordu. Hristiyan kaynakları ve batılı tarihçiler Puvatya Savaşıyla ilgili tafsilatlı bilgiler vermektedirler. Hristiyanlar bu savaşı Katolik Avrupa’nın İslamiyet tehlikesinden kurtulduğu gün olarak tavsif etmektedirler. Oysa 711’de yapılan Vadi Lekke savaşıyla İspanya’yı fetheden Müslümanlar bölgeye refah, huzur ve asayiş getirmişlerdi. Yahudilerin altın çağ olarak nitelendirdikleri dönem de İslam hâkimiyeti altındaki Endülüs devridir. Müslümanların Fransa’daki bu mağlubiyetini İngiliz şairi Southy şu

Müslümanların Puvatya yolunda kolayca ele geçirdikleri Bordeaux günümüzde çok gelişmiş bir metropol

Müslümanların Puvatya yolunda kolayca ele geçirdikleri Bordeaux günümüzde çok gelişmiş bir metropol

şekilde değerlendirmektedir: “Bu derin yaranın sadece Müslümanların kalplerini erittiğini zannetme, onlara bazı Franklar da katılmışlardır. Onlar atalarının Poitiers’da Müslümanlara üstün gelmesini, insanlığın başına gelen büyük bir felâket, Avrupa’nın karşılaştığı büyük bir zarar ve medeniyetin uğradığı büyük bir musîbet olarak gördüler.” Belâtu’ş-Şühedâ (Puvatya) Savaşı hakkında yine bir Fransız dergisinde çıkan şu bölüm dikkat çekicidir: “Barbar Charles Martel’in ordusu Fransa’daki Müslüman Araplara galip gelmeseydi ülkemiz Ortaçağ’m karanlıklarına ve bataklıklarına düşmezdi. Din ve mezhep taassubunun dâhilî boğazlaşmalarıyla karşılaşmazdık…”

Abdurrahman el-gahhari ve askerlerini gösteren resim

Abdurrahman el-gahhari ve askerlerini gösteren resim

Endülüs, Endülüs…

Endülüs’teki îslam hâkimiyeti Puvatya Savaşı’ndan sonra da sağlam bir şekilde devam etti. 732 yılındaki Puvatya Savaşı’mn galibi olan Kral Charles Martel, yenilerek geri çekilen İslam ordusunu takip etmekten çekinmiştir. Müslümanların bu savaşı kaybetmeleri Endülüs’teki hâkimiyetlerine zarar vermediği gibi Abdurrahman el- Gafikî’den sonra göreve gelen diğer valiler de Fransa’ya akınlar düzenlemeye devam etmişlerdir. Fakat Abdurrahman el-Gafikî’den sonra yapılan fetihler sathî kalmış, sağlam bir neticeleri olmamıştır. Aynı zamanda Müslümanların Endülüs hâkimiyeti, Hristiyan İspanyollar ve Franklarla yaptıkları diğer savaşlarla beraber 1031 yılına kadar sağlam bir şekilde devam etmiştir. 11. yüzyıldan sonra İslam hâkimiyetindeki Endülüs’te ortaya çıkan en büyük mesele,asabiye problemi olmuştur. Endülüs’ün, Emevî hanedanlığına bağlı emirler tarafından 756’da ayrı bir devlet olarak yönetilmeye başlaması Endülüs tarihinde hiç şüphesiz en önemli geliş melerdendir. Endülüs medeniyetinin en büyük eserlerini Emeviler devrinde ı؛؟,ni eden Müslümanlar Endülüs’te siyasî ve askerî manada 1492’ye kadar hüküm sürmüşlerdir. Fakat ne yazık ki Müslümanların kendi aralarındaki İçtimaî problemler İslam fetihlerinin durmasına sebep olmuştur. Müslümanların siyasî birliğinin bozulmasıyla harekete geçen Hristiyan Ispanya Kralları Endülüs topraklarını birer harabeye çevirecek olan Re-Conquista (Yeniden Ele Geçirme) ideali ettaf،nda birleşmişlerdir. Tarihteki en büyük kıyımlardan biri olan Endülüs’ün yıkılışı çeşitli savaşlarla devam etmiş ve Hristiyan İspanya Kralı Ferdinand’ın Gırnata’yı işgaliyle sona ermiştir. Müslümanların 780 yıllık Endülüs hâkimiyetinden alınacak ibretlik şayfalar yaşayan tarihin içinde hala varlığını devam ettirmektedir…
Kaynaklar: ibn Haldûn, Târîhu ibn Haldûn, Beyrut 1971; P. K. Hitti, Siyasi ve Kültürel İslam Tarihi, (çev: Salih Tug), İstanbul 1989; Cari Brockelmann, İslam Ulusla™ ve Devletleri Tarihi, :ve؟( Neşet Çağatay), Ankara 1992; Işın Demirkent, “Franklar”, DİA, İstanbul 1996, XIII, 173; Istvan Deak, “Charles Martel”, Encyelopedia International, New York 1968, IV, 265; Hüseyn Mu’nis, Rıhletü’l’Endelüs: Hadîsu’l’Firdevs el’Mevûd, Cidde 1985; Hakkı Dursun Yılmaz, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, IV. Cilt, Endülüs Emevileri, İstanbul 1988; İsmail Hakkı Atçeken, “Fuvatya (Belâtu’ş-Şühedâ) Savaşı ve Etkileri üzerine Bir Araştırma”, Selçuk Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi, Yıl 1988, Sayı 8, s. 243; el’Makkarî, Nefhu’t’Tib min Gusni’l-Endelüsi’r-Ratîb, (nşr. M. Abdülhamid), l’X, Kahire 1949; İbnü’l’Esir, el’Kâmil ft’t’Târih, Beyrut, 1966, V; Butrus el’Büstânî, Me’âriku’l’Arab fiVŞark ve’l’Garb, Beyrut, 1987; E. Şekip Arslan, Târîhu Gazavâti’l’Arab; Hakkı Dursun Yıldız, “Abdurrahman el’Gafıkî”, DİA, I, s. 162; İbnu’l’Garazî, ^lem au’l’

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*