Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Avlu

avlu, bütünüyle ya da kısmen yapılarla ya
da yüksek duvarlarla çevrili, üstü açık alan.
Bilinen en eski zamanlardan beri bütün
uygarhklann mimarlığında görülen avlu,
çağlar boyunca birçok bellibaşlı yapının
karakteristik bir tamamlayıcısı olmuştur.
Dinsel, kamusal ya da özel pek çok yapıda
avlu bütün dünyada yaygın olarak kullanılmıştır.
Avlunun bilinen en eski örnekleri, İÖ 3.
binyılda Mezopotamya konutlannda görülen
küçük iç avlulardır. Bu tür avlular
Helenistik Dönem Yunan konutlannda aula
ya da peristil(*), Roma konutlannda ise
atrium(*) olarak adlandmlırdı.
Konut dışında, eski Sümer, Asur, Mısır
tapınaklannda avlular bulunduğu gibi, Antik
Çağın gymnasion ya da hamam türünden
büyük kamu yapılannda daha geniş ve
kolonadlarla çevrili avlular yer alırdı. Ortaçağ
Avrupa’sında avlu, manastırlarda, şatolarda,
hastane ve yüksekokullarda, saraylarda
vb bulunur ve içinde yer aldığı yapıya
göre değişik adlarla anılırdı.
Genellikle çimenle kaplı ya da bahçe
olarak düzenlenmiş avlular daha çok düşünmek,
çalışmak ve dinlenmek için kullanıldığından,
özellikle İngiltere’de manastırlann
ve daha sonralan bunlann eğitim kurumu
haline dönüşmesiyle oluşan yüksekokul ve
üniversitelerin aynlmaz bir parçası oldu.
İslam mimarlığındaysa, özellikle İran’da,
12. yüzyılda en yetkin hale gelen, dört
eyvanlı bir avlu şeması oluştu. Daha sonra
bu şema Mısır ve Anadolu’ya kadar yayılan
geniş bir alanda uygulandı. Önce Anadolu
Selçuklu, daha sonra da Osmanlı avlulannda,
gittikçe İran kökenlerinden uzaklaşarak
özgün çözümlere vanldı. Selçuklularda avlu,
birkaç örnek dışında, genellikle medreselerde
görülürdü. Osmanlılar ise revaklarla
çevrili cami avlulan yaptılar. Aynca büyük
camilerde, bu revakh iç avluyla birlikte
cami yapısını da içine alan, duvarla çevrili
büyük dış avlular bulunurdu.
Antik Çağda olduğu gibi, ortaçağ Avrupa’
smda ve İslam dünyasında da avlu, saraylann
aynlmaz bir parçasıydı. Saraylar bünyelerinde
genellikle birkaç avlu banndınrdı.
Saray avluları bazen, Topkapı Sarayı’nda
görüldüğü gibi, geniş bir alan ölçeğine ulaşır
ve sarayın mekânsal düzeninin ana belirleyici
öğesi olurdu.
Daha küçük ölçekli, varlıklı ve soylu sınıfa
ait konaklarda da avluya yer verilirdi.
Örneğin Tudor ve Elizabeth dönemlerinde
İngiltere’nin bellibaşlı bütün konaklannda
çoğunlukla bir ön avlu olur, bunun iki
yanında yapının öne doğru çıkıntı yapan
yan kanatlan bulunurdu. Fransa’daki büyük
konutlann çoğu da benzer biçimde planlanmıştı.
Ancak 17. yüzyıl sonlanna gelindiğinde
arkaya ahırlar, araba sundurmalan vb
kullanımlar için ikinci bir avlu eklemek
zorunluluğu doğdu; ön avlu ise onur avlusu
(cour d’honneur) oldu.
Avlu, çeşitli halklann konut mimarlığında
da varlığını bugüne değin sürdürdü. Örneğin
Arap konut mimarlığında avlu, Mezopotamya’daki
ilk örneklerden çok farklılaşmadan
süregeldi. Anadolu’da ise yer yer
“agul”, “agula”, “ağıl” , “avlag”, “yasak”,
“karaltı” adlannı da alarak Anadolu Türk
konutlannm vazgeçilmez bir parçası oldu.
Diyarbakır başta olmak üzere, Güneydoğu
Anadolu’da konut bugün de genellikle avlu
çevresinde örgütlenir. Ama batıya doğru
gidildikçe avlu, evin yüksek duvarlarla çevrili
küçük bahçesine dönüşür. Çiftliklerde,
ahır ve kümeslerin ortasında hayvanların
sulandığı ve çeşitli işlerin görüldüğü büyük
bir alan biçimindedir. Eski han ve kervansaraylarda
arabalann konduğu, eşyanın indirilip
yüklendiği, konaklayanların gereksinimlerini
karşılayacak çeşme, mescit, kahve
vb’nin yer adığı ortadaki alana da avlu
denir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.