Yazar Arşivi: Kursistem Moderator

FETİH GÜNÜNDE ADAKLARLA İLGİLİ BÂZI SUALLERİN CEVAPLANMASI

MEKKE’NİN fethi, müslümanlar arasında çok büyük bir değer taşıyordu. Bunun için bir kısım mü’minler Resûlüllah’ın Mekke’yi fethi halinde adaklar adamış, sadakalar va’d etmişlerdi. Nitekim hicretin sekizinci senesinde Mekke’yi fetheden Nebiyy-i Ekrem Efendimiz Harem-i Şerifte iken bir zat geldi. Bâzı müşkülleri olduğunu söyleyerek suallerini sordu. Biri şöyleydi. Diyordu ki: – Ya Resûlâllah, siz Mekke’yi fethederseniz ben gidip Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’da namaz ...

Devamını Oku »

HIRKA-İ SAÂDET ŞAİR KÂ’B BİN ZÜHEYR’E NASIL VERİLDİ?

GATAFAN kabilesine yakın bir yerde Müzeni kabilesi vardı. Bu kabilede bir âile bütünüyle şâirdi. Hem de hatı­ rı sayılır şairlerdi. Baba Züheyr, büyük oğlu Ka’b, küçük oğlu Büceyr.. Bunlar cahiliyye devrinde zemmettiklerini yere geçirir, medhettiklerini de göğe çıkarırlardı. Baba Züheyr iyi niyetli, güzel düşünceli kâmil bir şâ­ irdi. Dâima ehl-i kitap insanlarla oturup kalkar, elde nüshaları bulunan eski semavî kitapların ...

Devamını Oku »

ŞÂİR ABDULLAH BİN ZİBARI’NİN HİDÂYETE ERİŞİ

MEKKE’NİN fethi sırasında kanı heder edilenlerden airi de, müşriklerin belli başlı dayanaklarından biri olan {üfür şâiri Abdullah bin Zibarî idi. Abdullah fevkalâde tıvrak şiir ve fesahati ile şüpheye düşen müşriklere cesa•et ve celâdet telkin eder, İslâm düşmanlıklarını körüklenerek küfürde devam etmelerini temin ederdi. Mekke’nin fethi sırasında bu yüzden demi heder edienlerden biri de Abdullah bin Zibarî olmuştu. Yanına hazret-i Ümmühâni’nin ...

Devamını Oku »

ABDULLAH BİN SAAD’IN PİŞMANLIĞI VE PEYGAMBERİMİZ TARAFINDAN AF EDİLİŞİ

Müslümanlara vaktiyle etmediklerini bırakmayanlar, Mekke’nin fethi sırasında kaçacak yer arıyor, ashabın merhamet ve şefkatine itica etmek için vesileler bulmaya çalışıyorlardı. İşte bunlardan biri de hayatından bahsedeceğimiz şu Abdullah bin Saad’dı. Abdullah bin Saad, önce Müslüman olarak hicret edip Resûlüllah’ın yakın alâkasına mazhar olmuş, hattâ vahiy kâtipliğine bile lâyık görülmüştü. Nebiyy-i Ekrem Efendimiz onu dâima yanında bulundurur, gelen âyetleri ona da ...

Devamını Oku »

SÜHEYL BİN AMR’IN İSLÂM’A GİRİŞİ

ARAB’IN cin fikirlilerinden biri de Süheyl’di. Süheyl, hem söz söylemesini bilir, hem de fikir imâl etmesine akıl erdirirdi. Nitekim Süheyl’i, İslâm’dan önce ve sonra bu vasıflarıyla tanımaktayız. İslâm’a girmeden önce Bedir Savaşında esir düşmüş, onun ne kadar müessir sözler söylediğini bilen Hazret-i Ömer: – Ya Resûlâllah, izin ver de Süheyl’in ön dişlerini sö­ keyim, bir daha aleyhinizde müessir konuşma yapma ...

Devamını Oku »

SAFVAN BİN ÜMEYYE’NİN İSLÂM’A GİRİŞİ

MEKKE’NİN fethedildiği günde Resûl-i Ekrem Hazretleri bâzı şartlarla af ilân etmiş, ancak bu aftan İslâm’a bü- ^oık zararlar vermiş olan bâzıları istisna kalmışlardı. Safhan da bunlardan biriydi. Nitekim verdiği zararları bir bir düşünen Safvan, dönüş yapamayacağını kabûl ederek kurtuluşu kaçmakta bulmuş, Ashab ordusu Mekke’ye girerken o da Cidde’ye doğru çöle açılmıştı. Niyeti, Cidde’de bineceği bir gemiyle Yemen’e gitmek, Resûlüllah’ın ülkesinden ...

Devamını Oku »

HÂTEM-İ TAÎ’NİN OĞLU ADİYY’İN İSLÂM’A GİRİŞİ

YEMEN’DE meşhur bir kabile vardı. Adına Tayy deniyordu. Bu kabile, hicretin 8. senesinde Müslüman olmadan ölen cömert insan Hâtem’le meşhur olmuştu. Tayy kabilesi Yemen’den kalkıp Hicaz sınırları içindeki geniş Necid çölünde istilâ ettiği münbit yerde ikamete başlamış­ tı. Gittikçe çoğalan kabilenin adamları, Hicaz’a, Şam’a kadar dağılıp kol atmışlardı. Ne yazık ki, Tayy kabilesinin tapmaya devam ettiği Fülüs putu çölün ortasındaki ...

Devamını Oku »

EBÛ CEHİL’İN OĞLU İKRİME

MEKKE’NİN fethi gününde Resûlüllah Hazretleri istisnalarla umumî af ilân etmişti. Bu aftan istisna edilenler içinde İkrime de vardı. İkrime, bildiğiniz gibi Ebû Cehil’in oğluydu. İslâm’a husumet ve düşmanlıkta babasıyla birlik olmuş, babasının Bedir’de öldürülmesiyle de yerine kendisi geçecek kadar ileri gitmişti. Nitekim yaptıklarını bir bir hatırlayınca Mekke’nin fethi sırasında selâmeti Habeşistan’a doğru kaçmakta buldu. İkrime’nin karısı Ümmü Hakîm ise onunla ...

Devamını Oku »

Ebu Zerr’in Oğlunun Şehid,Hanımının Esir Edildiği (Gabe Gazası)

GÄBE, Medine’ye yakın Şam yolu üzerinde ağaçlık bir otlağın adıdır. Resûlüllah’ın hâzineye âit develeri burada otlar, sağılan bu develerin sütü alınıp Medine’ye getirilir. Resûlüllah’a, diğer ihtiyaç sahiplerine taksim edilirdi. Bahsinde bulunacağımız hâdise sırasında da, Resû- lüllah’ın hazine develerinden yirmi kadarı yine burada otlatılıyordu. Çobanlığı Ebû Zerr’in oğlu ile Abdurrahman bin Avfın hizmetçisi Rebah yapıyordu. Hicretin altıncı yılının Rebiülevvel ayında bir ...

Devamını Oku »

İslam Düşman Mülevvah Oğullarına Baskın

RESÛLÜLLAH Aleyhisselâm, Hudeybiye anlaşmasından sonra çevresine eğilme fırsatı bulmuş, düşmanlıkları­ nı hiç bir zaman ihmal etmeyen kabilelerle sulh yolunu denemek istemişti. Ancak, bunlardan bazıları sulh yoluyla bir anlaşma yapmaya yanaşırken, bazıları da düşmanlıklarında ısrar ederek savaşmayı tercih etmişlerdi. Bunlardan biri de Medine ile Mekke arasındaki Kudeyd vadisinde oturan Ben! Mülevvahlardı. Benî Mülevvahlar Resülüllah’a karşı girişilen savaşların çoğunda fiilen bulunmuş, Müslümanları ...

Devamını Oku »

Umeyr Bin Veheb in İslama Girişi

BEDİR harbinden sonraki günlerde Mekke müşriklerini büyük bir kin ve intikam duygusu istilâ etmişti. Bedir’de öldürülen adamlarının, hâtıralarını tekrar ederek kin ve gazaplarını her geçen gün şiddetlendirirlerdi. Nitekim amca çocukları olan Umeyr bin Veheb ile Safvan bin Ümeyye de bunlardandı. Yine bir gün Kâbe’nin yanındaki Hicir’de oturmuş, Bedir’de ölen yakınlarının hâtıralarını konuşup dururlarken, Safvan duyduğu kinin derecesini şu cümlelerle ifade ...

Devamını Oku »

Dıman Bin Salebe

MEDİNE yakınlarındaki Benî Bekir kabilesini bir müddetten beri söylentiler huzursuz ediyordu. Medine’de peygamber olduğu söylenen zatın günden güne tâbilerinin çoğaldığı, Müslümanların her geçen gün sayılarının artıp büyük bir kitle meydana getirdikleri rivayetleri onları iyice meşgul etmeye başlamıştı. Nihayet kabilenin ileri gelenlerinden bir hey’et seçip Dımam bin Sâlebe’yi de baş­ kan tayin ederek Medine’ye gönderdiler. Bakalım hey’etin tedkik ve tesbiti ne ...

Devamını Oku »

Mekkeli müslümanların medine’ye ilticasını önleyen madde nasıl kadırıldı?

  HUDEYBIYE anlaşmasından sonra Mekke’de hapsedilmiş vaziyette bekleyen gizli Müslümanlar’da, yeni bir akın başladı. Her biri, birer ikişer kaçıp Medine’ye geliyor, müşriklerin baskısından kurtulmaya çalışıyordu. Bunlardan biri de Ebû Basîr’di. Ebû Basîr, gizlice Medine’ye gelmiş, Resûlüllah’a iltica etmişti. Ne var ki, peşini takibeden iki müşrik de üç gün sonra Medine’ye gelmiş, Resûlüllah’tan Ebû Basîr’i istemişlerdi. Resûlüllah Hazretleri, Ebû Basîr’i çağırarak ...

Devamını Oku »

Hudeybiye Anlaşması Nasıl İmzalandı ?

HİCRETİN altıncı senesinde Resûl-i Ekrem Efendimiz gördüğü bir rüyada, Kâ’be’yi tavâf ederken, ashabını da tavaftan sonra tıraş olurken görmüştü. Resûlüllah’ın rü­ yası aynen vâki olacağından, ashabını toplayan Efendimiz onlara gördüğü rüyayı ve Kâ’beyi tavâf edeceklerini müjdeledi. Bunun üzerine (1400) kadar ashabıyla Kâbe’yi tavâf edip umre ibadetini yapmak üzere yola çıkan Resûlüllah, civardan bâzı kabileleri de bu sefere dâvet etmişse de ...

Devamını Oku »

Meşhur Cengaver Dü’sur’un Peygamberimize Suikasd Teşebbüsüm

HİCRETİN üçüncü yılının Rebi’ülevvel ayındaydı. Medine’ye gelen haberler pek sevindirici değildi. Söylentiye göre arabın meşhur cengâverlerin Dü’sur, çevresindeki Benî Salebe ve Benî Muharib kabilesinden topladığı savaşçılarla Medine’ye baskın yapmak üzere yola çıkmıştı. Düsur, bir gece ansızın şehri basacak, habersiz yakaladı­ ğı Müslümanları kılıçtan geçirip, mallarını ganimet, canlarını da esir alarak sıvışıp gidecekti!. Resûlüllah, Dü’sur’un bu teşebbüsünü ciddi bir tehlike olarak ...

Devamını Oku »

Kaynuka Yahudilerinin Medine ‘den Kovulmaları

MEDİNE’NİN Âliye denilen nahiyesinde oturan Benî uka yahudileri, kuyumculukla uğraşırlardı. Bunlar zengin, hem de cesurdular. Kaleleri muhkem, insanutkundu. Ne var ki, hiç de hoşlarına gitmeyen İslâ- t gittikçe yayılıyor, büyüyüp gelişiyordu. İşte Bedir sı da cereyan etmiş, Müslümanlar muzaffer olmuş- Demek ki, İslâmiyet bu zengin ve kuvvetli Kaynuka dilerini de. bir gün te’siri altına alacaktı, iunun endişesini duyarlarken Resûlüllah Hazretleri ...

Devamını Oku »

Resulüllah’ın Yakasına Sarılarak Bağıran Yahudi Alimi

MEDİNE’DE İslâm gittikçe yaygınlaşıyor» âlimi, cahili hemen herkes Resûlüllah’ı konuşuyordu. Zeyd bin Su’ne de bu konuşanlardan biriydi. Yahudilerin hem zengin, hem de Tevrat’ı en iyi bilen âlimleri olan Zeyd, aylardır inceleme yapmış, Resûlüllah’m Tevrat’ta yazılı olan sıfatlarının hepsini de O’nda tesbit etmişti. Ancak bir mes’ele vardı zihninde. Onu da kesin olarak tesbit ederse vesvese bitmiş, iman etmesine mani kalmamıştı. Bu ...

Devamını Oku »

Ayın İkiye Bölünmesi Mucizesi

PEYGAMBERLİĞİN onuncu yılındaydı. İtiraz ve inkârlanna devam eden Mekkeli müşriklerden Ebû Cehil, Muğıre, Âs… gibi şımarık kimseler Resûlüllah’ı susturmak için akla hayale gelmedik oyunlara başvuruyor, imkânı dışında isteklerde bulunuyorlardı. İşte böyle bir istek ve ısrarlarını da Mina’da toplu halde iken yaptılar. Resûlüllah’a yaptıkları teklif şöyle idi: – Madem ki Allah seni kendisine Peygamber seçmiş, emirlerini tebliğe me’mur tayin etmiştir. Söylediklerin ...

Devamını Oku »

HUSAYN İLE İMRÂN

MEKKE müşrikleri putlarına söz söylenmesini istemiyor, çevrelerini de putçuluğa davetten geri kalmıyorlardı. Resül-i Ekrem Hazretleri ise putçuluk inancı yüzünden kızlarını diri diri gömmekten geri durmayan bu müşriklerin putlarına olan bağlılığını kırmak için putların zarar ve fayda veremeyeceklerinden söz ediyor; akıllı, mantıklı insanların puta tapmayacağını anlatmakta ısrar ediyordu. Buna kızan müşrikler bir gün toplanıp büyükleri olan Husayn’a geldiler. Teklifleri şöyleydi: – ...

Devamını Oku »

ZEKÂT YOK, CİHAD YOK, CENNETE NASIL GİDECEKSİN?

BEŞÎR Basra’da yerleşmiş saf bir insandı. İslâm’ı işitmiş, ancak muhtevası hakkında bir fikre varamamıştı. Bir ara Medine’ye geldi. İşlerini görüp dönmek üzere iken: – Şu, ismi dillerden düşmeyen adama da bir uğrayayım, bakayım iddiasının mahiyeti nedir? dedi. Müsait bir fırsat bulunca Resûlüllah’ın huzuruna girdi. Efendimiz: – İsmin nedir? diye sordu. – Nezîr, diye cevap verdi. Peygamberimiz bundan memnun olmadı. Çünkü ...

Devamını Oku »