Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Yazar Arşivi: akın utlu

ZÜBDE-İ KÂİNAT KÂMİL İNSAN

İyi bilinmesi gereken bir mevzu vardır ki, o da “Kâmil insan” meselesidir. Esasen ‘insan’ denen âlem, büyüklüğünün derece ve nisbetini bilse, o yüceliği korumak için azami gayret gösterir ve bu derece alçalmazdı. Allah (c.c.), ‘insan sırrı’ nı anlayanlardan eylesin. Bilelim ki, “Kâmil İnsan”, Abdulkerim Ciylî’nin dediği gibi: “Hem Hakk’ın, hem de halkın mukabilidir”. Kâmil insan, bütün âlemleri kendinde toplayan âlemdir. ...

Devamını Oku »

MA’RİFETULLAH

İlk emri “Oku”, Rabb’ınm adı ile oku! olan İslâm’ın ilme verdiği değeri ne İlâhî, ne beşerî dinler ve ne de beşerî sistemler verebilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de bu mevzu ile ilgili birçok âyet ve Peygamber Efendimiz’in birçok hadisi vardır. İlmin, İslâm âlimlerine göre yirmiden fazla şubesi tesbit edilmiştir. Bir insanın bütün bu sınıflarda en mükemmel bir şekilde malumat sahibi olması mümkün değildir. ...

Devamını Oku »

ZİKİR

İnsanın dünya sahnesine çıkarılışının gayesi, şüphesiz ki, Cenab-ı Hakk’a (c.c.) kulluktur. Kulluğun zirvesi de nefsin tezkiyesi, Yaratıcı ile insan arasındaki bütün mania ve perdelerin aradan kalkmasıdır. İnsan, ister farketsin, ister etmesin; ister inansın, ister inanmasın bütün hayatı bu ana gaye sayesinde anlam kazanır. İnanan, kulluk yolunu benimseyen insan, kendisine takdim edilen plân-proğrama uyarak, gittikçe mesafeyi kısaltır ve yönü daima zirveye ...

Devamını Oku »

TASAVVUF ve MİSTİSİZM

Zamanımızda, bazı çevrelerce, tasavvufla mistisizm karıştırılmakta; tasavvufun mistisizmle aynı olduğu veya bunların birbirlerinden ilham aldığı intibaları yaygınlaşmaktadır. Meselenin mahiyetine nüfuz edebilenler, ehl-i basiret bilir ki, tasavvufla mistisizm, istinat ettikleri doktrin, kâinat ve hayat görüşleri itibarıyla tamamen farklı menbalardan kaynaklandıkları gibi; mânâ, menşe ve mahiyet olarak da apayrı mefhumlardır. Tasavvufun çeşitli mistisizm tasniflerinden birine sokulması, vahim bir hata olduğu gibi, söz ...

Devamını Oku »

İSTİKAMET

Beşerin fıtratında mevcut bir ihtiyaç olan “Hakk’ı arayış” , ilâhî programa göre yönlendirilmezse insanın bâtılı tercih edip yaşaması tabiî bir sonuç olur. O bakımdan, hayata gelişinin gayesi “Hakk’ı aramak ve bulmak” olan insafım; kendini bu âleme gönderenin ilâhî programını bilmesi, bulması ve yaşaması şarttır. Bu durumda insanın hatırına “Bu İlâhî program nedir?” diye çok haklı bir soru gelebilir. Bu soruya ...

Devamını Oku »

İSTİKAMET

Beşerin fıtratında mevcut bir ihtiyaç olan “Hakk’ı arayış” , ilâhî programa göre yönlendirilmezse insanın bâtılı tercih edip yaşaması tabiî bir sonuç olur. O bakımdan, hayata gelişinin gayesi “Hakk’ı aramak ve bulmak” olan insafım; kendini bu âleme gönderenin ilâhî programını bilmesi, bulması ve yaşaması şarttır. Bu durumda insanın hatırına “Bu İlâhî program nedir?” diye çok haklı bir soru gelebilir. Bu soruya ...

Devamını Oku »

HAK YOLCULUĞU

Varlık âleminden geçip, ‘Mutlak Varlık’a varmak için yapılan yolculuğa ‘Seyr-i Sülük’ denir. Vahdet şerbetini içmiş büyüklerin ifadesiyle, ^varlığı yoklukla neticelemeyi gaye edinmiş yolculuk”tur. Sâlik, elini verdiği zatın terbiyesinde varlığından soyunmak kararı ile bü seyre (yolculuğa) başlar. “Zât tecellisine ermekle yolculuk kemâle erer. Aranılan budur. Bulunan “Mutlak Varlık”la, varlıklar unutulur. Bu işin sonunda emir alınıp tekrar bu âleme dönmek gerekirse, “geldiğin ...

Devamını Oku »

HAK YOLCULUĞU

Devamını Oku »

KÜTSAL HASRET ve VÜSLAT

.Şimdi iyi dinle. Denileni tut ye .unutma. Unutur ihmal edersen, başladığın yeraeft tekrar edersin. .Halbuki sen yolcusun, yürümen gerek. Bu yolda çeşitli manialar olur. Onlara gözün takılmasın. Boş sözlerden kulağını sakındır. Aksi halde öyle bir zaman gelir ki artık geriye,dqnüş,olmaz. Sonra… Evet sonra hoş sesler duyarsın, güzel işaretler alırsın. “Ben sizin Rabb’mız değil miyim?” 3 Bu ses ile bu âyetteki ...

Devamını Oku »

RUH NEYİ ARIYOR ?

Ruhların, madde kalıbına girmeden evvel yaratıldıkları bir gerçektir. Murad-ı İlâhi böyle zuhur etmiş ve insan evvela mânâ (ruh) cevheri olarak halk edilmiştir. Bu varlığa ilk hitap, “Ben sizfn Rabb’ınız değil miyim?” dir Böylece güzellerin güzeline, gerçeklerin gerçeğine, canların canına kara sevda, bu seyir zevkinde başlamıştır. Bu öyle bir sevda ve muhabbettir ki, madde âleminde “hayır sen yoksun, ben varım” diyerek ...

Devamını Oku »

BESMELE İLE BAŞLAMAK

Her iş ve her hususta, başlarken Allah’a sığınmak müzminin güzel vazifelerindendir. Bu durum Tuyuzât-ı İlâhiye’yi kesbe de vesiledir. Allah’ın tecelli ve füyuzâtına mani olan herşeyden Allah’a sığınmak da ‘İstiaze’dir. İş ve söze Besmele ile başlamak, ‘Mârffetullah’a da vesiledir. Şeytan, fitne ve fesadını icra ederek mü’minin kalbini istilâya çalışır. Bu, onun tabiî ve aslî vazifesidir. Bu sebeple istıâzeyi ihmal etmek en ...

Devamını Oku »