Yazar Arşivi: akın utlu

Mirac

Peygamberimize şerefli bir gecede bahşedilen ilâhı tecellilerin, hitapların ve iltifatların herbiri sonsuz bir kıymeti haiz olmakla beraber, dinin direği olan namazın bunlar arasında ayrı bir yeri vardır. Zira; “Namaz mü’minin mi’râcıdır”. Mi’râc lügatte; “yükseğe çıkma aracı” demektir. İsrâ ise, “gece yolculuğu” manasmdadır. Mi’râc mucizesi, Hicretten birbuçuk yıl evvel Mekke’de, geceleyin vuku bulmuştur. Peygamberimiz, bir gece Mescid- i Haram’dan alınarak Mescid-i ...

Devamını Oku »

KUR’AN ve SÜNNETE TABİ OLMANIN ZARURETİ

Her devirde olduğy gibi, bugün de, insanlığın çözüp üstesinden gelemediği sayısız problemleri, sıkıntıları, bunalımları vardır. Bu da bir İlâhi düzenlemedir ki, beşer kendi güçşüzlüğünü, acizliğini görsün, kendisini tanışın. Kurtuluşunu kerıdi güçsüzlüğünde, zaaflarında değil de, daha bir üst iradede, Rabbinde arasın. Böylece, Rabbinin ona uzattığı ipe (Kur’ân a) tutunarak, gösterdiği istikamette yürüyebilsin. Bu noktada hemen hatırlatalım ki, tarih; beşerî zaafların meydana ...

Devamını Oku »

BİRLİK ve TEMEL UNSURLARI

Her zaman konuşulup yazıldığı gibi günümüzde daha çok ele alman meselelerin başında “birlik ve beraberlik” gelmektedir. Hemen her yerde en büyük temenni olarak ortaya atılır ve herkese açık davetiyeler çıkarılır. Netice, maalesef ortadadır ve temenni olmaktan öteye geçmemiştir. Hatta bazen bu temenni de ulaşılmaz bir ufuk çizgisi gibi bir çoklarını ümitsizliğe düşürmektedir. Hemen belirtelim ki, bu durum istenilen şey ile ...

Devamını Oku »

GÖNÜL YOLCULUĞU

Yeryüzüne Allah’ın halifesi olarak gönderilen insan, fevkalâde meziyetlere, hârikulâde üstünlüklere sahiptir. Bir âyet-i kerimede “Biz insanı cn güzel surette yarattık” buyrulmakla bu hakikat ifade edilmektedir. Gerçekten de madde ve mânâsı ile Ekmel olan insanın beden kalıbı içinde öyle fevkalâde hasletleri ve meziyetleri vardır ki, bu hususiyetleri ve vasıfları diğer mahlukatta bulmak mümkün değildir. Bunların başında ruh cevheri gelir. Ruh, insanın ...

Devamını Oku »

KAVGALARIN MENŞEİ

İnsanoğlunun tabiat sahnesine çıkışından zamanımıza kadar birçok müesseseleri oluşturduğu ve geliştirdiği muhakkaktır. Fertler içtimâî, iktisâdî, hukukî, ahlâkî…. meselelerini veya müesseselerini devletlerin şahsında temsil etmeğe başlamasından sonra varlıklarını devlet olarak sürdürmeyi esas kabul etmişlerdir. Her millet ebedilik fikrini fertlerine aşılamayı başlıca vazife telâkki etmiştir. Toplumları ayakta tutan en kuvvetli âmil inançlarıdır. Gerek maddede, gerekse mânâda toplumlarda görülen sanat, kültür, teknik v.s. ...

Devamını Oku »

İSLÂM DAVETÇİSİNE NOTLAR

Bugün üzerinde durulan mevzulardan en mühimi davet metodudur. Zira bu mevzu yüzünden gerek iç gerekse dış uyumsuzluklar zuhur etmiş, mü’minler haklı veya haksız birbirine husumet etmeye başlamışlardır. Mü’minler kardeş olmaları gerekirken birbirlerine bu denli muhalefet etmeleri büyük bir hata veya yanlış olsa gerektir. Bu yanlış o kadar büyük boyutlara vardı ki, metod farklılığından dolayı ortaya çıkan bazı teferruat farkları sanki ...

Devamını Oku »

MA’RUFU EMR, MÜNKERİ NEHY (Emr-i bi’I-Ma’ruf, Nchy-i ani’l-Müiıker)

, İlâhî dinlerin gayesi, insanı, tek olan Allah’a (c.c.) kul etmektir. Allah’ı tanıtmak ve O’na kul olmayı sağlamak. İslâm dininin de gayesi budur: Allah’a (c.c.) iman ve kulluk. İnanan mü’mine düşen vazife, iman hakikatlerine ters düşmemek, bu ulvî hakikatlerin gereğini yerine getirmektir. Aksi takdirde,‘inandım’ demenin bir faydası olamaz. Cenab-ı Hakk’m, kullarından yapılmasını istediği bir çok dini hususlar, yapılmasını men ettiği ...

Devamını Oku »

İLİMDEN ASIL MAKSAT

Kur ân-ı Kerim’de Peygamberimiz’e ilk hitap, “Oku, seni yaratan Rabbinin adıyla!..” şeklindedir. Bu İlâhî emir, insanların hayata geliş maksatlarını açıkça ortayakoymaktadır. Bu maksat; insanın ilim ehli olması, buna bağlı olarak da kendini yaratan Rabbini tanımış olmasıdır. Kur ân-ı Kerim’de ve Peygamberimiz’in hadis-i şeriflerinde ilme ve âlime büyük rütbe ve mevki verildiği açıkça vurgulanmaktadır. Nitekim bir âyeti kerimede Cenâb-ı Hak: “De ...

Devamını Oku »

VESİLE VE ŞEFAAT

Cenâb-ı Hakk’ m (c.c.) insanı yaratmasındaki gaye, kendini ona tanıtmaktır. İnsanın da gayesi; hem Allah’ın (c.c.) emri olduğu için, hem nimetlere şükür babından, hem de bizzat kendi kurtuluşuna giden tek yol olduğu için Allah’a (c.c.) kayıtsız şartsız kul olmaktır. İnsanlık tarihi boyunca gelmiş geçmiş yüzbinlerce peygamber, hesabı rakamlarla ifade edilemeyecek kadar çok sayıda veli ve mürşid, hep insanları Allah’a (c.c.) ...

Devamını Oku »

VESİLE

İslâm akaidine göre mümkünün (varlığı da yokluğu da imkan çerçevesinde olan yaratılmış varlık, mahluk) vücut bulmasında yaratıcı, yalnız Cenâb-ı Vâcibu’l-Vücud’dur (kendi kendine kâim, varlığı zaruri ve şart olan). Fâil-i hakiki, mutlak olup, ‘tek’tir. O bakımdan Allah’tan (c.c.) başka fail aramak küfürdür. Bu temel hükümden sonra bir temel kaide de şudur: Mümkünün vücud bulmasında fâil-i hakiki olan Cenâb-ı Hak, zatını gizlemek ...

Devamını Oku »

KERAMET MESELESİ

“Keramet, tabiatta câri kanuna aykırı olarak vuku bulan ilâhı bir fiildir. Tâ ki, kul, itaatkârlığın meyvesini tanısın ve dininin hak olduğuna dair basiret ve inancı artsın”75. Nureddin es-Sâbûnî (r.h.) ‘el-Kifaye’ adlı kitabında kerâmet bahsini şöyle bitirmiştir: “Tabiat kanununu bozan hadise dört nevidir. Mucize: Meydan okuma (Tehaddi) ve nübüvvet iddiasıyla beraber peygamberin elinde zuhur eden şeydir. Kerâmet: Şeriat’a bağlılık ve takva ...

Devamını Oku »

VELAYET ve İRŞAD

İnsanla yaratıcısı arasındaki ilk münasebet Bezm-i Elest’le (Ezelî Misak) birlikte başlamış ve tekrar buluşmak ahdi ile çıkılan esrarengiz yolculuğun çıkış noktası da yine Bezm-i Elest olmuştur. Dünya ve mülk âlemi, bu esrarengiz yolculuktan umulan gayenin gerçekleşmesi için gerekenler icra edilmek üzere hazırlanmış bir sahnedir, bir imtihan salonudur. Kurân-ı Kerim’detopraktan yaratıldığı59 bildirilen insana, bu maddî-cismanî yönüyle dünyaya uyum sağlama, mülk âleminin ...

Devamını Oku »

FERDİ ve CEMAAT HALİNDE ZİKİR

İbadet ve taatle arzulanan gayeye şüphesiz ki ferdî gayret ve çaba ile erişilir. Fakat kemâl mertebesine varmamış veya bidayetteki sâlik için bazı yardımcı unsurlara ihtiyaç vardır. İlâhi okumak, devran dönmek, sema yapmak İlâhî sevgi ve ruhî vecdi artırdığından, ferdin, zikir meclislerine devam ederek bu yardımcı faktörlerden yararlanması gerekir. Kendisine tarif edilen virdlerini her gün kendi başına tamamladıktan sonra, fırsat buldukça ...

Devamını Oku »

ZİKİR

İnsanın dünya sahnesine çıkarılışının gayesi, şüphesiz ki, Cenab-ı Hakk’a (c.c.) kulluktur. Kulluğun zirvesi de nefsin tezkiyesi, Yaratıcı ile insan arasındaki bütün mania ve perdelerin aradan kalkmasıdır. İnsan, ister farketsin, ister etmesin; ister inansın, ister inanmasın bütün hayatı bu ana gaye sayesinde anlam kazanır. İnanan, kulluk yolunu benimseyen insan, kendisine takdim edilen plân-proğrama uyarak, gittikçe mesafeyi kısaltır ve yönü daima zirveye ...

Devamını Oku »

MÜSAMAHA

İtidalin koruyuculuğu altında, istikamet üzere hedefe ilerleyen kurtuluş fırkasının üyesi gerçek Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mensuplarının davranışlarına yansıyan, yansıması gereken yüce bir haslettir, müsamaha. Zihinleri taassubdan, söz ve davranışları tefrikaya yol açmaktan, ortaya konan hayırlı hizmetleri bencillik tehlikesinden kurtaracak, karamsarlık ve su-i zan bulutlarını dağıtacak, hüsnüniyet ve gerçek kardeşliğin aydınlık ortamına, berrak sahiline ulaştıracak ölçü, müsamahadır. İyiliği emretmek, kötülükten vazgeçirmeğe çalışmakla ...

Devamını Oku »

ÂDEM’DEKİ TECELLİ

İnsan, yaradılmışların ekmeli. İnsan, yaradılmışların eşrefi. Allah’ın yeryüzündaki halifesi34 İnsan, nebi ve veli. İnsan, zübde-i kâinat O, bütün bu üstün makam ve sıfatlara, eğer kâmil ise sahip oluyor; şayet değil ise, zelil… Allah’ın (c.c.) yeryüzünde yarattığı insandan istediği de ‘ekmel’ ve ‘eşref olmasıdır. O, eşref-i mahluk olduğu için; Hak, ilk insanı peygamber seçti, ekmel eyledi. İlk insan Âdem (a.s.), ilk ...

Devamını Oku »

PEYGAMBERİN (s a v) MEZHEP ve MEŞREBİ VAR MIYDI ?

İstesek de istemesek de kabul etmek mecburiyetindeyiz ki, insanların düşünceleri çeşitli sebeplerden dolayı birbirinden farklıdır. İnsanların ilgisini çeken çeşitli faktörlerin ayrı ayrı olması, mizaç ve kaabiliyetlerinin değişik bulunması, ilim ve kültürlerinin birbirine nisbetle çok veya az olması… gibi faktörler insanların farklı düşünmelerine sebep teşkil etmektedir. İnsanların bu farklı düşünceleri nedeniyle ihtilâfa düşmeleri de tabiîdir. Her insan, meseleleri kendi istek ve ...

Devamını Oku »

TASAVVUF ve MİSTİSİZM

Zamanımızda, bazı çevrelerce, tasavvufla mistisizm karıştırılmakta; tasavvufun mistisizmle aynı olduğu veya bunların birbirlerinden ilham aldığı intibaları yaygınlaşmaktadır. Meselenin mahiyetine nüfuz edebilenler, ehl-i basiret bilir ki, tasavvufla mistisizm, istinat ettikleri doktrin, kâinat ve hayat görüşleri itibarıyla tamamen farklı menbalardan kaynaklandıkları gibi; mânâ, menşe ve mahiyet olarak da apayrı mefhumlardır. Tasavvufun çeşitli mistisizm tasniflerinden birine sokulması, vahim bir hata olduğu gibi, söz ...

Devamını Oku »

ZÜBDE-İ KÂİNAT KÂMİL İNSAN

İyi bilinmesi gereken bir mevzu vardır ki, o da “Kâmil insan” meselesidir. Esasen ‘insan’ denen âlem, büyüklüğünün derece ve nisbetini bilse, o yüceliği korumak için azami gayret gösterir ve bu derece alçalmazdı. Allah (c.c.), ‘insan sırrı’ nı anlayanlardan eylesin. Bilelim ki, “Kâmil İnsan”, Abdulkerim Ciylî’nin dediği gibi: “Hem Hakk’ın, hem de halkın mukabilidir”. Kâmil insan, bütün âlemleri kendinde toplayan âlemdir. ...

Devamını Oku »

MA’RİFETULLAH

İlk emri “Oku”, Rabb’ınm adı ile oku! olan İslâm’ın ilme verdiği değeri ne İlâhî, ne beşerî dinler ve ne de beşerî sistemler verebilmiştir. Kur’ân-ı Kerim’de bu mevzu ile ilgili birçok âyet ve Peygamber Efendimiz’in birçok hadisi vardır. İlmin, İslâm âlimlerine göre yirmiden fazla şubesi tesbit edilmiştir. Bir insanın bütün bu sınıflarda en mükemmel bir şekilde malumat sahibi olması mümkün değildir. ...

Devamını Oku »