asonans

asonans, ölçülü koşukta, sonu farklı ünsüzlerle
biten sözcüklerdeki vurgulu ünlülerin
yinelenmesi (örn. tat-bak). Baştaki ünsüzlerin
farklı, sondaki ünlü ve ünsüzlerin ise
aynı (örn. gül-bülbül) olduğu uyaktan ayrılır.
“Anasına bak, kızını al” gibi sözlerin
etkisi asonanstan gelir. Bir şiir sanatı olarak
iç asonans, aliterasyon (baştaki ünsüzlerin
yinelenmesi) ve konsonans (sondaki ya da
ortadaki ünsüzlerin yinelenmesi) ile birlikte,
dizenin dokusunu zenginleştirir. Bazen,
Ahmet Haşim’in aşağıdaki dizesindeki gibi,
tek bir ünlünün yinelendiği de olur:
“Rûhumda bugün zulmet-i pür-girye
onundur” (“Hazân”).
İki ya da daha çok ünlüyü yineleyerek bir
müzik etkisi yaratılmasına Tevfik Fikret’in
şu dizeleri örnek verilebilir:
“Yiyin, efendiler, yiyin; bu hân-ı iştihâ
sizin;
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar
yiyin!” (“Hân-ı Yağma”).
Dize sonundaki asonans, La Chanson de
Roland’da ve 12. yüzyıl öncesinde, Fransız
şiirinde henüz uyağın kullanılmadığı dönemde
yazılmış şiirlerde görülür. Asonans,
İspanyol ve Portekiz şiirinin temel özelliklerinden
biridir. İngiliz şiirindeki geleneksel
baladlarda da sık sık, ama gelişigüzel ya da
kendiliğinden oluşmuş biçimde asonans görülür.
Bunun dışında, 19. yüzyıl sonuna ve
20. yüzyıla değin İngiliz şiirinde asonans
bilinçli olarak çok az kullanılmıştır. 19.
yüzyıl sonunda Gerard Manley Hopkins ve
Wilfred Owen’in uyak yerine asonansa
başvurması, W.H. Auden, Stephen Spender
ve Dylan Thomas gibi 20. yüzyıl
şairlerini etkilemiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.