Âsâr-ı Atika Nizamnamesi,

Âsâr-ı Atika Nizamnamesi, Türkiye’de
eski yapıtların hukuksal durumunu düzenleyen
23 Nisan 1906 tarihli nizamname. .
Osmanlı Devleti’nde eski yapıtların bir
hukuksal düzenleme konusu olması, ilk kez
Tanzimat Döneminde güncellik kazanmış,
bunların korunmasına ilişkin ilk düzenleme
de 1858 tarihli Ceza Kanunnamesi’nin 133.
maddesinde yer almıştı. Bu hüküm yalnızca
kutsal ve anıtsal yapılara girişilecek saldınlan
cezalandırmaktaydı.
375 Asarum
1850’lerde müzecilik hareketi başladığı
zaman, eski yapıtların korunmasını sağlayacak
ciddi düzenlemelerin eksikliği iyice belli
oldu. Bununla birlikte ilk eski yapıtlar
mevzuatının ortaya çıkması için 1868’e değin
beklemek gerekti. 1868’de konan ve altı
maddeden oluşan ilk Âsâr-ı Atika Nizamnamesi,
taşınmaz eski yapıtlan yeterince
düzenlemediği gibi, bunların tümünü kapsayacak
bir hukuksal rejim kuramamış ve
koruma önlemlerini de öngörmemişti.
1874’te kabul edilen ikinci Âsâr-ı Atika
Nizamnamesi, birincisinden daha aynntılı
ve tutarlı olmakla birlikte, taşınmaz eski
yapıtların düzenlenmesinde gene yetersiz
kaldı, koruma konusunda da sağlam bir
sistem kuramadı. Müze müdürü Osman
Hamdi Bey’in ön ayak olmasıyla hazırlanan
ve 21 Şubat 1884’te yürürlüğe konan üçüncü
Âsâr-ı Atika Nizamnamesi, bir öncekine
göre daha aynntılı hükümler içeriyor ve
hem eski yapıt kavramının belirlenmesi,
hem de bunların korunması konusunda
daha köktenci ve kararlı bir yaklaşım ortaya
koyuyordu. 23 Nisan 1906’da yürürlüğe
konan dördüncü ve sonuncu Âsâr-ı Atika
Nizamnamesi ise, bugünkü eski yapıtlar
mevzuatının temelini oluşturdu ve Eski
Eserler Kanunu’nun kabul edildiği 1972’ye
değin yürürlükte kalarak bu konudaki en
uzun ömürlü düzenleme oldu.
Bu nizamname 1. maddesinde eski yapıtın
oldukça aynntılı ve sayma yöntemiyle belirlenen
bir tanımını yapmıştır. Nizamnameye
göre özel kişilerin ve toplulukların elindeki
arazide bulunan eski yapıların tahribi ya da
bunlarda değişiklik yapılması yasaktır. Elindeki
eski yapıt niteliğindeki binayı koruyamayan
özel kişinin mülkiyeti kamulaştınlır.
Kazılarda bulunan eski yapıtlar devlete
geçer. Bunların yurt dışına çıkanlması kesin
olarak yasaktır. Nizamname, koyduğu yasaklara
aykırı davrananlar için de hak
yitirme, tazminat ve para cezaları gibi
yaptırımlar öngörmüştür.
Anayasa Mahkemesi 6 Temmuz 1965 tarihinde
aldığı Âsar-ı Atika Nizamnamesi’nin
hukuksal niteliğine ilişkin kararında (RG.
4.11.1965), bu nizamnamenin TC Ana^asası’nda
öngörülen tüzük niteliğinde bir işlem
olmayıp, yasa sayılması gerektiği belirtilmiştir.
Bu karara göre “… Âsâr-ı Atika
Nizamnamesi’nin yürürlüğe girdiği günde
Meclis-i Mebusan süresiz kapatılmış, böylece
yasama ve yürütme erki, devleti temsil
eden padişahın elinde toplanmış ve onun
iradesi kanun kudretinde bulunmuştur.
Yüksek iradenin onayı ile yürürlüğe konan
ve o günden beri uygulanagelen bu nizamnamenin
yasa niteliğinde olduğunun kabulü
gerekir.” ı
Âsâr-ı A tika\ Nizamnamesi’nin, eski yapıtlann
tahribi ve yurt dışına çıkanlması
konusunda kesin yasaklar getirmiş olmasına
karşın, ne yazık ki yürürlükte kaldığı sürede,
özellikle Osmanlı Döneminde, eski
yapıt tahribi ve yurt dışına yapılan kaçakçılık
sürüp gitmiştir. Özellikle irade-i seniyelerin,
yüksek değerde eski yapıtlann yurt
dışına kaçınlmasında büyük payı olmuştur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.