Arkadlı Avlu

arkadlı avlu (İngilizce: cloister), genelükle
bir manastır kilisesine ya da katedrale, kimi
zaman da din görevlilerinin oturduğu yapılara
bağlanan, dört yanı üzeri örtülü geçitlerle
çevrili mekân. Terim dar anlamıyla,
merkezinde arkadlı avlusu olan yollan ya da
geçitleri, daha genel anlamda din görevlilerinin
evlerini, geniş kapsamı içinde de
dinsel amaçlarla kapanılan yerleri tanımlar.
Bir arkadlı avlu, genellikle bir manastırda
çevresinde belirli yapılann dizildiği, bu
yapılar arasında bağlantı sağlayan alandır.
Ortaçağdaki yerleşik uygulamada arkadlı
avlular ya Benedikten ya da Cistercium
tarzında düzenlenirdi. Benedikten tarzındaki
arkadh avlunun bir yanında kilise, öbür
yanında yemekhane yer alır, böylelikle dua
edenlerin mutfağın koku ve gürültüsünden
uzak kalması sağlanırdı. Papazlar meclisi
binası, yanında yer alan öteki bölümlerle
birlikte arkadlı avlunun doğu kenanna yerleştirilirken,
burasımn üst katı tümüyle
yatakhanelere ayrılırdı. Batı kenarında ise
genellikle erzak depoları ile kilercinin oturduğu
odalar bulunurdu.
Cistercium tarikatı manastırlanndaysa arkadlı
avlunun batı kenarında genellikle iki
katlı domus conversorum (manastırda yatıp
kalkan rahiplerin kaldıkları odalar) bulunur,
alt katta gündüz odaları ve atölyeler,
üst katta yatakhane yer alırdı. Yapılar
olabildiğince çok güneş almaları için kilisenin
güneyine yerleştirilirdi. Arkadlı avlu
manastırdaki etkinliklerin merkeziydi. Burada
gençler eğitilirlerken yaşlılar da araştırmalannı
sürdürürlerdi. Batıdaki geçit,
resmen değilse de geleneksel olarak eğitim
yapılmasına aynlırdı. Öteki geçitler, özellikle
de kiliseye bitişik olan, daha yaşlı
keşişlerin çalışmalan için aynlır ve bu
amaçla, çoğu zaman önlerinde girintili pencereleri
olan küçük çalışma nişleri yapılırdı.
Arkadlı avlu, özellikle kötü havalarda beden
eğitimi ve genel eğlenceler için kullanılırdı.
Ortasındaki alanla geçit kenarlanndaki
mezarlara ölülerin gömülmesi geleneği
de vardı.
Daha büyük manastırlarda genellikle birden
fazla, çoğunlukla da revirle bağlantılı
olan (örn. Westminster Abbey ve Canterbury),
bazan da mutfağa ve öteki hizmet
alanlanna geçiş sağlayan ikinci bir arkadlı
avlu olurdu. Bu avlular Lincoln, Salisbury
ve Wells katedrallerinde olduğu gibi dinsel
eğitim yapmayan okullarla da bağlantı sağlardı.
Eton ve Winchester’m yanı sıra,
Oxford’daki New College ve Magdalen
Çollege’ın da arkadh avluları vardı.
İlk arkadlı avlular, genellikle eğimli ahşap
çatılı açık arkadlar dan oluşurdu. Bu arkadlı
avlu türünün yerini İngiltere’de genelde
camsız pencereler dizisi aldı. Ama bu
pencerelerin Gloucester’daki gibi bazen
camla örtülüp kemerli bir gezinti yerini
aydınlattığı da olurdu. Güney ülkelerindeyse
standart avlular açık arkadlı olanlardı.
Bu türden açık arkadlı avlulann bulunduğu
yerler arasında, Güney Fransa’da Arles’daki
Saint-Trophîme, İspanya’daki Santo Domingo
de Silos ve Lizbon yakmlanndaki
Belem Manastın sayılabilir. Bunlann hepsi
de heykel süslemeleriyle ünlüdür.
Bununla birlikte açık arkad, gelişmesinin
doruğuna İtalya’da ulaştı. Bunun en yetkin
örneklerinden biri II. Dünya Savaşı’nda
onanlamayacak ölçüde yıkılan Piza’daki
Campo Santo’dur. Arkadlı avlunun, her
biri bir kilisenin orta nefi kadar geniş ve
yüksek dört galerisinin iç duvarlan Erken
Rönesans freskleriyle kaphdır. Rönesans
arkadlı avlusunun en güzel örneğini, Roma’-
daki Santa Maria della Pace’deki iki katlı
açık arkadlanyla Donato Bramante vermiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)