Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Antartika

AntartikaEkran Alıntısı

Antarktika
Dünyanın beş kıtasından biri. Güney yarıkürede yer alan,gerek yükseltisigereksürekli kar ve buz örtüsü nedeniyle yeryüzündeki en soğuk iklimin gözlendiği Antarktika’nın, % 2-3’ü dışında tamamı buz örtüsüyle kaplıdır ve bu örtü çevre okyanuslara da yayılır. Bütünüyle erişe, denizlerin düzeyini dünyanın her yanında 60 m’den çok yükseltecek bir boyuttadır. Yaz aylarında nüfusu birkaç binden, kış mevsiminde yalnızca birkaç yüz bilim adamı ve yardımcı personele (en büyüğü Ross adasındaki McMurdo’da bulunan yarı
nüfuslu bir kentti. XIX. yy’a kadar Anadolu eyaletine bağlı olan kent, bu yüzyılın ikinci yarısında yeni kurulan Konya vilayetine bağlandı. 1913’te bağımsız bir mutasarrıflık oldu. XX. yy’ın başında Antalya kenti, çevresiyle birlikte İtalyanlar tarafından işgal edildi (28 Nisan 1919). Yaklaşık 2 yıl kadar süren bu işgal 1 Haziran 1921’de İtalyanların kenti boşaltmalarıyla sona erdi. GÜNÜMÜZDE ANTALYA Cumhuriyet döneminin hemen ilk yıllarında Antalya ilinin merkezi olan Antalya’nın nüfusu, 1927 sayımında 12 481 ‘di. 1950’ye kadar pek hızlı artmayan ve 30 000’i bulmayan (1950’de 27 515) nüfusu, o tarihten sonra hızla artarken, kent de yer yer ayakta kalmış surların dışına doğru her yönden genişlemeye başladı. Günümüzde kenti denizden ayıran yarlar iki yanda iki büyük kumsalla kesintiye uğrar: Batıda, kent yakınındaki Konyaaltı plajı; doğuda, kent merkezine 11 km uzaklıkta Lara plajı. Parklarını ve caddelerini süsleyen palmiyelerle güzel bir görünüşü olan kentin eski çekirdeğini, surların içindeki dar sokaklı alan oluşturur (son yıllarda bu kesim onarılarak, turistik amaçla kullanılmaya başlanmıştır). Kale dışına taşan yeni kesimse, geniş caddeleri, bahçeli evleri, çok katlı büyük iş hanları ve turistik büyük otelleriyle son derece modern görünümlüdür. Genişleyen kentin nüfusu da buna paralel olarak artmış ve ilk olarak 1975’te 100 000’i aşmış (130 774), 1990’da 400 000’e yaklaşmıştır (378 208). Bu gelişmeye, doğal olarak sanayi gelişmesi eşlik etmiştir: Daha çok dokuma, yağ, ambalaj malzemesi, un ve konserve fabrikaları; ferrokrom sanayisi

Ekran Alıntısı
bir alçak alan oluşmuştur. Antalya ovası adı verilen bu ova, batı yarısında dik yalıyarlarla başlayarak basamaklar halinde yükseldikten sonra, gerideki dağların eteklerinde, 200-300 m yükseltide son bulan bir “traverten taraçası” dır. Doğu yarısıysa bir alüvyon ovası görünümündedir. Antalya ovası dışında ilin en önemli düzlüğü, Teke yarımadasının orta kesiminde yer alan Elmalı ovasıdır. İlin kıyı kesimlerinde tipik Akdeniz iklimi görülmekle birlikte, bu iklim yüksek ve deniz etkisinden uzak kesimlerde az çok değişikliğe uğrar. Tipik Akdeniz iklimine örnek olarak Antalya meteoroloji istasyonunun verileri alınabilir. Bu istasyonun uzun süreli gözlemlerine göre kışın da sıcaklık pek azalmaz. En soğuk ay ortalaması 10 °C’ın altına düşmez (uzun süreli ortalamalara göre 10,1°C). Sıcaklığın sıfır derece altına düşmesine ender rastlanır: Günümüze kadar kaydedilen en düşük sıcaklık -4,6!°C’tır(5.2.1950’de). Don olayı da pek görülmez (yılda ortalama 1,5 gün kadar); geç başlar ve kısa sürer. Yapılan araştırmalara göre – 5°C 23 yılda bir, -10°C’sa ancak yüz yılda bir görülmektedir. Antalya’da yazlar uzun sürer ve çok sıcak geçer. En sıcak ay ortalaması 28,2°C’tır;- yazın sıcaklığın 44,6l0C’a ulaştığı da kaydedilmiştir (24.8.1958). Bu koşullar altında şiddetli bir buharlaşma olur ve yağışların zaten yaz mevsiminde yok denecek kadar az olmasından (Antalya’da yıllık tutarı 1 068 mm olan yağışın yalnızca yüzde 1,5’u yaz mevsiminde düşer; öteki mevsimlerin yağış payı kış için % 66, ilkbahar için % 16, sonbahar için % 16,5’tur) dolayı, büyük!bir su eksikliği ve sulama gereksinmesi doğar. Yukarıda sözü edilen iklim koşullarının tümü ancak dar kıyı şeridinde geçerlidir. İlin büyük kesimini oluşturan yüksek yayla ve dağlar, sürekli kar örtüsüyle kıyıdan bütünüyle farklıdırlar. Ormanların kapladığı alanın bütün yüzeye oranı bakımından Antalya, başta gelen illerimizden biridir. Bununla birlikte, burada da ormanlar büyük ölçüde yokedilmiştir. Geniş alanlarda orman bütünüyle ortadan kaldırılmış, varlığını ancak ulaşılması güç, yerleşme oranı az yerlerde koruyabilmiştir. Sözgelimi, Eskiçağ’da çok yaygın olan ve değerli kereste sağlayan sedir ormanları, günümüzde çok az yer kaplamaktadır. İlin orman bakımından en yoksul kesimleri, tarım etkinliklerinin en çok, nüfusun en sık, yerleşmelerin en eski olduğu Antalya ovası üçgeninde yer alır. Teke yöresinin iç kesimleri de orman bakımından yoksuldur. Antalya ilindeki ormanlar, uzun yaz kuraklığına uymuş bitki türlerinden oluşur. Doğal bitki örtüsünün 500-700 metreye kadar çıkan ilk bölümünde, makiler yer alır. Daha yukarılarda kızılçam, karaçam ve sedir gibi büyük ağaçlar çoğunluktadır. İlin akarsuları Toroslardan çok sert eğimlerle inen ve bir yandan yağışlarla, öte yandan da karstik yeraltı sularıyla beslenen çaylardan oluşur. Doğudan batıya doğru Kalandıran, Dim, Karpuz, Manavgat, Köprüsü, Aksu, Düden ve Boğa çayları bunlardan başlıcalarıdır. Bu akarsular karstik kaynaklarla beslendikleri için, yaz mevsiminde de yataklarında bol su taşırlar. Sözgelimi, Manavgat çayının yazın taşıdığı su miktarı, büyük bir ırmak olan Sakarya’nın taşma devresinde taşıdığı su miktarından fazladır. İlin kalkerli kesimlerinin sularıysa, “düden” adı verilen oyuklardan yeraltına akar ve büyük bir olasılıkla Akdeniz’e ulaşırlar. Antalya ili, yeraltı akarsuları, yeraltı gölleri ve mağaralarıyla da turist çekmite dağlarında yer alır. 1 800 – 2 000 m arasında değişen buz dorukları taşıyan geniş bir sırt İdari Komite dağları ile Ellsvvorth dağları yakınındaki yükseltileri birleştirir. 2 000 m’den biraz yüksek, daha küçük bir buz bölgesi de Antarktika yarımadasında yerjalır. Antarktika’nın ana kayaç topografyası yalnızca dolaylı olarak bilinir. Byrd İstasyonu’nda açılan ilk sondaj kuyusu (1 530 m yükselti) 29 Ocak 1968’de 2 164 m’ye
ulaşmıştır. Buz kalınlığıyla ilgili ilk ölçümler Kraliçe Maud Toprağı’nda sismik yansıtma ve kırılma yöntemlerini kullanan C. de Q. Robin tarafından yapılmıştır (1951- 52). Günümüze kadar toplanan veriler, Antarktika’nın doğusunda, deniz düzeyinin yüzlerce metre altında, Antarktika dağlarının batısında ve dağlara paralel uzanan Wilkes asbuzul havzasının varlığını ortaya koymuştur. Kutup havzası, Güney kutbundan Kraliçe Maud Toprağı’na kadar uzanır. Gamburtsay dağlarının ortasında 3 000 m’nin üstünde bir ana kayaç yer alır. Doğu Antarktika’nın geri kalan kesiminde ana kayaç topografyası, 1 000 m’den deniz düzeyinin biraz altına kadar çeşitlilik gösterir. Buna karşılık, batı Antarktika’daki ana kayaç yüzeyinin çoğu, deniz düzeyi ile 1 000 m arasındadır ve çöküntülerde deniz düzeyinin 3 000 m altına düşer. Kaya yüzeyi yükseltilerinin 1 000 – 3 000 m arasında değiştiği sıradağlarda, doruklar buz yüzeyinin üstüne çıkar. En önemli sıradağlar Marie Byrd Toprağı’ndaki ve Eights kıyısındaki dağlar ile Horlick dağlarından Ellsvvorth dağları yoluyla Antarktika yarımadasına uzanan düzensiz dağ sırasıdır. Antarktika’nın en yüksek noktası Sentinel dağlarındaki Vinson kütlesidir (5 140 m). Buzun ortalama kalınlığının (2 000 m) kabaca 0,28 katı olan ortalama 560 m’lik ağırlığı, toprakları çökertmiştir. Buzlar kaldırılabilse, topraklar yükselir ve Doğu Antarktika’nın büyük kesimi, deniz düzeyinin üstüne çıkardı; ama bu durumda Batı Antarktika’nın büyük bölümü de sığ bir deniz olurdu. Uluslararası Yerfiziği Yı- lı’na kadar (1957-58), dağların çoğu hâlâ, tanınmıyordu. Günümüzdeyse, yüzey çalışması yapılmasa da önemli kaya çıkıntı bölgelerinin tümünün havadan fotoğrafı çekilmiştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.