Ankara’da SELÇUKLU MİRASI ARSLANHANE Camii

Ankara’da SELÇUKLU MİRASI ARSLANHANE Camii

 

11. yüzyıldan başlayarak Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Türkler, doğuda Ermeni ve Gürcü yapıları, güneydoğuda Eyyubi, Orta ve Batı Anadolu da Roma ve Bizans eserleriyle karşılaşmışlardır. Bunların hiçbirinin ahşap direkli camilerle ilgisi ve benzerliği yoktur. Bu tipin Anadoluya Türklerle geldiğini ve daha önce yaşadıkları bölgelerdeki yapılardan esinlenmelerle geliştiğini söyleyebiliriz…

Arslanhane Camii kuzey girişi ve zaviyesi (1930)

Arslanhane Camii kuzey girişi ve zaviyesi (1930)

1

Ahi Şerafeddin Camii, Ankara Samanpazarı’nda, kale surları yakınında Arslanhane Mahallesi ndedir. Caminin kuzeydoğusundaki Ahi Şerafeddin Türbesinin dış duvarındaki arslan heykellerinden dolayı Arslanhane Camii olarak da anılmaktadır. Arslanhane (Ahi Şerafeddin) Camii, ahşap sütunları, bindirme tekniğiyle yapılmış tavanı, ahşap minberi ve alçı mihrabıyla Ankara’daki Selçuklu eserlerinin en ihtişamlısıdır. Camide, bânisini ve yapım tarihini net olarak belirten herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Buna karşılık yapının ahşap minberindeki kitabe, caminin II. Gıyaseddin Keykavus oğlu Mesut zamanında H. 689 /M. 1289-90 yılında Ahi Şerafeddin’in babası Hüsameddin ve amcası Hasaneddin tarafından yapıldığını belirtmektedir. Anadolu’da 1270-80’lerden itibaren Müslüman esnafların müesseseleştirdigi Ahilik teşkilatı Ankara’da güçlüydü. Ahi teşkilatı, çeşitli cami ve mescitleri de yaptırmaktaydı. Anadolu’nun Müslümanlaşmasmda Ahi dervişlerinin büyük rolü vardı. Ahi Şerafeddin (Arslanhane) Camii’nin Ankara’da 13. yüzyıl sonunda güçlenmeye başlayan Ahi teşkilatının mensuplarından Ahi Şerafeddin adına yapıldığı anlaşılmaktadır. Cami, güneyden kuzeye doğru yükselen, eğimli bir arazide yer alır. Yapının genelinde devşirme ve moloz taş kullanılmıştır. Yapının doğu ve batı cephelerinde bulunan kapılarını çevresinde ve minaresinde ise tuğla yer almaktadır. Dikdörtgenler prizması biçiminde ve sade bir yapı olarak inşa edilen cami kuzey doğu köşesinden yükselen bir minareye sahiptir. Caminin biri dogu yönünde, diğeri batı yönünde ve sonuncusu da kuzey yönünde olmak üzere üç adet kapısı bulunmaktadır. Doğu ve batı kapıları ile doğrudan harime (iç mekâna) ulaşılırken, arazinin eğimli yapısı nedeniyle kuzey kapısından kadınlar mahfiline geçilmektedir. Kuzey kapısının daha süslü ve daha görkemli yapısının olması, buranın hünkâr mahfili olarak da kullanılmış olabileceğini düşündürmektedir. Arslanhane (Ahi Şerafeddin) Camii, Anadolu’ya özgü, ah$ap direkli Selçuklu camilerinde sık görülen uzunlamasına plan düzeninde çok sayıda taşıyıcı ayaklarla oluşturulmuş beş dikey sahınlı bir şemaya sahiptir. Orta şahın yan sahınlardan daha geniş ve yüksek olarak düzenlenmiştir. Harim bölümünde yer alan ahşap sütunlar altışar adet olarak dört sıra halinde dizilmiştir. Bu ahşap sütunlar birbirlerinden farklı Roma dönemine ait devşirme tas sütun başlıkları ile oıfianmaktadır. Tavan sistemi genel anlamı ile sahınları belirleyen ve çatının yüklerini sütunlar yardımı ile taşıyan ahşap hatıl kirişleri ile bir üst kademede bunlara dik yönde sıralanmış kirişlerden oluşmaktadır. Anadolu’da benzeri olmayan mihrap, gerek çini ve alçının birlikte kullanılması, gerek üslup ve gerekse alçı isçiliği bakımından, 12. -13. yüzyıl İran’daki Büyük Selçuklu geleneğine bağlanmakta ve minber ile birlikte Miladi 1290 tarihinde yapılmış olduğu kabul edilmektedir.

1

1930 yılında, Hisar'dan Ankara ve Arslanhane Camii ile Türbesi

Arslanhane (Ahi Şerafeddin) Camii, ahşap sütunları, bindirme tekniğiyle yapılmış tavanı, ahşap minberi ve alçı mihrabıyla Ankara daki Selçuklu eserlerinin en ihtişamlısıdır

Arşlanhane Camii’nin cevizden yapılmış minberi devrinin en başarılı örneklerindendir. Selçuklu devrinin tipik özelliklerini yansıtan minber iyi durumda orta boy bir örnektir. Şerefe ve külah kısımları yenilenmiştir. H. 689 (1289-90) tarihini veren minber kitabesi caminin yeniden yapılış (onarım) devrini belirlemektedir. Minberin yan aynalıkları ve şerefe altı Selçuklu döneminin ünlü geçme tekniği olan kündekarinin başarılı bir taklit örneğidir. Ankara Arslanhane Camii’nin minberiyle kıyaslanabilecek kaliteli bir örneği sadece Beyşehir Eşrefoglu Camii’nde bulmaktayız. Bu “kündekari” minber, devrinin en başarılı örneklerindendir. 11. yüzyıldan başlayarak Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Türkler, doğuda Ermeni ve Gürcü yapıları, güney-doğuda Eyyubi, Orta ve batı Anadolu’da Roma ve Bizans eserleriyle karşılaşmışlardır. Bunların hiçbirinin ahşap direkli camilerle ilgisi ve benzerliği yoktur. Bu tipin Anadolu’ya Türklerle geldiği ve daha önce yaşadıkları bölgelerdeki yapılardan esinlenmelerle geliştiğini söyleyebiliriz. Cami mimarisinde ilk örneklerin Medine’de Hz. n؛’rebmagyeP (s.a.v.) evinden geliştiğini biliyoruz. Kerpiç duvarlarla çevrili bu avlulu evin içindeki gölgelik, hurma ağacı gövdelerinden sütunlar ve dallarla yapılmıştı. Bu sistem 7. yüzyılın ilk yarısında Arabistan’da inşa edilen camilerde uygulanmıştı. Mısır’da, İran’da, Orta Asya’da bu lip camiler yapıldığı sanılmaktadır.2

Orta Asya’da İslamiyet¡ kabul eden Türk boylarının çok direkli çadırlarda namaz kıldıkları ve bu seyyar camilerin daha sonraki cami mimarisini etkilemiş olması mümkündür. Prof. Dr. M. S. Andreyef tarafından 1915 yılında Tacikistan bölgesinde Oburdan’da bulunan en eskisi 10. yüzyıl sonlarına ait olan ve halen Taşkent Müzesi’nde sergilenen ahşap oymalı sütunlar bu geleneğe işaret etmektedir. Arap yarımadasından kaynaklanan, muhtemelen Orta Asya’nın süslü çadır geleneğiyle daha güçlenen ahşap direkli cami yapma geleneği Orta Asya’dan Anadolu’ya göçen Türkler tarafından yeni yurda getirilmiş ve yeni bir gelişme göstermiştir. Türkmen çadırlarının oymalı ve süslü direkleri çadırın en önemli öğesi olarak kabul edilmiştir. Moğolların çadır direğini kâinatın ekseni ve güç sembolü olarak kabul ettiklerini biliyoruz. Sonuç olarak; Ankara Arslanhane Camii, Orta Asya geleneğini sürdüren, Anadolu mimari sentezinin çok ilginç ve başarılı bir örneğidir.

1
Kaynaklar: [1] Prof Dr. Gönül ÖNEY, Ankara Arslanhane Camii. Kültür Bakanlığı Yayınları/l 125, Ankara-1990. [2] Dr. Bekir ESKİCİ, Ankara M ihrapları. Kültür Bakanlığı Yayınları/2578, Anka- ra-2001. [3] OTO_DORN. K., Seldehukische Holzsaulenmoschee- en, Aust der Welt der Kunst. S.69. [4] M.Z. Oral, Anadolu’da Sanat Değeri Olan Ahşap Minberler, Vakıflar Dergisi, Ankara-1962, s:53. [5] Cumhuriyetin Başkenti, Ankara Üniversitesi Yayınları, Ankara-2008.

3

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)