AMERİKAN RÖNESANSI

Amerikan romantik akımı adı da verilen Amerikan rö- nesansı, 1830’lu ve 40’lı yıllarda Amerikan edebiyatı­ nın olgunlaşmasıyla başladı, ve 1850’li yıllarda iyice serpilip gelişmesiyle sona erdi. 1830’lu yıllarda Ralph Waldo Emerson ilk kez Nature (Doğa, 1835) adlı denemesiyle ortaya attığı «aşkıncılık»ın sözcüsü olarak öne çıktı. Concord’da (Massachusetts) onun çevresinde toplanan ve aşkıncılar olarak bilinen grupta Bronson Alcott, Margaret Fuller, Theodore Parker ve Dial dergisinin (1840-44) yayınlanması sırasında Emerson’a katılan William Ellery Channing vardı. Emerson’ın, «insanlar, din sonrası birTanrı eşdeğeri olan üstün ruha katılmaları sayesinde birleşir» inancını paylaşıyorlardı. Emerson’a göre her birey kendini bilme, kendine güvenme sayesinde ve doğa düşüncesiyle yükselme yolunu bulacaktı. Henry David Tohreau, Emerson’un fikirlerini uygulamaya koymaya en çok yaklaşan kişi oldu. Concord, Massachusetts’teki Walden Gölü’nde aralıklı iki yıl ge­ çirdikten sonra Walden or Life in the Woods’u (Walden ya da Ormanda Yaşam, 1854) yazdı. Thoreau bu kitapta doğayı natüralist bir felsefecinin bakış açısından gözleyerek, insanlığın sessiz umutsuzluğu ve doğal dünyanın üstün tesellisi üzerine düşünmüştür. Leaves of Crass (Çimen Yaprakları, 1855) adı altında yayınladığı şiirlerinin ilk baskısını ona adayan Walt Whitman da Emerson’a karşı en az bu ölçüde bir borçluluğun bilincindeydi. Whitman’in şiiri sağlam bir aşkıncı öğreti taşı- yorduysa da gene onun yücelttiği doğayla engelsiz birleşme fikrinin şehvet ima eden bir yanı da olması, şok etkisi yarattı. Whitman, Emerson’un Amerikan özgünlüğüne yönelik çağrısını da ciddiye almıştı. Çağdaşları­ nın gözünde şiirsellikten uzak ve sarsıntılı gibi görünen gevşek, “doğal” bir şiir yazma san; tı biçim icat etmişti. İç Savaş’tan sonra Lincoln’un ölümü üzerine yazdığı ağıt When Lilacs Last in the Dooryard Bloomed (Ön Bahçede Leylaklar Son Kez Açtığında, 1865) ile daha yaygın kabul kazandı. Whitman’in düzyazıları arasında, Amerikan demokrasisiyle edebiyatının gelecekteki büyüklüğüne ilişkin kehanetlerle birlikte Amerikan demokrasisi üzerine felsefesini içeren Democratic Vistas 410 ABD (EDEBİYAT) Herman Melville Edgar Allen Poe Emily DicKinson (1819-91). (1809-49). (1830-1886). (Demokrasi Manzaraları, 1871) ile, gönüllü bir hastabakıcı olarak iç savaş deneyimlerini anlatan otobiyografik öyküsü Speciman Dayas (Numune Günleri, 1882) de vardır. Halkın haberi olmadığı halde başka bir yenilikçi Amerikalı şair, Emily Dickinson da Amherst’de (Massachusetts) yazıyordu. Çoğu 1850’li yılların sonuyla 18601ı yıllarda yazılmış şiirleri, ölümü, sonsuzluk ve iç hayat üzerine sıradışı nitelikte ve şaşırtacak kadar basit lirik yapıtlardı. Pek azı şair sağken yayınlandıysa da 19201i yıllarda şiirleri yeniden keşfedilince, Dickinson bellibaşlı Amerikan şairleri arasında yerini aldı. Nathaniel Hawthorne kökleri Püriten geçmişine sıkı­ ca bağlı bir Amerikan romantizmini temsil eder. Öykü­ leri, onu önemli bir Amerikan yazarı haline getiren Twice-Told Tales’ de (İki Kez Anlatılmış Öyküler, 1837) toplanmıştır. Bunların bazıları Püritenlere ilişkin öykü­ lerle eski Amerika tarihi öyküleriydi; diğerleri, sık sık ortaya çıkan bazı temalarla birlikte, Hawthorne’un romanlarına aktarılan bir sembolizm ve allegori karışımını kullanıyordu. Başyapıtı Scarlet Letter {1850), Püriten Yeni İnjgiltere’de^ geçen sembolik bir romanstır. Hawthorne, Emerson’ın düşüncesine bağlıydı ama, hem burada, hem de aşkıncıların ütopyacı deneyi «brook farm» üzerine kurulu bir roman olan The Blithedale Romance’ de (1852), bu düşüncenin iyimser yanını reddediyordu. Herman Melville de Emerson’ın felsefesini reddetti. Bir balina avı sırasında gemiyi terkettikten sonra kendi başından geçen maceralar üzerine kurulu ilk romanı Typee: A Peep at Polynesian Life( 1846), hıristiyanlığın ruhsal özünü sorgulamaktadır. Melville deniz ve macera üzerine yazmayı sürdürdü ama yazdıkları giderek artan bir felsefi karmaşıklıkla, Hawthorne’unkiyle karşılaştırılabilecek bir allegori ve sembolizm karışı­ mı içermeye başladı. Gelişiminin son noktasına M oby Dick’te (1851) erişti. Bu felsefi macera, çağın büyük bir doğa ve Amerika epikine duyduğu özlemi tatmin etti , ama, yapıtın büyükİüğü o zaman farkedilmedi. Zaten M oby Dick de, Harriet Beecher Stowe’un büyük yapıtı Uncle Tom’s Cabin’in (Tom Amcanın Kulübesi, 1852) kazandığı başarının yanına bile yaklaşamadı. Melville bir sonraki romanı Pierre’in (1852) başarısızlığından sonra da yazmaya devam etti, ama okuyucuya ulaşamayışı onun cesaretini gitgide daha çok kırdı. 1891’de öldüğünde,hemen|hemen(hiç tanınmayan bir yazardı. En dikkate değeri Battle Pieces and Aspects of War (1866) olan iç savaşı konu alan şiirlerle, kısa, tamamlanmamış romanı Billy B u d d ı geride bıraktı. Uzun yıllar boyunca ihmal edilen bu yapıtlar ve daha sonraki bazı elyazmaları, 1920’li yıllarda eleştirmenler ve bilimadamlarınca yeniden değerlendirildi. Melville, birinci sı­ nıf bir Amerikan yazarı olmasını bu yapıtlara borçludur.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)