AMERİKADA SİYAH DÖNEM

AMERİKADA SİYAH DÖNEM1

Siyahlar ile beyazlar arasındaki eşitsizlik, özellikle
eğitim alanında açığa çıktı, İkinci Dünya Savaşı’nın baş­
larına kadar, Güney’deki belli devlet okulları 12 yıllık
halk eğitiminden.siyahların yararlanmalarını engelliyor­
du. “Yeniden yapılanma” dönemi sonrasındaki siyahla­
rın güçsüzlüğüne, 1882-1938 arasındaki 3 402 linç ola­
yı dâ tanıklık eder. Bununla birlikte, Güneyli beyazların
siyahları siyasal haklarından yoksun bırakma ve top­
lumsal eşitlikten yararlandırmama çabalarına karşın,
“yeniden yapılanma” sonrasında, siyahların ekonomik
durumlarını geliştirme vé siyasal haklarından yararlan­
ma doğrultusunda etkinlikler ve çabalar bir ölçüde ba­
şarılı oldu: 1870’te, 10 yaşın üstündeki siyah nüfusun
yüzde 80’i okuma yazma bilmezken, bu oran 1900’de
% 50 azalmıştı. Toprak sahipliği de, hâlâ düşük olması­
na karşın, önemli miktarda artmıştı: 1901’de, Gü­
ney’deki siyahların % 25’i kendi toprağının sahibiydi.
1877-1901 arasında, toplam 13 dönemde, yedi siyah
ABD Temsilciler Meclisi’ne seçildi. Bu arada siyahların
haklarını geliştirmeye yönelik çeşitli örgütler kuruİdu.
Bunların en çok tanınanı 1909’da kurulan Renkli İnsan­
ların Gelişmesi İçin Ulusal Dernek’tir. Kurucularından,
William E. B. Du Bois, siyahların haklarının tam olarak
ve acilen verilmesi için savaşanların başında gelir. Bu
dönemde, siyahlar için tam ırk eşitliği sağlanmasına yö­
nelik çabalara karşın, tarihçiler “yeniden yapılanma”
sonrası dönem ırkçılığında, siyahların uzlaşmacılığına
dikkat çekmişlerdir. Bazı siyahlar tarafından benimse­
nen uzlaşmacı tavırlar^ siyahların toplumsal haklari için
çalışmadan önce, sabırlı olmalarını ve ekonomik eşitlik
kazanmak için çok çalışmalarını öneren siyah eğitimci
Booker T. Washington’un görüşlerinde simgeleşir. Gö­
rüşleri pek çok muhafazakâr beyazın görüşlerine uy­
gundur; ancak aralarında Du Bois’nın da bulunduğu
birçok siyah önder tarafından karşı çıkılmıştır.
GEÇİŞ DÖNEMİ: 1915-45
Birinci Dünya Savaşı, siyah Amerikalıların tarihinde bir
dönüm noktası oldu. Siyahların Güney’den yavaş yavaş
Kuzey’e göç etmeleri. 1877’den sonra Avrupa’dan
ABD’ye göçün azalması ve Kuzey kentlerinde işçiye
olan talebin artması sonucu, savaş sanayisine de bağlı
olarak arttı. Siyahların, kentlerde kalabalık topluluklar
halinde biraraya gelmeleri, Amerikalı beyazlar gibi ırkçı
tutumlar sergileyen Avrupalı beyazlarla kaynaşmaları
ve “dünyayı demokrasinin yeşerebileceği duruma geti­
rin” yolunda savaş propagandaları, siyahların umutları­
nı, düşlerini ve özlemlerini artırdı. Bununla birlikte, ırk
ayrımcı düşünceler, linç olayları siyah ayaklanmaları ve
siyahlara uygulanan kıyımlar, Birinci Dünya Savaşı son­
rasındaki bu iyimser ortama kadar, Kuzey’de yoğun bi­
çimde sergilendi. Bu eylemler, siyahların siyaset alanın­
daki çabalarını olumsuz etkilediyse de, siyahlar değişen
tutumlar sayesinde, kimliklerini dile getirmenin başka
yollarını buldular. 1920 yıllarında, siyah Amerikan ede­
biyatı (Bk. AMERİKAN EDEBİYATI, SİYAH), müzik ve
sanatında önemli ürünler verildi ve ırk bilinci yükseldi.
Evrensel Zenci Geliştirme Demeği’nin kurucusu ve si­
yah ulusçuluğun önde gelen isimlerinden siyah önder
Marcus Garvey, yapıtlarında “siyah ırk bilinci”ni başa­
rıyla yansıttı. 1930 yıllarındaki büyük ekonomik buna­
lımdan, siyahlar beyazlara oranla daha az etkilendiler;
çünkü siyah toplumun ekonomisi zaten bunalım için­
deydi. Bununla birlikte, ekonomik ölçüye göre, en alt
uçtaki topluluk en çok zarar gören topluluk olduğu için,
ekonomik koşulların kötüleşmesi siyahlara da zarar
verdi. “Yeni Çözüm” siyasetiyle gerçekleştirilen re­
formlar, özellikle ekonomik sonuçlarla bağlantılıydı; si­
yahların azınlık ırk grubu konumlarından kaynaklanan
AMERİKALILAR, SİYAH 1

2 - Kopya
1863’te, hâlâ Birliğe karşı ayaklanmanın sürdüğü yer­
lerde yaşayan kölelerin özgür sayılacaklarını açıkladı.
Bununla birlikte, Birlik içinde ve Birlik denetimi altında­
ki Konfederasyon topraklarında yaşayan köleler, bu bil­
dirinin dışında tutulmuşlardı. Başlangıç bölümünde bil­
diri, ana tema olarak ordu propagandası yapıyordu: Kö­
leler, yalnızca, onları özgür bırakacak gerçek bir otori­
tenin bulunmadığı bölgelerde özgür olarak tanımlanı­
yordu.Federal otoritenin denetimi altındaki bölgelerde
buna hiçbir tepki görülmedi ve Azat Bildirisi, kölelik
konusunda bir dönüm noktası olmadı.
Savaş Güney’in çeşitli kesimlerinde yayıldıkça, si­
yahların yaptığı gösteriler, Güneylilerin, “mutlu köle
nüfus” konusundaki gözlemlerinin yanlışlığını ortaya
koydu. Köleler, Kuzeyli askerî birliklerin yaklaştıkları
çizgiye, lojistik sorunlar yaratacak kadar kalabalık sayı­
larda yığıldılar.
1862’den başlayarak siyahları Birlik ordusu içinde
kullanma hazırlıkları yapıldı. “Renkli Alayları” adı veri­
len birimler altında toplanan 209 000 siyahın 93 000’i
Konfederasyon bölgesinden geliyordu. Konfederas­
yon, başlangıçta, siyahları asker olarak tanımayı red­
detti. Öteki birliklerin tersine, güç durumda kalan siyah
askerlere teslim olma hakkı tanınmadı ve pek çok siyah
asker, teslim olmaktansa savaşarak öldü.
Siyahlar, Ayrılık Savaşı sırasında 200’den çok çarpış­
maya katılmışlardır ve savaşın çeşitli nedenleriyle ölen
siyah sayısı 68 178’dir. Siyah askerlere daha düşük üc­
ret ödenmesi, vb. ırk ayrımcı tutumlara karşın, siyahlar
arasında askerden kaçma olaylarının sayısı, toplam Bir­
lik ordusu içindekinin % 50’sinden az olmuştur.
YENİDEN YAPILANMA VE SONRASI: 1865-1915
Yeniden yapılanma (1865-77) dönemi boyunca, Birlik
siyaseti, 1865’te Anayasa’nın 13. maddesiyle öngörü­
len köleliğin bütünüyle kaldırılmasına yöneldi. Aynı za­
manda hükümet siyaseti de 14. (1868) ve 15. (1870)
Tashih kararnamelerinin dile getirdiği siyahlara eşit hak­
lar istemine yakınlaştı. Bununla birlikte, siyahlara eşit
haklar tanınması düşüncesi, Güney’de olduğu kadar,
Kuzey’dede geniş bir muhalefetle karşılaştı.
Siyahların katılımı.
Yeniden yapılanma sırasında siyah­
lar, toplum yaşamının her alanında etkin görevler üst­
lendiler. Oy kullandılar ve Güney’de yeni eyalet anaya­
salarının yapılmasında etkili rol oynadılar. Yerel düzey­
de ve eyalet düzeyinde siyasal görevler aldılar: 14 siyah
ABD Temsilciler Meclisi’ne, 2 siyah da Senato’ya üye
seçildi. Ayrıca siyahlar, daha önce hiçbirinin katılama­
dığı halk eğitim sisteminin kurulmasında baskı yaptılar
ve çalıştılar. Federal Ajans’ın ve kuzey kiliseleri toplulu­
ğu Freedmen Bürosu’nun yardımıyla özel okullar ve
kolejler kurdular. Federal birlikler tarafından destek ve­
rilen yasalarla, kamuya açık yerlere girmelerine olanak
tanındı. Eski köleler, el konan toprakların ya da federal
hükümetin topraklarının aile çiftlikleri olarak bölünece­
ğini ve kendilerine dağıtılacağını umuyorlardı. Bu
umutlar gerçekleşmediyse de, küçük bir topluluk top­
rak edinebildi; geri kalan siyahlarsa, eski köle sahipleri­
ne ekonomik açıdan bağımlı kaldılar.
Beyazların muhalefeti.
Siyahların haklarına en büyük
saldırı, yeniden yapılanma dönemindeki federal siya­
setleri baskıcı ve öç almaya yönelik bulan Güneyli be­
yazlardan geldi. Şikâyetlerinin en büyüğü, eyalet hükü­
metlerinin siyahların denetimine girmiş olmasıydı (oysa
bu doğru değildi). Pek çoğu, siyahları siyaset sahnesin­
den uzaklaştırmak ve savaş öncesi duruma elden geldi­
ğince yakın koşullar oluşturmak istiyordu. Federal hü­
kümet, bu isteklerini gerçekleştirecek yasal düzenle­
meleri yaptıkça, yasal ve yasal olmayan kuruluşlar,
Marcus Garvey,
siyah kültürünün
geliştirilmesini
savunarak
,
1916-1922
arasında siyah
Amerikalıları
Afrika’da bağımsız
bir ulus kurulması
doğrultusunda
yüreklendirmiştir.
amaçlarına ulaşmak için etkinliğe geçtiler. 1860’ların
sonlarında kurulan Ku Klux Klan, vb. örgütlerin yasa dışı
eylemleri, Kuzey’de siyah vatandaşların haklarının ko­
runmasına yönelik ilginin gün geçtikçe azalmasıyla bir-
leşince, Demokrat Parti’nin eyalet hükümetlerinde de­
netimi ele geçirmesiyle sonuçlandı. 1877’de son fede­
ral birliklerin de Güney’den çekilmesi ve “yeniden ya­
pılanmadın resmen sona ermesiyle, Güneyli eyaletler­
de beyazların kuralları bütünüyle eski biçiminde uygu­
lanmaya başlandı ve siyah vatandaşların hakları bir kez
daha tehlikeye girdi.
Güneyin ırk sistemi.
“Yeniden yapılanma”nın bitme­
siyle birlikte, siyah vatandaşlar açısından son derece
güç bir dönem başladı. Vatandaşlık haklarının korun­
ması için siyahlar, bu hakların varlığına kesin biçimde
karşı çıkan kişilerin denetimindeki eyalet hükümetleri­
ne bel bağlamaya zorlandılar. Federal hükümet, gittik­
çe siyahların haklarıyla ilgili konulardan uzaklaşıp, Gü­
neyli beyazların durumunu yönetim ve yargı alanların­
da desteklemeye yöneldi. Güney’de, savaşın hemen
ardından, yasa dışı şiddetle birlikte başlayan siyahların
haklarından yoksun bırakılmaları, XX. yy’ın ilk yıllarında
aşağı yukarı bütünüyle amacına ulaştı. Pek çok Güney
eyaletinde oy vergisi, okur-yazarlık testleri ve “Büyük­
baba Koşulu”adı verilen koşul,siyahların oy vermelerini
yasaklarken, beyazların oy kullanma hakkının süreklili­
ğini sağlamayı amaç alan kurallar kondu. Bu çalışmalar
sonucunda, Alabama’da 1900’de 181 471 olan siyah
seçmen sayısı, 1901 ‘de anayasada yapılan değişiklikle­
rin sonucu olarak 3 000’e düştü. Louisiana’da da, ben­
zer bir hareketle, 1869’da 130 334 olan siyah seçmen
sayısı, 1904’te 1 342’ye düştü.
Güney’de, siyahların oy verme haklarındaki kökten
düşüş, gündelik yaşamın çeşitli alanlarında siyahların
beyazlardan kurumsallaşmış ayrılığını kolaylaştırdı. Si­
yahlar jürilere alınmadılar; otellerde, lokantalarda, eğ­
lence yerlerinde siyahlara servis yapılmadı. Toplu taşı­
ma araçlarında ve kamuya açık yerlerde, kendilerine
ayrılmış bölümlerde oturmaya zorlandılar ve her ırk
için ayrı eğitim sistemi geliştirildi. Birinci Dünya Sava-
şı’nın ardından, Jim Crow Yasası’yla Güney’in her ya­
nında siyahlar ile beyazların ayrı tutulması yasallaştı. Jim
Crow Yasası, ABD’nin öbür kesimlerinde de ya yasalar­
la ya da yerel uygulamanın içinde ortaya çıktı. Bu yasa­
nın Anayasa’ya uygunluğu 1896’da, Plessy-Ferguson
davasıyla onaylandı. ABD Yüksek Mahkemesi’ndeki
bu davada, bir Louisiana yasasının getirdiği tren vagon­
larında ırka göre ayrım yapılması onaylandı.
les’in Watt kesiminde, bütün bu sayılanlarla bağlantılı
bir siyahlar ayaklanması başlatıldı. Saldırılarda, temel
olarak, beyazların mülkleri ve gettolardaki beyaz otori­
te yapıları hedef alındı.
1968’de Martin Luther Kingjr/ın öldürülmesiyle ye­
ni bir ayaklanma dalgası ülkeye yayıldı: Başkan Lyndon
Johnson tarafından kurulan Halk Ayaklanmaları Ulusal
Danışma Komisyonu’nun yayınladığı bir raporda,
1965-1968 arasında 150’den çok ayaklanma ya da bü­
yük karışıklık patlak verdiği açıklanmıştır; yalnızca
1967’de, 83 kişi öldürülmüş (çoğu siyah), 1 800 kişi ya­
ralanarak, 100 milyon doları aşkın değerdeki mal hasar
görmüştür. 1960ların sonunda gelişen siyah bilinçlen­
me hareketi ve saldırgan toplumsal haklar eylemleri,
beyazların geri adım atmasıyla sonuçlandı.
Siyah gurur.
Ayaklanmalar, beyazların geri adım atması
ve siyah toplumdaki yeni gelişmeler, 1960’ların sonun­
da toplumsal haklar hareketinin bir aşamasının sona er­
mesine yolaçtı. 1970’lerde ve 1980lerin başında si­
yahların hareketinin başlıca özelliği, siyah olma bilinci­
nin ve siyah onurunun gelişmesi oldu. Bu değerler, yeni
bir canlanma sağladı ve gün geçtikçe daha çok siyah,
ABD’de ırk sorunlarıyla baş etmenin anahtarının, birey
ve topluluk olarak kendileriyle ilgili duygularında oldu­
ğunu fark ettiler.
Siyah gurur kavramı başlangıçta,
siyahgüzeldirve si­
yah güç
gibi sloganlarla dile getirildi. Siyah güç sloganı
(1966), o dönemde Şiddet Karşıtı Öğrenci Koordinas­
yon Komitesi’nin başkanı olan Stokely Carmichael tara­
fından ortaya atıldı ve 1960’ların ikinci yarısında, daha
çok toplumsal hak isteyen radikal eylemcilerin canlan­
ma çığlığı oldu. Bu slogana dayalı Siyah Panterler Afri-
ka-Amerika Birliği Örgütü, Siyah Müslümanlar hareketi,
vb. örgütler gelişti. Siyah ırk kavramının önde gelen
sözcüleri arasında Malcolm X, İmamu Amiri Baraka
(eski adı LeRoi Jones), Ron Karenga ve Huey Newton
sayılabilir.
Siyah siyasal hareket.
1960 yıllarından başlayarak ada­
let, eşit fırsat ve siyasal katılım elde etmek amacıyla bir
çok siyah, siyasal hareketlere yöneldi. Bu sürece veri-
jen adıyla, “ikinci yeniden yapılanma” dönemi boyun­
ca, özellikle Güney’de kayıtlı siyah seçmen sayısında
düzenli bir artış oldu; bunu, seçilmiş siyah devletgörev-
lilerinin artışı izledi. 1965’teki “oy hakkı eylemi”nden
önce bile, 1960’ta Demokrat John Kennedy’nin başkan
seçilmesinde olduğu gibi, bazı kuzey eyaletlerinde si­
yah seçmenlerin oyları etkiliydi. 1976 başkanlık seçi­
minde Demokrat aday Jimmy Carter’a siyahların büyük
desteği, bazı Kuzey ve Güney eyaletlerinde, beyaz
seçmenlerinin eleştirilerine yolaçtı.
1960’lardaki toplumsal hak eylemcilerinden Jesse
Jackson, 1984’te Demokrat Parti başkanlık adayı se­
çimleri için düzenlediği kampanyanın ilk aşamasında 3
milyondan çok oy (ortalama % 75 siyah oy) aldıysa da,
seçimi kazanmak için gereken delege sayısını tamamla­
yamadı. 1988’de ikinci kez adaylığını koyduğunda da,
ilk aşamada 6,6 milyon oy ve delegelerin % 30’unun
oyunu kazanarak başkanlık için ilk “ciddi” siyah aday
oldu. Jackson’un oyları % 92 siyah ve % 12 beyaz seç­
menin oylarından oluşuyordu. Geniş kitleleri ilgilendi­
ren konulara parmak basan Jackson, özellikle genç seç­
menleri çekti ve ulusal siyaset sahnesinde seçkin bir yer
edindi.
1960 yıllarından bu yana seçimle gelen devlet gö­
revlileri arasında, siyahların sayısında artış görülmekte­
dir. 1988’de okul yönetimi kurullarından Kongre’ye ka­
dar her düzeyde seçimle işbaşına gelen siyah devlet
görevlisi sayısı 6 680’dir. Thurgood Marshall, 1967’de
Yüksek Mahkeme’ye üye seçilen ilk siyah olmuştur.
Aynı yıl, Massachusetts’den Edward W. Brooke, “yeni­
den yapılanma” döneminden beri ABD Senatosu’na
seçilen ilk siyah üyedir. Kongre üyeleri arasında da 12
eyaletten 12 siyah vardı. 1960’ların ortalarından 80’le-
re Los Angeles’te Tom Bradley, Newark’ta Kenneth
Gibson ve Sharpe James, Gary’de Richard Hatcher, At­
lanta’da Maynard Jackson, NewOrleans’da Ernest Mo-
rial, Cleveland’da (Ohio) Carl Stokes, Washington’da
Walter Washington, Detroit’te Coleman Young, Chica­
go’da Harold Washington, Philadelphia’da Wilson Go­
ode belediye başkanlığı yapmışlardır.
GÜNÜMÜZDE SİYAH AMERİKALILARIN KÜLTÜRÜ
Günümüzde ABD’deki siyahlar, temelde kentlidirler.
XX. yy boyunca, Güney’deki köylerden, Kuzey ve Ba-
tı’daki kentlere taşınmaları, ABD tarihindeki en büyük
insan göçlerinden birini oluşturmuştur. Nüfusun bu ka­
dar büyük oranlarda taşınması hem eskiden, hem de
yeni göç eden siyahlar bağlamında fabrikalara ve top­
lumsal yapıya büyük bir yük bindirmiştir. Bunlara, dü­
şük üçret, yüksek işsizlik oranı, eğitimsizlik ve ırk ayrım­
cılığından kaynaklanan sorunlar da eklenir. XX. yy’ın,
ABD’deki siyahlar açısından sürekli bir bunalım duru­
mu olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, siyah toplum,
siyah Amerikalıların gün geçtikçe daha çok kıvanç duy­
dukları bir dizi farklı kültür özelliği üretmiştir. Bu özellik­
lerin birçoğu Afrika kökenli kültür geleneklerini yansı­
tır; ama geri kalanlar ABD’deki siyah Amerikalıların öz­
günlüğünün kanıtıdır. Siyah Amerikalıların kültürünün
özgün yanları, özellikle müzik, sanat ve edebiyat alan­
larında görülür. Aynı biçimde, konuşmalara, aile düze­
nine ve giyime, yaşama biçiminin öbür alanlarına da
yansır. Afrikalı atalar, köleliğin düşmanca ortamında
yaşamak ve Jim Crow Yasası, siyah Amerikalıların yaşa-
Tem sile iler
Meclisi’rıin ilk
siyah kadın üyesi
Shirley Chisholm,
1972’deki
başkanlık
seçimlerinde
Demokrat
Parti’den aday
adayı olmuş, ama
seçilememiştir.
/j(hÊË^4
¡¡sev
Jesse Jackson,
başkanlık adaylığı
yarışında ikinci
olduktan sonra,
1988’de
Atlanta’da yapılan
Demokratik
Ulusal Toplantı’da
alkışları
yanıtlarken.
1984’te de aday
olan Jackson,
1988’de oy
desteğini ikiye
katlamıştır.
AMERİKALILAR, SİYAH 13
sorunlarına çözüm getirmiyordu. Bununla birlikte, “Ye­
ni Çözüm” çalışmaları kapsamında yoksullara yardım
edilmesi sonucunda, “yeniden yapılanma” dönemin­
den beri, siyahlar hükümetten ilk kez yardım aldılar.
Franklin D. Roosevelt’in ırkçılığa karşı duyarlı olması,
Cumhuriyetçi Parti’ye karşı artan soğuklukla birleşince,
siyahlar Demokrat Parti’ye oy vermeye başladılar; ama
bu yönelim, siyahlar açısından genellikle kötü sonuçlar
doğurdu;çünkü Demokratların denetimi altındaki yar­
gı mekanizmasının önemli noktalarına, ırk ayrımcı gö­
rüşlerini açıkça dile getiren kişiler getirildi.
İkinci Dünya Savaşı’nda, Nazi ırkçılığına karşı sava­
şın ABD’deki ırkçılığı da zayıflatacağına inanan siyahlar,
bütün içtenlikleriyle savaşa katıldılar. Orduya katılan
891 000 siyahın yaklaşık yarım milyonu deniz aşırı bir­
liklerde görev aldı.Bununla birlikte Birinci Dünya Sava-
şı’nda olduğu gibi, siyahlar genellikle geri hizmetlerde
kullanıldı ve pek çoğu temel silahları kullanmayı bile
öğrenemedi. Savaş sanayilerinde çalışan azınlıkgrupla-
rından işçilerin mesleki eğitimlerini geliştirmeleri için
Başkan Roosevelt, “Ulusal Uygun İş Eğitimi Komitesi”ni
kurduysa da, Kuzey ile Güney’in birçok bölümünde,
Jim Crow Yasası uygulamalarının etkinliği sürdü.
TOPLUMSAL HAKLAR HAREKETİ
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ABD’deki ırklar arası
ilişkilerin değişmesini pek çok şey etkiledi. Savaş sıra­
sındaki Nazi karşıtı propagandalar sayesinde birçok
Amerikalı, kendi ülkelerindeki ilkeler ile ırkçılık gerçeği
arasındaki çelişkiyi fark etti. Kuzey’deki ve Güney’deki
kentlerde siyah nüfusun artması, siyasal etki yaratma
konusunda siyahların potansiyellerini yükseltti. Aynı
zamanda, bölgesel sorunlardan önce gelen ırka bağlı
ulusal sorunları yansıttı. Birleşmiş Milletler Merkezi’nin
ABD’de kurulmasıyla, soğuk savaş döneminde,
SSCB’ye karşı ABD’nin önderlik etmesi düşünülen bir
dünyada ırklar arası eşitsizlik daha görünür duruma gel­
di. Irkçılığa karşı beyazlardan oluşan küçük bir toplulu­
ğun gün geçtikçe büyümesi, siyahlara destek sağladı.
Bununla birlikte ırklararası ilişkilerin değişmesinde en
etkili çıkışı, siyahlar kendileri yaptılar.
Irkçılığa karşı yasal hareket.
Siyahların ırkçılığa ilk büyük
saldırısı mahkemeler aracılığıyla oldu. Yükseköğrenim­
le ilgili bir dizi davada, Yüksek Mahkeme, siyahlara ay­
rılan olanakların açıkça yeterli olmadığı durumlarda,
eskiden yalnızca beyazlara açık öğrenim kurumlarına
siyahların da alınmasını kabul etti. Yasal olarak en temel
değişiklik 1954’te oldu. Kansas Eğitim Meclisi’nin bir
Ateşli bir söyleve i
olan Malcolm X ,
Siyah
Müslümanlar
hareketinin önde
gelen yöneticileri
arasında yer
almıştır.
21 Şubat 1965’te
New York’ta bir
gösteri sırasında
öldürülmüştür.
davasında, Yüksek Mahkeme fırsatların ayrılmasının,
doğası gereği eşitsiz olduğuna karar verdi. Bu karara
karşın, Güney’de okulların karma duruma gelmesi, on
yıldan uzun sürdü. Kuzey’de, siyahlar ile beyazların bir­
birlerinden ayrı yaşamalarının okullara uzanması ve
“beyaz” okullara siyahların girişinin sınırlanmasıyla,
devlet okullarında ırk ayrımı 1954’ten sonra arttı. Ay­
rımcılığa karşı verilen savaşta ikinci büyük çıkış, 1955’te
Montgomery’de otobüs boykotunda gerçekleşti. Boy­
kot, Rosa Parks adlı siyah bir kadının, bir beyaza oto­
büste yer vermeyi reddetmesiyle başladı. Kadının tu­
tuklanması, siyahların Montgomery’de bir dizi miting
düzenlemelerine ve ırk ayrımcılığın uygulandığı oto­
büsleri boykot etmelerine yol açtı: Bir yıldan uzun sü­
ren boykot, % 100 etkili oldu. Martin Luther Kingjr. adlı
vaftizci tarikatından bir papazın toplumsal haklar hare­
ketinde şiddete başvurmaksızın izlediği stratejisini açık­
layarak ülke çapında ün kazanmasından sonra, mahke­
meler otobüslerde ırk ayrımı yapılmasını, anayasaya
aykırı buldular.
Şiddet karşıtı hareket.
Boykot sırasında doğan şiddet
karşıtı hareket, ülkenin her yanındaki siyahlar ve beyaz
destekçileri tarafından yayıldı. Oturma eylemleri ve öz­
gürlük yürüyüşleri yapıldı; halka açık yerlerde ırk ayrı­
mına son verilmesi istendi; her türden protesto gösteri­
leri yapıldı. Bu eylemlerin başlıcaları, VVashington’da
28 Ağustos 1963’te yapılan, 200 000’den çok siyah ve
beyazın sürmekte olan ırk ayrımcılığını, protesto ettiği
yürüyüş ile Birmingham’da (Nisan 1963) ve Selma’da
(Mart 1965) yapılan geniş katılımlı gösteriler oldu. Bu
toplumsal hak eylemleri NAACPve CORE (Irksal Eşitlik
Kongresi, kuruluşu 1942) gibi uzun süre önce kurulmuş
örgütler, yeni oluşan Kuzey Hıristiyan Öncülük Konfe­
ransı ve SNCC (Şiddet Karşıtı Öğrenci Koordinasyon
Komitesi) gibi ülke çapında örgütler ile “Dallas Eyaleti
Seçmenler Birliği”, “Princeton İnsan Hakları Birliği” gibi
yerel örgütler tarafından yönlendirildi.
Irk ayrımcıların bu eylemlere yanıtı, soruna yolaçan
dış kışkırtıcıları suçlamak oldu. Birçok yasa görevlisi,
eylemleri engellemek için katı önlemler aldılar ve ey­
lemcilerin barışçı yollarla protesto haklarını korumayı
reddettiler.
Siyah ve beyaz eylemcilere karşı şiddet uygulaması
yaygınlaştı. Üç toplumsal hak savunucusu Philadelp-
hia’da 1964’te acımasızca öldürüldü. Birmingham’da
16. caddedeki Vaftizci kilisesinin bombalanması ola­
yında dört siyah çocuk öldü. Güney eyaletlerinin her
yanında düzinelerle siyah kilisesi yakıldı ya da bomba­
landı. Selma’da, 1965’teki eylemlerde iki beyaz ve bir
siyah öldürüldü. Toplumsal haklar hareketinin tanınmış
önderi Martin Luther King Jr., 1968’de bir suikastte öl­
dü. Irk ayrımcıların bu kıyıcı tepkisinefederalyanıt,bir­
kaç yeni yasanın kabul edilmesi oldu; bunların en
önemlileri 1964 ve 1965’te çıkarıldı: Toplumsal Hak­
lar Yasası (1964), Jim Crow Yasası’ndan geride kalan
yapıyı bozdu: Medeni Haklar Yasası (1964), siyahların
okullara kayıt ve oy verme haklarına karşı çıkan yerel
hükümetlerin ve tek tek bireylerin eylemlerine son ver­
mek için çıkarıldı.
Kentlerde kargaşa ve militan protesto.
1960 yıllarının
ortasında ve sonunda, siyah önderler, siyasal başarının
sınırlarını, ekonomik değişime katılamamayı ve yurt
içindeki ırksal sorunlar ile ABD’nin yurt dışında uygula­
dığı siyasetin ilişkisini gün geçtikçe daha çok sorgula­
maya başladılar. Şiddet karşıtı denge eylemlerinin get­
tolardaki siyah halkın yaşamında önemli değişiklikler
yapamamasının bazı siyahlar tarafından kavranmasıyla
da, muhalefet hareketi şiddetlendi. 1965’te Los Ange-

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)