Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

AMEL

İnsanın bilerek veya düşünerek yaptığı iş, ha
reket ve davranış. Dînî mânâsı; Allahü teâlânın yapın veya yapmayın diye emrettiği işlerle, yapılıp yapılmamasını insanlara bıraktığı işlerdir. Dünyâ ve âhirette cezâ ve mükâfât konusu olan bütün işler ameldir. İyi ameller insanı dünyâda ve âhirette rahata kavuşturur. Kötü ameller ise, iki âlemde cezâ ve eziyet görmeye sebeptir. Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şeriflerde îmândan sonra hemen sâlih (iyi) amelin kıymetinden bahsedilmektedir. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Erkek ve kadından her kim mü’min (îmânlı) olarak sâlih amel işlerse, işte onlar Cennet’e girerler, orada hesapsız olarak rızıklandırılırlar.” (Mü’min sûresi: 40) “Kim Rabbine kavuşmak isterse, sâlih amel işlesin ve Rabbine ibâdet etmekte hiç ortak koşmasın.” (Kehf sûresi: 110) Bir kimse hakkı ile sâlih (güzel, iyi) amel işlerse Allahü teâlânın rızâsına ve sevgisine kavuşur. Bu ameller, insanı günahlardan ve çirkin işleri yapmaktan korur. Ameller başlıca üç kısma ayrılır: Tâat (ibâdet) olan ameller: Allahü teâlânın ve Peygamber efendimizin beğendiği işler olup, bunlar farz, vâcib, sünnet ve müstehâblardır. İslâm dîninin bildirdiği amelleri yapanlar çok sevâb kazanır. İmânı olmayanların farzları kabûl olmaz. Yâni bunlara sevâb verilmez. Farzları yapmıyanların da sünnetleri kabûl olmaz. Bunlar Peygamber efendimize tâbi olmuş (uymuş) olmaz. Allahü teâlânın açıkça yapılmasını emrettiği işler farzdır. Namaz kılmak, oruç tutmak vb. böyledir. Yine Allahü teâlânın emri olup, açıkça emretmediği emirlerine vâcib denir. Kurban kesmek, vitir namazı kılmak gibi. Allahü teâlânın açıkça bil- dirmeyip yalnız Peygamber efendimizin yapılmasını övdüğü veya devâm üzere yaptığı veya yı- pılırken görüp mâni olmadığı amellere “sünnet” denir. Sünneti beğenmiyen Müslümanlıktan çıkar. Beğenip de yapmamak suç değildir. Peygamber efendimizin ara sıra yaptıkları ve beğendikleri ameller ise, “müstehâb’* veya “men- dûb” adını alır. Bunlardan bâzıları şunlardır: Yeni doğan çocuğa yedinci gün isim koymak, güzel giyinmek ve güzel koku sürmek gibi. M a’siyet (günah) olan ameller: Allahü teâ- lânm ve Peygamber efendimizin beğenmediği şeyler olup, haram ve mekrûhlardır. Allahü teâlânın yapmayınız dediği şeylere “haram” denir. Bütün haramları işlemek günahtır. Haramdan iyi niyetle yâni Allahü teâlâdan korkarak sakınan, vazgeçen sevâb kazanır. O ’nun emri olduğunu düşünmeden veya başka bir sebeble haram işlemezse sevâb kazanmaz. Yalnız günâhından kurtulur. Peygamber efendimizin beğenmediği ve ibâdetlerin sevâbını azaltan şeylere “mekrûh” denir. Ancak bir haram işlemekten kurtulmak veya mek
rûh işlemeden farz veya vâcibin yapılması mümkün olmadığı zamanlarda, mekrûh işlenebilir. O da haram işlemek veya farzı terketmek günâhından kurtulmak içindir. Dînimizde yasak olmayan bir işi veya başlanmış olan bir ibâdeti bozan işlere “müfsid” denir. Namazda gülmek, oruçlu iken bilerek bir şey yemek ve içmek v.s. gibi. Bu yapılan ameller namazı ve orucu bozarlar. Mübah olan ameller: Bunlar günah veya sevâb olduğu bildirilmemiş işlerdir. Yapılması emredilmeyen ve yasak da edilmeyen işlere “mübah” denir. Mübahlar iyi niyet ile güzel düşünceler ile yapılınca tâat (ibâdet) olur. İnsan sevâb kazanır. Kötü niyetle yapılırsa veya bunları yapmak bir farzı vaktinde edâ etmeğe mâni olursa, günâh olurlar. Koku sürünen, iyi giyinen kimse, dünyâ lezzeti için veya gösteriş yapmak, öğünmek için veya kendini kıymetlendirmek için, yâhut yabancı kadınları, kızları avlamak için şık giyinirse, günâh işlemiş olurlar. Dünyâ lezzetini tatmak için olan niyetine azâb verilmez ise de, âhi- ret nîmetlerinin azalmasına sebep olur. Bir kimse, sünnet olduğu için koku sürünür, şık giyinirse, câmiye saygı için, câmide yanında oturan müslümanları incitmemek için, temiz olmak için, sıhhatli olmak için, İslâm ’ın vakarını şerefini korumak için niyet edince her niyeti için ameline ayrı ayrı sevâblar verilir. Her mübah işte hattâ yemede, içmede, uyumada iyi niyet etmeği unutmamalıdır. Sevgili Peygamberimiz buyurdu k i: “Allahü teâlâ sizin sûretlerinize, mallarınıza bakmaz. Kalblerinize ve amellerinize bakar.” Yâni Allahü teâlâ insanın yeni temiz elbisesine, hayrât ve ha- senâtma, malına, rütbesine bakarak sevâb vermez. Bunları ne düşünce ile ne niyetle yaptığına bakarak sevâb ve azâb verir. Ameller niyete göre iyi veya kötü olur. Bildiği ile amel eden kimseye Allahü teâlâ bilmediğini öğretir. Amellerin kabûl olması ihlâsa yâni bütün işleri, yalnız Allahü teâlânm rızâsına sevgisine kavuşmak için yapmağa bağlıdır. Amelle ilgili bâzı ıstılahlar vardır. Bunlar amel defteri, amel-i kalîl, amel-i kesîr, amel-i sâlih ve amelde mezhebtir. Amel defteri: Dünyâda insanların yaptığı bütün işlerin yazıldığı ve kıyâmet günü herkesin toplandığı yer olan Arasat meydanında herkese verilecek olan defterdir. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Biz azîm-üş-şân insan için sahîfesi açılmış olarak kendisine vâsıl olan (ulaşan) kitâb (amel defteri) göndeririz.” (İsrâ sûresi: 13) Amel-i kalîl: Namaz kılarken bir rükünde bir uzuvla (organla) yapılan ve namazdan sayılma
yan bir veya iki hareket. Namazda Amel-i kalîl mekruhtur. Amel-i kesîr:: Namaz kılarken bir rükünde namazdan sayılmayan ve bir uzuvla ardı ardına yapılan üç hareket veya iki elin bir hareketi. Namazdan olmayan fazla hareketler namazı bozar. Amel-i sâlih: İslâm dîninin beş şartını iyice yerine getirmek. İnsan kabre konulduğunda amel-i sâlihleri güzel sûrette, güzel kokulu ve güzel elbiseli olarak yanma gelir. “Beni bilmez misin?” der. O da der ki: “Sen kimsin ki, Allahü teâlâ seni benim şu garib olduğum zamanda bana ihsân eyledi.” O da der ki: “Ben senin sâlih (amelinim) işlerinim. Korkma, mahzûn olma. Biraz sonra Münker ve Nekir melekleri gelirler ve sana suâl ederler. Onlardan korkma!” der. Amelde mezheb: İctihâd derecesindeki derin âlimlerin K ur’ân-ı kerîm, hadîs-i şerîf ve Es- hâb-ı kirâmın işlerini esas alarak ortaya çıkardıkları hükümlerin, amellerin hepsi. Ehl-i sünnet Müslümanlar, ibâdet ve âmelde (yapılacak işlerde) dört hak mezhebe ayrılmışlardır. Bunlar: Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhebidir. Bu dört mezheb îtikâdda (inanç bakımından) bir birinden ayrı değildir. İmân ve inanışları birdir. Yalnız amel bakımından aralarında bâzı ufak şeylerde ayrılmışlardır. Bu da müslümanlar için kolaylıktır (Bkz. Mezhep).

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.