ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR!

ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR!

Halkın dinî duygularının körletiimesi İslâmî bağlarının koparılıp, manevî kayıtlardan uzak laştırûması sadece Âhiretimizi değil, dünya m m da perişanlığa sürükler, ticarî hayatımızı da fesada uğratır. Çarşıda pazarda alış veriş edemiyorsunuz. – Satıcı tezgâhın önüne malın en iyisini, en parlağını koyuyor, sizden en kaliteli mal fiatmı alıyor. Bir de bakıyorsunuz, elinize; tezgâhın arkasına saklamış olduğu en âdi, çürük çarıkları sıkıştırıvermiş. Satıcı kaliteli mal fiatma çürük çarıkları satarak elde ettiği h^ram. kârm verdiği zevk içinde.. Zevk duymaması, aldatmayı göz açıklık kabul etmemesi için bir sebep kalmıyor. Zabıta görmediği veya memnun edildiği takdirde bu iş en akıllıca bir harekettir!’. Cennete, Cehenneme odan imanım, çaldıkları insanlar, bu gün böyle düşünmekte, alış verişlerinde müş­ terilerini kandırmakta (zabıta görmediği takdirde) mahzur görmemekteler. — 11 — Resul-ü Ekrem, (AiSM.) Hazretleri Medine çarşı sında gezerlerken satıcıları teftiş ediyor, îslâmın alış veriş kanıınlanm anlatıyorlardı. Bir ara, içinde buğday dolu bir çuvalın önünde durdular ve kıpkırmızı buğdayın içine doğru daldırdıkları ellerinin ıslak: olarak çıktığını gördüler. Buğdayın üzeri kuru, altında ise yaşlık vardı. — Nedir bu, ey buğday sahibi? diye sordular Buğday sahibi: — Yağmur yağdı, ıslattı yâ Resûîullalı, dediBu defa üzeri kuru, fakat altı yaş buğdayın sahibine Allah’ın Resûlü: — Altındaki yaşlıhğı üzerine çıkarsan ela, müşteriye malının iç yüzünü göstersen ya! dedikten sonra şu târihi hadîslerini irâd buyurdular: — Men gaşşe, fe’leyse minne — Aldatan bizden de­ ğildir! Bu ihtar üzerine, Islâm! duygulan kemâl derecesine çvfrmıg dinî bağlan kopmaz perçinlerle sağlamlaşmış olan Medine halkında, artık aldatma diye bir şey görülmemiştir. Nasıl aldatabilirlerdi? Her sözünün hak ve hakikat olduğuna şeksiz şüphesiz imân etmiş oldukları, Allah’ın Resûlü; alış verişle iştigal edenleri sık sık ikaz ediyor: «— Aldatan bizden değildir. İhtikâr yapan mel’undur! Muhtekir mahşer günü Peygamber kâtilleriyle beraber muamele görecektir!» buyurarak,. Müslümamn müşterisini aldatmayacağını, pahalıya satmak için elindeki malını saklayıp, piyasayı daraltmayacğım bildiriyordu. Allah’m Resûlüne isyan etmek, dolayısiyle Cehennemin şedît azabında kavrulmak kimsenin ârzu edeceği şey değildi. — 12 — Bu Âyet-i Kerîme meali ne güreldir: «< 3§te arzu ettiğiniz fitne yaşaym yagaya bildiğiniz kadar!»

İMAM AZAM. EBÛ HANÎFE AmX adı Numa©^|ır, Balyasının adı Sâbit’dir. Biltüa ehkî eUnnet cemaatı tarafuıdan tebcil edilen dört bttytik nıüctehidden birincisidir. Hicri (80) tarihinde E&ft’de doğm uş, Hicrî (150) tarihinde Bağdat’da‘ vefat Otoiçtlr. Ashaba Kiram’dan bir kaç zâtı görmüş, îmana Çaİer-i Sâdıkln yanında yetişmiştir. Annesi, babası Sâbitln ölümünden sonra bu zât ile evlenmiş­ ti. îmafcH Azam’ın geniş ilmi ihatası, “zekâsının parlaklığı» temiz ahlâkı, zühd-ü takvası bütün dünyaca tasdik edilmiştir. İçtihadındaki yükseklik, mezhe, bindski mükemmellik vq kolaylık bütün Müslümanlarsa teslim edilmiştir. İm&m-ı Âzam’a tâbi olanlara Hanefî veya Hanefiyyül mezhep denir. Biz Türkler ve sayı il» Müslümanlar bu büyük müçtehidin mezhebine tâbi bulunmaktayız. Çok. talebe yetiştirmiştir. Bunlar arasında çok tnuktedir müçtehidler vardır. Amelde imamımız îmam-ı Âzamidir.

PRUT ZAFERİ

Osmanlı  İmparatorluğu ile Rusya arasında, 1711 senesinde, ftöpıaııya’da, Prut nehri boyunda olan sa* vaşta, ordumuz Kesin bir zafer kazanmıştı, Rus Çan I petre’nun Poltkava’da yendiği İsveç Kralı XII. Şarl, memleketimize sığınmıştı. Petro, Şarl’m iadesi, ni istemiş, buna karşılık Sultan III. Ahmet, bu isteği reddederek Rusya’ya savaş ilân etmişti. Baltacı Mehmet Paşa komutasındaki 100 bin kişilik Osmanlı ordusu, Prut nehri kıyısında sıkıştırdığı Rusları mah* vetmek üzere iken, Çariçe Katerina’nın bizzat gelip sulh istemesi ve yalvarması sonucunda Prut anlaş^ ması imzalanmış, * böylece Rus ordusu mahvolmaktan kurtulmuştu.

îmaati: Efendi endir.», [a istias BiV ş koze mü- ı mem ıayan, kendi zlarm- ı r bu . ı ede- ¿1 da m bi ilmek n bir verir t- \ ■ 1 1 . . * “— ‘Ne olacak görmüyor musun kedi iftarlık pideleri yiyor dçdi. — Yahu insan bir pide için bu kadar telâşlanır mı? îşte gidiyorum, vaazdan sonra istediğin kadar pide alır iftarda yiyemeyeceğin kadar taze ekmek getiririm; sen, de onu mu merak ediyorsun, dedim!. Hanım büsbütün hiddetlendi: — Ayol, ben pidelere acımıyorum. Evde pidemiz, var. Benim hayret ettiğim şey, bu kedinin böyle mübâ-. rek Ramazanda oruç tutmayışıdır. Baksana, hayvanca­ ğız şıpır şıpır durmadan ekmek yiyor? Bu sefer de ben hiddettendim. ■— îlâihi Hatun, sen ne kadar da safsm! Bilmiyor musun ki: — Hayvanlar oruç tutmaz! Bilmiyor musun ki: — Hayvanlar namaz kılmaz! Bilmiyor musun ki: — Hayvanlar açık yerlerini örtmez! Bilmiyor musun ki: — Hayvahlar komşu hakkı diye bir hak tanımaz dedim- Nasıl iyi demiş miyim? Tabii, cemaatta kahkahaya yaklaşan bir tebessüm ve birbirlerine bakışmalar… Artık Hacı Cemal’in (gaileden) saydığı komşusu alacağını almıştır. Fatihteki bir iftar sohbetinde kendisiyle Bediüzzaman Hazretleri hakkında uzun bir konuşmamız olmuş tu. O’nun ifadesiyle «Molla Said» son devrin eşine ender rastlanan ilim adamlanndandı: — Molla Said’in eserleri hakkında ne dersiniz demiştim? Bana şu cevabı verdi: «— Molla Said’in kitaplarını devamlı okuyanlar bahtiyar, bir müddet okuduktan sonra terkedenler ise bedbaht olurlar!»

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)