ALAY

Türkçede tören veya gösteri gâyesiyle bir araya gelen topluluğa; başında bir albayın bulunduğu tabur ile tugay arasındaki askerî birliğe; OsmanlIlarda askerî ve mülkî merâsimin tertip ve düzenine verilen ad. Bir kişiyi mizâha almak, küçümsemek mânâlarına da gelir. Başında bir albayın bulunduğu, taktik ve kontrol için taburlar, bölükler ve takımlara bölünerek teşilatlanan bir alay aynı sınıftan olan ve aynı silahları kullanan en büyük birliktir. Her alayın bir sancağı vardır. Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından 1826 senesinde kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhamme
Yeni Rehber Ansiklopedisi 379
ALAY
süngerlerle Hırka-i saâdetin bulunduğu sandukayı ve dolapları silerdi. Pâdişâh, sabah namazını Hırka-i saâdet dâiresinde kılar, öğleden evvel ha- sodalılar, Hırka-i saâdetin gümüş yaldızlı sandukalarını altın anahtarla açarlar, yedi kat ipek kadife üzerine som sırma ve incilerle işlenmiş bohçaların şeritlerini çözerlerdi. İkinci mahfaza bundan sonra pâdişâhın yanında bulunan altın anahtarla açılırdı. Hırka-i saâdet sandukasının açılışında, si- lâhdâr, çuhâdâr, rikabdâr, dülbentdâr ağa, anahtar ve peşgir ağalan, hasodalılar, saray imâmlan da hazar bulunurlardı. Bu esnâda güzel sesli müezzin ve çavuşağaları Kur’ân-ı kerîm okuyarak ziyârette bulunanlara ayrı bir mânevî haz verirlerdi. Ziyâreti evvelâ pâdişâh, sonra sırayla diğerleri yapardı. Baklava alayı: Ramazan-ı şerîfin on beşinci günü gâyet muhteşem bir sûrette yapılan Hırka-i saâdet alayından sonra yeniçeri ocağı neferlerine baklava verilirdi. Bu uygulama ilk olarak Kânûnî Sultan Süleymân Han zamânında, harplerden zaferle dönen orduya pilâv, zerde ve yahni gibi yemeklerle ziyâfet verilmekle başlandı. Askeri, ga- zâya teşvik etmek maksadıyla çekilen bu ziyâfet- ler sonraki pâdişâhlar zamânında da devâm etti. Ramazân-ı şerîfin on beşinci günü İstanbul’da bulunan askerlerin her on neferine bir tepsi baklava ikrâmı âdet oldu. Bu alay yapılırken yeniçeri ortaları, saka, usta ve karakullukçuları ile diğer zâbitler sarayın orta kapısının iki tarafındaki dîvân yeri sofasından ilerideki mutfaklar önünde futa denilen ipekli peş- temallara bağlı olarak hazır bulunan baklava tepsileri hizâsında yer alırlar. Bu sırada ortakapı açılıp bâbüsseâdede bekleyen silâhdârağa, sağ koltuğunda anahtar ağası, sol koltuğunda başlala ile akağalar kapısından çıkar. Kilerci baltacısıyla, pa- lüdeci ağadan başkasını kapının önünde terk ederek bu iki kişiyle baklava tepsileri hizâsına yanaşırdı. Kilercibaşı baltacısıyla palüdeci, pâdişâh için hazırlanan bir tepsi baklavayı alır silâhdâra verirdi. Bunu müteâkib askerden ikişer nefer sarılı baklava tepsilerini yeşil yollu sırıklara geçirirlerdi. Hazır oldukları orta kapıya işâret olununca kapı açılırdı. Her bölüğün usta, saka, mütevellî, odabaşı, karakullukçu ve bayrakdân bölüklerinin önüne düşerek baklavacılar da arkadan gelerek alay ile kışlalarına giderlerdi. Ertesi gün ise tepsi ve futalar, saray mutfağına (matbah-ı âmireye) gönderilirdi. Adâlet ve ihsânla altı yüz sene hüküm sürmüş ve insanlığın kurtuluş ve refâhı için gayret göstermiş olan OsmanlIların askere ihsân ve bahşişinin küçük bir bölümü olan baklava alayı, yeniçeri ocağının kaldırılmasına kadar devâm etti. 1826’daki son baklava alayı sırasında yeniçerilerin İstanbul halkını inciten taşkınlıkları, ocağın
halk nazarında îtibârını büsbütün kaybettiren son sebeplerden biri olmuştur. Kadir gecesi alayı: Ramazan ayının son günlerinde bulunan Kadir gecesinde Hırka-i saâdet dâiresinden Ayasofya Câmiine kadar bütün yol boyları meşâlelerle aydınlatılırdı. Alayın önünde yirmi kadar meşâle ve onun arkasında kırmızı- yeşil kırk kadar fenerle hasekîler yürür ve böyle- ce Ayasofya Câmiine gidilir ve pâdişâhın imâmı namaz kıldırırdı. Son pâdişâhlar zamânında Kadir gecesi alayı saltanat kayıklarıyla gidilerek Top- hâne’deki Nusretiye Câmiinde yapıldı. Yılbaşı tebriki alayı: Hicrî yılbaşı olan Muharrem ayının ilk günü, pâdişâh Çinili Köşke gelir, saray ağalarına Muharremiye adıyla bahşiş ve ihsânda bulunurdu. Ayrıca helvahânede yapılan ve kâselere konulan kırmızı renkli şekerlemeler ik- râm edilirdi. Muharrem ayının üçüncü günü umû- miyetle Çırağan Sarayına rikâb (özengi) ısmarlanır, sadrâzam ve şeyhülislâm, pâdişâh tarafından huzûra alınarak tebrikler kabûl edilirdi. Mevlid alayı: Peygamber efendimizin (sal- lallahü aleyhi ve sellem) dünyâya teşrif ettiği gün olan Rebî-ul-evvel ayının on ikinci gecesinde Ba- lıkhâne köşkünde, ertesi gün de Sultan Ahmed Câmiinde mevlid okunurdu. Kılıç alayı: Yıldırım Bâyezîd Han zamânın- da ilk defâ Niğbolu Zaferinden sonra yapılmaya başlanan bu alayda, devrin ileri gelen âlimi tarafından pâdişâha kılıç kuşatılırdı. Kılıç alayı usûl olarak pâdişâhın cülûsunu tâkib eden günlerde taç giyme merâsimine benzer ve halkta büyük bir çoşkunluğa sebeb olurdu. Talebeler yollara dizilir, Edirnekapı’da muhteşem bir çadır kurulur, yabancı devlet temsilcileri geçenleri buradan seyrederlerdi. Pâdişâh onları arabadan selâmlardı. Pâdişâhın arabasını başta sadrâzam olmak üzere bütün nâzırlar (bakanlar), meclis reisleri ve saray erkânının arabaları tâkib ederdi. Alay, Ey- yûb Sultan’a varınca arabalardan inilir ve yürüyerek Eyyûb Sultan’m (radıyallahü anh) türbesine gidilirdi. Burada yeni pâdişâha kılıç kuşatılır ve duâ edilirdi. Alay-ı Hümâyûn: Pâdişâh sefere giderken, seferden dönerken, sefere gideni uğurlarken, seferden dönen orduyu karşılarken saraydan Davut- paşa’ya kadar tertib edilen alaylardı. OsmanlIların haşmet devirlerinde bu alaylar büyük bir ihtişamla yapılırdı. Sadâret alayı: Sadrâzamlara, sadâret mührü vermek için tertiplenen alaydır. Tanzîmâta gelinceye kadar sadâret mührü Hırka-i saâdette verilirdi. Bu münâsebetle sadrâzama hâs odabaşı vâsıtasıyla yeniden samur kürk giydirilirdi. Sadâret alayı, merâsimi Beşiktaş’ta başlar, denizden Sirkeci’ye gelinirdi. Önde mâbeyn baş

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.