Ahmed Cevdet Paşa ile Fransız Büyükelçisi Arasnda Bir Tartışmaİslam’da Ruhbanlık Yoktur

Ahmed Cevdet Paşa ile Fransız Büyükelçisi Arasnda Bir Tartışmaİslam’da Ruhbanlık Yoktur

Tarih 1864 yılı Ekim ayının sonlandır. Ahmed Cevdet Paşa’nın bindiği vapurda, Fransa’nın İstanbul büyükelçisi Marquis de Moustier de bulunmaktadır. Cevdet Paşa ile Mösyö Moustier çeşitli meseleler üzerine sohbet etmekte ve vapur yolculuğunu zaman zaman beraber geçirmektedirler…

3

Ruhbanlık ya da ruhbaniyet, Hıristiyan din adamları olan rahiplerin, insanların günahlarını bağışlatmak başta olmak üzere birtakım dinî yetkilere sahip olmaları yanında böyle bir sınıf oluşturmak suretiyle bulundukları üstün durum ve onların hayat tarzları gibi manalarda kullanılmaktadır. İslamiyet’te ise ruhbanlık yoktur ve bu husus hadis-i şerifle de sabittir. Fakat bazı Hıristiyanlar imam, müezzin, hatip, müftü gibi bir ulemâ sınıfını görerek İslam’da da ruhbanlık olduğu şeldinde yanlış bir zanna kapılmışlardır. Büyük devlet adamlarımızdan âlim, tarihçi ve hukukçu Ahmed Cevdet Paşa’nın ruhbanlık konusunda Fransa’nın İstanbul büyükelçisine anlattıkları, yeterli bilgi vermekte ve meseleyi çok güzel bir şekilde izah etmektedir.

1863 yılında Ahmed Cevdet Paşa, Bosna eyaletinin teftişi ile vazifelendirildi ve orada bir buçuk yıl içinde gerekli ıslahatı yaparak masrafları bölge halkı tarafından karşılanmak ve neferleri Bosna gençlerinden olmak üzere iki alay asker tanzim etti. Bu başanlı hizmetten sonra İstanbul’a Tuna Nehri yoluyla dönmek üzere Sava Nehri’nden vapura binip Belgrad’a gelmiş, buradan da Tuna vapuruna binerek yoluna devam etmiştir. Tarih 1864 yılı Ekim ayının sonlarıdır.

Ahm ed CAhm ed Cevdet Paşa evdet Paşa

Ahm ed Cevdet Paşa

Paşanın bindiği vapurda, yaz mevsimini Fransa’da geçirip görevi başına dönmekte olan Fransa’nın İstanbul büyükelçisi Marquis de Moustier de bulunmaktadır. Cevdet Paşa ile Mösyö Moustier sık sık çeşitli meseleler üzerine sohbet etmekte, vapur yolculuğunu zaman zaman beraber geçirmektedirler. Siyasî meselelerden, hikmete dair konulara kadar hemen her mesele hakkındaki bu sohbetlerde Cevdet Paşa’ya sorduğu suallerden tatminkâr cevaplar alan elçi, paşaya İslam’da ruhbanlık olmadığının söylendiğini fakat kendi tetkikleri sonucunda meselenin hiç de böyle olmadığını gördüğünü söyler. Cevdet Paşa ise meseleyi tam bir vukufla uzun uzadıya izah edince ilmî dirayeti karşısında hayran kalan Moustier, daha sonra Fuad Paşa’ya onun hakkında “Ben ulema sınıfında böyle adamlar olduğunu bilmezdim.” diyecektir.

Sözü fazla uzatmadan Cevdet Paşa’ya bırakalım ve meseleyi ondan dinleyelim “Mösyö Moustier verilen bilgiden dolayı sevindi ve bu sırada bazı felsefe konularına daldı. Napolyon Bonapart şöyle dermiş: ‘Eğer bir dine inansam Müslüman olurdum. Zira Müslümanlıkta ruhbanlık yoktur.’ Mösyö Moııstier bir aralık bu meseleyi ileri sürerek: ‘Birinci Napolyon Müslümanlıkta ruhbanlık yoktur demiş. Hâlbuki bir müddet İstanbul’da kaldım. Ulemâ sınıfını gördüm. Onların ruhbanlık tarzında olan hiyerarşisini öğrendim. İşte siz de bu sınıfın vukarı derecesinde bulunuyorsunuz ve bu resmî-ruhanî sıfat sayesinde bunca yıllardan beri askerlikten yüz çeviren Bosna eyaletinde askeri düzenleme yapmaya muvaffak olmuşsunuz. Napolyon buralara gelemediği için, işin doğrusunu anlayamamış.’ dedi.
“Ona cevap olarak şöyle dedim: ‘Napolyon bu meseleyi çok iyi tahkik etmiş ve pek güzel söylemiş. Hakikaten İslam’da ruhbanlık yoktur. Bu manada bir hadis-i şerif dahi vardır. Gördüğünüz sarıklılar ruhban değildirler. Zira onlarda resmî-ruhanî bir sıfat yoktur. Ruhbanların, Hıristiyanlar hakkında icra ettikleri ruhanî devlet gibi sıkı muamelelere Müslümanlar hiçbir zaman tahammül edemezler.

“Hususiyle rahipler son nefesini vermekte olan Hıristiyanların mallarını mülklerini kiliselere vakıf ve vasiyet ettirerek varisleri mahrum ediyorlar.Şimdi Avrupa’nın pek çok yerlerinde Hıristiyanların dinsizlik yoluna sapmalarına bu muameleler sebep oluyor.”

2
“Bir Hıristiyan çocuğu annesinden doğar, vaftiz olmak yani Hıristiyan defterine kaydedilerek dünyaya gelmiş sayılmak için papaza muhtaç olur. Ondan sonra Allah’a ibadet edebilmek ve ara sıra günahlarını affettirmek için dahi papazın aracılığına muhtaçtır. Evlenmek istediği zaman nikâh akdinin kıyılması yine papazın varlığına bağlıdır. Ölülerinin ruhlarına bir hediye göndermek için papazın duasına muhtaç olur. Kendisi öl”Bir Hıristiyan çocuğu annesinden doğar, vaftiz olmak yani Hıristiyan defterine kaydedilerek dünyaya gelmiş sayılmak için papaza muhtaç olur. Ondan sonra Allah’a ibadet edebilmek ve ara sıra günahlarını affettirmek için dahi papazın aracılığına muhtaçtır. Evlenmek istediği zaman nikâh akdinin kıyılması yine papazın varlığına bağlıdır. Ölülerinin ruhlarına bir hediye göndermek için papazın duasına muhtaç olur. Kendisi öldüğünde yer altına girmesi dahi papaza bağlıdır. Eğer papazın gelmesi gecikse cenaze meydanda kalır. Bu dinî muamelelerin icrasında Hıristiyanlar papaza muhtaç olduklarından papazların o çaresizlere etmedikleri zulüm yoktur. Hususiyle son nefesini vermekte olan Hıristiyanların mallarını mülklerini kiliselere vakıf ve vasiyet ettirerek varisleri mahrum ediyorlar. Şimdi Avrupa’nın pek çok yerlerinde Hıristiyanların dinsizlik yoluna sapmalarına bu muameleler büyük sebebiyet veriyor.
düğünde yer altına girmesi dahi papaza bağlıdır. Eğer papazın gelmesi gecikse cenaze meydanda kalır. Bu dinî muamelelerin icrasında Hıristiyanlar papaza muhtaç olduklarından papazların o çaresizlere etmedikleri zulüm yoktur. H ususiyle son nefesini vermekte olan Hıristiyanların mallarını mülklerini kiliselere vakıf ve vasiyet ettirerek varisleri mahrum ediyorlar. Şimdi Avrupa’nın pek çok yerlerinde Hıristiyanların dinsizlik yoluna sapmalarına bu muameleler si imam olur. Aslında imamlık hizmetini eda için camilere birer imam tayin edilmesi âdet olmuşsa da bu âdet, dinî zaruretlerden değildir. İmam efendi bulunmaz ise cemaatten birisi imam olur, namaz kılınır. Müslümanlar katında, günahları ancak Allahtı Teala Hazretleri affeder. Lazım olan, halis kalple Cenab ı Hakk’a yalvarmaktır.

“Müslümanlardan biri ölülerinin ruhlarına hediye göndermek isterse Kur an okur veya fukaraya sadaka verir ve sevabını onların ruhlarına bahşediverir…”

“Bir erkek ile bir kadın evlenmek istedikleri takdirde, kendileri yahut vekilleri nikâh kıyarlar. Fakat iki şahit huzurunda olması lazımdır. Bunun için hocaya muhtaç olmazlar. Gerçi akit cemiyetlerinde mahalle imamlarının bulunması âdet olmuştur. Fakat bunlar evlenenlerin isimlerini ve mehr-i muaccel ve müeccel miktarını kaydetmek üzere bulunurlar ki bu da bir nevi hizmettir. Bununla beraber imam yahut diğer bir hoca efendi teberrü- ken bir dua eder ama imam bulunmasa nikâh yine kıyılmış olur.
“Müslümanlardan biri ölülerinin ruhlarına hediye göndermek isterse Kur1 an okur veya fukaraya sadaka verir ve sevabını onların ruhlarına bahşediverir. Bu sevabı onlara göndermek için imama veya hocaya muhtaç olmaz.

“Birisi öldüğünde onu yıkayıp cenaze namazını kılarak defnetmek diğer Müslümanlara farz-ı kifâyedir; yapmazlarsa günahkar olurlar. Fakat cenazelerde imamlara birer miktar para verilmek âdet olduğundan bu vazifeyi onlar eda ediverir. İmam olmasa diğerleri bu dinî vazifeyi ifaya mecbur olurlar.

“Hâsılı imam ve müezzin gibi sarıklılar hep bir vazife ve hizmet sahibi adamlardır. Onların diğer insanlardan fazla bir ruhani sıfatları yoktur. Onların üst tarafında bulunan ve insanlar arasında hürmet gösterilen müderrisler de Avrupa’nın doktorları makamındadırlar. Şan ve meziyetleri, ilmin şeref ve iti- barındandır. Bununla beraber dinî hükümleri onlar diğerlerinden daha fazla bildiklerinde “Kadılar da bunlar gibi ulemadan yetişir. İslam milletinde en büyük vazife, hakla yerine getirmek maddesi olduğundan bunun ifasına memur olanların her cihetle diğer sınıflardan üstün olmaları gerekir. Bu cihetie ulemâ sınıfı kıyafet olarak da diğerlerinden itibarlıdır. İşte bunlar da AvrupalIların “juges” dediği hâkimler sımfidır. Yoksa piskoposlar ile benzer değillerdir ve Roma’nın kardinallerine denk gördüğünüz kazaskerler dahi büyük hâkimler demektir. Şeyhülislam efendi bunlara nezaret eder ve padişahın vekili olup o da bir ruhani sıfata sahip değildir. Hâsılı İslam milletinde ruhbanlık yoktur. Fakat Cuma ve bayram namazlarını kıldıracak ve hutbe okuyacak imamlar ki hatip denilir, onların padişah tarafindan mezun olmaları şarttır. Bu da bir nevi vekâletten ibarettir.

Beyoğlu eteklerinden M arm ara ve Boğaziçi

Beyoğlu eteklerinden M arm ara ve Boğaziçi

“Beyoğlu, Avrupa ile İslam memleketleri arasında bir geçittir. Buradan İstanbul’u siz dürbünle görürsünüz. Lâkin kullandığınız dürbünler hep çarpıktır.”

“Mösyö Moustier dinledi, anladı ve teşekkür etti: ‘Hayli vakit İstanbul’da oturdum. Buralar hakkında layıkıyla bilgi edinememişim.’ dedi. Kendisine şöyle dedim:

“Siz Beyoğlu’nda oturdunuz. Değil Osmanlı memleketlerinin, nefs-i İstanbul’un1 bile durumunu layıkıyla öğrenemediniz. Beyoğlu, Avrupa ile İslam memlekederi arasında bir geçittir. Buradan İstanbul’u siz dürbünle görürsünüz. Lâkin kullandığınız dürbünler hep çarpıktır.”

2

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)