Afrika

Afrika
Asya’dan sonra dünyanın ikinci büyük kıtası. Afrika kıtası Asya’dan Süveyş kanalı, Süveyş körfezi ve Kızılde- niz’le, Avrupa’dan Cebelitarık boğazı ve Akdeniz’le ayrılır. Batıda Atlas okyanusuyla, doğuda Hint okyanusuyla sınırlıdır. Ayrıca, kıyılardan oldukça uzaktaki adalar da Afrika’nın parçası sayılır: Hint okyanusunda Madagaskar, Mauritius, Réunion, Zanzibar, Pemba adaları ve Komor adaları; Atlas okyanusunun kuzey kesiminde Kanarya adaları, Cabo Verde adaları ve Madeira adaları; Atlas okyanusunun güney kesiminde Ascension adaları ve Saint Helena adası; Gine körfezinde (Bk. GİNE KÖRFEZİ) Annobon ve Bioko adaları ile Sao Tome ve Principe adaları. İnsanlığın ilk dönemleriyle ilgili bilinen en eski fosiller Afrika’da, özellikle de Tanzanya’da bulunmuştur. Ayrıca, kıtada dünyanın en eski uygarlıklarından biri olan eski Mısır uygarlığı gelişmiştir. Fenikelilerin Akdeniz kıyısında, Atlas dağlarının kuzeyinde Kartaca’yı ve öteki kent-devletlerini kurmalarıyla aynı dönemde, yani İ.Ö. I. binyılda, Mısır’ın etkisi de Nil’in güneyine, günümüzdeki Sudan’a yayılmıştır.afrika

afrika

Roma egemenliği döneminde (İ.Ö. 1. yy. – İ.S. 7. yy.) Kuzey Afrika, Avrupa’nın etkisi altına girmiştir. VI. yy’dan başlayarak Arap kültürü ve İslâm dini, Afrika’nın kuzey kıyısı ile Büyük Sahra’nın güney kenarındaki bölgenin kentleri arasındaki ticaret yollarını izleyerek Büyük Sahra’nın ötesine yayılmış ve bu bölgede Ortaçağ’da, aralarında Gana, Mali, Kanem-Bornu ve ve Songhay krallıklarının da bulunduğu bir dizi güçlü Afrika krallığı önemli ölçüde gelişmiştir. Daha güneydeki yağmur ormanlarındaysa, XIV. yy’dan sonra Aşanti, Benin, Kongo, Oyo ve Dahomey krallıkları kurulmuş ve Afrika’nın sömürgeci devletler arasında paylaşılmasına kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Orta Afrika’nın doğusundaysa Ankole, Bu- ganda, Bunyoro, Luba ve Lunda krallıkları kurulmuştur. Yeniçağ’da Afrika’nın Avrupalılar tarafından sömürgeleştirilmesini Portekizliler başlatarak, XV. ve XVI. yy’larda ticaret merkezleri kurmuşlardır; ama AvrupalIlar “karanlık kıta” diye adlandırdıkları kıtanın iç kesimlerine XIX. yy’a kadar ulaşamamışlardır. XX. yy’ın başlarında aşağı yukarı bütünüyle Avrupa’nın egemenliğine giren kıtada, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 48 ulus bağımsızlığını elde etmiş, ne var ki sömürgecilik döneminden sonra kurulan bu sınırları gelişigüzel belirlenmiş, birbirinden farklı siyasal sistemlerle yönetilen, çeşitli sorunlarla dolu ülkelerin ekonomileri, sanayileşmiş dünyaya bağımlı kalmıştır. Afrika halkları, ırkları, dilleri, dinleri ve siyasal sistemleri, kültürleri ve gelenekleri çok farklı, karmaşık bir mozaik oluşturmaktadırlar.

YÜZEY ŞEKİLLERİ VE DOĞAL KAYNAKLAR

Afrika’nın temel doğal özellikleri, tarihini ve gelişmesini de etkilemiştir. Kuzeydeki kıyı bölgesi, kıtanın geri kalan kesiminden dünyanın en büyük çölü olan Büyük Sahra’yla ayrılır. Kıyı çizgisi oldukça düzdür; az sayıda büyük koy, haliç ve liman olarak kullanılabilecek girinti içerir. Irmakların çoğunda, kıyı yakınında çağlayanlar ve çavlanlar vardır; bunlar geçmişte sömürgecilerin iç kesimlere ulaşmalarını engelledikleri gibi, günümüzde de ırmak ulaşımı olanaklarını sınırlamaktadırlar. Büyük Sahra’nın güneyinde kalan Afrika’da, kıyılar boyunca
uzanan dar kıyı ovası, Gine körfezi boyunca çoğunlukla bataklıklarla kaplıdır; Angola’dan Kap’a kadar çoraktır; Kızıldeniz kıyısı boyunca kuleye doğru da bataklık, ormanlık ya da çoraktır. Arkasında, Afrika yüksek yaylasının ucunu oluşturan dik sarplıklar ve sıradağlar yükselir. Afrika’da, Güney Amerika’daki And dağları ya da Asya’daki Himalayalar gibi önemli bir sıradağ sistemi yoktur. Bununla birlikte, çok sayıda küçük sıradağ, Afrika kalkanını kaplayan düzlüklerin ve hafif dalgalı yapıların tekdüze görünümünü çeşitlendirir. Kuzeybatı Afrika’daki Atlas dağları batıdan doğuya doğru Tunus, Cezayir ve Fas’ı aşarlar; Fas’ta Cebel Tubkal’da en yüksek noktalarına (4 166 m) ulaşırlar. Güney Afrika Cumhuri- yeti’nin doğu kesiminde ve Lesotho’da, yükseltilen 3 000 m’yi aşan Drakensberg dağları yükselir. Afrika yüksek yaylası Etyopya’dan güneybatıya doğru Angola’ya ve Namibya’ya kadar uzanır, Etyopya kütlesi, Doğu Afrika yaylasını, Ruvenzori dağlarını (Ay dağları), Zambiya’daki Munchinga dağlarını ve Angola’daki Bihe yaylasını içerir. Yarı etkin bir yanardağ, aynı zamanda da Afrika’nın en yüksek doruğu olan Kilimancaro dağı (5 895 m) ve gene yanardağ kökenli Kenya dağı (5 199 m) ile Elgon dağı (4 321 m) da bu yaylalarda yükselirler. Büyük Sahra’da Tibesti dağ kütlesi ile Ahaggar ve Air dağları yer alır. Kamerun dağları, Batı Afrika’nın en yüksek dağlarıdır. Gine ve Liberya’daki Futa Calon dağında, Nijer ırmağının ve Batı Afrika’nın en uzun ırmağı olan Senegal ırmağının yukarı kolları doğar. Bütün bu yüksek bölgelerin arasında bir dizi basık tortul havza yer alır; bunların başlıcaları arasında Büyük Sahra’nın güney kenarındaki Nijer, Çad ve Sudd ırmaklarının havzaları, ekvator Orta Afrikası’ndaki Zaire (Kongo) ırmağının havzası ve Güney Afrika’daki Kalahari çölü sayılabilir. Afrika’nın en ilgi çekici topoğrafya özelliklerinden biri, Büyük Rift Vadisi’dir. Ortadoğu’daki Lut gölünden güneyde Mozambik’e ve Svaziland’a kadar yaklaşık 6 900 km boyunca uzanan, yüksek yaylaları yararak geçen bu dev çöküntünün kuzey kesimini, Afrika ile Arabistan yarımadası arasında yer alan Kızıldeniz doldurmuştur.

Orta kesimi, Etyopya’yı ikiye bölerek Turkana (Rudolf) gölü yakınında ikiye ayrılır: Batı kolu Uganda’da bir yay çizerek Nyasa (Malavi) gölüne kadar uzanır; tabanında Mobuto Sese Seko (Albert), Edward, Ki- vu ve Tanganyika gölleri yer alır; doğu kolu Kenya’dan ve Tanzanya’dan geçip, Nyasa gölü yakınında yeniden batı koluyla birleşir. Büyük Rift Vadisi’nin yamaçlarının yükseltisi yer yer 3 200 m’yi aşar; yer yer de vadinin tabanıyla aynı düzeyde kalır.

Yerbilim. Afrika eski granitler, şistler ve gnaystan oluşan büyük bir billursu platformdur. En eskileri 3,2 milyar yıl önceden kalmış olan granit, şist ve gnays tabakaları bakır, çinko, kurşun, uranyum, elmas ve pek çok ender metal gibi zengin ve çeşitli madenler içerir.Çok eski dönemlerde Afrika, günümüzdeki Avustralya, Antarktika, Güney Amerika, Madagaskar ve Hindistan yarı-kıtasını da içeren ve Gondvana kıtası diye adlandırılan dev boyutlu kıtanın bir bölümünü oluşturmuştur. Jura çağının son dönemlerinde ve Tebeşir devrinin ilk dönemlerinde, söz konusu toprak kütleleri birbirlerinden ayrılmışlardır. Ama öteki kıtalara oranla Afrika yerbilim açısından daha istikrarlı olmuş, Güney Amerika, kıtadan yaklaşık 80 milyon yıl önce, Arabistan yarımadasıysa yaklaşık 20 milyon yıl önce kopmuştur. Gondvana kıtasının çatlayıp parçalanmasıyla Afrika’nın sarp kıyı çizgisi ve pek derin olmayan iç denizlerin doldurduğu çöküntüler oluşmuş, akarsular derin boğazlar açarak kendilerine yeni yataklar açmıştır. Doğu Afrika’da ve Güney Afrika’daki geniş alanlar yanardağ akıntılarıyla örtülmüştür.

Afrika'nın en yüksek dağı olan Kilimancaro>, Kenya'daki Amboseli Ulusal Parkı'ndaki çayırların (ya da savanaların) yanı başında 5 895 m'ye yükselir. Büyük Sahra'nın güneyindekiçok çeşitli yaban hayvanının yaşadığı savanaların, Afrika topraklarının % 40'ını kapladığı tahmin edilmektedir

Afrika’nın en yüksek dağı olan Kilimancaro>, Kenya’daki Amboseli Ulusal Parkı’ndaki çayırların (ya da savanaların) yanı başında 5 895 m’ye yükselir. Büyük Sahra’nın güneyindekiçok çeşitli yaban hayvanının yaşadığı savanaların, Afrika topraklarının % 40’ını kapladığı tahmin edilmektedir.

Batı Etyopya'daki dağlık bölgede, NH'in en büyük kolu olan Mavi Nil'in oluşturduğu, kıyıları gür bitki örtüsüyle kaplı görkemli bir çağlayan.

Batı Etyopya’daki dağlık bölgede, NH’in en büyük kolu olan Mavi Nil’in oluşturduğu, kıyıları gür bitki örtüsüyle kaplı görkemli bir çağlayan.

1

Yarı çorak, dağlık Kuzey Afrika ile yağışlı, tropikal orta Afrika arasındaki karşıtlık çarpıcıdır. Marakeş'e giden yol Fas'taki Yukarı Atlas dağlarında, 2 100 m yükseltideki Tizi n'Test geçidinden (üstte) geçer. Ekvator Afrikası'ndaki yağmur ormanları (altta) toprağın üstünde canlı bir tavan oluşturur. Mevsimler arasındaki hafif değişiklikler dışında, yağmur ormanlarında iklim sıcak ve yağışlıdır.

Yarı çorak, dağlık Kuzey Afrika ile yağışlı, tropikal orta Afrika arasındaki karşıtlık çarpıcıdır. Marakeş’e giden yol Fas’taki Yukarı Atlas dağlarında, 2 100 m yükseltideki Tizi n’Test geçidinden (üstte) geçer. Ekvator Afrikası’ndaki yağmur ormanları (altta) toprağın üstünde canlı bir tavan oluşturur. Mevsimler arasındaki hafif değişiklikler dışında, yağmur ormanlarında iklim sıcak ve yağışlıdır.

Tebeşir devri sona erince, Kuzeybatı Afrika’daki tortul kayaçlar büyük ölçüde kıvrılmış ve bir dizi dağoluş evresinde yükselerek Atlas dağlarını (bu dağlar, yerbilim açısından Avrupa’daki Alpler sisteminin parçasıdırlar) oluşturmuştur. Kuzey Afrika’nın yanında, günümüzdeki Akdeniz’i Gine körfezine bağlayan bir dizi kıta üstü deniz oluşmuş, bunlar arkalarında yaygın kalker ve kumtaşı alanları bırakmışlardır. Afrika kalkanındaki kırılmalar, Büyük Rift Vadisi’ni oluştururken, bazı toprak parçalarının çökmesi, buna karşılık başkalarının üste çıkıp yükselmesi, yanardağ gereçlerinin yeryüzüne çıkmasına yolaçmış, böylece Kilimancaro ve Kamerun dağları oluşmuştur. Gondvana kıtasının varlığının son 100 milyon yılında, Güney Afrika’yı Dwyka buzul alanı kaplayarak, bil- lursu yüzeyi temizlemiş ve sürüklediği gereçlerle yüzlerce metre kalınlığında tabakalarla oluşturmuştur. Bu buzul döneminden sonra, Güney Afrika yavaş yavaş ısınmış, Kalahari ve Karroo havzalarında uzun bir tortul birikmesi dönemi başlamış, daha sonra da bu tortullar, kalınlığı 7 600 m’yi aşan bazalt akıntısı tabakalarıyla örtülmüştür.

İklim. Afrika’nın büyük bölümünde, tropikal iklim egemendir. Kıtanın yalnızca kuzey ve güney uçları ile Etyopya’daki ve Doğu Afrika’daki yüksek kesimlerde, dar sınırlı astropikal ve ılıman iklim bölgeleri gözlenir. Batı Sahra’ya (Kanarya akıntısı) ve Namibya’ya (Bengu- ela akıntısı) paralel akan soğuk deniz akıntıları, bu kıyılardaki ovaların sıcaklığını biraz düşürür. Uzun ve yüksek dağ dizileri ya da havanın önünü kesecek başka engeller bulunmaması nedeniyle, tropikal hava bütün kıta boyunca serbestçe dolaşır; dolayısıyla iklim değişiklikleri çok yavaş gerçekleşir. Gine körfezi kıyıları Atlas okyanusuna bakan ekvator ovaları, sarp dağlar ve Madagaskar’ın doğu kesimi, en çok yağmur alan yerlerdir: Ortalama yıllık yağış 2 032 mm’yi aşar. Afrika’nın en çok yağış alan yeri Kamerun’un batı kesimidir: 10 160 mm. Ekvatordan kuzeye ve güneye doğru ilerlendikçe Büyük Sahra, Kalahari ve Namib çöllerinde, yağışlar iyice azalır: Bu bölşelerde yıllık ortalama yağış 150 mm’nin altındadır. İklimdeki en değişken öğe, sıcaklık değil, yağıştır; dolayısıyla verimli toprakların, bitki örtüsünün ve nüfusun dağılımı da yağışlara bağlıdır. Afrika’nın büyük kesimi, gün geçtikçe kuraklaşmaktadır. Afrika’da başlıca altı iklim çeşidi ayırdedilir; bunlar, ekvatorun çevresinde kuşaklar halinde yayılırlar. Yağışlı tropikal iklimde, sıcaklık sürekli yüksektir. Bu iklim kuşağından hemen sonra yağışlı-kurak tropikal iklim ya da savana iklimi gelir; niteleyici özelliği, uzun bir kurak mevsimi (güneşin alçak olduğu dönem), kısa ve yağışlı bir yaz mevsiminin izlemesidir. Savanaları tropikal bozkır iklimi izler; bu kesimlerde yağışlar azdır ve yıldan yıla büyük ölçüde değişir; sık sık uzun kuraklıklar olur. Batı Afrika’daki bozkır alanları Sahil (Sahel) diye adlandırılır; bu sözcüğün anlamı çölün “kıyı”sıdır. Afrika iklimleri arasında en az yağış alan ve sıcaklığın en yüksek olduğu iklim tipi, tropikal çöl iklimidir; günlük sıcaklık farkları 10 °C’ı aşabilir. Afrika’daki en yüksek sıcaklık 57,8 °C’la Libya çölünde kaydedilmiştir. Fas, Cezayir ve Tunus’un kıyı bölgelerinde, Güney Afrika’da Ümit burnu kıyısında, küçük Akdeniz iklimi bölgeleri yer alır. Güney Afrika’daki Natal kıyısı boyunca da, dar bir yağışlı astropikal iklim kuşağı bulunur.

Akaçlama. Afrika’nın başlıca ırmakları kıtanın yukarı bölgelerinde, okyanuslara dökülmeden önce de kıyılardaki yüksek bölgelerde, derin boğazlar açarlar. Çavlanlar, çağlayanlar ve yağışların mevsimden mevsime değişmesinden ötürü akışlarının düzensiz olması, ırmak ulaşımını büyük ölçüde engeller. Kıtanın büyük hidrolik potansiyelinin (Kongo ırmağı tek başına, dünyanın hidroelektrik enerji potansiyelinin % 13’ünü temsil eder) yalnızca çok küçük bir bölümünden elektrik elde etmede yararlanılır. Dünyanın en uzun ırmağı Nil (6 650 km), ekvator Doğu Afrikası’nda, Burundi ve Uganda’da doğar. Victoria gölünden geçerek, Sudan’daki bataklık Sudd (ırmak ulaşımını engelleyen, Beyaz Nil’e özgü bitki) bölgesini aşar. Altı çağlayan oluşturduktan sonra, 25 000 km2’lik bir deltayla Akdeniz’e dökülür. Nil’in en büyükkolu Mavi Nil, Etyopya’daki Tana gölünü besleyen akarsularla birlikte doğar ve Hartum’da Beyaz Nil’le birleşir. Günümüzde Asuan barajı ve Nasır gölü, aşağı Mısır’da nüfusun yoğun olduğu tarım alanlarına su verilmesini düzenlemektedir.

1 2

Afrika’nın ikinci büyük ırmağı Zaire ya da Kongo (4 670 km), Nil’den daha büyük bir alanı akaçlar. Ubangi, Kasai, Kvango, vb. birçok kolla beslenir. Kongo havzasının çevresini dolanıp, Billur dağlarını yararak Atlas okyanusuna dökülür. Afrika’nın üçüncü büyük ırmağı Nijer (4 185 km), Batı Afrika’da Futa Calon kütlesinde doğar; Mali’de Cof havzasını geçerek, kuzeydoğuya doğru akar, Zimbabve ile Zambiya arasındaki dar boğazdan geçerek, Mozambik’in orta kesiminde Hint okyanusuna ulaşır. Oranj ırmağı (2 100 km) Drakensber’den doğar; batıya doğru akarak Güney Afrika Cumhuriyetini boydan boya aşıp, Atlas okyanusuna dökülür. Afrika’nın en büyük ve en derin gölleri Doğu Afrika’da Büyük Rift Vadisi üstünde yer alırlar: Kuzeyden güneye doğru, vadinin batı kolunda Mobuto Sese Seko (Albert), Edward, Kivu ve Tanganyika gölleri; doğu kolunda Turkana (Rudolf), Natron ve Eyasi gölleri. Tanganyika gölü, dünyanın ikinci derin gölüdür (1 436 m). Büyük Rift Vadisi’nin iki kolu arasında da, Afrika’nın en büyük gölü olan Victoria gölü yer alır (69 481 km2). Çad gölü, Nijerya ile Çad arasında yer alan son derece sığ bir göldür; yüzölçümü yağışlara bağlı olarak çok büyük ölçüde değişir. Toprak yapısı. Afrika’nın pek az yerinde verimli topraklara rastlanır. Yağışlı tropikal bölgelerde, toprağın üst tabakalarındaki kireç, potasyum, fosfor ve hümüs, sellerle sürüklenip götürülür; yüksek sıcaklıklar da bakterilerin etkinliğini artırır. Sonuçta geriye demiri ve aliminyumu çok, verimsiz, sert birtoprak kalır; bu toprakta bitkilerin kolay kolay kök salmamaları, yüzey suyunun hızla derinlere akıp gitmesine  yol açar. Kurak bölgelerde toprak ince, taşlı, çok kireçli ve az hümüslüdür. Afrika’da en zengin topraklarsa, akarsuların kenarındadır. En zengin, en yaygın ve en verimli alüvyon toprakları Senegal’de, Nİjer’in orta bölgelerinde ve aşağı Cu- ba’da, Orta Sudan’da, Mavi Nil ve Beyaz Nil’in kolları ile Nil deltasında bulunur. Bu bölgelerde geniş kapsamlı sulama projeleri geliştirilmiştir. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde, Kenya ve Kamerun’un bazı kesimlerinde, alüvyon kökenli olmayan, çoğunlukla yanardağ gereçleriyle karışık verimli topraklara rastlanır. Ayrıca, kıtanın iklim bölgelerinin çoğunda, ağır tarım gereçlerinin kullanılması gibi teknoloji aşırılıkları ve aşırı işletme sonucunda, milyarlarca hektar verimli toprak yozlaşmıştır.

Bitki Örtüsü. Afrika’daki doğal bitki örtüsünün çok büyük bölümü insanlar ve yetiştirdikleri hayvanlar tarafından değişikliğe uğratılmıştır. Sahil bölgesinde aşırı otlatma, kısa çayırların çevre dengesini bozmuş ve çölün yayılmasını hızlandırmıştır. Yapı gereçleri, tarım alanı ve otlak elde etmek için ormanlar ve çayırlar kesilmiş ve yakılmıştır. Batı ekvator kuşağındaki tropikal ormanda maun, tek, abanoz, kauçuk, yağ palmiyesi gibi değerli keresteli ağaçlar yetişir. Pek çok halicin kıyısı, mangrov bataklıklarıyla kaplıdır. Yağmur ormanlarının güneyinde ve kuzeyinde, tropikal çayırlar ya da savanalar uzanır; bu bitki örtüsünün niteleyici türleri akasya ve baobab ağaçlarıdır. Yağış alma oranı azaldıkça, savanalarda cılız çayırlara, dikenli çalılığa, hattâ çöle dönüşür.

1

Çöllerde, geniş alanlarda sağa sola serpilmiş gibi duran, hurma ağacı, çeşitli dikenler, vb. kurakçıl bitkiler dışında hiçbir bitki yetişmez. Akdeniz iklimi bölgesinde çam, ardıç ağacı, mantar meşesi, sedir ve zeytin ağaçları yaygındır.

Hayvan topluluğu. Afrika’daki hayvan topluluğu kalabalık, tür bakımından son derece çeşitlidir ve ilkel hayvanlar ile daha gelişmiş hayvanların birarada yaşadıkları gözlenir. Fil gibi hayvanlar Afrika’da geliştikten sonra, günümüzde Süveyş kanalının bulunduğu yerden Asya’ya geçip dağılmışlardır. Asya’daki filler, maymunlar, bazı tropikal kuş türleri, tropikal Afrika’da yaşayanlarla büyük benzerlikler gösterir. Gerçekten Afrika’nın yerlisi olan hayvanlar arasında yerdomuzu, sekreterkuşu, Nil bataklıklarında yaşayan balinabaşlı leylek sayılabilir. Afrika’daki yağmur ormanlarında goriller, şempanzeler, maymunlar, yaban domuzları ve bongolar, bataklıklarda timsahlar, suaygırları, kertenkeleler, yılanlar ve aralarında flamingolar, pelikanlar, balıkçıllar, leylekler de bulunan çok sayıda kuş yaşar. Doğudaki ve güneydeki çayırlar, dünyanın en büyükfil, gergedan, vahşi hayvan, zürafa, zebra, manda ve antilop sürüleri ile çevrelerinde dolaşan arslan, leopar, panter, sırtlan, çakal gibi yırtıcı etçillerle doludur. Çayırlarda büyük sayıda kuş türüne rastlanır: Toy kuşu, doğan, devekuşu, vb. Ne var ki, denetimsiz avlanma hayvan nüfusunu, özellikle de, dişleri için öldürülen fillerin ve gergedanların sayısını, önemli ölçüde azaltmıştır. Afrika’daki böcekler ve öteki omurgasızlarda da, büyük hayvanlar kadar büyük bir çeşitlilik gözlenir. Uyku hastalığının (Bk.TRİPANOSOMA HASTALIĞI) taşıyıcısı olan ceçe sineği ve sıtma taşıyıcısı olan sivrisinekler, insanların ve besledikleri hayvanların yerleşebilecekleri toprak alanını büyük ölçüde sınırlar. Kıtada en sık rastlanan yılanlar arasında kobra, piton ve mamba sayılabilir. Afrika’da günümüzdeki büyük hayvan rezervleri Tanzanya’da Serengeti Ulusal Parkı, Kenya’da Tsavo Parkı ve Amboseli Rezervi, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Kruger Ulusal Parkı’dır.

Su kaynakları. Dünyanın hidroelektrik potansiyelinin yaklaşık % 40’ı Afrika’da, bunun da aşağı yukarı yarısı Zaire’dedir. Pek çok Afrika ülkesi, az sayıda ve büyük baraj kurmayı, çok sayıda küçük baraj kurmaya yeğlemişlerdir. Afrika’nın en büyük hidroelektrik tesisleri Mısır’daki Asuan barajı (yılda 10 milyar kWs üretir), Mozambik’teki Cabora Bassa barajı (18 milyar kWs), Zaire’deki İnga barajı, Gana’daki Akosombo Barajı, Nijerya’daki Kainci ve Jos barajları ve Kamerun’daki Edea barajıdır. Asuan barajı, Kariba barajı (ürettiği elektirik Zambiya ile Zimbabve arasında bölüşülür) ve Güney Afrika’daki Oranj barajı gibi az sayıda baraj ve hidroelektrik tesis, eletrik üretiminin yanı sıra sulama, balıkçılık ve toprağı koruma amaçları için de su sağlamaktadır.

Yeraltı gelir kaynakları. Afrika,yeraltı gelir kaynakları|3a- kımından çok zengindir; ne var ki, maden yataklarının, çok küçük bir bölümü işletilmektedir. Sömürgecilik döneminde madencilik önemli ve yüksek kazanç sağlayan bir etkinlik olmuştur; günümüzde de planlama ve işletmenin büyük bölümü uluslararası şirketlerin elindedir. Az sayıda istisna dışında, Afrika’da çıkarılan madenler ve petrol, işlenmeden yurt dışına gönderilir ve gerek yerel sanayinin gelişmesine, gerek genel ekonomik reformların artmasına katkıda bulunmazlar. Aralarında petrol konusunda Liberya ve Moritanya’nın, bakırda da Zambiya’nın yer aldığı pek çok ülkenin dış gelirlerinin büyük bölümü madencilikten sağlanır. Afrika’da maden yatakları bakımından en zengin, üstelik bu yatakların modern yöntemlerle işletildiği ülke, Güney Afrika Cumhuriyeti’dir: Dünyada bilinen en büyük manganez, platin, krom, vanadyum, altın ve alüminyum filizi rezervlerinin bulunduğu Güney Afrika Cumhuriyeti, dünyanın en büyük krom, antimuan ve manganez üreticileri sıralamasında da birinci sırada yer almaktadır. Başlıca petrol ve doğal gaz rezervleri Cezayir, Libya, Mısır’da, Nijerya, Gabon ve Angola’nın kıyı bölgelerindedir. Afrika’nın kömür, özellikle de çelik üretiminde kullanılan maden kömürü rezervleri sınırlıdır: Bilinenen büyük rezervler Güney Afrika Cumhuriyeti, Zim- babve, Mozambik ve Nijerya’dadır. Uranyum çok yaygın olmakla birlikte, önemli yataklar Güney Afrika Cumhuriyeti, Nijer, Namibya ve Gabon’dadır. En büyük demir filizi yatakları, Güney Afrika Cumhuriyeti, Liberya, Moritanya, Angola ve Cezayir’de bulunmuştur. Dünyanın en önemli bakır üreticileri Zambiya, Zaire ve Güney Afrika Cumhuriyeti’dir. Dünyada bulunan en büyük krom, antimuan ve manganez rezervlerinin yanı sıra, Afrika’da çok büyük boksit (Gine), elmas (Güney Afrika Cumhuriyeti, Botsvana), kobalt ve çinko yatakları da vardır.

Toplum yapısı. Afrika’da karmaşık bir halklar, diller ve kültürler mozaiği gözlenir. Kıtadaki devletlerin pek azı, etnik açıdan türdeştir ve pek azında güçlü bir ulusal birlik duygusu gelişmiştir. Yüzyıllar boyunca geleneksel değerler ağır basmış, Afrikalılar kendilerini öncelikle ve özellikle kendi kabilelerinden ya da halklarından olanlarla özdeşleştirmiş, farklı bir dil konuşanlardan ya da farklı bir kültürden olanlardan uzak durmuş ya da onlarla savaşa tutuşmuşlardır. Yerli kültür mozaiği göz önüne alınmadan sömürgeciler tarafından çizilen keyfi sınırlar da, Afrika halkının bölünmüşlüğünü daha da artırmıştır. Afrika’da nüfus eşitsiz bir biçimde dağılmıştır. En yüksek nüfus yoğunlukları Gine körfezi kıyılarında, Nil’in aşağı kıyılarında, Doğu Afrika’daki yüksek alanlarda ve Madagaskar’ın kuzey kıyısında, ayrıca Güney Afrika Cumhuriyeti, Zimbabve ve Zaire’deki kentler ile madencilik bölgelerinde görülür. Nüfus yoğunluğunun en düşük olduğu yerlerse çöller, yüksek dağlar ve ekonomik olanakların çok sınırlı olduğu sık ormanlardır. Büyük Sahra devletlerinde ağır basan topluluklar Araplar, Berberiler ve Tuaregler’dir. Kentlerin dışında yaşayan Berberiler geçimlerini tarımla, Tuareglerse göçebe hayvancılıkla sağlarlar. Büyük Sahra, bu halklar ile çoğunluğu siyah olan güneydeki halklar arasında etkili bir engel oluşturur.

Hızlı akışlı Zambezi ırmağını Victoria çağlayanlarından sonra kesen Kariba barajı. Barajın arkasında oluşan göl (Kariba gölü) dünyanın en büyük yapay göllerinden biridir. Üretilen hidroelektrik enerji Zimbabve ile Zambiya arasında bölüşülmektedir.

Hızlı akışlı Zambezi ırmağını Victoria çağlayanlarından sonra kesen Kariba barajı. Barajın arkasında oluşan göl (Kariba gölü) dünyanın en büyük yapay göllerinden biridir. Üretilen hidroelektrik enerji Zimbabve ile Zambiya arasında bölüşülmektedir.

Renklitüylerden yapılmış saç süslemesiyle genç bir Masai. Nil kökenli hayvan yetiştiricileri olan göçebe Masailer, gelenek-göreneklerini titizlikle korumuşlardır.

Renklitüylerden yapılmış saç süslemesiyle genç bir Masai. Nil kökenli hayvan yetiştiricileri olan göçebe Masailer, gelenek-göreneklerini titizlikle korumuşlardır.

Nijerya'da Kano kentinde, yakın döneme kadar geleneksel feodal hükümdarları olan emiri, korumalarıyla geçerken selamlayanlar. Günümüzde bir eyalet merkezi olan Kano, eskiden güçlü ve bağımsız bir devletin başkentiydi.

Nijerya’da Kano kentinde, yakın döneme kadar geleneksel feodal hükümdarları olan emiri, korumalarıyla geçerken selamlayanlar. Günümüzde bir eyalet merkezi olan Kano, eskiden güçlü ve bağımsız bir devletin başkentiydi.

Sahil bölgesinde, yerleşik çiftçiler ile hayvancılıkla uğraşmış olanlar bir arada yer alır. Bunlar arasında en önemli topluluklar Hausalar, Fulaniler, Bambaralarve Voloflardır. Afrika Boynuzu’nda (Somali ve Doğu|Etyopya)lçobanlıkla geçinen Somalililer/¡Galalar, yukarı Nil kıyılarındaysa Dinkalar ve Nuerler ağır basar. Yoğun biçimde yerleşilmiş olan Gine körfezi kıyılarında, sözcüğün gerçek anlamıyla yüzlerce etnik topluluk yaşar; her birinin kendi dili, toprakları, kültürü ve değerleri vardır. Sayıca en kalabalık olanlar arasında Nijerya’daki Yorubalar ve İbolar, Gana’daki Aşantiler, Fildişi kıyısı ve Liberya’daki Krular sayılabilir. Seyrek nüfuslu olan ekvator Afrikası ormanlarında Fanglar ve Ba- .tekeler, Pigmeler, vb. yaşar. Doğu Afrika’daki savanalarda yaşayan Masailer, Kikuyular ve Kambalar gibi hayvancılıkla geçinen halklar, geçmişte otlaklar ve hayvan sulama yerleri için sık sık savaşmışlardır. Victoria gölünün kuzey kıyısında yer alan yoğun biçimde yerle- şilmiştarım alanlarında ağır basan topluluklar, Luolarve Bagandalardır. Güney Afrika Cumhuriyeti, Zambiya ve Zimbab- ve’deki kent alanları bir yana bırakılırsa, Zaire’nin güneyinde kalan bölgede, etnik çeşitliliğin azalma, nüfus yoğunluğunun da düşme eğilimi gösterdiği söylenebilir. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde on yerli halk yaşar; bunların en kalabalıkları Natal’deki Zulular ve Kap eyaletinin doğu kesimindeki Ksosalardır:

1 2

Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki Afrikanerler, HollandalIların ve Fransızların soyundan gelirler. Svaziland, Lesotho ve Bots- vana kıtada eşine ender rastlanan, etnik bakımdan son derece türdeş devletlerdir. Bu devletlerin halkını sırasıyla Svaziler, Sotholar ve Tsvanalar oluşturur. Çorak Namibya’nın halkı, avcılık ve toplayıcılıkla geçinen
Sanlar (Buşmanlar) ile Hererolar, Damaralar ve Ovam- bolardan oluşur. Afrika’nın güney kesimindeki öbür önemli topluluklar arasında Zimbabve’deki Makonde ve Makualar, Malavi’deki Yaolar, Angola’daki Ovim- bundular sayılabilir. Madagaskar’ın nüfusu Betsimisara- kalar ile ataları 2 000 yıl kadar önce Güneydoğu Asya’dan gelmiş olan Merinalardan ve Betsileolardan oluşur.

Afrika’da yaşayan, ama Afrika asıllı olmayan halklar arasında, Güney ve Doğu Afrika’daki, özellikle de Güney Afrika Cumhuriyeti ve Kenya’daki Avrupalılar ile Güney Asyalılar, başkentlerin çoğundaki Avrupalılar ve Güney Asyalılar, ataları Gine körfezi kıyısındaki kentsel alanlara ticaret yapmak için yerleşmiş az sayıda Suriyeli ve Lübnanlı sayılabilir.

Diller. Afrika’da konuşulan dillerin sayısıyla ilgili tahminler son derece çeşitlidir; 800-1 700 arasında. Genel olarak beş temel dil öbeği bulunduğu kabul edilir. İçlerinde Berberice, Kuşice, Sami dili, Çad dili ve Kopt- ça’nın (ya da Kıptice) da bulunduğu Afrika-Asya dilleri, Kuzey Afrika’da ve Afrika Boynuzu’nda ağır basarlar. Niteleyici “klik” sesi ağır bastığı için “Klik dilleri” diye adlandırılan dillerin başlıca örneği, Afrika’nın güney kesiminde yaşayan Hotantoların konuştukları Hoisan’dır. Nijer-Kongo dilleri, Büyük Sahra’nın güneyinde kalan Batı Afrika’da, Kongo havzasının büyük kesiminde ve Afrika’nın güneyinde yaygındırlar; başlıcaları arasında Batı Afrika’da konuşulan Svahili, Çonga ve Bemba dilleri sayılabilir. Sudan dilleri öbeği Kanun, Songhay, Tur- kana ve Masai dillerini içerir. Madagaskar’da konuşulan Malezya-Polinezya dilleri, günümüzden 2 000 yıl kadar önce Güneydoğu Asya’dan gelmiştir. (Bk. AFRİKA DİLLERİ, AFRİKA-ASYA DİLLERİ.) Bu diller mozaiğinin üstüne sömürgecilik döneminde İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Portekizce, Almanca ve Hindistan yarı-kıtası dilleri de eklenmiştir. Bütün eski İngiliz sömürgelerinde (resmî dilin Svahili olduğu Tanzanya dışında), İngilizce ya resmî dildir ya da iki resmî dilden biridir. BüyükSahra’nın güneyindeki eski Fransız sömürgelerinin çoğunda, Fransızca resmî dildir. Büyük Sahra’daki devletlerde resmî dil Arapça’dır. Zaire’deki Lingala ve Batı Afrika’daki Mandinga gibi çok sayıdaki karma dilli bölgelerde ticarette Fransızca kullanılır. Afrika devletlerinin çoğunun çokdilli yapısı, ulusçuluğun gelişmesini engellemiş ve kabile kimlikleri ile yerel kimliklerin sürüp gitmesine yolaçmıştır.

Dinler. Kuzey Afrika’da egemen din İslâm’dır. VII. yy’da hıristiyanlığın yerini alan İslâm, Büyük Sahra’yı aşarak batıya ve güneye, ekvator bölgelerine doğru hızla yayılmıştır. Günümüzde 155 milyon olduğu tahmin edilen inananlarıyla, Afrika’nın en hızlı büyüyen dinidir. Hıristiyan kiliseleri de Afrika’da 140 milyon dolayında hıristiyan bulunduğunu ileri sürmektedirler; bunun % 55’i protestandır; ayrıca çok sayıda tarikat ve bir dizi yerli kilise vardır. Hıristiyan sömürgecilerin Afrika’da ilk yerleştiği yerler Mısır ve Kopt (Kıpti) kilisesinin yurdu Etyopya olmuştur. XIX. yy’da Avrupalı misyonerler, kıtanın Büyük Sahra’nın güneyinde kalan kesiminde de hı- ristiyanlığı yaymışlardır. Afrika nüfusunun yaklaşık beşte ikisi, geleneksel dinlere ve cancılığa (animizme) inanmaktadır.

Eğitim. Afrika’da eğitim standartları, olanakları ve programları ülkeden ülkeye önemli farklılıklar gösterir ve sınıf, etnik grup, cinsiyet ve yerleşim farklarını yansıtır. Bütün ülkelerde, okuryazarlık oranı erkeklerde kadınlara oranla daha yüksektir. İlköğretimde kızlardan çok erkek çocuklar ağırlıktadır. Kentlerdeki öğrenim oranı da kırsal kesimlere oranla daha yüksektir. Zengin ülkeler, eğitime yoksul ülkelerden daha çok yatırım yaparlar ve devletlerin çoğunda, ortaöğrenim görenlerin sayısı, ilköğrenim görenlerin yarısından azdır. Afrika genç nüfusunun yalnızca küçük bir bölümü üniversiteye gitme olanağı bulur. Yetişkinlerdeki okuryazarlık oranı, Nijer’de %6 ve Mali’de %10’dan, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Tanzanya’da yaklaşık % 70’e kadar geniş bir yelpazeye yayılır.

Sağlık. Afrika’nın genel sağlık ve beslenme standartlarının yükseltilmesi, acil bir durum haline gelmiştir. Bütün Afrika ülkelerinde çok sayıda insan yoksulluk, cahillik ve tarım uygulamalarının yetersizliği nedeniyle sürekli biçimde yetersiz beslenmektedir. Kişi başına besin miktarı 1970 ve 1980 yıllarında sürekli düşmüştür. Afrika’daki pek çok ülkede, günümüzde halkın % 40’tan çoğu yetersiz beslenmektedir ve sıtma, dizanteri, şistozoma hastalığı, tripanosoma hastalığı, vb. asalak hastalıklarının etkisindedir. 1968-74’teki ve 1980’deki ciddi kuraklıklarda, Senegal’den Somali’ye kadar uzanan Sahil ülkelerinde olağanüstü yüksek ölüm ve yetersiz beslenme oranları kaydedilmiştir. Ayrıca, yetersiz beslenmenin önemli rol oynadığı verem, vb. pek çok hastalık da, kıtayı kırıp geçirmektedir. Üstelik bütün bu hastalıklara, son yıllarda korkunç bir hızla yayılan AİDS (Bk. AİDS) eklenmiştir. Hekimlerin ve tam teşekkülü hastanelerin çoğu başkentlerde ve kentlerdedir. Buna karşılık, kalabalık kırsal bölgelerde sağlık tesislerinin sayısı çok az, hastalık, yetersiz beslenme ve çocuk ölümü oranları çok yüksektir. Sivrisinek, çekirge, çeçe sineği, vb. zararlıların yayılmasını denetim altında tutma konusundaki ulusal ve uluslararası çabalar İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana artmıştır ama, ulaşılan sonuçlar, yeterli olmaktan çok uzaktır.

Sazlarla kaplı koni biçimi damları, kerpiç duvarlarıyla Mande evleri ve besin depoları.

Sazlarla kaplı koni biçimi damları, kerpiç duvarlarıyla Mande evleri ve besin depoları.

Arapça "barış limanı" anlamına gelen Darüsselam, Hint okyanusu kıyısında yer alır. Tanzanya'nın başkenti ve başlıca limanı olmasının yanı sıra, birçok Afrika örgütünün de merkezidir.

Arapça “barış limanı” anlamına gelen Darüsselam, Hint okyanusu kıyısında yer alır. Tanzanya’nın başkenti ve başlıca limanı olmasının yanı sıra, birçok Afrika örgütünün de merkezidir.

1

de kentleşmiş sanayi alanları vardır. Ülkelerin çoğunda en büyük kent başkenttir ve çoğunlukla, aynı zamanda da büyük sayılabilecek tek kenttir. Gün geçtikçe daha çok Afrikalı iş, öğrenim ve güvenlik nedenleriyle kentlere göçtüğü için, kentli nüfusu kırsal nüfustan daha hızlı artmaktadır. Bunun sonucunda da, ülkelerin çoğunda, kentler gecekondu mahalleleriyle kuşatılmakta ve yaşama koşulları gün geçtikçe düşmektedir. EKONOMİ Afrika’nın doğal kaynakları ve enerji potansiyeli en yüksek kıta olmasına karşın, sanayileşme emekleme aşamasındadır: Dünya sanayi üretiminde Afrika’nın payı yalnızca % 14’tür. Kıtadaki tek modern sanayi devleti Güney Afrika Cumhuriyeti’dir. Bununla birlikte Zimbabve, Nijerya, Mısır ve Cezayir’de, imalat sanayisi gün geçtikçe güçlenmektedir. Tarım ekonomisinin zayıflığı, taşıma olanaklarının yetersizliği, sermaye ve teknoloji yetersizliği, siyasal istikrarsızlık, nitelikli işçi sayısı azlığı, satın alma gücünün düşüklüğü, ekonomi siyaseti uygulamalarının Afrika’nın dışında belirlenmesi, sanayileşmenin hızlanmasını engelleyen etmenlerdir. Afrika ülkelerinin çoğunluğu, bağımsızlıklarını elde ettikten sonra, Avrupa’dan ve Amerika’dan gelen işlenmiş ürünlere bağımlılıklarını azaltmak amacıyla, dışalımın yerine geçecek sanayi kollarının geliştirilmesine ağırlık vermişlerdir. Bu yüzden dokuma ve hazırgiyim sanayileri, ilaç yapımı, besin ve içecek sanayisi gibi hafif sanayi dalları en çok gelişmiş dallardır ve sanayide çalışan nüfusun % 70’i bu dallarda toplanmıştır. Petrokim- ya ürünleri, demir-çelik sanayisi/ kauçuk sanayisi, çimento sanayisi gibi ağır sanayi dalları, yalnızca Güney Afrika Cumhuriyeti’nde gelişmiştir. Bu ülke öteki Afrika ülkelerine oranla, sanayi ürünleri gereksinmesinin çok daha yüksek bir miktarını kendi karşılamaktadır. Kıtada genel olarak, sanayi başkentlerde toplanma eğilimi göstermektedir; sanayi tesisleri küçük boyutlardadır ve işgücünün ucuzluğuna karşın emek-yoğun olmaktan çok sermaye-yoğun özelliklidir.

Tarım. Tarım, kıtanın toplam ekonomik çıktısının yaklaşık üçte birini, dışsatım gelirlerinin yarısından çoğunu oluşturmaktadır. Etkin nüfusun da % 75’i tarımda çalışmaktadır. Birbirinden farklı iki tarım sistemi, yan yana görülür: Geleneksel yöntemlerle uygulanan besin tarımı ve modern yöntemlerle uygulanan ticarete yönelik tarım. Afrika kırsal nüfusunun çoğunluğu geleneksel tarım kesiminde çalışır; kesimin özelliği, küçük ve iyice parçalanmış tarım işletmelerinden oluşması, teknolojinin ve gübrenin az kullanılması, insan gücüne aşırı bağımlılık, verim düşüklüğü, artı-ürün azlığı ve ağırlığın mısır, darı, pirinç, manyok, tatlı patates, yerfıstığı, vb. unlu besinlere verilmesidir. Ayrıca, toprakta çalışma gün geçtikçe kadınlara ve çocuklara bırakılmakta, yetişkin erkekler iş bulmak umuduyla kentlere göçmektedir. Nüfus arttıkça ve toprak mülkiyeti sistemi değiştikçe, çok eski dönemlerden bu yana uygulanan ormanı yakarak tarla açma ve birkaç yıl işledikten sonra bırakma olanağı da kısıtlanmaktadır. Modern yöntemler uygulanan ticarete yönelik tarım, Afrika’da pek çok ülkenin ekonomisinin eksenini oluşturur ve ana dışsatım kaynağıdır. Sözgelimi Burundi’nin başlıca dışsatım ürünü kahve, Gana’nınki kakao, Gam- biya’nınki yerfıstığıdır. Öteki önemli ürünler arasında pamuk, şeker, muz, çay, yağ palmiyesi, tütün ve turunçgiller sayılabilir. Bu ürünler çoğunlukla yabancıların, kentlerdeki seçkin tabakanın, devletin ve çokuluslu şirketlerin malı olan büyük tarlalarda ve tarım işletmelerinde, ucuz, bol ve çoğunlukla mevsimlik işçiler kullanılarak yetiştirilir. İşletmelerde geleneksel tarım kesimine oranla daha büyük miktarda gübre, böcek ilacı, makine, vb. kullanılır. Büyükbaş hayvan, keçi ve koyun yetiştiriciliği, savana ve bozkır ülkelerinin çoğunda önemlidir. Afrikalılar sürülerinin niteliğini ancak yavaş yavaş iyileştirebilmek- te, geleneksel büyük sürüleri küçültmekte, büyükbaş hayvan sahipliliğinin sağladığı toplumsal saygınlık azaldıkça da bu etkinliği ticarileştirmektedirler. Ticari amaçlı büyükbaş hayvancılığın en gelişmiş olduğu ülkeler Güney Afrika Cumhuriyeti, Kenya ve Zimbabve gibi, Avrupalı toplulukların yaşadıkları ülkelerdir. Dünyadaki toplam büyükbaş hayvanların % 14 kadarı Afrika’dadır. 1970 yıllarında Afrika yerel pazarları için yapılan içe dönük besin üretimi, nüfus artışına, özellikle de kentsel alanlarda artan talebe ayak uyduramaz olmuş, ilk olarak 1972 kuraklığında Sahil bölgesinde ve Etyopya’da görülen açlık, daha sonra artarak genelleşmiştir. Tarım ürünlerinin fiyatlarının düşüklüğü,’buna karşılık,gübre, yakıt ve tohum fiyatlarının artması, işletmecilerin yoksulluğu, toprağın bozulması ve toprağın temel besin maddeleri yerine dışsatım maddeleri için kullanılması gibi etmenlerin (yolaçtığı bu kıtlık sonunda, günümüzde birçok Afrika ülkesinde halkların önemli bir bölümü, gelişmiş ülkelerin yardımları olmasa açlıktan ölecek duruma gelmiştir. Ormancılık ve balıkçılık. Ormanların Afrika’nın toplam yüzölçümünün yaklaşık % 25’ini kaplamasına karşın,
1 2

orman sanayisi genel olarak gelişmemiştir. Ormanları işletme maliyetinin yüksekliği, taşımacılığın yetersizliği ve pahalılığı, işletmeye değecek ormanların miktarının sınırlılığı, kârlı bir işletmeyi engellemektedir. Başlıca üreticiler Kamerun, Kongo, Gabon ve Fildişi Kıyısı, başlıca ticarete yönelik ağaçlar maun, abanoz ve okume- dir.
Okyanusta ticari amaçlarla yapılan balıkçılık, tatlısu balıkçılığından daha önemlidir. Başlıca balıkçılık alanları Güney Afrika Cumhuriyeti, Namibya ve Angola kıyılarının açıkları, Fas’tan Liberya’ya kadar Batı Afrika kıyıları ve Akdeniz’dir. Afrika’nın güney kesimi açıklarında tutulan balıkların büyük bir bölümü balıkyağı, balık unu ve gübre olarak dışarıya satılmaktadır. Gana’nın, Sierra Leone’nin ve Zaire’nin bazı bölgelerinde, taze ve kurutulmuş balık önemli bir besindir; ama hükümetlerin geliştirme çabalarına karşın, genel olarak balığın beslenmedeki yeri önemli değildir.

Ulaşım ve iletişim. Afrika’daki ulaşım sistemleri, sömürgecilik döneminde madenlerin ve öbür değerli ürünlerin Avrupa’ya gönderilmek amacıyla limanlara taşınması için oluşturulmuştur. Avrupalılar karayollarını ve demiryollarını, yalnızca Afrika’daki mülklerinin denetimini kolaylaştırmak amacıyla kullanmışlardır. Bunun sonucu olarakda, birbirine komşu sömürgeler arasında pek az bağlantı kurulmuştur. Günümüzde de Afrika ülkeleri arasında kara, demiryolu ve hava bağlantıları son derece yetersizdir. Dünyadaki en düşük demiryolu ağı yoğunluğu Afrika’dadır ve 13 ülkede (bunların arasında denize kıyısı bulunmayan Nijer, Çad ve Burundi de vardır) hiç demiryolu yoktur. Kıtadaki demiryollarının üçte birinden çoğu ve en modern demiryolu tesisleri Güney Afrika Cumhuriyeti’ndedir. Afrika’daki madenlerin büyük bölümünün demiryo- luyla taşınması sürdürülmektedir. Çin’in yardımıyla yapılan ve 1976’da tamamlanan Büyük Uhuru (ya aaTan- Zam) demiryolu hattı, Zambiya’daki bakır madenlerini Tanzanya’nın Hint okyanusundaki limanı Darüsse- lam’a bağlar. Benguela demiryolu, Zaire’nin Şeba (Şa- ba) bölgesinde çıkarılan bakırı, Angola’dan geçerek, Atlas okyanusu kıyısındaki Benguela limanına taşır. Zimbabve’deki madencilik alanları, demiryoluyla Mozambik’teki ve Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki limanlara bağlanmıştır. Dünyanın en az gelişmiş kara yolu sistemi Afrika’dadır. 1 350 000 km’lik yolun yalnızca 100 000km’sinden azı stabilizedir. İyi bakılan yolların büyük bölümü, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde ve Akdeniz kıyısı ülkelerin- dedir. Bütün ülkelerin, kırsal nüfusun ve tarım projelerinin kentlere, kasabalara bağlanması için karayolları ve demiryolları yapımına gereksinmesi vardır. Özellikle yağmur mevsiminde, stabilize edilmemiş yolların geçilmez duruma gelmesiyle, kırsal kesimlerin kentlerle bağlantısının kopması, gelişmeyi engelleyen etmenlerden biridir. Çağlayanlar ve çavlanlar, birçok bölgede de yağmurların yalnızca belirli mevsimlerde yağması nedeniyle su düzeyinin düzensizliği, akarsu taşımacılığını güçleştirir. Karayollarına ve demiryolu sistemlerine ek olarak akarsulardan da yararlanan ülkeler arasında Zaire, Kongo, Nijerya ve Sudan sayılabilir. Kongo ırmağındaki ulaşıma elverişsiz uzun kesimlerde, ara bağlantı,kıyıya bakır, vb. dışsatım ürünlerini taşıyan demiryolla- rıyla sağlanır. Afrika’da hava taşımacılığının önemi artmaktadır. Bağımsızlıklarını elde ettikten sonra pek çok ülke kendi ulusal havayollarını kurmuş ve uluslararası bağlantılarını genişletmiştir. İçte de, uzak bölgelere hava taşımacılığı, çoğu zaman tek kullanılabilir ulaşım yoludur. Afrika’nın iletişim sistemleri az gelişmiş, ama yaygındır. Radyo, televizyon ve telefon sistemleri, kentsel alanlarda yoğunlaşmış, kırsal bölgelere pek az ulaşmıştır.

Ticaret. Afrika’nın başlıca ticareti Avrupa ve Kuzey Amerika’yla yapılır. Çoğunlukla bir Afrika ülkesinin en çok ticaret yaptığı ülke, eskiden sömürge olarak bağımlı olduğu Avrupa ülkesidir. Bununla birlikte bağımsızlıktan sonra, özellikle ABD ve eski SSCB’yle ticaret anlaşmaları çeşitlenmiş ve çoğalmıştır. 1975’te Lomé Konvansiyonumla 63 Afrika, Antil denizi ve BüyükOkyanus ülkesi, Avrupa Topluluğu’yla ekonomik yardımlaşma ve ticaret anlaşmaları yapmışlardır. Bunlar arasında Afrika ülkelerinin çoğu, dışsatımlarının (tarım ve madencilik ürünleri) yaklaşık yarısını AET ülkelerine göndermekte ve büyük bölümünü işlenmiş ürünlerin oluşturduğu dışalımlarının yaklaşık yarısını bu ülkelerden yapmaktadırlar. Afrika ülkeleri arasındaki ticaret çok sınırlıdır; ama bunu geliştirecek mekanizmalar kurulmuştur. Batı Afrika’da iki bölgesel ticaret grubu vardır: 16 ülkenin katıldığı Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (BA- DET); daha küçük olan, Fransızca konuşulan ülkeleri içeren Batı Afrika Ekonomik Topluluğu (üyelerinden altısı, aynı zamanda BADET üyesidir). Afrika’nın güney kesiminde, Güney Afrika Cumhuriyeti, Botsvana, Lesotho ve Svaziland, Güney Afrika Gümrük Birliği’ni oluşturmuşlardır.

SON GELİŞMELER

Afrika ülkelerinin bağımsızlığına kavuşmasından bu yana, ekonomik gelişmeleri birçoğunun denetimi elinde olmayan bir dizi engelle karşı karşıya kalmıştır. Bütün Afrika ülkelerinin yaklaşık dörtte üçünün, dış ticaret gelirlerinin büyük bölümü bir ya da iki dışsatım ürününe bağımlı durumdadır. Üstelik bu ürünlerin çoğunun dünya pazarlarında fiyatlarının düşmesi, bunun yanı sıra, söz konusu ülkelerin dışalım ürünlerinin fiyatlarının sürekli yükselmesi, gelişme için gerekli geliri azaltmıştır. Ayrıca, hükümetlerin çoğu, gerçekten önemli, ama çoğunlukla ekonomik bakımdan ayakta durma şansı bulunmayan büyük boyutlu projelerin giderlerini karşılamak için ağır borç yükleri altına girmişlerdir ve borçlanmanın maliyeti bazı ülkeleri iflasın eşiğine getirmiştir. Sağlık hizmetlerindeki düzelmeler nüfusun hızla artmasına katkıda bulunmuş, bu da ülkelerin çoğunda, gelirlerin önemli bir bölümünün besin üretimine yatırılmasına, dolayısıyla da yaşama düzeyinde genel bir düşmeye yolaçmıştır. 1980 yıllarında AİDS’in hızla yayılması da, Orta Afrika’da sağlık kurumlarına yeni yükler getirmiştir. Uzun ve tekrarlanan kuraklıklar, vb. doğal yıkıntılar, besin sıkıntısını artırmış, kıtanın en yoksul ülkelerinde yıkıcı baskılar yapmış ve mültecilerin sayısını artırmıştır (Afrika’da dünya nüfusunun % 12’si, buna karşılık dünyadaki mültecilerin üçte birinden çoğu yaşamaktadır). 1960-1980 arasında, kentlerde ve çevrelerinde yaşayanların oranı iki kattan çok artmıştır. Hükümetlerin, toplumsal husursuzlukları kışkırtmamak için kentlerdeki besin fiyatlarını düşük tutmaları, köyden kente göçün hızlanmasına ve çiftçilerin besin tarımı ürünleri yetiştirme hevesinin kırılmasına yolaçmıştır. 1974-1984 arasında Afrika’nın besin dışalımı üç kat artarak, ticaret bilançosu açıklarını yükseltmiştir. Siyasal alanda Afrika’nın istikrarsızlığın ve yolsuzlukların pençesinde kıvranması sürmüştür. İktidardan kendi isteğiyle ayrılan Afrikalı önder sayısı çok azdır; siyasal değişmelerde başvurulan en yaygın araç, darbe olmuştur. Birçok Afrika ülkesi askerî yönetim altında, büyük çoğunluğu da bir tek parti devleti durumundadır. Kabile anlaşmazlıkları ve iç savaşlar, zaten kıt olan kaynaklara büyük zarar vermiş, ayrıca ulusal bilinci sağlama çabalarını baltalamıştır. Afrika devletleri arası ilişkilerdeki en önemli sorunlardan biri, beyazların egemenliğindeki Güney Afrika Cumhuriyeti ile öteki Afrika devletleri arasındaki uzlaşmazlıktır. 1963’te Afrika çapında bir işbirliğini sağlamak amacıyla kurulmuş olan Afrika Birliği Örgütü’nün çalışmalarını da, Afrikalılar arasındaki başka anlaşmazlıklar baltalamıştır. Afrikalı önderler bir yandan uluslararası yardım ve yabancı yatırım ararken, bir yandan da yoksulluğa, azgelişmişliğe ve siyasal istikrarsızlığa karşı savaşımda, Afrika’yı temel alan bölgesel örgütlenmelerin daha

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*