ADÂB-I MUAŞERET

İslâm terbiyesi ile yetişmiş Müslümanm sahip H olduğu nezaket ve zarafet, hiç bir gayrimüslimin hiç bir zaman*’ nail olamayacağı hususi bir meziyettir. Bana, bugünün Müslümanlarının kaba saba tavırları ile gayrimüslimlerin yapmacık, zarafetlerini göstermeyin. Çünkü ben müeerred İslâmî ve onu bütün inceliği ile yaşayan Ashab-ı Kiramı ileri sürüyor, işte İslâm âdâhı ve işte Müslüman terbiyesi diyorum. Siz, İslâmî vicdanlara hapsetmekten vaz geçin; cemiyet içinde Müslümanların İslâmî hayat yaşamalarını serbest kıîjn, o zaman İslâm âdâb-ı muâşeretini, Müslüman nezaket ve zarafetini göreceksiniz. En ufak bir .İslâmî tezahüre bile tahammül edemediğiniz bu zamanda İslâmî1 bağlarını fareler gibi, kemirdiğiniz Müslümanlardan incelik ve zarafet beklemeye hakkınız yoktur- İslâmm bütün ihtişamıyla yaşanmasının serbest oldu­ ğu bir saadet; asrı vardı ya, işte o devirden bir misal vereceğim şimdi. İslâm nezaketine dâir bir misâl: Said bin Yerbu Hazretleri «Rabbim benî terbiyenin en güzeliyle terbiye eyledi.» diyen Allah’ın Resulünün huzurundan asla ayrılmaz, hayatının bütün prensip ve kaidelerini tamamen Resul-ü “Ekrem Hazretlerinden öğ­ renirdi. Yalnız ibadet değil, «âdâb-ı muaşereti» de bizzat Allah’ın Resulünden talim ederdi. Bir gün Resulüllah Hazretleri, yüz yirmi dört ya­ şma kadar yaşamış olan bu ihtiyar zata: Sen mi büyüksün ben mi büyüğüm? Diye sual sordular. İslâm terbiyesine bakın ki Said: «— Ben daha* büyüğüm Yâ Resulullah!» diyemedi. Ama küçük olduğunu ileri sürüp yalan da söyleyemezdiNe dedi biliyor musunuz? Tam bir Müslüman terbiyesine yakışan zarafet ve nezaketle şöyle cevap verdi: «— Yâ Resulullah, siz benden büyüksünüz, ben ise sizden yaşlıyım!» Dikkat, bu sözün sahibi Califomia (Kaliforniya) Üniversitesinden mezun değildi. Riyad çöllerinde deve çobanlığı yaparken ortaya çıkan îslâmın mektebinde öğrenmekteydi. Şu zarif cevabıyla İslâm terbiyesinin, Müslüman nezaketinin ölçüsünü veriyordu. İslâmiyet, Hıristiyanlık ve sair zamanı geçmiş dinler gibi değildir. İslâmiyet hayatın bütün safhalarını en ufak teferruatına kadar izah eder, hatta konuşmak, yü­ rümek, selâmlaşmak, misafir olduğu evde alınacak vaziyete .kadar en basit görülen hususları bile hem de Âyetlerle izah eder, İslâm âdâb-ı muaşeretini bütün teferruatıyla gözlerimizin önüne serer. Size, bir Âyet değil, başlı başına âdâb-ı muâşeretten bahseden bir Sure haber vereyim. (Hucurât suresi.) Büyüklerin huzurunda yüksek sesle konuşmamaktan, komşu kapısına gelinince hemen içeri girmeyip dışarıda işaret vererek beklemek* ten, komşunun gizli hallerini araştırmamaktan, ve daha bir çok âdâb-ı muâşeretten miras hukuku kadar ehemmiyetle bahseder, tafsilat verir. Bizdeki âdab-ı muaşeret eksikliği, nezaket ve zarafet kısalığı dinimizden değil, dinimizi öğrenmemize mani olunmasından ileri geliyor. Çünkü Îslâmın yaşandığı günlerde nezaket ve zarafetin bizleri hayran bırakan niimunelerini görüyoruz. Ebu Yusuf Hazretleri oturmuş mektup yazıyormuş; yanında oturan bir başkası da yazdığı satırları göz ucuyla tecessüs ediyormuş. Durumu anlayan İmam, bu defa mektuba başkalaronn gizli hallerini araştıftnayı men eden Xyeti Kerimeyi yazmaya başlamış, fakat adam yine hiç bir çekinme olmadan tecessüse devam etmiş, bu defa Ebu Yusuf: «— Nasıl iyi yazıyor muyum?» diyerek adamı nezaketlice utandırmak istemiş, fakat nerede o anlayış, âdâm hiç mahcubiyet hissi duymadan: «— Evet yâ imam çok giizel yâzıyorşunuz!» diye karşılık vermigi Ebu Yusuf adattün nezaketsizliğinin had dereceye, vardığını görünce, yanından kalkmış, giderken başını bir sağâ, bii sola sallayarak şöyle konuşmuş: «— Adam o kadar nezaketsiz ki, sanki îmana-ı A’zamın meclisine bir defa olsun uğramamış, fakat kötü ahlâk mektehinden birinci dereceyle mezun olmuş!» –

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)