ABDURRAHMAN BİN MEHDİ,

Tâbün
devrinin büyük hadîs âlimlerinden. Künyesi,
Ebû Saîd’dir. Lû’lüî diye meşhurdur.
Ezd’in veya Benî Anber’in âzâdhsı olduğu
söylenir. 135 (m. 752; senesinde Basra’da
doğup, 198 im.813) de orada vefât etti.
Abdurrahman bin Mehdi (r.a; hadîs
hâfizıdır. Yüzbin hadîs-i şerifi senetleriyle
birlikte ezberlemiştir. Hadîs ilminde çok
derin bir bilgiye sahiptir. Hadîs âlimleri de
onun bu üstünlüğünü kabul etmiş ve onu
övmüşlerdir. O, bir kimseden rivâyet
yapınca o kimse, ondan sonra hüccet sayı­
lırdı. Hadîs rivâyetinde çok titiz hareket
ederdi. Hadîsleri lafizla rivâyet ederdi.
Hem kendi hadîsini, hem de başkasınınkini
iyi bilirdi. Hadîs âlimleri, “O’na bir
ravinin rivâyet ettiği hadîs-i şerif okunurdu.-Şurası
hatâ derdi. Sonra bu hadîs,falan hadîsten şu yönüyle alınmış derdi.
Araştırdığımızda dediği gibi bulurduk,
diye naklederler. Eymen bin Nabil, Cerir
bin Hâzım, İkrime bin Ammâr, Ebi Hulde
bin Hâlid bin Dinar, Mehdi bin Meymûn,
Îmâm-ı Mâlik, Şû’be, Süfyan-ı Sevrî, Süfyan
bin Uyeyne ve daha bir çok zâtlardan
hadîs rivâyet etmiştir. Abdullah bin Mübâ-
rek, Abdurrahman bin Mehdi’nin hocası­
dır. îbn-i Vehb, Oğlu Mûsâ, Yahya bin
Maîn, Yahyâ bin Yahyâ, Ebû Sevr, Ebû Ubeyd
ve daha başka büyük âlimler de ondan
hadîs-i şerif nakletmişlerdir.
Abdurrahman bin Mehdi (r.a< fikıh
ilminde de mütehassıs idi. tbn-i Medinî,
meşhur yedi fikıh âliminin (Fukâha-i Seb’
a’nını sözlerini en iyi bilenler arasında
Abdurrahman bin Mehdi’yi de saymış-‘
dır. Ahmed bin Hanbel hazretleri aynı
zamanda Onun fikıh (hukuk/ âlimi olduğunu
söylemiştir. Abdurrahman bin
Mehdi hazretleri ilmiyle amel eden, İslâmî
nefsinde yaşayan bir zât idi. Kahkaha ile
gülmez, sadece tebessüm ederdi. Zamanındaki
insanlar, din ve dünya işlerinde
Abdurrahman bin Mehdi hazretlerine
müracaat ederlerdi.
Her gece Kur’ân-ı kerimin tamamını
hatmederdi (okurdu/. Yansım teheccüd
namazında, yansım namazın dışında
okurdu. Sohbetine ve ilim meclisine gelenler,
huzurunda, oturduklan zaman, başlannda
sanki kuş varmış gibi, gayet edepli ve
dikkatli otururlardı. Onun bulunduğu meclise
ilim, edep ve ciddiyet hakimdi. Birgün,
Onun ilim meclisinde oturanlardan birisi
gülmüştü. Bunun üzerine, onu, ilim meclisine
iki ay gelmekten menetti. “Bu, bizim
meclisimize iki ay gelmesin,” dedi. Sonra,
Allahü teâlâ’dan onun için af diledi. Ona
şöyle dedi, “insan, ilmi, göz yaşı dökerek
istemeli. Çünkü ilim, insana nefsi için bir
hüccet (delil) dir” dedi. Abdurrahman bin
Mehdi hazretleri, gece sabaha kadar ibâdet
etmişti. Bir ara, uykusu çok geldi. Yatağına
yattı, uyuyakaldı. Sabah namazına uyanamadı.
Buna çok üzüldü. Bu yüzden iki ay
yatağa yatmadı. Abdurrahman bin Mehdi
hazretleri zaman zaman “Kabrinde mü’
min olarak yatana gıbta ederim, onun gibi
olmak isterim” derdi.
tbn-i Sa’d, O’nun sika (hadîs ilminde
sözüne güvenilir/ bir âlim olduğunu söyler.
Ahmed bin Hanbel O’nun için “Sanki
hadîs için yaratılmıştır” der.
Abdurrahman bin Mehdi’nin (r.a/ rivâ­
yet ettiği hadîs-i şeriflerden bazılan:
“İlim hususunda birbirinize faydalı
olunuz. Birbirinizden gizlemeyiniz.
İlimdeki hıyanet, maldaki hıyanetten
daha kötüdür.”
“ İn sa n la ra teş ek k ü r etm iyen,
Allahü teâlâ’ya şükr etmiş olmaz.”
“Allahü teâlâ’ya yemin ederim ki,
w – • ¿-¿T ‘s
‘i . a
Abbasiler devrinde Mısır’da yapılmış parlak
renkli bir kâse.
benim gördüğümü görseydiniz, çok
ağlar, az gülerdiniz.” Eshâb-ı kirâm o
zaman “Ne gördünüz? Yâ Resûlallah!”
dediler. Bunun üzerine Peygamber efendimiz
(s.a.v/ “Cenneti ve Cehennem i
gö rdü m ” buyurdu. Sonra Resûlullah
(s.a.v.), imâm olduğu zaman, rükü’ ve secde,
ye kendisinden önce gitmelerinden, namazdan
çıkmadan önce çıkmalanndan onlan
menetti. “B en sizi önümden ve arkamdan
görürüm ” buyurdu.
Hz. Âişe validemiz, “Peygamber efendimize
namazda iken sağa sola dönmek
hakkında sordu. Resûlullah (s.a.v.) “O,
kulun namazından şeytanın bir kapması
ve çarpmasıdır.”
“Âlim olan kişi, fitneyi gelirken
anlar. Câhiller de dönüp giden fitneyi
anlar.”
“M eclislerinde (bulunduklan yerde/
Allahü teâlâ’yı zikreden bir topluluğu,
Allahü teâlâ’nın rahm eti kaplar.
Onlan m elekler sanp kuşatır. Allahü
teâlâ onlan, nezdindekilerin yanında
över.”
Peygamber efendimiz (s.a.v/ Allahü
teâlâ’nın şöyle buyurduğunu bildirir:
“Salih kullarım için, gözlerin görm ediği,
kulakların işitmediği, hiçbir kimsenin
aklına gelm ey en n i’m etleri
hazırladım.”
“Bütün çocuklar müslümanlığa
elverişli olarak dünyaya gelir. Bunları,
sonra anaları, babalan hıristiyaa,
yehûdî ve dinsiz yapar.”
Resûlullah (s.a.v> Allahü teâlâ’nın şöyle
buyurduğunu bildiriyor. “Kulum b en i
nasıl zannederse öyle bulur. Kulum
beni anınca, ben onunla beraber olurum.
O bana bir k an ş yaklaşırsa, ben
ona bir zira (arşın/ yaklaşırım. Bana
bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç
yaklaşınm. O bana yürüyerek gelirse,
ben ona koşarak yaklaşırım.”
“B ir kişilik yiyecek, iki kişiye, ikikişilik yiyecek, dört kişiye, dört kişilik
yiyecek, sekiz kişiye y eter.”
Necâşî vefât ettiği zaman, Peygamber
efendimiz (s.a.vı “Onun için Allahü
teâlâ’dan mağfiret dileyiniz” buyurdu.
“Cennette bir ağaç vardır. Yolcu
onun gölgesinde yürür, fakat yine bitmez,
sona erm ez.”
Ümmü Seleme’den şöyle rivâyet edilmiştir.
“Resûlullahın en sevdiği amel, az da
olsa devamlı olanıdır.”
“Saflarınızı düzeltiniz, dosdoğru
yapınız. ”
“Sahur yem eğini yeyiniz. Çünkü
onda bereket vardır.”
“Kim Allahü teâlânın kitabını (Kur’
ân-ı kerîmiı öğrenir, sonra içindeki
em ir ve yasaklara uyarsa, Allahü
teâlâ, onu dünyada hidayete erdirir.
Kıyamet gününde onu kötü hesap verm
ekten muhafaza buyurur. ”
“K ul şu yedi âzâ üzerine secde eder,
yüzü, iki avucu, iki dizi, iki ayağı.”
“Resûlullah (s.a.V) sağ ve sol taraflarına
selâm verirken, mübârek yanakları
görününceye kadar başlarını çevirirlerdi.”
“Sadaka verip, sonra vazgeçenin
durumu, kusup, sonra onu yiyen köpeğin
durumu gibidir.”
“Resûlullah (s.a.v./ kırık bardaktan iç­
meyi yasaklamıştır.”
“Kim sabah olunca, üç k ere “Bismillâhillezî
lâ yedurru measmihi şey ’
ün filardı velâ fissem â’ ve hüvessemîulâlim”
derse akşama kadar başına
bir belâ gelmez. Akşamleyin okursa,
sabaha kadar başına musibet gelmez.”
“Âlimin, âbide üstünlüğü, dolunay
hâlindeki ayın diğer yıldızlara üstünlüğü
gibidir.”
“Kim yatsıyı cem aatle kılarsa,
gecenin yansını ibadetle geçirmiş
gibi, sabah namazını cemaatle kılan
kimse, bütün geceyi ibadetle geçirmiş
gibi olur.”
“B ir kim se Allahü teâlâ’ya imân
edip, namazını kılar, zekâtını verir,
Ramazan orucunu tutarsa, Allahü
teâlâ ona Cenneti ihsân ed er.”
“Cennet yüz derecedir. İki derece
arası y erle gök arası kadardır. Allahü
teâlâ’dan Firdevs’i dileyiniz. Çünki o
Cennetin ortasıdır. Onun üstünde,
Allahü teâlânın Arşı vardır. N ehirler
oradan fışkırır.”
“Cimrilik ve korkaklık insanda
bulunan kötü huylardandır. ”
Resûlullah’a ne zaman Peygamber
olduğu soruldu. “Âdem, ruh ile cesed
arasında ik en ” buyurdular.
“Kim cenazeye tâbi olur, onun
namazını kılarsa, onun için bir k{rât
ecir vardır. Kim, onun defninde bulu-‘
nursa, ona iki kırât ecir vardır.”
Eshâb-ı kirâm “Yâ Resûlallah, iki kırât
nedir?” diye sordular., Resûlullah (s.a.v.)
“Onların en küçüğü Uhud dağı kadardır.”
buyurdular.
Hişam’dan şöyle rivâyet etmiştir:
“Resûlullahın Eshâbı, üç yerde sesli
olmayı hoş görmezler: Muharebede, cenazede,
zikir anında.”
“Siz kıyamet gününde, sizin ve
babalannızm isimleriyle çağırılırsı­
nız. Onun için güzel isimler koyunuz. ”
“Kim bilerek söylemediğim bir
sözü bana isnâd ederse (söyledi derse.,
Cehennem deki y erine hazırlansın. ”
“İnsana, bir sene bir ay, bir hafta
bir gün, bir gün bir an gibi gelinceye
kadar, kıyâmet kopmaz. ”
Ebû Hureyre (r.aı Peygamber efendimize
(s.a.v.) “Yâ Resûlallah! Seni görünce,
içim rahatlar, bir sevinç hasıl olur. Bana
Cennete girmeme vesile olacak bir ameli
bildir.” dedi. Bunun üzerine Peygamber
efendimiz (s.a.vı ona “Güzel sözlü ol.
Selâm ı yay, akrabanı ziyaret et,
insanlar gece uyurken sen namaz kıl.
O zaman Cennete selâmetle gir.”
“B ir kimse Allah yolunda şehid edilince,
ondan y ere akan ilk damlaya
karşılık, bütün günahtan bağışlanır.
Ona Cennetten bir örtü ve bir cesed
gönderilir. Ruhu o örtü içerisinde kabzolunur
(alınır;. Sonra ruh o Cennetten
getirilen cesede biner. Bu şekilde
m eleklerle beraber yükselir. Öyle bir
hale kavuşur ki, sanki Allahü teâlâ,
onu yarattığından beri o m eleklerle
beraberm iş gibi olur.”
Peygamber efendimiz (s.a.v ı, Mekke’yi
fethettiği zaman, şeytan, kuvvetle bağırdı.
Askerleri yanma toplandı. Onlara “Bugünden
sonra, Muhammed’in (s.&.vı ümmetinin
şirk üzere olmalarını istemekten
ümidinizi kesiniz. Fakat, dinleri hususunda
onların kalblerini saptırınız. Aralarında
ölüye feryad ederek ağlamayı
yayınız.”
Abdullah tbn-i Mes’ûd şöyle anlatır:
Ahkâf sûresini okurken aramızda ihtilaf
etmiştik. Resûlullah’a (s.a.v. gittik.
Durumu arz ettik. Bunun üzerine: “A ranızda
ihtilaf etmeyiniz. Sizden öncekiler,
aralarında ihtilaf etmeleri
sebebiyle helâk oldular. Şimdi, bakı­
nız, birine okutacağım. Onun, okuduğu
gibi okuyunuz” buyurdular.
Abdurrahman bin Mehdi hazretleri
buyurdular ki:
“Dini mes’elelerde, güvenilir ve ehil
kimselerden duymadıkça bir şeyi söylememelidir.
Yoksa insan günaha girer.”
“Bir kimse, ilim bakımından kendinden
üstün bir kimse ile karşılaşınca, bunu firsat
ve ganimet bilmelidir. Çünkü onun ilminden
istifade eder. Kendi dengi birisi ile karşılaşınca, bir biriyle müzakere eder ve
birbirlerinden faydalanırlar. Kendisinden
aşağı bir kimse ile karşılaşınca, ona tevazu
gösterir ve bir şeyler öğretir. Her işittiğini
söyleyen, istisnaî ve şâz (kaide dışı > meselelere
göre konuşup, anlatan kimseler, ilimde
yüksek mertebeye erişemezler.”
“İyice ezberleyip, zabtetmeden hadîs
rivâyet etmek haramdır.”
“İnsanın ilme olan ihtiyacı, yemeye,
içmeye olan ihtiyacından daha fazladır.”
“Kim, Kur’ân-ı kerim mahluktur (yaratılmıştır!
derse, onun arkasında namaz
kılma, onunla yolda beraber olma.”
Abdurrahman bin Mehdi hazretlerine,
Kur’ân-ı kerime mahlûk diyen kimse hakkında
ne dersin? diye sordular. Şöyle
buyurdu: “Elimden gelse, bir köprü üzerinde
durur, her yanımdan geçene, Kur’ân-ı
kerim’e mahluk deyip, demediğini soranm.
Kur’ân-ı kerim mahluktur diyenin boynunu
vurup, onu suya atardım.”
“Ehl-i Sünnet’ vel-Cemaat itikadına
sanl. Ehl-i Bid’at ile oturup kalkma. Onların
yamna gitmek, onlara kıymet vermek
olur.”
“Mü’minde, küfürden sonra, yalandan
daha kötü bir haslet yoktur. Çünkü yalan
en şiddetli bir nifak alâmetidir.”
Abdurrahman bin Mehdi’ye (r.aı
“Dinine bağlı olmayan bir kimse ile arkadaşlık
etmek hakkında ne dersin?” diye
sorulunca, “Böyle kişilerle beraber olma,
çünkü o, sana pis veya haram bir şey
yedirebilir.”
Yine, ölümü istiyen kimse hakkında
sorulunca, “Dinine zarar geleceği korkusundan,
ölümü istemekte bir mahzur yoktur.
Fakat, yoksulluk, ihtiyaç, eziyet ve
buna benzer şeylerden, dolayı ölüm
temenni edilmez.”
Ya’kup bin Muhammed’den rivâyet etmiştir.
“Ticarete sanlınız. Çünkü babanız
İbrahim (a.s.) manifaturacı idi.”
Ebû Hüreyre’den rivâyet etmiştir: “İblis
dedi ki: “Bir âlim bana, bin âbidden (çok
ibadet edip, ilmi olmayanı daha şiddetlidir.
Çünkü, âbid sadece ibadet eder. Âlim ise,
insanlara, onlar âlim oluncaya kadar ilim
öğretir.”
Nâfi’den rivâyet etti: “Lokman Hakîm
oğluna’ “Ey oğul! İyi meclisleri seç. Allahü
teâlâ’nın ismi şerifinin anıldığı bir meclisi,
bir topluluğu görürsen oraya otur. Eğer
âlim isen, oradakiler senin ilminden faydalanırlar.
Eğer, âlim değilden, oradakiler,
sana bir şeyler öğretir. Eğer, Allahü teâlâ
oraya rahmetini ihsân ederse, orada bulunanlarla
beraber sana da isabet eder. Ey
oğul; Allahü teâlâ’mn anılmadığı yerden
uzaklaş. Oraya oturma. Çünkü, sen âlim
isen, oradakiler senin ilminden istifade.
etmezler. Âlim değilsen, cehaletini^daha da
artınrlar. Bildiklerini de unutursun. EğerAllahü teâlâ, oradakilere azabını gönderirse,
onlarla beraber sana da isabet eder.
İnsanların kanlarım döken kimseye gıpta
etme. Çünkü Allahü teâlâ’nın nezdinde,
onu da öldürecek birisi vardır.”
Rebî’ bin Haysem, Mufaddal bin
Yunus’dan rivâyet etmiştir “Ben nefsimden
razı değilim. Çünkü o kendi ayıplan ile
değil de başkasının ayıplan ile uğraşıyor,
insanlann şaşılacak halleri vardır. Başkalannın
günahlanndan korkarlar, fakat
kendi gü n ahların d an sanki emin
gibidirler.”
Muhammed bin Talha’dan rivâyet etti:
Ömer bin Abdülaziz, Abdulhamid bin
Abdurrahman’a yazdığı bir mektubunda
şöyle dedi: “Islâmda, adalet ve ihsan çok
mühim bir mes’eledir. Kendi nefsine çok
dikkat et. Ona Allahü teâlâ’mn beğendiği
şeyleri yaptır. Şunu iyi bil ki, günahın
küçüğü yoktur. Sakın bu günah küçüktür
diye onu hafif görme.”
1) Hilyet-ül-evliya cild-9, sh. 3
2) Tezkirat-ül-huffaz cild-1, sh. 329
3) el-A ‘lâm cild-3, sh.339
4) Tehzib-üt-tehzib cild-6, sh. 276
5) Tarih-i Bağdad cild-lO.sh. 240
6) el-Lübâb cild-3, sh. 72
7) Tabakat-ı Hanâbile cild-1, sh. 206
8) Vefeyât-ul-a’yân cild-2, sh. 387-388
9) el-Menhel-ül-azb-ül-meurûd cild-1, sh. 61
10) Mu’cemul-müellifin cild-5, sh. 196
11) Miftâ-üs-seâde cild-2, sh. 217, 261, 290, 296
12) Tabakât-ül-kübra cild-1, sh. 63 (113)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.