ABDULLÂH b. SELÂMIN MÜSLÜMAN OLUŞU

Abdullâh b. Selâm, Hz. Yûsüf sülâlesindendi (1). Medine Yahûdîle-rinin ulularından ve âlimlerindendi (2).

Kur’ân-ı eKrfm’de işâret edilen İsrail oğullan âlimleri (Şuarâ : 197), beş kişi olup bunlardan birisi Abdullâh b. Selâm’dı (3).

Asıl ismi Husayn idi. Müslüman olunca, Peygamberimiz ona Abdullâh ismini taktı (4).

Babası Selâm da, Yahûdî âlimlerindendi.

Abdullâh b. Selâm der ki: «Ben, Tevrât’ı ve tefsirini babamdan öğrenmiştim.

Bir gün, Âhir zamanda gelecek Peygamberin sıfatı, alâmeti ve yapacağı işler hakkmdaki âyeti bana anlattı ve (Eğer o, Hârûn evlâdından gelecek olursa, ona tâbi’ olurum..

Yoksa, tâbi’ olmam!) dedi ve Peygamber aleyhisselâmın Medine’ye gelişinden önce, öldü (5).

Resûlullâh’m Mekke’de Peygamberliğini açıkladığım işittiğim zaman, ben, Onun sıfatını, ismini, zamanını biliyordum.

Onu, gözleyip duruyorduk.

Ben, buna şahsan seviniyordum.

Resûlullâh, Medine’ye gelinceye, Kubâ’ya gelip Amr b. Avf oğullan-nın evine indiğini bir adamdan haber alıncaya kadar sustum.

Ben, kendime âit hurma ağacınm üzerinde uğraşır (6), yaş hurma toplarken, Nadîr oğullarından birisinin (Bu gün, Arapların adamı geldi!) diye bağırdığım duydum.

Beni, bir titreme tuttu (7). (Allâh-ü Ekber) diyerek yüksek sesle Tekbir getirdim

O sırada, Halam Hâlide binta Hâris, hurma ağacmm altmda oturuyordu.

Kendisi, çok yaşlanmış bir kadındı.

Tekbîrimi işitince : (Allâh, seni umduğuna erdirmesin, elini boşaçı-karsın! Ey habîs! Vallâhi Mûsâ b. İmrân’ın geleceğini işitmiş olsaydın, bundan daha fazlasmı yapmazdın!) diyerek çıkıştı.

Ona: (Ey Hala! O, vallâhi Mûsâ b. İmrân’m kardeşidir.

O da, Onun gibi bir Peygamberdir. Onun dinindedir. Onun’ gönderildiği şeyle gönderilmiştir!) dedim.

Bunun üzerine (Ey kardeşimin oğlu! O, yoksa, Kıyamete yakın, gönderileceği, bize haber verilen Peygamber midir?) dedi.

(Evet!) dedim.

(öyle ise, haklısın!) dedi. (9).

«Resûiullâh Medine’ye geldiği zaman, halk, kendisine üşüştü.

«Resûiullâh geldi!» denilince O’nu, görmek için, Medinelilerin aralarına karıştım, Resûiullâh’m yüzünü görünce, anladım ki : Onun yüzü, yalancı yüzü değildir!

(1) ibn-i Esîr – Üsdül-gabe, c. 3, s. 176.

(2) İbn-i ishak, ibn-i Hişam – Sîre, c. 1-2, s. 516-517.

(3) ibn-i Sa’d – Tabakat, c. 2, s. 353.

(4) ibnji İshak, iıbn-i Hişam – Sîre, c. 1-2, s. 517, TlrmizT – Sünen, c. 12, s. 138, Ahmed

b. Hanbef – Müsned, c. 5, s. 451.

(5) Belâzürî – Ensâb, c. 1, s. 266.

(6) Ibn-i ishak, ibn-i Hişam – Sîre, c. 1-2, s. 516.

(7) Belâzürî – Ensâb, c. 1, s. 266.

(8) ibn-i ishak, ibn-i Hişam – Sîre, c. 1-2, s. 516, Belâzürî – Ensâb, c. 1, s. 266.

(9) ibn-i Isbak, İbn-i Hişam – Sîrîe, c. 1-2, s. 5161917, B&lâzürî – Errsâb, c. 1, s. 266.

(10) İbn->i Sa’d – Tabakat, c. 1, s. 235, Ahmed b. Hanbel – Müsned, c. 5, s. 451, ibn-1 Ab-

dulber – IstiSb, c. 3, s. 921-922.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*