Abdülhamit II

Abdülhamit IIEkran Alıntısı
Türk padişahı (İstanbul 1842-ay.y. 1918). Abdülmecit ile Tirimüjgân Kadın’ın oğlu olan, yedi yaşındayken annesi ölünce, haremin en nüfuzlu kadınlarından Perestü Kadın tarafından büyütülen Abdülhamit II, geleneğe uygun olarak bir lala denetiminde eğitilip, Arapça, Farsça öğrendi. Doğunun ünlü şairlerinin yapıtlarını tanıdı. Şehzadelerinin iyi yetişmesini isteyen Abdülmecit, yabancı diller ve müzik öğrenmeleri için Abdülhamit ile kardeşi Murat efendilere hocalar buldu. Zeki, içine kapalı, kurnaz, saray halkı tarafından pek sevilmeyen bir şehzade olmasına karşın, Abdülhamit, Sultan Abdüla- ziz’e yaklaşabilmeyi başarıp, Şehzade Murat ile birlikte Abdülaziz’e eşlik ettikleri Mısır ve Avrupa gezilerinde, zekâsı ve siyasal yeteneği sayesinde Abdülaziz’in gözüne girdi. Ardından, Murat’ın hastalığından da yararlanarak saray ve çevresinde kendisine karşı oluşan izlenimleri yavaş yavaş olumlu yöne dönüştürmeyi bildi. Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra (1876), Murat (V) hastalığına karşın tahta çıkarıldığında, bu seçimin başlıca nedeni, devlet ileri gelenlerinin Abdülhamit konusunda duydukları korku ve kuşkuydu. Ancak biryan- dan Murat V’in hastalığının gün geçtikçe artması, öte yandan Meşrutiyet ve özgürlük yanlısı olduğuna sadrazamı ve Mithat Paşa’yı inandırması sonucunda Abdülhamit, Murat V’in yerine tahta çıkarılmasını sağladı (31 Ağustos 1876). Padişahlığının ilk yıllarında, süregelen Bosnal-lHersek ve Bulgaristan ayaklanmalarının yanı sıra Sırp ve Karadağ savaşlarıyla uğraştı. Tahta çıkmadan önce söz verdiği gibi yeni anayasayı ilan edip, Mithat Paşa’nın devletin onur ve bağımsızlığını savunmak yolundaki çabalarını destekledi. İngiltere’nin Doğu Soru- nu’nu görüşme isteğini ve Rusya’nın, Sırbistan ile barış yapılmasına ilişkin ültimatomunu görüşmek için yapılan İstanbul Konferansı’nda (28 Aralık 1876), Batılıların öne sürdükleri koşulları Mebusan Meclisi kabul etmeyince, Rusya Osmanlı devletine savaş açtı. Romanya’nın yanı sıra Bulgarlar, Sırplar ve Karadağlılarda Ruslarla birleşince, Rus ordusu İstanbul yakınlarına kadar ilerledi. Bunun üstüne Abdülhamit II, barış için ateşkes isteyip, bozgunun sorumlusu olarak gördüğü MebusanMeclisi’ni dağıttı (Şubat 1878) ve Mithat Paşa’yı görevden alarak, yurt dışına sürdü. 3 Mart 1878’de Ayastefanos’ta (Yeşilköy) imzalanan antlaşmayla Romanya, Karadağ ve Sırbistan’a bağımsızlık tanındı. Tuna’dan Ege’ye kadar uzanan ve Makedonya’yı da içeren bir Bulgaristan’ın kurulması kabul edildi. BosnaHHersek ve Girit ile Ermenilerin oturduğu vilayetlere ayrıcalıklar verildi. Kars, Ardahan, Batum, Bayazıt Ruslara bırakıldı. İngiltere’nin bu antlaşmaya karşı çıkması üstüne, Avusturya’nın da katılması ve Almanya’nın aracılığıyla toplanan Berlin Konferansı’nda, Bulgaristan’ın kurulmasından vazgeçildi. Makedonya ve Batı Trakya Osmanlılara bırakıldı. Bunun dışındaki maddeler geçerli kalıyor ancak, Ayastefanos Antlaşmasına karşı çıkan devletler de bazı çıkarlar sağlıyorlar, Bosna-Hersek geçici olarak Avusturya’nın işgaline bırakılıyor, Yunanistan Teselya’yı alıyor, İngiltere Kıbrıs’ın işgaline izin verilmesi koşuluyla Osmanlı devletiyle bir saldırmazlık antlaşması imzalıyordu. Dış siyaset konusunda dikkatli ve ılımlı bir tutum benimseyen Abdülhamit II devlet yönetimini tek başına elinde tutabilmek için geniş bir hafiye örgütü kurdurdu. Bu arada, Fransızlar Tunus’u (1881), İngilizler Mısır’ı (1882), Bulgaristan Prensliği de Doğu Rumeli ilini (1885) ele geçirdi. Girit’te ayaklanan Rumlara yardım etmesi üstüne Yunanistan’a açılan savaşta, Yunan kuvvetleri yenilgiye uğratıldıysa da, büyük devletlerin işe karışmasıyla sonuç elde edilemedi ve Girit’e tam bağımsızlık tanınmak zorunda kalındı. Dışişlerindeki başarısızlıklar ve gün geçtikçe güçlenen özgürlük akımı, Abdülhamit ll’yi kaygılandırmaya başlamıştı. Nitekim, Abdülaziz döneminde ortaya çıkan Yeni Osmanlılar (Jön Türkler) akımı, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurulmasıyla sonuçlandı (1889); cemiyet basında ve yüksek okullarda etkin biçimde çalışmalara girişti. Abdülhamit ll’nin bu akım karşısında almaya gerek duyduğu önlemler ve uyguladığı bunaltıcı baskı sonucu, sansürokul kitaplarına kadar uygulanmaya, hafiye örgütü aracılığıyla tutuklanan özgürlük yanlısı aydınlar hapse ve sürgüne yollanmaya başlandı (aydınların çoğu Avrupa’ya kaçarak etkinliklerini oradan sürdürdüler). Muhalefet gün geçtikçe şiddetlendi. Abdülhamit ll’nin 1890’dan başlayarak panislâmizm (İslâm birlikçiliği) siyasetini benimsemesine karşılık, Yeni Os- manlılar (Jön Türkler) Osmanlılık siyasetini sürdürmeyi yeğlediler. Bu arada Abdülhamit II, bir yandan da ülkedeki kamu hizmetlerini, eğitim ve öğrenime ilişkin kuruluşları yaygınlaştırmaya çalıştı: Birçok rüştiye ve idadi açıldı; Sanayii Nefise (Güzel Sanatlar Akademisi), Darülfünun kuruldu; ülkedeki kütüphanelerde bulunan yapıtların katalogları hazırlandı; Ceza Usulü ve Ticaret Usulü kanunları çıkarıldı; ilk kez savcılık kurumu oluşturuldu; polis örgütünde Batı örnek alındı. Devlet memurları için Tekaüt Sandığı kuruldu; Rumeli ve Anadolu’da yabancı sermayeyle demiryolları yapıldı. Gerek içte, gerek dışta uyguladığı siyasette halife unvanından büyük ölçüde yararlanan Abdülhamit II, İslâm dininin Güney Afrika ve Japonya gibi ülkelerde yayılması için çaba gösterdi. Dış siyasette İngiltere ve Fransa’nın diplomatik oyunları karşısında Almanya’ya yaklaşarak belirli bir denge sağlamayı başardı (Almanya da bu yakınlaşmadan yararlanarak Bağdat demiryolu imtiyazını elde etti). Bütün çabalara karşın para darlığı sorununun çözümlenememesiyse, 1882’de Düyunu Umumiye idaresinin kurulmasıyla (yabancılara, devletin egemenliğini sınırlayacak biçimde, ekonomik bir denetim olanağı sağlamaktaydı) sonuçlandı. Parasızlık, içte de devletin saygınlığını sarsmakta,Künyesi), Fütuh ül-Gayb{Kayıp Âleminin Fethi), Hizb-ü Beşair ül-Hayat (Dünya Hayatının Bölümlen), vb

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)