ABBÂSÎLER

ABBÂSÎLER

ABBÂSÎLER; Alm. Abbasiden, Fr. Les Abba-sides, Ing. Abbasides. Peygamber efendimizin amcası hazret-i Abbâs’in soyundan gelen ve Eme-vîlerin yerini alan halîfeler sülâlesi. Bu hânedâna ilk atalarına nisbetle “Hâşimîler” de denilmektedir.

Abbâsîlerin iktidâra gelmesi, Emevî idâre-sinden memnun olmayan grupların lider kadrolarının yoğun propagandası ve bunların etrâfında toplanan büyük bir kitlenin faâliyeti neticesinde mümkün olmuştur. Gerçekten de Emevî hânedâ-nından İkinci Velid’in halîfelikten hal’ edilmesiyle âile arasında iç mücâdele ortaya çıkmış ve yıllardan beri Emevîlerin hâkim olduğu Sûriye ikiye bölünmüştü. Neticede bu ihtilâf çok büyüdü ve son Emevî Halîfesi İkinci Mervân, Dımaşk’ı terk ederek kendisine hilâfet merkezi olarak Harran’ı seçti.

Emevîler arasındaki iç mücâdeleler sırasında Abbâsî Hânedânından Ali bin Abdullah’ın oğlu Muhammed, Humeyme’de gizli olarak halifeli-
ğin kendi âilesine geçmesi düşüncesi ile faâliyet-lerde bulunuyordu. Bu arada cemiyeti arasına sızmış olan muhâliflerini ortadan kaldırdı. Onun tes-bit ettiği prensiplere göre bu hareket başarıya ulaştığında Ehl-i beytten her kim halîfe seçilirse ona razı olunacaktı.

Muhammed bin Ali’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu İbrâhim çok teşkilatçı ve iyi bir idâreciydi. Emevîlere karşı çıkış hareketini yürütmesi için Ebû Müslim’i kendi tarafına çekerek Horasan’a gönderdi. Ebû Müslim’in Horasan’a giderek hareketin idaresini ele alması, Abbâsîler için bir dönüm noktası olmuştur. Nitekim bölgedeki elverişli’durumdan faydalanan Ebû Müslim, kısa zamanda Horasan’ı Emevî tarafdarlanndan temizledi. Ebû Müslim bundan sonra Rey’e yöneldi. Karşısına çıkan Emevî kuvvetlerini yendi. Ni-hâvend ’ i ele geçirerek Irak ’ a yaklaştı.

Doğuda bu olaylar olurken Halîfe İkinci Mer-van, İbrâhim’i tutuklatarak Harran’da hapsettirdi. Vefâtına kadar burada hapis hayâtı yaşayan İbrâhim, yerine kardeşi Ebü’l-Abbâs’ı tâyin ettiğini bildirmişti.

Ebü’l-Abbâs Abdullah bin Muhammed yakınlarını da yanma alarak kendi tarafına geçmiş olan Küfe şehrine gitti. Horasanlılar, 28 Kasım 749 Cumâ günü Küfe Câmiinde Ebü’l-Abbâs’a bîat ettiler. Ebü’l- Abbâs halîfe olarak okuduğu ilk hutbede hâkimiyet hakkının Abbâsîlere âid olduğunu çeşitli delillerle îzâh etmeye çalıştı. Ebü’l-Abbâs bundan sonra şiflerin çoğunlukta bulunduğu Küfe şehrinde durmayı kendisi için tehlikeli bularak karargâhını Hammâm-A’yen’e nakletti. Bu sırada Ebü’1-Abbâs’ın, Abbâsî hilâfetinin kuruluşunda büyük rolü olan Ebû Seleme el-Hallâl ile arası açıldı. Ancak Ebû Müslim’in yardımıyla onu da ortadan kaldıran Ebü’l-Abbâs böylece hâkimiyeti tamâmen ele geçirdi.

Bu sırada, Halîfe İkinci Mervan, Sûriye ve el-Cezîre Araplanndan topladığı büyük bir ordu ile harekete geçmişti. Ebü’l-Abbas’m amcası Abdullah bin Ali, bu orduyu büyük Zap Irmağı kenarında karşıladı. 16 Ocak 750 târihinde başlayan savaş, aralıksız on gün devâm etti. Bu sırada Mervan’m birlikleri arasında anlaşmazlık ve kumandanlar arasında ihtilâfların çıkması üzerine Abdullah savaşı kazandı. Bu zafer, Sûriye kapılarını Abbâsîlere açtı. Başta Dımaşk olmak üzere o havâlideki bütün kaleler birer birer Abbasî ordusuna teslîm oldu. Nitekim savaş sonunda Harran’a çekilen Halîfe Mervan burada da tutunamıyacağım anlayarak, Dımaşk’a oradan da Ürdün’deki Ebü-futrus’a kaçtı. Ancak onu tâkib eden birlikler, Yukarı Mısır’da Bûsîr adı verilen yerde yetişerek kendisini çevirdiler. Halîfe Mervan ümitsizce gir-

diği mücâdele sırasında öldürüldü (Ağustos 750). Aynı yılın sonlarında Vasıt’ta Emevî hânedânından İbn-i Hubeyre de teslim olunca, Emevî hilâfeti târihe karıştı. Ancak Emevîlerden Abdurrahman bin Muâviye, Ispanya’ya geçerek Endülüs Emevî Devletini kurdu.

Ağustos 750 târihinde Mervan’ın öldürülmesi üzerine Ebü’l-Abbâs es-Saffah’m halifeliği, Endülüs hâriç, bütün İslâm ülkelerinde kabûl edilerek kesinleşti. Eski Enbar şehrini imâr eden Es-Saf-fah, burayı devletinin hilâfet merkezi yaptı. Halîfe Saffah dört yıl süren hilâfeti boyunca, ülke içinde çıkan isyanlarla uğraştı. Nitekim onun hilâfetini tanımak istemeyen Kuzey Afrika’da Berberî-ler, Basra ve çevresinde Hâricîler, Fars’ta Bes-sam bin İbrâhim, Sind’de Mansur bin Cumhur ve Mâverâünnehr’de Ziyâd 6in Sâlih isyân etmişlerdi. Ancak Ebü’l-Abbâs bu isyânların hepsini bastırarak oğlu Mansur’a iç problemlerini halletmiş sağlam bir devlet bıraktı. (754).

, Hazret-i Abbâs’m torununun torunu olan halîfe Ebü’l-Abbâs yumuşak huylu, ağır başlı, hayâ ve iyilik sâhibi bir insan idi. Verdiği sözü mutlaka ve zamânında yerine getirirdi. Cömertliği dillere destan olup, bu hâli dolayısıyla kendisine “Saffah” lakabı verilmiştir.

Hilâfet makâmında dört sene dokuz ay kaldıktan sonra vefât eden Halîfe Ebü’l-Abbâs es-Saffah’m ölümü ile yerine oğlu Mansûr geçti (Haziran 754). Heybet, cesâret, ileri görüşlülük bakımından Abbâsî halîfelerinin en seçkinlerinden
olan Mansûr, henüz Saffah’ın hayatta olduğu dönemde bile onun güçlü bir desteği ve yardımcısıydı. Halife Mansûr ilk olarak Bağdat şehriiıi kurarak başkent yaptı. Bâzı halîfeler, Samarra ve başka merkezlerde ikâmet etmelerine rağmen, Bağdat asıl merkez olarak nihâyete kadar devâm etti. Bu arada yaptığı muhârebeler ve kazandığı zaferlerle nüfûz ve itibârı devamlı artan Ebû Müslim gün geçtikçe halîfeye olan bağlılığını azaltıyordu. Halîfe gönderdiği nasihat yollu mektûpların bir işe yaramadığını görünce, Ebû Müslim’i öldürttü. Ebû Müslim’in öldürülmesi üzerine, bilhassa nü-fûzunun kuvvetli olduğu Horasan ve başka yerlerde çeşitli isyanlar görüldü ise de hepsi bastırıldı.

Halîfe Mansûr 775 senesinde hac etmek üzere giderken yolda hastalanarak vefât etti. Mansûr, vakar ve güzel ahlâk sâhibi idi. Halka karşı gâ-yet yumuşak ve hoşgörülü olmasına karşılık, devlete karşı hareket edenleri aslâ affetmezdi.

Mapsûr’un ölümünden sonra oğlu Mehdî halîfe oldu. O zamâna kadar kuruluş dönemini geçirmiş olan devlet onun zamânında kuvvetlendi. Hazine zenginleşti ve halkın hayat seviyesi yükseldi. Devleti içerisinde ıslahatlarda bulundu. Fevkalâde yargı işlerine bakmak için bizzat mahkeme kurduran ilk Abbasî halîfesidir. Yolcuların barınması ve korunması için Mekke yolu üzerinde konaklama mahalleri yapılmasını emretti. Bunlardan mevcûd olanlarım iyileştirdi, kullanılır hâle getirdi. Bağdâd ile diğer İslâm beldeleri arasındaki posta işlerini düzene koydu. Ayrıca veziri Abdul-

lah’a bütün vâlilere gönderilmek üzere, vergi veren kimselere haksızlık etmemeleri için tâlimat-nâme yazdırdı.

Halîfe Mehdî döneminde Bizans’a karşı başarılı seferler düzenlendi. Bu arada Merv şehrinde ortaya çıkan ve ilâhlık taslayan El-Mukan-na’nın başlattığı isyân bastırıldı.

Mehdî’nin 785 yılında vefâtı ile yerine oğlu Hâdî halîfe oldu. Hâdi; uyanık, gayretli, cömert, büyük işlet yapmaya kâbiliyetli, kuvvetli, tuttuğunu koparan cesûr bir zâttı. Ancak saltanat müddeti çok kısa sürüp 786 yılında vefât etti ve yerine kardeşi Hârûn Reşîd halîfe seçildi.

Halîfe Hârûn Reşîd dönemi (786-809), Ab-bâsîlerin en parlak zamânı oldu. O, Yahyâ bin Hâ-lid el-Bermekî’yi tam yetkiyle vezirliğe getirdi. Yahyâ, iki oğluyla birlikte devleti bir hükümdâr gibi yönetti. Çıkan ayaklanmaları bastırdı. Bizans’a karşı olan seferlere büyük ehemmiyet veren Hârûn Reşîd, bunlardan bâzılarına bizzât kendisi de katılmıştır. 790 yılında Mısır’dan Kıbrıs üzerine yürüyen İslâm donanması, Antalya açıklarında karşısına çıkan Bizans donanmasının büyük bölümünü batırmış ve donanma komutanlarım esir etmiştir. 797 yılında bizzât sefere çıkan Hârûn Reşîd, Ankara’ya kadar ilerledi. Ancak İmparatoriçe İrene’nin isteği ve yıllık vergi vermeleri kabûlü ile sulh yapıldı. Fakat Nikeforos’un imparator olmasından sonra Bizans, antlaşmayı fesh etti. Bunun üzerine Halîfe, ikinci Bizans seferine çıktı. Kendisi Heraklea (Ereğli) Kalesi üzerine yürürken bâzı komutanlarını da diğer kaleler üzerine gönderdi. İmparator Nikeforos, Halîfe’nin karşısına çıktı ise de, tutunamadı ve sulh istedi. Halîfe kış
mevsiminin gelmesi üzerine imparatorla, yıllık haraç göndermesi şartıyla antlaşma yaptı.

Ancak sözünde durmayan imparator, ertesi sene Abbâsîlerin elindeki Tarsus üzerine büyük bir ordu gönderdi ve Tarsus işgâl edildi. Huduttaki Bizans kaleleri sağlamlaştırıldı. Bu olaylar üzerine güçlü bir ordu ile Bizans üzerine üçüncü seferine çıkan Hârun Reşîd Ereğli, Tuvana ve daha bir çok kaleleri fethetti. Tuvana’da bir câmi inşâ ettirdi. Bu arada Balkanlarda da Bulgarlar tarafından sıkıştırılan İmparator, Halîfe’nin yaptığı fetihleri kabûl etmek, tahkîm ettirdiği kaleleri yıktırmak ve haraç vermek şartıyla yeni bir sulh yapmaya mecbur oldu (806).

Hârûn Reşîd, devletin idâri teşkilâtında bâzı değişiklikler yaptı. Vilâyetleri küçülterek daha kolay idâre edilir bir hâle getirdi. Merkez teşkilâtında bâzı divânlar kurarak bunları vezire bağladı. Daha önce vâlilere bağlı kâdıları müstakil hâle getirdi. Ancak onlara merkezdeki baş kâdıya (kâ-dı-ül kudât) hesap verme mecbûriyetini koydu. Bu dönemde başkâdı, İmâm-ı Âzam hazretlerinin talebesi İmâm-ı Yûsuf rahmetullahi aleyh idi.
Samarra Büyük Câmiinin genel görünüşü. Abbâsî halîfesi Mütevekkilin 848 ile 852 seneleri arasında yaptırdığı, içeriden 240 metre boyunda ve 156 metre eninde olan Samarra Câmii, dünyanın en geniş câmisi olup, toplam 38.000 metrekarelik bir alanda kurulmuştur. Câminin kuşatma duvarları, ortalama 15 metre yüksekliğinde ve 2,5 metre kalınlığında olup tuğladandır. Câminin kuzey tarafından 27 metre uzaklıkta Malviye adı verilen büyük minaresi koni biçimli bir yapıdır. Üstüne minarenin etrafında dönen bir rampa ile çıkılır.

Musul’dan 55 km uzaklıkta, Abbâsîler döneminden kalma bir köprü.
iki tip vezirlik vardı: 1) Vezir-i tefviz: Halîfenin azli ve veliahd tayininden başka bütün yetkilere sahipti. 2) Vezir-i tenfiz: Sâdece halîfenin kendisine verdiği vazifelere bakardı. Bu gruptaki vezirler genellikle mâhir katipler, basiretli ve parlak zekâlı kişiler arasından seçilirdi. Merkezî idâre, vezirlerin başkanlığında bir çok dîvândan yâni vezirliklerden meydana geliyordu. Bu divanların en önemlileri devletin mâlî işlerine bakan Dîvânü’l-harac, Dîvân-ı beytülmâl, askerî işlere bakan Dîvânü’l-ceyş, para basma işlerini yürüten Dîvân-ı dârü’d-darb, haksızlıkların ve adlî hatâların görüşüldüğü Dîvânü’l-mezâlim, resmî yazışmaları yürüten Dî-vânü’r-resâil, Dîvânü’t-tevkî ile posta ve gizli is-tihbârât hizmetlerini yürüten Dîvânü’l-berîd idi.

Vilâyetlerde ise halîfe adına icrâya vâliler yetkili idi. Ordu hazırlamak, askeri barındırmak, vilâyetinde hukûkî meseleleri halletmek, kâdı ve hâkimler ile vergi ve zekat işlerini yürütecek memurlar tâyin etmek vâlilerin başlıca vazifeleri idi. Hilâfet merkezinden uzak eyâletlere bilhassa hâ-nedana mensub kişiler veya son derece güvenilir kumandanlar vâli tâyin edilirdi. Hilâfet merkezi olan Bağdat ve diğer büyük şehirlerde asâyiş, şur-ta teşkilâtı tarafından sağlanırdı. Bu teşkîlât; suç ve cinayetleri tâkip ederek, suçluları yakalayıp cezâlandırmakla vazifeli idi. Teşkilâtın başında bulunan ve Sâhibü’ş-şurta yâni emniyet müdürü denilen memurun derece ve selâhiyetleri pekçok-tu. Daha sonraları ehemmiyeti iyice artan bu makam, vezirliğe hattâ mâbeynciliğe yükselme basamağı hâline geldi.

Merkez teşkilâtındaki önemli görevlerden biri de hâcipliktir. Hâciplik; halîfeyi suikastlere karşı korumak ve halkın önemli işlerle uğraşan halifeyi meşgul etmelerini önlemek için kurul-
muştu. Bundan dolayı halifelere, halkın kendileriyle görüşmesi ve isteklerini .iletebilmeleri için belli vakitler ayrılmış ve dâireler tahsis edilmiştir.

Abbâsî ordusunun esâsını murtazıka (ücretli) denilen nizâmı ve dâimî statüdeki muvazzaf askerler teşkîl etmekteydi. Bunlar yaptıkları askerî hizmet karşılığında devlet bütçesinden maaş alırlar ve her türlü ihtiyaçları devlet tarafından karşılanırdı. Abbâsî ordusunda normal, ücretli askerlerden başka bir de gönüllü askerler vardı. Kendilerine hâzineden herhangi bir ücret veya maaş ödenmeyen bu askerler, sâdece zekat ve ganimetten pay alırlardı. Komutanlara ise, maaş karşılığı olarak, toprak verilirdi ki, buna ikta denirdi. İktâ ilk defâ Peygamber efendimiz tarafından Temîm-i Dârî’ye verilmiş, daha sonra da İslâm devletlerinde tatbik edilmiştir.

Abbasî ordusu şu beş gruptan meydana gelirdi: 1) Merkezde bulunan ve doğrudan halîfeye bağlı olarak görev yapan muhâfız birliği, 2) Büyük devlet adamlarının emrinde bulunan birlikler, 3) Vilâyetlerde bulunan kuvvetler, 4) Garnizonlarda bulunan, Avâsım ve Sugûr adı verilen birlikler, 5) Yardımcı kuvvetler.

Abbâsîler, savaş hâlinde yaklaşık olarak sayısı 100 bini aşan düzenli bir ordu çıkarabilmekteydiler. Bu ordu savaş alanında beşli tertibi esas alırdı. Bunlar, öncü (falîd, mukaddime), merkez (kal-bü’l-ceyş), sağ kol (meymene), sol kol (meysere) ve artçı (saka) düzeninde yeralırdı. Savaşlarda kullandıkları başlıca silah, araç ve gereçler; mızrak, topuz, ok, yay, kılıç, miğfer, kalkan, balta, zırh, merdiven ve mancınıkdan ibaret idi.

Abbâsîler, kara kuvvetlerine olduğu kadar, deniz kuvvetlerine ve denizciliğe de büyük önem vermişlerdir. Muhtelif şehirlerde kurdukları ter

senelerde Bizans gemilerinden daha büyük gemiler m>â etmişlerdir. Nitekim güçlü donanmaları ile her yıl Bizans üzerine sefere çıkmışlardır. Do-ı kumandanına Emîrü’l-foahr adı verilirdi.
Abbâsîlerde adliye teşkilâtı düzenli ve mun-D2nn işleyen bir müessese idi. Her memlekette oradaki Müslümanların ekserisi hangi mezhepten be. o mezhepten olan bir kâdı vazife yapardı. Ancak zamanla her vilâyette dört mezhebin de kâdı-ian bulundurulmaya başlandı. Başlangıçta eyâletlerdeki kâdılar vâli tarafından tâyin ediliyor-âL Ancak daha sonra halîfeler merkezde veya em âletlerde kendi adlarına görev yapacak kâdı I a-h bizzat tâyin etmeye başladılar. Hârûn Reşid dev-Bmien itibâren ise, Kâdıü’l-kudâtlık müessesesi ku-lüldu ve bu göreve ilk olarak İmâm-ı Ebû Yûsuf eeurildi. Kâdıü’l-kudât hilâfet merkezinde bulunur. bölgelerde ve çeşitli merkezlerde vazîfe yaşacak kâdıları tâyin ederdi.

Kadılık teşkilâtı içinde kadıların bakmaktan icız oldukları dâvâlara bakan ve mezâlim mahkemeleri denen mahkemeler vardı. Bunlara bakan ftjdılara Sâhibü’l-mezâlim denirdi. Sâhibü’l-me-*Mmı olan kâdılar, diğer kâdılardan daha üstün

geniş selâhiyetlere sâhip idiler. Bâzı Abbâsî tafifeleri, ehemmiyeti icâbı, mezâlim mahkeme-knadeki duruşmaları bizzât kendileri idâre ederlerdi.

Yine adliye teşkilâtına bağlı olmak üzere bir de Üafcf teşkilâtı vardı. Hisbe işini yapan vazifeliye *uahtesib” denirdi. Bu teşkilâtın görevi iyiliği »aymak ve kötülükten vazgeçirmek (emr-i bil-■â’râf nehy-i âni’l-münker), fazilet ve ahlâk kâ-■iekrinin muhâfazasını, Tİînin emirlerine uyul-■koi. çarşı ve pazarların düzen ve kontrolünü ağlamak, borçluların borçlarını ödemelerini temin anne«:, ölçü ve tartıda hile yapılmasına mâni olmak cm husûsî âletlerle esnafın ölçü ve tartı âletlerime kontrol etmek ve alış’verişte fiyatlan fâhiş mik-nrda yükseltenleri cezâlandırmak idi.

Abbâsîler İktisâdi bakımdan çok güçlü bir du-—tta idi. Bilhassa halîfelerin, memleketin İktisâdi «eseteleriyle de yakından alâkadar olmaları, zirâat, acârct ve iktisâd ile alâkalı meselelere ehemmiyet »ermeleri halkın refah seviyesini yükseltmiş ve Jrrteti de güçlendirmiştir. Kazdırılan su arkları ve kanallarla Arabistan’a kadar olan geniş ve uzun «imin tamâmı sulanabilir hâle geldi. Dicle ve Fiji»’tan kanallar ile alman sular, kireç ve tuğladan «aptian muhkem su kemerleri vâsıtası ile Bağ-Jk’i ulaştırıldı. Zirâate ehemmiyet verildi ve bu ıaic uğraşanlara kolaylıklar sağlandı. Fâizsiz kre-Jfier ile çiftçiler desteklendi. Endüstriye gereken iner- . eri îdi. Fars ve Horasan’da demir, bakır
kurşun ve gümüş mâdenleri işletilmeye başlandı. Yeraltı kaynaklarından, kükürt, tuz, ham petrol ve zift çıkarıldı. Sabun ve cam fabrikaları, kâğıt, kumaş ve tuğla imâlâthâneleri kuruldu. Hilâfet merkezi olan Bağdât’ta demirci, marangoz ve manifaturacı gibi her sanata âit çarşılar vardı. Kuyumculukta ve mücevher işlemeciliğinde bir hayli ilerleme oldu.

Abbâsîler, çeşitli bayındırlık eserleri meydana getirdilen Medreselerle birlikte mescidlerde de ilim meclisleri bulunurdu. Ebû Câfer Mansûr devrinde Arapça, bir gramere kavuştu. Eski Yunan, Hind ve İran eserleri Arapçaya tercüme edildi. Me’mûn devrinde Beyt-ül-hikme (İlim heyeti) kurularak bu işe hız verildi. ‘Meşhûr dört mezheb imamları Abbâsîler devrinde yaşadılar. Öğrencileri de, hocalarının mezheblerini öğrettiler ve tasnif ettiler. Yine en büyük hadîs kitapları olan Kütüb-i Sitte de bu devirde yazıldı. Dünyâda ilk hukuk usûl kitabını (Hukuk metodolojisini) yine bu zamanda İmâm-ı Şâfiî, Risâle ismiyle telif etti.

Yine Abbâsîler devrinde birçok ilimlerin temeli atıldı. İmâm-ı Muhammed Şeybânî, Siyer-i Kebir kitabı ve bunun İmâm-ı Serâhsî tarafından yapılan şerhi ile devletler hukûkunun; Mâverdî ve Kâdi Ebû Ya’lâ Ahkâm-us-Sultâniyye adlı eserleri ile amme hukûkunun; Endülüs âlimlerinden Batrûcî bugünkü astronominin; Câbir bin Hay-yân kimyânın; Harezmî de cebir ilimlerinin temelini kurdular. Bu devirde yüzlerce büyük âlim yetişti. Bunlardan dört mezheb imâmı hukukta; İmâm-ı Eş’arî, İmâm-ı Mâturîdî, İmâm-ı Gazâlî kelâmda; Râzî, Kurtubî, Taberî, Beydâvî tefsirde söz sâhibi büyük âlimlerden idiler.

Suriyenin Rakka şehrinde Abbâsî halifesi Ebû Ca’fer Mansûr zamanında 771 senesinde yapılmış Büyük Câ-minin harâbeleri.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.