Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Abbas I

lakabı büyük abbas (d. Ocak 1571, Herat – ö. 19 Ocak 1629, Ferahâbâd, Mazanderan), İran şahı. Ülkeyi yönettiği 1588-1629 arasında Osmanlı ve Özbek birliklerini İran topraklarından çıkarmış, sürekli bir ordu kurarak Safevi hanedanını güçlendirmiştir. Ayrıca İsfahan’ı İran’ın başkenti yapmış, ticaret ve sanatı özendirerek hükümdarlığı sırasında İran sanatının en parlak dönemini yaşamasını sağlamıştır. Yaşamı. Şah Muhammed Hudabende’nin üçüncü oğlu olan Abbas, Safevi hanedanının geleceği açısından büyük önem taşıyan Ekim 1588’de tahta çıktı. Yarı kör olan babasının zayıf yönetimi, Safevileri başa geçiren ve o dönemde Safevi askeri gücünün belkemiğini oluşturan Türkmen emirlerinin, şahın otoritesini yıkmalarına yol açmıştı. Öte yandan, Türkmen kabileleri arasındaki çekişmeler devleti zayıflatarak, geleneksel düşmanları OsmanlIların batıdan, Özbeklerin de doğudan İran topraklarınabüyük akınlar düzenlemelerine neden olmuştu. (Bu Türkmenlere Safevilere bağlılıklarını belirtmek için giydikleri kırmızı başlıklarından dolayı Kızılbaş deniyordu.) Bu durumda Şah Abbas’ı acele iki görev bekliyordu: Hükümdarlığın otoritesini yeniden kurmak ve .gerek Osmanlı gerek Özbek askerlerini Iran topraklarından çıkarmak. Aynı anda iki cephede savaşama-, yacağından, gücünü Özbeklere yapacağsaldırıya yoğunlaştırmak amacıyla 1590’da OsmanlIlarla bir.banş antlaşması imzaladı. Bu antlaşmayla İran’ın batısıyla kuzeybatısındaki geniş topraklar OsmanlIlara bırakıldı, Bunun sonucunda kazandığı hareket özgürlüğüne karşın Abbas on yıl Özbeklere önemli bir saldırı düzenleyemedi; İran hem Özbeklere, hem de Hint-Türk İmparatorlu- ğu’na toprak vermek zorunda kaldı. Bu gecikmenin nedeni, Abbas’ın sürekli bir ordu kurma kararıydı. Sürekli ordu anlayışı, gerektiğinde kabile atlılarından zorla asker toplama geleneğini sürdüren Safevi hükümdarları için alışılmışın dışında bir uygülamaydı. Bu uygulama bütçede sorunlar yarattı. Eski kabile atlılarına, Kızılbaş reislerince yönetilen eyaletlörip gelirinden ödeme yapılırdı. Abbas bu eyaletlerden bir bölümünü doğrudan şahın denetimi altına sokarak soruna kısa dönemli bir çöSüm getirdi. Doğrudan hükümdarlığa bağlanan yeni eyaletlerden toplanan vergiler devlet hâzinesine geçiriliyordu. Bu politikanın uzun dönemde kaçınılmaz sonucu, Kızılbaş birliklerinin sayısının azalması ve ülkenin askeri gücünün ciddi biçimde zayıflaması oldu. Yeni kurulan sürekli ordu daha çok, Abbas’ın büyükbabasının hükümdarlığı sırasında İran’a tutsak olarak getirilen Gürcü, Ermeni ve Çerkeslerle bunların çocuklarından oluşmuştu. Şahın, gulam adı verilen bu köleleri Müslüman edildikten sonra orduda ya da devlet ve saray yönetiminde hizmet görmek üzere eğitiliyorlardı. Şah Abbas, gulamlarm kendine bağlılığına inanıyor ve hiç güvenmediği Kızılbaşlann etkisini dengelemekte onları kullanıyordu. Gu- lamlar yönetimde hızla yükselerek doğrudan hükümdarlığa bağlı eyaletlere vali olarak atandılar. Abt>as, sonunda dış düşmanlara karşı saldırıya geçebilecek güce ulaştı. 1598’de Özbekleri büyük bit bozguna uğratarak Horasan’ın denetimini yeniden ele geçirdi. 1602’den sonra ise OsmanlIlara karşı bir dizi başarılı sefere girişerek kaybettiği toprakları geri aldı. Abbas, Özbeklere karşı kazandığı büyük zaferden sonra ülkesinin başkentini Kaz- vin’den İsfahan’a taşıdı. Onun yönetimi sırasında Isfahan hızla dünyanın en güzel kentlerinden biri oldu. Camiler, medreseler, kervansaraylar ve hamamlar yapıldı. Geniş yollar açıldı, görkemli.bir alan oluşturuldu. Şahın bayındırlık girişimleri Isfahan’m dışına taştı. Meşhed’deki ünlü türbenin genişletilmesi ve onanmı, kışlık dinlenme merkezlerini birbirine bağlayan ve Hazar Denizinin bataklık kıyısı boyunca uzanan ünlü taş yol Abbas’ın bayındırlık konusunda en önemli uygulamaları arasındaydı. Bu dönemde İran’a Avrupa devletlerinden elçiler, tüccarlar, ülkenin çeşitli yerlerinde manastır kurma izni isteyen yabancı keşişler, Sir Anthony ve Sir Robert Sherley kardeşler gibi varlıklı kişiler (bunlardan ilki bir serüvenci, İkincisiyse OsmanlIlarla yapılan savaşta kendini göstermiş, şahın sadık bir hizmetkârıydı) geldi. Şah Abbas döne^ minde ticari ve diplomatik etkinlikler gittikçe yoğunlaştı. Portekizliler, HollandalIlar ve İngilizler Basra Körfezi ve Hint Okyanusu ticaretini ele geçirmek için birbirleriyle yarıştılar. Abbas’ın hükümdarlık dönemi İran sanatının da doruğa ulaştığı dönemdir. Halı dokumacılığı onun koruması altında önemli bir sanayi durumuna geldi ve Avrupa’da varlıklı kentlilerin evlerinde ince dokunmuş İran halıları görülmeye başladı. Dokuma dışsatımı da kârlı bir alan oldu. Ağır kumaşlar içinde İran brokarları ve damaskoları benzersizdi. İpek üretimi ve satışı sarayın tekelindeydi. Tezhip, ciltçilik ve seramik dallarındaki eşsiz ürünlerle Abbas dönemi, İran resim sanatının da en önemli çağlarından birini oluşturdu. Değerlendirme. Şah Abbas halkının refah ve adalet içinde yaşaması için coşku ve ay retle çalışan bir yöneticiydi. Görevlilerin alka zulüm ve baskı yapıp yapmadığını denetlemek için sık sık kıraathane ve benzeri yerlerde sıradan insanların arasına girer görevini kötüye kullanan memurları cezalandırırdı. Hıristiyan azınlığa ayrıcalıklar tanıyarak din konusunda alışılmışın dışında bir hoşgörü göstermişti. Kişiliğinin olumsuz yanı ise oğullarına ve ailesinin öbür üyelerine karşı davranışlarında ortaya çıkmıştı. Gençliğinde, amcası Şah II. İsmail tarafından öldürtülmek istendiği için, kendisine bir suikast yapılmasından hastalık derecesinde korkardı. Başlangıçta, atalarının da yaptığı gibi kendi kanından prensleri eyalet valiliklerine atadı. Ancak oğullarının arkasına sığınılarak gerçekleştirilen bazı ayaklanma ve entrika girişimlerinden sonra onları kadınlardan ve harem ağalarından başka kimseyle görüşemedikle- ri hareme kapattı. I. Abbas, bir saplantıya dönüşen öldürülme korkusu arttıkça kuşkulandığı aile fertlerini öldürtmeye ya da kör ettirmeye başladı. Bu arada oğullarından birini öldürttü (bu olay Abbas’ın derin bir vicdan azabına kapılmasına neden oldu), ikisini kör ettirdi; babası ve kardeşlerini de kör ettirerek hapse attırdı. Arkasında tahta geçecek bir vâris bırakmadan öldü. Birçok güçlü hükümdarın yaşadığı bir dönemde bile Abbas’m önemli bir yeri olmuştur. Ancak Safevi hanedanını yıkılmaktan kurtarıp en görkeînli dönemini yaşattığı gerçeği, hem ailesine karşı takındığı tutum, hem de yaptığı reformlarla devlet ve hanedanın gelecekteki çöküşünün tohumlarını atmış olması yüzünden ğölgeleri- miştir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.