A D Â L E T

Alm. Justiz (f), Gerechtigkeit (f), Fr. Justice (f.), İng. Justice. Bir âmirin, bir hâkimin; memleketi idâre için konulan kanun, kaide ve çizilen hudud içinde hareket etmesi. Hak ve hukûka uygunluk, hakkı gözetme ve yerine getirmede doğruluk. Adâlet anlayışı, çeşitli dünyâ görüşlerine göre değiştiği için, hakkındaki târifler de çok değişiktir. Adâletin dinimizdeki târifi, kendi mülkünde olanı kullanmak demektir. Âlemlerin bütünü, insanlar, melekler, cinler, bitkiler, cansız varlıklar, gökler, yıldızlar, madde ve mânâ âlemlerinin hepsi, Allahü teâlânın âciz, muhtaç mahlukları ve mülküdür. Bunların hepsinin sahibi O’dur. Allahü teâlânın işleri içinde adâlete uymayan bir şey olmaz.
Allahü teâlâ, her memlekette, bulunan kulları için adâleti fazlasıyla yapmıştır. Âkil ve bâliğ olmadan ölen Müslüman olmayanların çocuklarını Cehennem’e sokmayacaktır. Âkil ve bâliğ, yani evlenecek çağa geldikten sonra İslâmî duymadan ölenlere de azab yapılmayacaktır. Bu kişiler, İslâm dînini işittikten sonra merak etmez, öğrenmez, inât edip inanmaz ise, o zaman ceza göreceklerdir. Allahü teâlânın bütün insanlara peygamber gönderip doğru yola dâvet etmesi adâlettir. Bâzı insanları İslâm memleketinde yaratması ihsandır. Adâlet ile ilgili bâzı hadîs-i şerifler şunlardır: Âdil hükümdarın bir günü (bir gün adâletle hükmetmesi) bir adamın kendi kendine altmış sene (nafile) ibâdet etmesinden daha hayırlıdır. Üç kimsenin duâsı reddedilmez. Bunlardan biri de âdil devlet adamıdır. Çocuklarınız arasında adâleti gözetin. Adâlet güzeldir, âmirlerde olursa daha güzeldir. Sosyal adâlet: Herkesin çalışması, bilgi ve kabiliyeti, gördüğü işi nisbetinde ve derecesinde hakkını alması; hiç kimsenin ezilip sömürülme- mesi. Sosyal adâlet, en küçük bir iş görene de, hayat hakkı tanımakdır. Çalışan herkesin asgarî bir geçim şartına erişmesi, sosyal adâletin ilk şartıdır. Sosyal adâleti gerçekleştirmeye çalışan devlete “Sosyal devlet” denir. Fakat sosyal devlet ile Sosyalist devlet birbirinden tamâmen farklıdır. Sosyal adâlet, sosyal eşitlik demek değildir. Herkesin aynı gelire sahib olması adâlet değil, adâletsizlik olur. Bir sınıfta, çalışan-çalışmayan, bi- len-bilmeyen bütün öğrencilerin sınıf geçmesi sosyal adâlet değildir. Mutlak eşitlik, ne tabiatta, ne toplulukda, hiçbir yerde yoktur.
Hukukta eşitlik, aynı durum ve şartlar içinde bulunan herkesin aynı muâmeleye tâbi tutulması mânâsmdadır. Sosyal bakımdan, hele İktisâdi yönden tam bir eşitlik aramak ve istemek, hem gereksiz, hem imkânsızdır. Çünkü adâlet kavramı ile bağdaştınlamaz. Çalışmak ve kazanmak imkânını herkese aynı şekilde vermek ve mevcudu kelle hesabıyla paylaştırmak değildir. Herkesin çalışmasının karşılığını görmesi hakkını elde edebilmesidir.
Sosyal adâlet, millî gelirin en uygun şekilde taksimini sağlar. İstismarı, sömürücülüğü ortadan kaldırır. Sermâyenin çok küçük ve belirli bir zümre elinde toplanmasını önler. Herkese kendi ölçüsünde hayat hakkı verir. Sınıf ve zümreler arasında düşmanlık bulunmayan bir topluluk meydana getirir. Böyle bir toplulukta vatandaşlar, hâl ve istikbâl bakımından kendilerini emniyette hissederler.
Yeni Rehber Ansiklopedisi 131
Sosyal adâleti en iyi, en verimli olarak sağlayan dîn İslâm dînidir. İslâmiyet, her çalışan insana hakkını verir. Herkesin mülkünü korur. Özel teşebbüse, herkesin dilediği işi yapmasına geniş yer verir. Alın teri ile kazanılan bir kazanca kimseyi karıştırmaz. Kimse kimsenin malına-mülküne el uzatmaz, gasb etmez. Hattâ başkasının malını – mülkünü muhafaza etmeği emir eder. Zenginlerin, fakirlere verdiği zekât, öşür, sadakalar hep sosyal yardım olup, ekonomik felâketleri önlemek için emir olunmuş, İlâhî tedbirlerdir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.