SELÂM

Bandırmalı okuyucuma: Suallerinizi, bu sütunların hacmine sığacak kadarıyla cevaplandıracak olursak şöyle diyebiB kza liriz.: — 71 — 1 — Selâmı vermek sünnettir- Almak ise, farz-ı kifâyedir. Bir cemaat içinde bir kişi selâmı iâde ederse, diğerlerinden bu farz sakıt olur, her biri verilen selâmı ayrı ayrı cevaplandırmaya mecbur olmazlar. Selâm ile (merhaba) kelimesini karşılaştıracak olursak, mânâ itibariyle aralarında büyük farklar oldu­ ğunu, (merhaba) nın selâm yerine geçemiyeceğini gö­ rürüz. Zira, (Es-selâmü..) deki selâm, Allah’ın isimlerinden bir isimdir, (merhaba) ise böyle Esmâ-i Hüsnâ’dan değildir. Bu sebeple Resulüllah Hazretleri: «— Selâm Allah’ın isimlerinden bir isimdir. Aranızda bu ismi duyurunuz.» buyurmuşlardır. «— Es-selâmü aleyküm» cümlesinin ihtiva ettiği dua mânasını ne (merhaba!) ne de (günaydın!) ve di­ ğer uydurma tabirler ihtiva edebilir. Selâm veren Resulüllah’ın sünnetini ifâ etmiş olur. Selâmı iâde eden de üzerine düşen bir dinî mecburiyeti yerine getirmiş olur. Ajna, gerek (merhaba) da, gerekse (¡günaydın) ve diğer yabancı tabir ve âdetlerde olsun kudsî bir mânâ yoktur. Bunlarla âdâb-ı muâşeret teessüs ettirenler, Sünnet-i Seniyyenin fazilet ve mükâfatından hissedar olamazlar- Çünkü (Es-selâmü aleyküm) cümlesinin ihtiva ettiği dua mânası insanin hayatını içine alacak1 kadar geniş ve küllidir. Bu cümle ile selâm verdiğimiz Müslümana sadece tanışma vasıtası olan bir ifade söylemiş olmuyoruz. Aynı zamanda onun dünya ve âhiret selâmeti için dua etmiş oluyoruz- O da aynı cümleyi ilâveli olarak ifade edince, mukabil dua etmiş, duamıza daha fazlasıyla kargılık vermiş oluyor. îşte bunun içindir ki, îmam-ı Gazâü Hazretleri: «— Ashab-ı Kirâmm bir kısmı evlerinde oturacaklarına yollara inip de gelip geçenden selâm almayı tercih ederler, aldıkları her selâmın ihtiva, ettiği dua için sevinerek, bu dualardan birisi kabul olmuştur, derlerdi» diyor. — 72 — — Bir kaç Müslüman bir yerde dinî kitaplar okurken içeri giren kimsenin selâm vermesi zaruri mi, yoksa bekleyip, ders bittikten sonra mı selâm vermesi gerekir, şeklindeki suâlin cevabım şu şekilde ifade edebiliriz: 1 — Dinî kitaplar okunurken, içeri giren bir baş­ ka kimse, isterse selâm verir, istemezse sükûneti bozmamak için selâmı tehir eder; dersin sonunda selâm verir. Şayet dinî kitaplar okunurken selâm verilfnişse, istenirse bu selâm hemen alınır, istenirse ders bittikten sönra (Ve aleykümüsselâm) denerek, dersin sönunda selâm iade edilir. Bir bakıma bir kaç Müslümanın bit araya gelip de İslâmî eserler okuyarak dinî mevzuların tam inceliğine. daldıkları şifada içen giren bir başka Müslümanın sükûneti bozmaması, mevzuu dağıtmaması için selâmım” tehir edip, sonunda vermesi efdal olur- 2 — Ezan okunurken Kur’an-ı Kerim veya din kitapları ökuniaya devam etmekte fetva» bakımından mahzur olmasa bile, takva bakımından okumayı durdurup, Ezan-r Muhammediyi dinlemek efdal. olur. 3. — İmâm için çemâata niyet etmek mecburiyeti —Hanefi mezhebinde—: yoktur. Camide farz İçildiğini bildiğiniz birine iktidâ etseniz, birlikte namazınızı kılsanız, namaz sonunda iktida ettiğiniz kimse imamete niyet etmemiş olduğunu söylese bir şey lâzım gelmez- Namazınız namazdır. İmâmın imamlığa niyet etmesi cemaatın kadın olması halinde mecburidir. Kadın cemaatın namazlarının sahih olması için «bana uyanlara -imam oldum-» demesi gerekir. Cejnaat erkek olduğu takdirde böyle bir niyçt mecburiyeti yoktur. -4 — Sadaka-i fıtır veren kimse, zekât vermeye de mecbur değildir. Yani sadaka-ı fıtır zenginliği ile zekât zenginliği arasında, fark’■’vardır. Zekât daha zengin olanlara düşerse de, şadaka-i fıtır bu ölçünün aşa­ ğısındaki bir zenginlikle vâdp olur-

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)