20. YÜZYIL

Avusturya’da XIX. yy’ın sonunda Anton Bruckner ve Gustav Mahler, senfoniyi Haydn, Beethoven ve Brahms’ın geçtiği yolda ilerletmeye devam ettiler. Fakat, Wagner’in operaya zeki boyutlar getirmesi gibi, Bruckner ve daha başarılı olan Mahler, senfoninin hedefini (Mahler’de orkestrayla eşlik edilen şarkı da vardır) epik boyutlara genişlettiler. XX.yy’ın ilk yıllarında yaşayan Mahler, orkestra virtüözünü benzersiz bir boyuta getirdi. Eserleri, duygusal yoğunluğun ve esinin anlatımıdır ve dışavurumcu romantik üslubun doruk noktasını temsil ederler. Mahler’in izinde yürüyenler, XX.yy’ın başlarında romantizmin devrini doldurduğunu kavradılar. Arnol Otto Böhler’in yaptığı bu karikatürde XIX. yy. bestecisi Richard Wagner, eleştirmenlerle çevresi sarılan bir dev olarak gösterilmiştir. ALMANYA 277 Schoenberg, Gurrelieder{\90\^?>)\/eVerklarte Nacht da dahil olmak üzere ilk dönem yapıtlarında Brahms’ın ve Mahler’in romantik estetik anlayışının dışında besteler vermiştir. Bununla birlikte, 1920’de bir dizide 12 nota kullanarak yeni bir yöntem geliştirdi ve bundan sonra bu dizilerin permutasyoniarını kullandı, eserlerindeki tema materyalini bunun üzerine kurdu. Bu tür besjteler (12 nota sistemi ya da dizi müzik olarak adlandırılırlar), her dizi küçük parçalara ayrılabileceği için aslında tahmin edilebileceğinden daha karmaşıktır. Dizi yöntemi, Schoenberg’in de kavradığı, bestecilerin taze materye! bulabileceği, majör ve minörlerin bağlayıcılığından uzak bir yöntemdir. Daha sonra besteciler, sadece perdelerle değil, ritmlerle, nota renkleriyle ve dinamiklerle diziler yaparak, dizi yöntemini uç noktalara taşıdılar. (Solda) Besteci ve orkestra yönetmeni Gustav Mahler’in, 1890’larda Hamburg’da orkestra yönetmenliği yaparken ve ilk senfonilerini bestelerken yapılmış bir portresi. Bestecinin müziğii, folklor öğeleri ve Alman romantik ruhuyla bezenmiştir. (Altta) AvusturyalI besteci Arnold Schoenberg atonal müzik üzerinde çalışmaya 1900’¡erin başında girişti. Bu araştırmaları, besteciye, dizi yöntemiyle yapılan müziğin bir biçimi olan 12 nota tekniğinin kurallarını belirleme olanağı verdi. Schoenberg; Avrupa’da ve Amerika’da müzik kuramı dersleri verdi. Schoenberg, iki öğrencisi Alban Berg ve Anton von Webern’le birlikte, «İkinci Viyana Okulu» adı verilen okulu kurarak Viyana’da çalıştı. Ne var ki bu sanatçıların her biri değişik bir yol seçtiler, ama 12 nota okuluyla yaratılabilecek üslupların çeşitliliğini göstermek için çalışmalarını biraraya getirdiler; Schoenberg, yöntemini geleneksel oda müziği ve orkestra biçimine uyarladı; Webern, toplu halde veciz minyatürler bıraktı; Berg, di­ ğerlerinden daha çalışkan çıktı, iki opera -W ozzeck (1921) ve Lulu (1935), bir romantik keman konçertosu (1935) ve birkaç şarkıyla oda müziği- bıraktı. * Nazilerin iktidara gelmesi, Almanya’nın müzik dünyasındaki egemenliğine son verdi. Schoenberg ve öğ­ rencilerinin müziği “bayağı” olarak nitelendi – daha popüler bir tetral müzik yapan Kurt Weil ve Paul Hindemith’in yenibarok ve yeniklasik müziği de aynı damgayı yedi. Schoenberg, Weil ve Hindemith Almanya, Avusturya ve 1930’larda Alman idaresine giren diğer Avrupa ülkelerinden yüzlerce besteci, şarkıcı, yazar ve sanatçı­ nın yaptığı gibi Amerika’ya kaçtılar. Bu felaketten sonra Alman beste geleneğinin kendine gelmesi uzun sürdü. Savaşın ardından Almanya yabancı bestecilerden gelen müziğe açık olmasına rağmen, kendi bestecilerinden sadece birkaç ¡tanesi ün kazanabildi. Bunların arasında, elektronik müzik ve elektronik teyp ve konvansiyonel çalgılarla müzik yaparak etki yaratan besteci Karlheinz Stockhausen ve operalar, senfoniler, oda müziği ile avangard, hattâ yeniromantik olarak tanımlanabilecek Hans Werner Henze sayılabilir.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)