2. FASIL: ŞAHISLARIN İSLÂM’A DAVET EDİLMESİ


Hz. Peygamber’in Hz. Ebubekir’i İslâm’a Davet Etmesi
– Ebu Bekir Sıddık evinden çıkıp Rasûlullah’a gidiyordu. Cahiliye döneminde de peygamberin dostu idi. Rasûlullah ile yolda karşılaştı ve
“Ey Ebe’l-Kasım! (Bu Rasûl-ü Ekrem’in künyesidir). Sen kavminin meclislerinden kayboldun (onların yanına gelmiyorsun). Seni atalarını ayıplamakla itham etmektedirler” dedi. Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem, Ebubekir’e hitaben
“Ben Allah’ın Rasûlü’yüm. Seni Allah’a davet ediyorum”

 

dedi. Sözünü bitirdikten sonra Ebubekir Sıddık müslüman oldu. Ve Rasûl-ü Ekrem onun yanından ayrıldı. Fakat Mekke’yi kapsayan iki dağ arasında Rasûl-ü Ekrem’in Ebu Bekir’in İslâm’ından sevindiği kadar sevinen hiç kimse yoktu. Ebubekir Sıddık evine gitti. Osman bin Affan’a, Talha b. Ubeydullah’a, Zübeyr b. Avvam’a, Sa’d b. Ebî Vakkas’a vardı, teklifte bulundu. Onlar da müslüman oldular. Ertesi gün Osman b. Maz’un, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Abdurrahman b. Avf, Ebî Seleme b. Abdulesed, Erkam b. Ebî’l-Erkam’ı getirdi, onlar da müslüman oldular.
– Ebubekir Sıddık, Rasûlullah ile karşılaşınca
“Ey Muhammed! Kureyş’in, senin tanrılarımızı terkedip, akıllarımızı hiçe saydığın, atalarımızı tekfir ettiğin şeklindeki sözleri doğru mu?” dedi. Rasûl-ü Ekrem
“Evet, kesinlikle ben Allah’

 

ın Rasûlü ve peygamberiyim. Allah, peygamberliğimi insanlara tebliğ etmek için beni gönderdi. Ben seni hakka ve Allah’a davet ediyorum. Allah’a yemin olsun ki, bu davetim hakkadır. Ey Ebubekir, ben seni tek olan Allah’a davet ediyorum. O’nun ortağı yoktur. O’ndan başkasına kulluk yapma. O’nun taati üzerinde devam et”

 

dedi ve Hz. Ebubekir’e Kur’an okudu. Hz. Ebu Bekir ilk önce ne ikrar etti ne de inkâr! Sonra müslüman oldu, putları bıraktı. Allah’a koştuğu ortakların hepsini attı. İslâm’ın doğruluğunu ikrar etti. Tasdik edici bir mümin olarak Hz. Ebubekir o gün Rasûlullah’ın yanından ayrıldı.[2]
– Allah’
ın Rasûlü şöyle buyurdu:
İslâm’a davet ettiğim herkesin yanında bir tereddüd, bir düşünce vardı (ilk etapta hemen İslâm’ı kabul etmediler). Ancak Ebubekir bu hükümden müstesnadır. Ona İslâm’ı tebliğ ettiğimde tereddüt etmedi ve duraklamadı”

 

[3]
İbn İshak’
ın daha önce Ebubekir’in “ne ikrar etti ne de inkâr” şeklindeki rivayeti münker bir rivayettir. Hem İbn İshak hem de başka siyer alimleri zikrederler ki Hz. Ebubekir, Rasûl-ü Ekrem’in peygamberlikten önce de arkadaşıydı. Rasûl-ü Ekrem’in doğruluğunu, eminliğini, güzel ahlâklı olduğunu ve bunların da kendisinde halka karşı dahi yalan söylemeye mâni olduklarını biliyordu. O halde Rasûl-ü Ekrem, Allah’a karşı nasıl yalan söyleyecekti? İşte bunu bildiği için Rasûl-ü Ekrem ona, “Cenabı Hak beni peygamber olarak gönderdi” der demez peygamberi tasdik etti. Hiçbir tereddüd göstermedi ve hiçbir an için geri kalmadı.
– “Allah beni peygamber olarak size gönderdi. Siz bana ‘sen yalan söylüyorsun’ dediniz. Ebubekir ise beni tasdik etti. Nefsiyle, malıyla bana yardımda bulundu. Acaba benim arkadaşımı (Hz. Ebubekir’i kastediyor) benim için terkeder, yakasını bırakır mısınız?”
Bu sözü Rasûl-ü Ekrem iki defa söyledi. Artık bu sözden sonra hiç kimse Hz. Ebubekir’i rahatsız etmedi. Rasûlullah’ın bu sözü de Hz. Ebubekir’in ilk müslüman olduğu hususunda nass gibidir.[4]
[1] Ebu’l-Hasan Trablusi, (Hz. Aişe’den); Bidaye, 3/29
[2] İbn İshak
[3] İbn İshak
[4] Buhari, (Ebu Derda’dan); Bidaye, 3/126-127
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/50-51.
Hz. Peygamber’in Hz. Ömer’i İslâm’a Davet Etmesi
– “Yârabbi! İslâm’ı (müslümanları) Hattab oğlu Ömer’le veya Ebu Cehil bin Hişam’la aziz kıl”.

 

Allah Teâlâ, Rasûlünün Hz. Ömer hakkındaki duasını kabul etti. Onun üzerine İslâm’ı bina etti ve Ömer’le putları yıktı.[1]
Said bin Zeyd ile hanımı olan Hattab’
ın kızı Fatıma hakkında gelen ve “Sahabîlerin Zorluklara Tahammül Göstermeleri” bölümünde zikredilecek olan rivayete göre, Rasûl-ü Ekrem, Ömer’in iki pazusundan tutarak onu sarstı ve ona
“Senin isteğin nedir? Niçin buraya geldin?” diye sordu. Hz. Ömer, Rasûl-ü Ekrem’e
İnsanları davet ettiğin şeyi bana arzet” deyince, Rasûl-ü Ekrem
“Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun tek ve ortaksız olduğuna, Muhammed’in de Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğuna şahidlik et”

 

dedi. Böylece Ömer aynı yerde müslüman oldu ve Rasûl-ü Ekrem ona
“O halde çık”

 

dedi.[2]
– Esleme şöyle anlatır: Hz. Ömer bize
“Size nasıl müslüman olduğumu anlatmamı istiyor musunuz?” deyince
“Evet, istiyoruz” dedik. Hz. Ömer şöyle buyurdu:
“Allah Rasûlü’nün en şiddetli düşmanlarındandım. Safa yanındaki bir evde bulunan Rasûlullah’a vardım, huzurunda oturdum. Benim gömleğimin yakasına yapıştı. sonra buyurdu:
“Ey Hattab’

 

ın oğlu! Müslüman ol! Yarabbi! Onu hidayet et!”

 

Dedim ki:
“Allah’tan başka mabud olmadığına şahidlik ederim. Ve yine şahidlik ederim ki sen Allah’ın Rasûlü’sün!” Müslüman olduğum zaman Müslümanlar hep bir ağızdan tekbir getirdiler ki bunların tekbir sesleri Mekke yollarında işitildi…”[3]
[1] Tabarani, (İbn Mes’ud’dan); Heysemi, 9/61
[2] Tabarani, (Sevban’dan)
[3] Ebu Nuaym, Hilye, 1/41; Bezzar
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/51-52.
Hz. Peygamber’in Hz Osman’

 

ı İslâm’a Davet Etmesi

 

– Hz. Osman şöyle anlatır: “Teyzem Abdulmuttalib’in kızı Erva’yı ziyarete gitmiştim. Bu esnada Rasûl-ü Ekrem halasının evine geldi. Ben durmadan Rasûlullah’a bakıyordum. O gün Rasûlullah’ın durumundan bir şeyler meydana çıkmıştı. Hz. Peygamber bana yönelerek dedi ki:
“Ey Osman! Sana ne oluyor? Niçin bana öyle bakıyorsun?”
“Sana hayret ediyorum. Bizim içimizdeki durumundan da, senin aleyhinde söylenenlerden de!” dedim. Rasûl-ü Ekrem bana “Lâilâheillallah de!” dedi. (Allah biliyor ya, bu sözü Rasûlullah’tan dinlediğim zaman tüylerim diken diken oldu). Sonra Rasûlullah devam etti: “Göklerde sizin rızkınız ve size va’d edilen vardır. Göklerin ve arzın rabbine yemin olsun ki kesinlikle o sizin konuştuğunuz gibi haktır” (Zariyat: 51/22-23). Rasûlullah bunları söyledikten sonra çıktı. Ben de onun arkasından çıktım, ona yetiştim ve müslüman oldum.[1]
[1] Medayini, (Amr b. Osman’dan); İstiab, 4/225
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/52.
file:///D:/Hayatussahabe/1/16.htm
Hz. Peygamber’in Hz. Ali’yi İslâm’a Davet Etmesi
– Hz. Ali, Rasûlullah’ın hanesine geldi. Hz. Peygamber’le zevcesi Hz. Hatice namaz kılıyorlardı. Hz. Ali
“Ey Muhammed! Bu nedir?” dedi. Rasûl-ü Ekrem:
“Bu, Allah’ın kendisi için seçmiş olduğu dinidir. Bu dinle peygamberleri göndermiştir. Seni bir ve ortaksız olan Allah’a davet ediyorum. Seni O’na ibadete davet ediyorum. Lat ve Uzza’yı

 

[1] inkâr etmeye davet ediyorum”. Hz. Ali
“Bu daha önce işitmediğim bir şeydir. Ben Ebu Talib’e söylemeden hiçbir şey yapamam!” dedi. Rasûl-ü Ekrem ise bu hususun ilan edilmesinden önce ifşa edilmesini hoş görmediği için
“Ey Ali! Madem müslüman olmadın, bu ikimiz arasında bir sır olarak kalsın”

 

dedi. Böylece Hz. Ali o gece durdu. Sonra Cenabı Hak, Hz. Ali’nin kalbini İslâm’a açtı. Rasûlullah’a erken saatlerde geldi ve
“Ey Muhammed! Dün bana arzettiğin bir şey vardı. O neydi?” dedi. Rasûl-ü Ekrem
Şahidlik edeceksin ki Allah’tan başka ilah yoktur, birdir ve ortaksızdır. Lat ve Uzza’yı inkâr edeceksin. Allah’a koşulan ortaklardan teberri edip, uzaklaşacaksın”

 

diye cevap verdi. Hz. Ali bunları yaptı ve müslüman oldu.
Hz. Ali, Ebu Talib’den korktuğu halde, zaman zaman Rasûl-ü Ekrem’e geliyordu. İslâmiyet’ini gizli tuttu.[2]
– Habbet’ul-Urenî şöyle anlatıyor: Hz. Ali’yi gördüm, minberde gülüyordu. Bu gülüşünden daha fazla güldüğünü görmemiştim. Öyle güldü ki azı dişleri bile göründü. Sonra şöyle buyurdu:
“Ebu Talib’in sözünü hatırladım da ondan dolayı güldüm. Birgün ben, Rasûlullah ile beraber bulunuyordum ve Batnı Nahle denilen yerde namaz kılıyorduk ki, Ebu Talib bizim yanımıza vardı ve bize
“Ey yeğenim! Ne yapıyorsunuz?” diye sordu. Rasûl-ü Ekrem onu İslâm’a davet etti. Ebu Talib
“Sizin yaptığınızda bir zarar yok. Fakat benim mak’adım hiçbir zaman benden daha yüksekte olmayacaktır” dedi. Hz. Ali, babasının bu sözünü hatırladığı için gülmüştü. Sonra üç defa şöyle dedi:
“Yarabbi! Ben şu ümmette peygamberin müstesna benden önce sana ibadet eden hiçbir kulun olduğunu bilmiyorum. Ben insanların namaz kılmasından Önce namaz kıldım”
[3]
[1] Lat Taif’te Sakif kabilesinin putuydu. Sakifliler, Kureyşliler ve Araplar ona tazimde bulunurlardı. Hicretin 9. senesinde Taifliler müslüman olduktan sonra Rasulü Ekrem, Lat’ın yıkılmasını emretti ve yıkıldı. Uzza ise Kureyş’in Himyer’de bulunan bir putu idi. O yere Nahle denilirdi. En büyük puttu. Onu ziyaret ederler, kendisine hediyeler getirirler, kurbanlar keserlerdi.
[2] Bidaye, 3/24, (İbn İshak’tan)
[3] İmam Ahmed; Heysemi, 9/102; Ebu Ya’la, Bezzar ve Tabarani Mu’cem’ul-Evsat’da, Senedi Hasen’dir.
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/52-53.
Hz. Peygamber’in İmran’

 

ın Babası Husayn (r.a.)’ı İslâm’a Davet Etmesi

 

– Kureyşliler çok tazim ettikleri, büyük bir kimse saydıkları Husayn’a geldiler ve
“Bizim için şu kişi ile (Rasûl-ü Ekrem’i kastediyorlar) konuş. Zira bu kişi bizim mabudlarımıza sövüyor” dediler. Böylece Kureyşliler, Husayn ile beraber geldiler. Rasûlullah’ın kapısına yakın bir yerde oturdular. Rasûl-ü Ekrem, içeri giren Husayn için
“Bu zata yer açınız!” dedi. Husayn ve arkadaşları kalabalıktı. Husayn Rasûl-ü Ekrem’e hitaben “Senden kulağımıza gelen bu iş nedir? Sen bizim mabudlarımıza küfrediyorsun. Onları daima kötülükle anıyorsun. Halbuki senin baban akıllı ve atalarının dinine ve inançlarına saygılıydı. Hayırlı bir insandı” dedi. Rasûl-ü Ekrem
“Ey Husayn! Benim babam da senin baban da ateştedir. Ey Husayn! Sen kaç mabuda tapmaktasın?”

 

buyurdu. Husayn Rasûl-ü Ekrem’e
“Yeryüzünde yedi, gökte de bir olmak üzere (sekiz mabuda tapıyorum)” dedi. Rasûl-ü Ekrem
“Sana bir zarar dokunduğunda kime dua ediyorsun”

 

diye sordu. Husayn
“Gökteki mabuda dua ediyorum” diye cevap verdi. Rasûl-ü Ekrem
“Malın helâk olduğu zaman kime dua ediyorsun?”

 

dedi. Husayn yine
“Gökteki mabuda dua ediyorum” dedi. Rasûl-ü Ekrem
“Gökteki mabud tek başına sana icabet ediyor, yardımda bulunuyor ve sen yerdeki bâtıl mabudları O’na ortak koşuyorsun. Acaba şükür hususunda sen gökteki mabudu razı ettin mi veya seni mağlub etmesinden korkmuyor musun’?” dedi. Husayn
“Bunların ikisini de yapmamıştır onlar” dedi ve ilave etti: “Biliyordum ki ben Muhammed gibisiyle konuşamam”. Rasûl-ü Ekrem
“Ey Husayn! Müslüman ol, sağlam kal!”

 

dedi. Husayn
“Benim kavmim ve aşiretim vardır. Onlara ne diyeceğim?” diye sordu. Rasûl-ü Ekrem buyurdu:
“De ki: Ey Allah’ım! İşimin en doğrusu için senden hidayet isterim. Bana fayda verecek ilmimi artır!” Husayn Rasûlullah’ın bu duasını okudu ve müslüman olduktan sonra Rasûlullah’ın huzurundan ayrıldı. Husayn müslüman olunca oğlu İmran babasının başını, ellerini ve ayaklarını öptü. Rasûl-ü Ekrem bu manzarayı görünce ağladı ve şöyle buyurdu:
İmran’ın yaptıklarına ağlıyorum. Husayn içeri girdiğinde kâfirdi. İmran ona ayağa kalkmadı. Onun tarafına bakmadı bile! Fakat müslüman olunca babalık hakkını yerine getirdi. İşte bundan dolayı kalbime rikkat ve şefkat geldi”.
Husayn, Rasûlullah’ın huzurundan ayrılmak istediğinde Rasûl-ü Ekrem arkadaşlarına
“Kalkın, onu evine kadar götürün!”

 

dedi. Husayn kapıdan çıktığında Kureyşliler onu gördüler, “Bu müslüman oldu” dediler ve herkes bir tarafa dağılıp gitti.[1]
[1] İbn Huzeyme, (İmran b. Halid’den), İsabe, 1/337
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/58-59.
Hz. Peygamber’in İsmi Belirtilmeyen Bir Kimseyi İslâm’a Davet Etmesi
– Bir şahıs Rasûlullah’a geldi ve
“Sen Allah’ın Rasûlü müsün? (veya sen Muhammed misin?)” diye sordu. Peygamber
“Evet, ben Allah’ın rasûlü Muhammed’im”

 

deyince,
“Sen insanları neye davet ediyorsun’?” dedi. Rasûl-ü Ekrem
“Bir olan, sana bir zarar dokunduğu zaman yalvardığında senden o zararı kaldıran, sana bir kıtlık isabet ettiği zaman yalvardığında sana yiyecek veren, sen tenha bir yerde (mesela bir çölde) olup da yolu şaşırdığın zaman kendisine dua ettiğinde seni doğru yola götüren Allah’a insanları davet ediyorum”

 

dedi. Bunun üzerine o kişi müslüman oldu ve sonra şunları söyledi:
“Ey Allah’ın Rasûlü! bana bir tavsiyede bulun!” Hz. Peygamber
“Sakın hiçbir şeye veya hiçbir kimseye küfretme!”

 

dedi. O kişi, Rasûlullah’ın tavsiyesinden sonra ne bir deveye ne de bir koyuna dahi küfretmedi.[1]
[1] İmam Ahmed, (Temime el-Huceyni’den); Heysemi, 8/72, (Rivayetin senedinde Hakem b. Fudayl vardır. Ebu Davud ve başkaları onun güvenilir olduğunu söylemişlerse de Ebu Zur’a ve diğerleri onun zayıf olduğunu söylemişlerdir. Diğer raviler ise güvenilir kimselerdir.)
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/59.
Hz. Peygamber’in Muaviye b. Hayde’yi İslâm’a Davet Etmesi
– Muaviye şöyle anlatır: Rasûlullah’a vardım ve dedim ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Sana parmak boğumlarının adedinden daha fazla dinine gelmemek için yemin etmiştim ama şimdi Allah’ın bana öğrettikleri hariç hiçbir şeyi hakkıyla çözemeyen bir kişi o!arak sana geldim. Allah’ın rızası adına sana yemin verdiriyorum, Rabbimiz seni hangi hususta bize peygamber olarak gönderdi?” Rasûl-ü Ekrem “Beni İslâm dini ile gönderdi” deyince Muaviye sordu:“İslâm dini de nedir?” Rasûl-ü Ekrem “Yüzümü (kendimi) Allah’a yönelttim, putlardan uzaklaştım deyip, namazı kılacak, zekâtı vereceksin. Müslümanın herşeyi diğer müslümanlara haramdır. Müslümanlar yardımlaşan iki kardeş gibidir. Müslüman olduktan sonra şirk koşanlardan olan bir kimse, müşriklerden ayrılmadıkça, Allah ondan herhangi bir ameli kabul etmez. Sizin kemerlerinize yapışıp sizi ateşten uzaklaştıracak ben değilim. Dikkat ediniz, kesinlikle Rabbim beni çağıracak ve bana ‘Kullarıma tebliğ ettin mi?’ diyecek ben de ‘Rabbim! Ben kullarına tebliğ ettim’ diyeceğim. Dikkat edin! Burada hazır olanlarınız, olmayanlara tebliğ etsin. İyi bilin ki ağızlarınız bağlı olduğu halde Allah’ın huzuruna çağrılacaksınız (ağızlarınız konuşmaz hale gelecek, o gün azalarınız konuşacaktır). Sonra sizin halinizi ilk ifşa eden baldırlarınız ve elleriniz olacaktır” buyurdu.
“Ey Allah’ın Rasûlü!” dedim; “Bu bizim dinimiz midir?” Bunun üzerine Rasûl-ü Ekrem “Bu, senin dinindir. Nerede iyilik yaparsan o sana kâfi gelir” dedi.[1]
İşte bu, maruf ve sahih senedle gelen bir hadistir. Bu hadis Hakim Ebu Muaviye’nin değil de Muaviye bin Hayde’nin hadisidir. Zira İbn Abdilber bu hadisten önce Hakim Ebu Muaviye’nin hadisini de nakletmiştir ki o hadis şöyledir:
Hakim Ebu Muaviye diyor ki: “Ben Rasûlullah’a
‘Rabbimiz seni ne i!e peygamber olarak gönderdi?’ diye sorduğumda şöyle buyurdu:
“Allah’a kulluk yapacak, hiçbir şeyi O’na ortak koşmayacaksın. Namazı eda edecek, zekâtı vereceksin. Müslümanın herşeyi müslümana haramdır. İşte bu senin dinindir. Nerede olursan ol, bu sana kâfi gelir”

 

[2]
[1] el-İstiab, (İbn Abdilberr, Muaviye b. Hayde’den)
[2] İstiab, I/323; (İbn Heyseme bu isnada güvenmişse de, isnad zayıftır). İbn Hacer İsabe’de (I/350) şöyle der: “Bunun ayrı bir hadis olması muhtemeldir. Ancak iki hadisin aynı sorunun cevapları olması da uzak bir ihtimal değildir”. Bu hadisi tahric edenlerin ayrı olmaları halinde bu ihtimal daha da kuvvetlidir. Bu hadisi İbn Ebi Asım el-Vahidan’da zikretmiştir ve İbn Ebi Hayseme’nin şeyhi el-Huti Abdulvehhab b. Necde’den tahric etmiştir.
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/59-60.
Hz. Peygamber’in Adiy b. Hatim’i İslâm’a Davet Etmesi
– Adiy b. Hatim (r.a.) şöyle anlatıyor: “Kulağıma Rasûlullah’ın peygamber olarak gönderildiği haberi geldiğinde şiddetli bir şekilde bu haberden rahatsız oldum. Çıktım, Rum diyarının bir bölgesine gittim (bir rivayete göre Kayser’e vardım). Buraya varışımda en azından Rasûlullah’ın peygamber olarak gönderilmesinden duyduğum hoşnutsuzluktan daha hoşnutsuz geldi bana. Kendi kendime “vallahi keşke o kişinin yanına varsaydım (Rasûl-ü Ekrem’i kastediyor) Eğer yalancı ise bana bir zarar veremezdi. Eğer doğru ise bunu bilmiş olurdum” dedim. Böylece Rasûlullah’ın yanına vardım. Vardığımda halk
“Adiy bin Hatim! Adiy bin Hatim!” diye bağırdı. Rasûlullah’ın yanına gittim. Bana
“Ey Hatim’in oğlu Adiy! Müslüman ol, sağlam kal!”

 

sözünü üç defa tekrarladı. Ben de
“Ben bildiğimin üzerindeyim” dedim. Rasûl-ü Ekrem
“Ben senin dinini senden daha iyi bilirim”

 

dedi. Ben de
“Sen dinimi benden daha iyi mi biliyorsun?” deyince Rasûl-ü Ekrem
‘evet’

 

dedi ve devamla
“Sen hristiyanlık ile sabiilik arasında bulunan Rekusiye dininden değil misin? Buna rağmen kavminin ganimetinin dörtte birini de yiyorsun”

 

dedi. Ben de cevab olarak
“Evet, dediğin gibiyim” dedim. Rasûl-ü Ekrem devam etti:
“Senin dinine göre bu sana helal değildir!”
Rasûl-ü Ekrem durmadan bana bende olanları söylüyor, ben de ona tevazu gösteriyordum. Sonunda bana
“Dikkat et! Kesinlikle ben seni müslümanlıktan alıkoyanı biliyorum. Sen düşünüyorsun ki halkın zayıfları, kuvvetsizleri Muhammed’e tâbi olmuşlar, Araplar onu terketmişler! Sen el-Hire’yi (Kûfe’nin yakınında bir yerdi ve Kisra’nın da merkeziydi) biliyor musun?”

 

dedi. Ben de cevab olarak
“Görmedim, fakat işittim” dedim. Rasûl-ü Ekrem
“Nefsimi elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bu iş tamamlanacaktır. Öyle ki kadın tek başına Hire’den çıkıp hiç kimsenin koruması söz konusu olmadan gelip Kâbe’yi tavaf edecektir. Allah’a yemin ederim, Kisra b. Hürmüz’ün hazineleri müslümanlarca fethedilecektir”

 

dedi. Adiy diyor ki:
“Ben sordum:
“Hürmüz’ün oğlu Kisra mı?” Rasûl-ü Ekrem
“Evet, Hürmüz’ün oğlu Kisra!”

 

buyurdu ve devam etti:
“Allah’a and içerim ki mal o kadar çok olacaktır ki hiç kimse artık mal kabul etmeyecektir”.
Adiy bin Hatim diyor ki: “İşte kadın Hire’den çıkıyor, hiç kimsenin korumasına ihtiyaç duymadan gelip Kâbe’yi tavaf ediyor ve kimse ona karışmıyor. Ben Kisra’nın hazinelerini fetheden sahabîler arasında idim. Nefsimi elinde tutana yemin ederim, üçüncü hadise de olacaktır. Yani mal o kadar çoğalacaktır ki hiç kimse artık ona iltifat etmeyecektir. Çünkü Allah’ın Rasûlü böyle söyledi”[1]
– Adiy bin Hatim şöyle anlatıyor: “Allah Rasûlü’nün akıncıları geldi. Ben de o zaman Akreb’de bulunuyordum. Esir edilenler arasında halam da vardı. Başka insanlar da esir edilerek götürülmüştü. Esirler Allah Rasûlü’ne geldiklerinde peygamberin teftişi için saf haline dizildiler. Aralarında bulunan halam, Rasûl-ü Ekrem’e hitaben “Ey Allah’
ın Rasûlü! Yardımcı uzaktır, çocuk yoktur. Bense yaşlı bir kadınım. Herhangi bir hizmette bulunamam. Allah seni bağışlasın, beni bağışla” dedi. Rasûl-ü Ekrem
“Yardımcın kimdir?” dedi. Halam
“Hatim’in oğlu Adiy’dir” dedi. Rasûl-ü Ekrem
“Allah ve Rasûlü’nden kaçan Adiy mi?”

 

diye sorunca halam, Rasûlullah’a hitaben
“Beni bağışla” dedi. Rasûl-ü Ekrem halamı geçtikten sonra peygamberin yanında bulunan bir kişi -zannedersem Hz. Ali idi-, halama
‘Rasûl-ü Ekrem’den bir binek iste’ dedi. Halam da Rasûl-ü Ekrem’den bir binek istedi ve Rasûlullah da ona bir binek verilmesini emretti.
Adiy diyor ki: “Halam bana gelerek dedi ki:
“Babanın yapmadığı bir işi sen yaptın. Haydi Rasûlullah’a ya isteyerek veya korkarak git! Falan adam Rasûlullah’a geldi, ondan iyilik gördü, falan adam geldi ondan iyilik gördü” dedi. Adiy diyor ki:
“Rasûlullah’a vardım, baktım yanında bir kadınla birkaç (veya bir çocuk) bulunuyordu. Anladım ki o ne Kisra’dır, ne de Kayser’dir. Rasûl-ü Ekrem:
“ey Hatim’in oğlu Adiy! Seni kaçıran nedir? Lâilaheillallah demek mi seni kaçırttı’? Acaba Allah’tan başka mabud var mıdır? Seni kaçıran nedir? Allâhu Ekber demek mi seni kaçırttı? Acaba Allah’tan daha yüce birşey var mıdır?”

 

dedi. Adiy diyor ki:
“Ben müslüman oldum, baktım ki Rasûl-ü Ekrem’in yüzü güldü ve dedi ki: “Allah’ın gazabına uğrayanlar yahudiler, sapıtanlar ise hristiyanlardır!” (Bu sözle Fatiha suresinin son ayetleri kastedilmektedir).
Adiy diyor ki: “Sonra Rasûlullah’tan birşeyler istediler. Bundan ötürü Hz. Peygamber Allah’a hamdu senalar ettikten sonra şunları söyledi:
“Ey insanlar! Sizin için nafakanızdan fazla olanı vermek vardır! (Bunun üzerine bir kişi bir sa’ getirdi. Bir kişi bir sa’nın bir kısmını, bir kişi bir kabza, bazıları da kabzanın yarısını veya bir parçasını getirdiler. Şu’be “Zannıma göre Adiy şöyle söylemiştir:
“Kimi bir hurma, kimi bir hurmanın yarısını getirdi” dedi). Herhangi biriniz Allah’a mülaki olduğunda Cenabı Hak da benim söylediğimi ondan soracaktır: “Seni işitir, görür kılmadım mı? Sana mal ve çocuk vermedim mi? Sen bana hangi azıkla geldin?” O zaman kişi sağına-soluna, önüne ve arkasına bakacak, hiçbir şey görmeyecektir. Ancak yüzüyle ateşten kendisini koruyabilecektir. O halde, ateşten korunun! Velev ki bu bir hurmanın yarısıyla, parçasıyla olsa da. Eğer bu da yoksa güzel bir konuşma ile olsun. Ben sizin için fakir olacaksınız diye korkmuyorum. Kesinlikle Allah size yardım edecek ve verecektir. Sizin için dünya hazineleri fethedilecektir. Öyle ki kadın tek başına Hire’den kalkıp Medine’ye veya daha uzak yerlere gidecektir ve nefsi için hırsızdan, yol kesiciden de korkmayacaktır”[2]
[1] İmam Ahmed; Bidaye, V/66; İsabe, II/468, (Beğavi de bu hadisi nakletmiştir).
[2] İmam Ahmed; Tirmizi de bu hadisi rivayet etmiş ve Hasen-Garib kaydını koyarak “Semmak’ın rivayeti dışında başka tarikini bilmiyoruz” demiştir; Beyhaki, Buhari (özet olark) Bidaye, V/65
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/60-62.
Hz. Peygamber’in Zu’l-Cevşen Dababî’yi İslâm’a Davet Etmesi
– Zu’l-Cevşen şöyle anlatıyor: Rasûl-ü Ekrem, Bedir savaşından geldikten sonra ona el-Karha isimli kısrağın yavrusu olan bir at getirdim ve dedim ki:
“Sana Karha’nın yavrusunu getirdim ki onu binek edinesin”. Rasûl-ü Ekrem
“Ona ihtiyacım yok! Eğer Bedir zırhlarından en seçkinini onunla değiştirmemi istiyorsan bunu yaparım”

 

dedi. Dedim ki:
“Bugün onu herhangi bir silahla veya herhangi bir güzel atla değiştirmek istemiyorum”. Rasûl-ü Ekrem
“O halde ona ihtiyacım yok” dedi ve sonra buyurdu:
“Ey Zü’l-Cevşen! Niçin müslüman olmuyorsun? Bu işin ilk ehlinden olursun”.

 

Ben
“Hayır, müslüman olmam” dedim. Rasûl-ü Ekrem
“niçin”

 

diye sorunca dedim ki:
“Kavmini gördüm, hepsi senin aleyhindedir”. Rasûl-ü Ekrem
“Onların Bedir’de uğradıkları şeyler senin kulağına nasıl geldi?”

 

diye sordu. Dedim ki:
“Bu benim kulağıma geldi”. Rasûl-ü Ekrem
“O halde biz sana açıklıyoruz”

 

dedi. Ben
“Eğer sen Kâbe’ye galib gelir, orayı mesken edinirsen o zaman ben de gelirim” dedim. Rasûl-ü Ekrem
“Yaşarsan onu görürsün!”

 

dedi ve sonra
“Ey Bilal! Bu kişinin heybesini al, hurmadan ona da ver!”

 

dedi. Ben Rasûlullah’ın huzurundan ayrılırken arkadaşlarına
İyi bilin ki bu kişi, Beni Amir suvarilerinin en iyisidir”

 

dedi. Zu’l-Cevşen anlatmaya devam eder:
“Allah’a yemin olsun ki ben el-Ğur’da aile efradımın yanında iken bir suvari geldi”.
“Halk ne yaptı?” diye sorduğumda dedi ki:
“Muhammed Kâbe’ye galib geldi ve Kâbe’yi aldı”. Kendi kendime
“Annem matemimi tutsun. Eğer o gün müslüman olsaydım ve Rasûlullah’tan el-Hire’yi isteseydim Rasûl-ü Ekrem bana orayı verirdi” dedim.
Bir rivayete göre Rasûl-ü Ekrem ona
“Niçin müslüman olmuyorsun?” dediğinde o şunları söylemiştir:
“Kavmini gördüm, seni yalanlıyordu. Seni memleketinden çıkarttılar ve seninle savaştılar. Dikkat ediyorum, bakalım ne yapacaksın? Eğer onlara galip gelirsen sana iman eder, tâbi olurum. Eğer onlar seni mağlub ederlerse sana tâbi olmam!”[1]
[1] Tabarani, Heysemi, VI/162. (Bu hadisi İmam Ahmed ve oğlu rivayet etmiş ve fakat metnin tamamını zikretmemişlerdir. Ebu Davud da bu hadisin bir kısmını zikretmiştir).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/63.
Hz. Peygamber’in Beşir b. Hasasiye’yi İslâm’a Davet Etmesi
– Beşir b. Hasasiye şöyle anlatıyor: Rasûlullah’a vardım, beni İslâm’a davet ettikten sonra
İsmin nedir?”

 

diye sordu. İsmimin Nezir olduğunu söyleyince
“Hayır! Sen beşir (müjdeci)sin!”

 

dedi. Böylece Rasûl-ü Ekrem beni Suffa’da[1] misafir etti. Rasûlullah’a bir hediye geldiğinde bizi onda ortak kılardı. Ona bir sadaka geldiğinde tamamını bize verirdi. Bir gece Rasûl-ü Ekrem çıktı. Ben de onu takib ettim. El-Baki denilen mezarlığa geldi ve onlara “Ey müminlerin mümin kavimleri! Selam sizin üzerinize olsun. Biz size layık olacağız. Kesinlikle biz Allah içiniz ve ona dönüş yapıcılarız. Siz geniş bir hayra isabet ettiniz. Uzun bir şerri geçtiniz” dedi. Peygamber bunları söyledikten sonra bana bakarak
“Sen de kimsin?”

 

dedi. Dedim ki:
“Ben Beşir’im!”. Bunun üzerine
“Allah’ın senin kulağını, kalbini ve gözünü İslâm’a açıp, seni ‘Eğer biz olmasaydık arz, ehlini yıkar, yere batırırdı’ diyen Rebiat’ul-Feres kabilesinin arasından kurtardığına sevinmiyor musun?”

 

dedi. Ben de
“evet, ya Rasûlallah” dedim. Rasûl-ü Ekrem
“Sen niye geldin?”

 

diye sordu. Dedim ki:
“Senin düşmenden veya zararlı bir hayvanın seni ısırmasından korktum da ondan dolayı geldim!”[2]
– Bir başka rivayet şöyledir: “Senin alnından tutup da seni Rebia kavminin arasından çıkarıp İslâm’a getiren Allah’a hamdetmiyor musun? Rebia öyle bir kavimdir ki kanaatlerine göre eğer onlar olmasaydı yeryüzü üzerindekileri yutar, altına alırmış” dedi.
[3]
[1] Suffa Medine-i Münevvere’deki caminin gölgelendirilmiş bir yeri, avlusu idi. Orada Medine’ye hicret eden fakirler barınırdı. Evleri olmayan, aşiretleri bulunmayan kimseler orada barınırdı. Suffa ehli Kur’an’ı öğrenirler, her savaşa iştirak ederlerdi. Bir grup da Rasulullah ile beraber yemek yerdi. Bu durum Allah zenginliği peygambere ve sahabilere verinceye kadar devam etti.
[2] İbn Asakir,
[3] İbn Asakir, Tabarani, Beyhaki; Müntehab, V/156
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/63-64.
Hz. Peygamber’in Ebu Kuhafe’yi İslâm’a Davet Etmesi
– Fetih günü Rasûl-ü Ekrem, Ebu Kuhafe’ye “Müslüman ol, kurtul!” dedi.[1]
– Rasûl-ü Ekrem Mekke’ye girdiğinde, oradaki problemleri hallettikten sonra mescidde oturdu. Hz. Ebubekir, babası Ebu Kuhafe’yi Rasûl-ü Ekrem’e getirdi. Hz. Peygamber, Ebu Kuhafe’yi görünce
“Ey Ebu Bekir! Niçin ihtiyarı bırakmadın, ben onun yanına giderdim?” dedi. Hz. Ebubekir
“Ey Allah’
ın Rasûlü! Onun senin yanına gelmesi, senin onun yanına gitmenden daha müstahaktır” dedi. Rasûl-ü Ekrem Ebu Kuhafe’yi önünde oturttu ve mübarek elini Ebu Kuhafe’nin kalbi üzerine koyarak şöyle buyurdu:
“Ey Ebu Kuhafe! Müslüman ol, kurtul!”

 

Ebu Kuhafe müslüman oldu, hak şehadeti getirdi. Ebu Kuhafe’nin başı ve sakalı bembeyaz olduğu halde Rasûlullah’ın huzuruna getirilmişti. Hz. Peygamber Şu beyazlığı kına ile kapatınız. Fakat siyah kına sürmekten onu koruyunuz” dedi.[2]
[1] Tabarani (Esma binti Ebubekir); Heysemi, V/305 (Hadisin ricali güvenilirdir).
[2] İbn Sa’d, V/451 (Esma’dan).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/66.
Hz. Peygamber’in Ebu Kuhafe’yi İslâm’a Davet Etmesi
– Fetih günü Rasûl-ü Ekrem, Ebu Kuhafe’ye “Müslüman ol, kurtul!” dedi.[1]
– Rasûl-ü Ekrem Mekke’ye girdiğinde, oradaki problemleri hallettikten sonra mescidde oturdu. Hz. Ebubekir, babası Ebu Kuhafe’yi Rasûl-ü Ekrem’e getirdi. Hz. Peygamber, Ebu Kuhafe’yi görünce
“Ey Ebu Bekir! Niçin ihtiyarı bırakmadın, ben onun yanına giderdim?” dedi. Hz. Ebubekir
“Ey Allah’
ın Rasûlü! Onun senin yanına gelmesi, senin onun yanına gitmenden daha müstahaktır” dedi. Rasûl-ü Ekrem Ebu Kuhafe’yi önünde oturttu ve mübarek elini Ebu Kuhafe’nin kalbi üzerine koyarak şöyle buyurdu:
“Ey Ebu Kuhafe! Müslüman ol, kurtul!”

 

Ebu Kuhafe müslüman oldu, hak şehadeti getirdi. Ebu Kuhafe’nin başı ve sakalı bembeyaz olduğu halde Rasûlullah’ın huzuruna getirilmişti. Hz. Peygamber Şu beyazlığı kına ile kapatınız. Fakat siyah kına sürmekten onu koruyunuz” dedi.[2]
[1] Tabarani (Esma binti Ebubekir); Heysemi, V/305 (Hadisin ricali güvenilirdir).
[2] İbn Sa’d, V/451 (Esma’dan).
Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 1/66.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*