Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

Tarih mi Öğrenmek İstiyorum ?

Tarih mi Öğrenmek İstiyorum ?

TARİH KELİMESİNİN BELİRLENMESİ

TARİH KELİMESİNİN BELİRLENMESİ

Tarih, geçmişle gelecek arasında bir köprü vazifesi görmektedir. Bu köprünün sağlam temeller üzerine oturtulması için tarih işçiliğinin güvenilirliği büyük ehemmiyet arz etmektedir.

On bin yıllık İran medeniyeti,
İki bin yıllık ortak miras sergisinden. A.A

Tarih deyince aklımıza hemen geçmişte yaşananlar gelir. Geçmişte yaşanan hadiseler, bu hadiselerin failleri, sebepleri ve sonuçları tarihin konularını oluşturur. Tabi bütün bunları bizlere aktaran kaynaklar tarihin hammaddesidir. Bu kaynakları işleyen tarihçiler ise tarihin işçileridir. Tarih sahasında en güzel eserler, sağlam hammaddeden iyi bir işçilikle elde edilen eserlerdir. Tarih ilmi, geçmişle gelecek arasında bir köprü vazifesi görmektedir. Bu köprünün sağlam olması için de tarihin doğru ve güzel bir şekilde öğretilmesi büyük ehemmiyet arz etmektedir.
Ibn Haldun, Mukaddime adlı eserinde tarihi şöyle anlatmaktadır:
“Tarih, insanların ve kavimlerin hal ve durumlarının nasıl değişmiş olduğunu, devlet sınırlarının nasıl genişlemiş, kuvvet ve kudretlerinin nasıl artmış bulunduğunu, ölüm ve yıkılma çağı gelinceye kadar yeryüzünü nasıl imar ettiklerini bize bildirir. Bu, tarihin zahiri manasıdır. Tarihin içinde saklanan mana ise incelemek, düşünmek, araştırmak ve varlığın (Kâinatın) sebep ve illetlerini dikkatle anlamak ve hadiselerin vuku ve cereyanının sebep ve tertibini inceleyip bilmekten ibarettir.”
Tarih Toplumun Karakterini Oluşturur
İmam Şafii “Tarih okuyanın aklı çoğalır.” demektedir. Aynı hususta Ahmet Mithat Efendi (1844-1912) ise tarihi şöyle tarif etmektedir: “Tarih okuyanlar, Hazre- ti Adem’den bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün milletlerle beraber yaşamış olurlar. Tarihî eserler okuyup yazdıkça fikirlerimin bir kat daha kuvvetlendiğini gördüm.”
Yukarıda bahsettiğimiz gibi tarih, geçmiş ile gelecek arasında bir köprüdür. Bizler geçmişte yaşanan hadiselerden ibret alarak, gelecekte yaşanması muhtemel benzeri hadiselerde daha dikkatli ve tedbirli olabiliriz. Çünkü meydana gelen bir hadisenin sebepleri vardır ve gelecekte de benzer sebeplerden benzer durumların ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Kur’an-ı Kerim’de de bizlere geçmişte yaşayan kavimlerin hallerinden bahseden kıssalar anlatılarak, onların içine düştüğü
“Tarihin içinde saklanan mana incelemek, düşünmek, araştırmak, varlığın (Kâinatın) sebep ve illetlerini dikkatle anlamak, hadiselerin vuku ve cereyanının sebep ve tertibini inceleyip bilmekten ibarettir.”
İbn Haldun
Üzerinde restorasyon çalışması yapılan bir eser. A.A
Kökü zayıf olan ağaçların, y kuvvetli rüzgârların önünde
٧ durması mümkün değildir.

Aynı şekilde temelsiz binalar da en ufak bir sarsıntıda yıkılır. Bunun gibi tarihlerinden mahrum olan toplumların da, dünya üzerinde esen kültürel, politik, ekonomik ve sair rüzgârların önünde duramayıp, tarihin derinliklerine gömüldüklerine hep beraber şahit olmaktayız.
kötü haller neticesinde başlarına nelerin geldiği öğretilip, benzeri hatalara düşmememiz için uyarılmaktayız. Mesela Âd ve Semûd kavimlerinin kıssaları anlatılmaktadır. Böy- lece kıssalardan hisseler çıkarmanın gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bir hisse kabilinden de olsa tarihi öğrenmeliyiz. Çünkü tarih, geçmişte birbirlerinin haklarını yiyenlerin, birbirlerinin canına kıyanların, insanlara kötülük yapanların, hatta ve hatta hayvanlara bile zarar verenlerin akıbetlerinin ne olduğunu bize bildirir ve benzeri hatalara düşmekten bizleri men eder.
Tarih öğrenmenin faydasına gelince; tarih, kişilerin ve toplumların karakterlerinin oluşmasında vazgeçilmez bir etkendir. Kişiler nasıl ki hayatta karşılaştıkları birçok meselelerde daha önceki tecrübelerden istifadeyle çözüm buluyorlarsa, tarih de top- lumların tecrübeleridir. Yaşanılan zaman içerisinde elbette tarihi tecrübesi fazla olan toplumlar, diğerlerine nazaran daha kolay bir şekilde karşılarına çıkacak meseleleri çözmekteler. Dünya tarihine şöyle bir baktığımızda, tarihi tecrübeleri olan toplumla- rın, her zaman tarihten ders almayan tecrübesiz toplumları yönettiklerini ve onları yönlendirdiklerini görebiliyoruz.
Bu meseleyi kökü zayıf olan ağaç ve temeli olmayan bina misalini kullanarak daha iyi izah edebiliriz. Kökü zayıf olan ağaçların, kuvvetli rüzgârların önünde durması mümkün değildir. Aynı şekilde temelsiz binalar da en ufak bir sarsıntıda yıkılır. Bunun gibi tarihlerinden mahrum olan toplumların da, dünya üzerinde esen kültürel, politik, ekonomik ve sair rüzgârların önünde duramayıp, tarihin derinliklerine gömüldüklerine hep beraber şahit olmaktayız. Günümüzde Afrika ve Asya’daki bazı ülkeler başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde yaşanan hadiseler bizlere bunu canlı bir şekilde ispatlamaktadır.
Tarih bilen toplumlarla bilmeyenlerin farkı nedir?
Meşhur bir söz vardır; “En iyi devlet adamları tarihin hükmünden korkanlardır.” diye. Hadiseler bizlere göstermektedir ki, tarihi tecrübeleri fazla olan hükümdarlar, her zaman için devletini ve halkını çok daha iyi yönetebilmişlerdir. Çünkü tarih onlara geçmişte yapılan birtakım hataları tekrarlatmadığı gibi dostunu ve düşmanını da çok iyi öğretmektedir. Yavuz Sultan Selim’in, ؛ا،’ا١٦- mi olan Haşan Çan’a hemen hemen her gün tarih okutturması ve onunla tarih müzakere- leri yapması buna güzel bir misaldir. Hatta Yavuz Sultan Selim’in savaşlara bile tarih kitapları götürdüğü kaynaklarda mevcuttur.
Meşhur tarihçilerden Ahmet Refik tarih il- mini şöyle tarif eder: “Bir milletin yükselme- sine hizmet eden vasıtalardan biri de tarihtir. Tarih kadar bir millete doğru yolu gösteren, geçmişin güzellik ve kötülüklerini göstererek terbiye eyleyen başka bir kuvvet yoktur.”
İnsanın ortalama ömrü bellidir. Tarihe hakim olarak atalarının tecrübelerine ha- kim olanlar, o tecrübelerle yaşıttırlar. Tarih ilmine sahip olanların, siyaset ilmine sahip olanlar tarafından kandırılamadığını yine bize tarih göstermektedir. Fakat tarih ilmine sahip olmayanların, siyaset ilmine sahip on- lalar tarafından istedikleri yöne sürüklendi- ği görünen bir gerçektir.
Eğer toplumlar geçmişlerinden mahrum bırakılmışlarsa geleceklerini inşa etmekte hep başkalarının istedikleri şekilde hareket etmeleri kaçınılmaz olur. Çünkü tarihin her am tecrübe ve hikmetlerle dolu olup tarih, dikkatli bir şekilde okunmalı ve tahlil edil- melidir. Mesela doktorlar muhtelif hastalık- ların nasıl meydana geldiğini ve ne şekilde tedavi edildiğini zaman içerisindeki tecrü- beleriyle anlar ve bu tecrübeleri gelecek ne- sillem aktarırlar. Bu tecrübelerden mahrum kalan toplumlar aym hastalıktan perişan ol- maya devam edeceklerdir.
Tarihte taraf elmak nedir, tarihe taraf olunur mu?
Tarihe tarafsız kalmak mümkün değildir. Eertler ve toplumlar isteseler de istemeseler de kendi geçmişlerinin sorumluluğu altında olup, atalarından kalan tarihi mirasın bir taraf- tandırlar. Eğer ataları güzel şeyler yapmışlarsa onunla övünür ve o güzellikleri devam ettir- meye çalışırlar. Kötü bir tarihi miras kalmışsa onu reddetmek yerine bu kötülüklerin yine tarihten ibret alarak nasıl güzelliklere çevire- bileceklerinin yolunu ararlar. Bunun yanında sırf tarafsız tarihçilik yapmak için atalanmızm yapmış olduğu birçok güzel fiilleri re،ldetmek de yapılabilecek en büyük hatalardan birisi olur. Günümüzde bu reddetmeler siyasi,سن- sadi bir takım sebeplerle tarafsızlık kisvesine büründürülmeye ç^ışılmaktadır.©

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.