YAŞLILIK

Yaşın ilerlemesi insanlar yaş­
landıkça gerek bedenî, gerekse ruhî bir takım değişikliklere uğrarlar. Bunlar arasında derinin buruşması, ciltte
lekeler, saçların ağırması ve dökülmesi, boyunun kısalması
gibi dıştan farkedilen ve pek de önemli olmayan
belirtilerin yanında bütün fonksiyonlarda yavaşlama ve
düşme dikkati çeker. Vücudun tamir hızı ağırlaşır.
Organizmanın bedenî ve ruhî intibak gücü çok azalır.
Kas kuvvetinde azalma, kapasite kaybına ve iş yapabilmenin
çöküntüsüne yol açar. Yine yaşlılıkta her türlü
hastalık halleri, ızdırap veren herşey, ölüm düşüncesi,
güçsüzlük hissi, sevilen eşya ve kişilerin kaybı ciddi ruhî
problemlere sebep teşkil edebilir.
Yaşlıhlğın Sının: Genel olarak yaşlılığın 65 yaş ile
başladığı kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Teşkilâtı­
nın yaptığı yaş gruplaması şöyledir: 45-59 orta yaşlı,
60-74 yaşlı, 75-89 ihtiyar, 90 ve üstü çok ihtiyar. Bu
sınıflandırma umûmidir. İklim ve sağlık şartlanmn
değişmesi ile yaş sınırlan da değişir. Onun için değişik
memleketlere ve değişik insanlara göre sınıflandırma
farklıdır
Günümüzde Yaşlılar: Toplumlarda yaşlılann sayı­
sında nisbî ve mutlâk artış görülmektedir. 1950 yılında
genel nüfus içinde yaşlı oranı Fransa’da % 12,
Almanya’da % 11 iken, bu oran son yıllarda % 14-15
civanna ulaşmıştır. ABD’de 1900 ve 1960 seneleri arasında,
nüfus yaklaşık ikibuçuk misli artarak 70 milyondan
179 milyona ulaşırken, 65 yaşın üzerindekilerin
sayısı beş misli artarak 3 milyondan 16 milyona
yükselmiştir.
Yurdumuzla ilgili rakamlar ise şu şekildedir: Yaşı
65’den fazla olanlar 1960’da % 3,5 oranında iken 1975’
de 1.814.000 kişi ile oran % 4,5’a yükselmiştir. 2000
yılında 3.700.000 civannda 65 yaş üzeri kişi olacağı
tahmin edilmektedir.
Bütün dünya nüfusu içinde 1970’de 65 ve daha
yukarı yaştakilerin sayısı 291 milyon iken, 2000 yılında
bunun 600 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir.
1980 yılında sanay’eşmiş ülkelerde yaşlıların toplum nüfusundaki oran % 15 gibi yüksek bir rakamdır. Bu
duruma göre; dünyada yaşlıların mutlâk sayısı artarken,
genel nüfusa nisbetleri de artmaktadır. Bu da birtakım
ekonomik, sosyal ve sağlıkla ilgili meseleleri de
beraberinde getirmektedir.
Yaşlılıkla ortaya çıkan bedenî değişiklikler kişinin
faal hayatını da değiştirir. Bunlar sosyal şartlardaki
hızlı değişikliklere ayak uyduramadığından toplum
içindeki yerleri sarsıntıya uğarar. Bu da yaşlıyı şiddetle
etkiler. Bunlar senelerden beri devam eden kabiliyetlerin
silinmesi, faalliğin kaybedilmesi ve toplumda bilinmeyen,
tanınmayan bir kişi haline gelmesi demek olur.
Günümüzde şehirleşmenin arttığı görülmektedir.
Şehirleşme, kişilerarası münasebetleri gevşetir. Bunların
yerini radyo, televizyon, gazete, sinema gibi aletler
alır ve böyle bir cemiyette kişi, saygınlığını tatmin edici
şekilde hissetmez. Var olan insan münasebetleri ise
daha çok menfaata dayanmaktadır. Kardeş ve çocuk
sayısının da azaldığını eklersek, bütün bunlar kişiyi yalnızlığa
iter, desteksiz bırakır, çevre ve topluma
yabancılaştım.
Değişen sosyal şartlara bağlı olarak büyük ailelerin
yerini küçük aileler almıştır. Aile içinde de-kişiler arası
bağ çok zayıflamıştır. Yaşlı kişi, kendisine yardım edecek,
bakacak, ihtiyaçlarını karşılayacak ve kendisine
samimiyetle yaklaşacak kimse bulamamaktadır. Gerek
aile fertleri, gerekse toplum içinde kendini desteksiz görmeye başlayan, etrafındakilerin kendisinden uzaklaştığını
düşünen kişi, hayatını kimseye muhtaç olmadan
sürdürebilmek için geleceği ile ilgili bir teminât, bir
ipdcu, bir ümid aramaya başlar.
Yaşlılık şu iki durumda mesele haline gelir:
– Yaşlılığı ve hastalığı, güçsüzlüğü ve beceri kaybını
kati ve sert bir tarzda inkâr edip benimsemiyerek
önceki faaliyeti aynen sürdürmeye çalışırsa,
– Tersine, korku ve endişe içinde kendisini her türlü
meşgaleden uzak tutmaya yönelik bir vaziyet içine
girerse…
Yaşlılık ve Hastalıklar: Günümüzde yaşlılığın ciddi
bir problem haline gelmesinde hastalıkların da mühim
yeri vardır. 50-60 yıl kadar önce enfeksiyon dediğimiz
öldürücü hastalıklar yaygındı. Koruyucu hekimlik çalış­
maları ve antibiyotiklerin keşfi ile bu mikrobik hastalıklar
önlendiyse de son yıllarda bu defa dejeneratif
hastalıklar yaygınlık kazanmıştır. Bunlar; damar sertliği
(kalb ve beyin damar hastalıkları), romatizmal hastalıklar,
şeker hastalığa gibi öldürmeyen ve ancak
belirtilerinin, sürekli ilâç kullanma ve perhiz yapma ile
hafıfletilebildiği bedenî bozukluklardır.
Yaşlılara Yardım: Yaşlılığın kendisine, yani yaşlanmaya
tesirli bilinen bir hormon, aşı veya başka bir ilâç
yoktur. Bugün batı ülkelerinde yaşlılara yapılabilen yardım
ve tavsiyeler şunlardır:
– Hasta ve sağlam yaşlılar için yeterli huzurevi dedi­
ğimiz bakım müesseseleri açılmaktadır. Yaşlı, sıhhatli
bile olsa kendi çocukları tarafından kabul edilmemekte
ve tek yaşamakta veya huzurevine yerleştirilmektedir.
– Meşgale bulması tavsiye edilmekte, gayesiz duran
daha çabuk yıkılacağı hatırlatılmaktadır.
– Yaşlılığa ve yaşlanmanın getirdiği zorluklara önceden
hazırlanması sağlanmaktadır.
– Yaşlılığa iyi uyum sağlaması için kişinin kendisini
maddi bakımdan muhtaç hissetmeyecek şekilde yardımlar
yapılmakta ve maaş bağlanmaktadır.
İslâmiyet’de Yaşlılık: Yaşlılar, İslâmiyete uymakla
huzurlu olurlar. Çünkü yaşlı müslüman, ihtiyarlığın,
hayatın mûtad ve mecburî sonu olduğunu bilir. İhtiyarlıkdan
paniğe kapılmaz. İhtiyarlığı da gençlik kadar
hayatın normal bir devri olarak görür. Yaşlı müslüman,
hastalığın ve ve güçsüzlüğün Allah’tan geldiğini ve
geçici olduğunu düşünerek bunların verdiği ızdırabı
hafif hisseder.
Yaşlılar, müslümanlann saygı gösterdikleri kimselerdir.
Kendilerinden hayâ ederler. Onlara Resülullahın
(s.a.v) asrına daha yakın olduğu için saygı gösterirler.
Allahü teâlâyı tanımakta önde olmaları ve ibadetlerinin
çokluğu sebebiyle hürmet ederler. Peygamberimiz
(s.a.v.) “Müslüman yaşlılara hürmet ve ihram,
Allahü teâlâya saygıdandır” buyurdu. Müslü­
man, yaşlıların huzurlarında izinsiz konuşmaz.
Haberde geldi ki: “Bir genç, bir yaşlıya yaşından dolayı
hürmet ederse, onun yaşına varınca Allahü teâlâ, ona
gençleri hürmet ettirir.” Bir hadîs-i şerîfde “Güçsüzlere,
hastalara, yaşlılara ve küçüklere merham
et edilir” buyuruldu. Câbir’in (r.a.) Resûlullah’dan
(s.a.v.) bildirdiği hadîs-i şerîfde “Büyüklerim izi saym
a ya n , k ü ç ü k le rim ize a cım a ya n b izd en
değildir” buyuruldu. Hadîs-i şerîfde “Allahü teâlâ, Davûd aleyhisselâm a vahy gönderdi ve: Ey
Davûd! İzzet ve Celâlime and olsun ki, yaşlanmış
kuluma, her sabah ve akşam, rahm et nazan
ile bakar ve ona: “Ey kulum, yaşın ilerledi,
derin inceldi, kem iklerin yumuşadı, bedenin
zaifledi ve küçüldü. Benim hazretim den hâyâ
eyle! Muhakkak ki ben sana azâb etm ekten
hâyâ ederim buyurur.”
İslâmiyet’de anne ve baba her zaman kıymetlidir.
Yaşlılıklan çocuklan için büyük nimettir. Babaya ve
anneye hizmet vacibtir. Bunlara çocuklannın hizmeti,
muhtaç oldukları zamandır. Abdullah bin Amr (r.a.)
Resûlullah’dan (s.a.v.) bildirir. Buyurdu ki: “Allahü
teâlânın rızası, baba ve annenin rızasındadır.
Allahü teâlâ’nm rızasızlığı da, baba ve annenin
rızasızlığındadır. ” Yine bir hadîs-i şerifde “Baba ve
annesini kendinden razı eden, dünya ve ahiret
iyiliğini, kendisi için bir araya getirm iştir.”
Adamın biri, “Yâ Resûlallah, annem yanımda yaş­
landı ve yaşlılıktan ötürü aklını kaybetti. Onu elimle
yediriyor, elimle içiriyorum. Her işini ben görüyorum.
Sırtımda taşıyorum. Acaba hakkını ödemiş oldum mu?”
diye suâl etti. “Hayır. H akkının yüzde birini bile
edâ etm em işsin” buyurdu. “Acaba neden? Yâ
Resûlallah” dedi. “Çünkü o sana, elinden hiçbir
şey gelm ediği zamanda yaşam anı isteyerek hizm
et etti. Sen ise ona, ölümünü isteyerek hizmet
ediyorsun. Am a yine de ona çok iyilik yapm ış­
sın” buyurdu.
Biri Resûlullahın (s.a.v) yanına geldi ve: “Yâ Resû­
lallah, annem s’akatlandı. Ağzına yemeği ben koyuyorum,
abdesti ben aldırıyorum, onu sırtıma alıp, helâya
götürüyorum, onun hakkını ödemiş olur muyum?”
deyince Resûlallah (s.a.v.) “Onun hakkının yüzde
birini ödeyem ezsin. Lâkin iyi bakarsan, ona
yapacağın küçük bir hizm ete çok sevap verilir”
buyurdu.
Bir defasında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
“Burnu yere sürtmüştür, burnu yere sürtm
üştür” buyurdu. “Kimin? Yâ Resûlallah”, dediler.
“Ana ve babasından birinin veyâ ikisinin,
y a n ın d a ih tiy a r la d ığ ı h a ld e , C e n n e te
girm eyenin” buyurdu. Yani onlara iyilik ve ihsan
etmeyip, Cennete girmeyen, demektir. Bir hadîs-i
şerifde “Cennet, anaların ayaklan altındadır”
buyuruldu.
Kur’ân-ı kerîmde İsrâ sûresi yirmiüçüncü âyet-i
kerîmesinde: “A naya babaya güzellikle muamele
edin. Onlardan biri veya ikisi yanında ihtiyarlık
haline ulaşırsa, sakın onlara ö f bile deme,
onları azarlama, yüksek sesle hitab edip, onlara
bağırma, ikisine de iyi ve yumuşak söyle” ve
yirmidördüncü âyet-i kerimede: “İkisine de acıyarak
tevâzu kanadını indir ve şöyle de: “Ey Rabbim!
Onlar, beni küçükken terb iye edip
yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merham
et e t” buyuruyor.
İslâmiyette kişinin anne ve babasına karşı vazifeleri
şunlardır: Her dediklerini dinlemeli, özürsüz önlerinden
yürümemeli, günah olmıyan emir ve sözlerini yerine getirmeli, onlar kalkınca ayağa kalkmalı, sesini
onların sesinden yüksek çıkarmamalı, seslendikleri
zaman, hemen buyurun demeli, onların rızasını almağa
gayret etmeli, kendini onların önüne atmalı, fedâ olurcasma
hizmet etmeli, onlara saygı ve haklarını gözetmekten
dolayı sitem etmemeli, yüzlerine sert
bakmamalı, kaşlannı çatmamak, huzurlarında edeble
oturmalı, yanlarında ayak uzatmamalı, bir yeri ağrıdı­
ğında mümkün mertebe onlara söylememeli, kalblerini
üzmemelidir.
Kısaca İslâmiyet’de yaşlılar, toplumun hürmet gösterdikleri
her işini danıştıkları, etraflannda hizmet
etmek için pervane gibi dolaşılan kişileridir. Hor görülmezler.
Aksine daha çok sözleri dinlenir.Yaşlılarda, boşluk ve gayesizlik bunalıma sebeb
olur. Emekli olan yaşlı, gaye hissini kaybeder. Ümitsiz
kalır. Halbuki müslümanın vazife ve mesuliyetleri ölene
kadar bitmez. Beş vakit namazı, oruç, hac ve diğer
ibâdetleri yanında, insanlara faydalı olma isteği, hayır
ve hasenatı bütün vaktini doldurur.
Yaş Dönümü Psikozu
İnvolüsyonel psikoz veya yaşdönümü melankolisi
de denir. Kadınlarda sıktır. Bu şahıslarda evvelce bir
psikoz (cinnet, akıl hastalığı) geçirmemiş kimselerdir.
Soya çekimde de (irsiyet) bir özellik görülmez. Hezeyanlı
ve ajitasyonlu olabilen depresyon (çöküntü) hali
tabloya hâkimdir. Özellikle sabahlan artan sıkıntı; intihar
arzulan, kendini değersiz, sahipsiz, aciz ve hattâ
ölmüş görme; derin elem ve keder hali, suçluluk hisleri,
hayattan zevk almama, az konuşma gibi belirtileri vardır.
Kadınlarda 45-55 yaşlarında, erkeklerde 50-60 yaş­
larında görülür.
Hastalık bazen birkaç sene sürebilir. Tedaviye
genellikle cevap verir. Antidepresif ve anksiete (endişe)
giderici ilâçlar, elektrokonuülsif tedavi (ELT) ile beraber
gayeye matuf bir hormon tedavisi çok faydalıdır.
Had safha geçip, hasta, etrafı ile temas kurulabilecek bir
hale geldikten sonra psikoterapiye geçilir

Share This:

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

bool(false)